www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Ortaçağ’dan bugüne
   tanıdık halk şarkıları

İsmini klasik dönem öncesi müzikleri icra eden gruplara verilen genel isimden ve Ankara’da antik çağda kurulan bir krallıktan alan Ensemble Galatia, Ortaçağ müziklerini bugüne taşıyor.

İzmir Öykü Günleri başladı
Edebiyatçılar Derneği, Ege Kültür Vakfı, Konak Belediyesi ve Agora Dergisi işbirliğiyle düzenlenen 5. İzmir Öykü Günleri, Konak Belediyesi Alsancak Kültür Merkezi’nde yapılan açılış etkinliğiyle başladı.

Klasik müzik Lüleburgaz’da...
Lüleburgaz’da Prof.Dr Necdet Tekin Gençlik Merkezi’nde Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi öğrencilerinin oluşturduğu 4’lü Flüt grubu Novavon, bir klasik müzik konseri verdi.


Ortaçağ’dan bugüne
   tanıdık halk şarkıları
Onur Bakır
“13’üncü yüzyılda Kuzey İtalya’da bir dağ köyünde yaşlı bir çiftçi, kızıyla birlikte yaşarmış. Çiftçi her zaman kötü talihinden yakınır dururmuş. Yıllar geçedursun kız da büyümüş ve çok güzel bir genç kız olmuş. Genç kız, köyün çobanı olan delikanlıya aşıkmış. Ancak yörenin derebeyi, kızı görüp çok beğenmiş ve zorla sarayına götürmüş. Genç kız babasından ve sevgilisinden uzak olmanın üzüntüyle sararıp solmuş, hastalanıp yataklara düşmüş. Saraya çağrılan ünlü hekimlerin hiçbiri de hastalığa bir çare bulamıyorlarmış. Son bir ümitle saraya bir müzik grubu çağırmaya karar vermişler. Genç kızın biraz olsun neşelenerek dertlerini unutmasını umuyorlarmış. Köyün çobanı bunu fırsat bilip müzik grubunun arasına karışarak, saraya girmiş. Grup ‘Saltarello’yu çalarken çoban da genç kızı saraydan kaçırmış. Kız kısa sürede eski sağlığına ve neşesine kavuşmuş, babasının kötü talihi de derebeyine geçmiş. O dönemde bu şarkının sağlık ve iyi şans getirdiğine inanılırmış.”
Saltarello adlı şarkının öyküsünü böyle anlatıyor Ensemble Galatia’nın ezgicileri ve başlıyorlar çalmaya. Karanlık sıfatıyla özdeşleştirilen Ortaçağ’ın çoğunu daha önce hiç duymadığımız şarkılarını söylüyor ve bu şarkıların yüzyıllar öncesinden bugüne taşınan hikayelerini anlatıyorlar. Ancak bir süre sonra Ortaçağ’ın halk şarkılarının tanıdık gelmeye başladığını fark ediyoruz. Öğreniyoruz ki, Ensemble Galatia’yı dinleyenlerin çoğu da aynı aşinalığı hissediyormuş.
Grup adını klasik dönem öncesi müzikleri icra eden gruplara verilen genel isimden (Ensemble) ile Ankara ve çevresinde antik çağda kurulan krallık ve bu krallığın sınırları içinde kalan toprakların adından (Galatia) alıyor. 2003 yılında Ortaçağ şarkılarından bir arşiv oluşturma çabasıyla ilk tomurcuklarını veren Ensemble Galatia, Kaan Bahadır ile Selçuk Dalar’ın bir araya gelmesiyle vücut bulmaya başlıyor.
Yurdanur Aksop, Serkan Özçiftçi ve Senem Gökçe Okullu’nun katılımlarıyla büyüyen ve 1 yıl önce bugünkü halini alan grup, Ortaçağ şarkıları etrafında bir araya gelen 5 kişiden oluşuyor. Ensemble Galatia’nın sahnede görünmeyen diğer kahramanı ise grubun kullandığı enstrümanların yapılmasına önemli katkısı olan Erkan Ketenci.
Halk şarkıları ağırlıkta
Grubun repertuarını 10 ile 16’ncı yüzyıl arasında Avrupa’nın farklı köşelerinde farklı sosyal kesimlerce dinlenen müzikler oluşturuyor. Halk şarkılarının ağırlıkta olduğu repertuar, ciddi bir arşiv taramasının ürünü. Grup üyeleri, bir arkeolog gibi tarihte gezinerek buluyorlar şarkılarını. Mümkün olduğunca da bin yıllık şarkıları, ilk söylendiği biçimi ve o dönemde kullanılan enstrümanlarıyla icra etmeye gayret ediyorlar. Avrupa’daki saray danslarından, halk şarkılarına, baladlara, meyhane şarkılarına ve aşk temalı trubadour şarkılarına kadar geniş bir yelpazede yer alan şarkıların sözleri genelde Latince, Eski Fransızca, orta Almanca, Eski İngilizce, Keltçe, İspanyolca ve birkaçı da Arapça ve İspanyol Yahudilerinin kullandığı bir tür İbranice. Erkan Ketenci’nin katkılarıyla aslına uygun yapılmaya gayret edilen enstrümanlar da oldukça ilginç.
Vurmalı çalgılarda Yurdanur; bendir, erbane, djembe, darbuka, üçgen zil, tabourine ve shaker, telli çalgılarda Kaan; gitar, lute, dutar ve mandolin, üflemeli çalgılarda Selçuk; alto, soprano ve sopranino recorder, flüt ve whistle, yaylı çalgılarda Serkan; keman, rebek, bas viel, Senem; ise soprano recorder, tambourine ve çalpara çalıyor. Senem, Kaan ve Selçuk, aynı zamanda grubun vokalistleri.
Sanatın sınırlanmadığı bir çağ
Ensemble Galatia’nın tüm üyeleri, söze, yaptıkları müzikten çok keyif aldıklarını ifade etmekle başlıyor.
Kaan, şarkıların çoğuna internet üzerinden eriştiklerini söylüyor. Avrupa’nın kendi halk müziklerini çok dikkatli koruduğunu ve arşivlediğini belirten Kaan, Avrupa’da Ortaçağ şarkılarını çalan hayli ünlü gruplar olduğunu, ancak Türkiye’de kendileri dışında tam anlamıyla bu tarz müzik yapan başka bir grup olmadığını söylüyor. Kaan, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Ortaçağ karanlık bir çağ diye anlatılır. Savaşların kıyımların olduğu korkunç bir çağ. Ancak Ortaçağ sınırların henüz oluşmadığı, sanatın da sınırlarla sınırlandırılmadığı bir çağ. Bir coğrafyadan başka bir yere gitmek zor değil. O zaman ki Avrupa’nın dinsel ve etnik yapısı bugünden çok farklı. Avrupa’da Hıristiyanlığın yanı sıra 12’nci yüzyıla kadar paganizm yaşıyor. 15’inci yüzyıla kadar Endülüs’ün etkisi ile İslam’ın kalıntıları görülüyor. Avrupa’da çalınıp söylenen Ortaçağ şarkılarında çok farklı kültürlerin etkisi var.” 4 okul okuyup, 4’ünden de atılan Kaan, makina mühendisliği öğrenimi macerasının sürdüğünü söylüyor ve ekliyor; “Hayatımda hep müzik vardı, müzikten başka bir şey yapmak istemiyorum.”
Müziğin endüstri olmadığı zamanlar...
Selçuk ise Ortaçağ şarkılarının henüz müzik endüstrisinin oluşmadığı, müziğin işlevinin eğlence ile sınırlanmadığı, müziğin tüketilmek üzere üretilmediği bir çağa ait olduğunu belirtiyor ve “O çağda bu işin piyasası yok, insanlar içlerinden geldiği gibi yapmış” diyor. Roma İmpatorluğu’ndan sonra Avrupa müziğinin Uzakdoğu’dan, Ortadoğu’dan Hindistan’dan ve Anadolu’dan çok etkilendiğine işaret eden Serkan, doğu ile batı arasındaki etkileşimde Haçlı seferlerinin önemli rol oynadığını dile getiriyor. Serkan, “Kendi coğrafyamıza doğru gitmeyi, Ortadoğu’nun formunu daha çok hissettirebileceğimiz bir müzik yapmayı istiyoruz. Bunun için de Endülüs’le başladık. Ancak hayli uzun sürecek gibi görünüyor” diyor. Biyoloji eğitimi alan şimdi de mikrobiyoloji de yüksek lisans yapan Selçuk, müzikten uzaklaşmayacak kadar mesleğini yapacağını, önceliğinin her zaman müzik olduğunu kaydediyor.
Doğu batı ayrımı yok
Serkan da, kökeni Avrupa olan şarkıların doğu ile sürekli bir etkileşim içinde geliştiğini vurguluyor.
Serkan, “Doğu batı diye kesin bir ayrım yok aslında. Avrupa müziğine Osmanlı Klasik Müziği de Arap ve İran müziği de girmiş, birçok enstrüman Doğu ya da Anadolu kökenli. Bu yüzden bu şarkılar dinleyenlere tanıdık geliyor. Bu şarkılar İpekyolu üzerinde de seyrediyor ve yol boyunca değişiklere uğruyor”. Profesyonel olarak müziğe Ensemble Galatia ile başlayan Serkan, biyoloji eğitimini sürdürüyor.
Vokalist Gökçe ise orjinalinde olmasa bile bazı şarkılara parmak zil eklediklerinde şarkıya aykırılık oluşmadığını belirterek “Parmak zil kolaylıkla uyum sağlayabiliyor. İşin doğasında benzerlik ve uyum var” diyor. Gökçe, daha önce okul gruplarında şarkı söylediğini ancak profesyonel müziğe Ensemble Galatia ile başladığını dile getiriyor.
Grubun ritmcisi Yurdanur, ise gruba dahil olmadan önce müzikle çok uğraşan biri olmadığını söylüyor. Yurdanur, “Topaç satıyordum. Ben kendi kendime takılırken beni keşfettiler. Yaptığımız müzikten çok keyif alıyorum. Başka bir grupla çalabileceğimi düşünmüyorum. Bu da sanırım yaptığımız müzikle ilgili” diye konuşuyor.
Ankara’da sahne alan Ensemble Galatia, çarşamba ve pazar akşamları Nefes’te, pazartesi akşamları ise Hobby Cafe’de program yapıyor. Grup, bu düzenli dinletilerin yanı sıra 2004’te “Ay Işığında Agora Performans”ın sahnelediği “Frigya’da kadın” temalı dans tiyatrosunun müziklerini yaptı. 2004’te Ürdün’deki birkaç TV kanalının yayınladığı bir dinleti kaydeden grup, çeşitli dinletilere katıldı.


Başa dön


İzmir Öykü Günleri başladı
Edebiyatçılar Derneği, Ege Kültür Vakfı, Konak Belediyesi ve Agora Dergisi işbirliğiyle düzenlenen 5. İzmir Öykü Günleri, Konak Belediyesi Alsancak Kültür Merkezi’nde yapılan açılış etkinliğiyle başladı.
Öykü Günleri’nin ilk etkinliği, Ustalara Saygı Bölümü’nde Lütfü Dağtaş’ın fotoğraflarından oluşan ‘Aziz Nesin Fotoğrafları’ serginin açılışıydı. Sık sık Aziz Nesin öykülerinden ve söylediği sözlerden bölümler okunarak yapılan açılışın ardından diğer etkinliklerin yapılacağı salona geçildi. Koltukların tamamen dolduğu salona ayakta kalan izleyiciler için sandalyeler yerleştirildi. Etkinlikte Grup Öykü de bir konser verdi.
Uluslararası boyuta taşınmalı
Üç gün sürecek ve Türkiye’nin birçok ilinden tanınmış öykücülerin katılacağı öykü günlerinin açılışında konuşan Ege Kültür Vakfı Başkanı Azra İnmeler, İzmir Öykü Günleri’nde beşinci yıla gelinmesinin inat, işbirliği ve özverinin ürünü olduğunu söyledi.
Öykü Günleri’nin bu 5 yıllık süreç içerisinde büyük ilerleme kaydettiğini belirten İnmeler, “Öykü Günleri, ilk düzenlendiği günden bu güne, hem izleyici hem de öykücülerin katılımı açısından çok ilerledi. Bu organizasyonun uluslararası boyuta taşınması gerekiyor” dedi.
Edebiyatçılar Derneği Başkanı Gökhan Cengizhan, etkinliğin öyküyü edebiyata öncü kabul ettiğini ifade etti. 14 Şubat Dünya Öykü Günü’nün Makedonya’dan İran’a kadar dünyanın birçok ülkesinde kutlandığını söyleyen Cengizhan, “5. İzmir Öykü Günleri, öykücülüğün ve edebiyatın sorunlarının tartışılacağı bir platform olmanın yanında usta öykücülerle genç öykücüleri de bir araya getirecek” dedi.
Dil yoğun saldırı altında
Açılışta konuşan Konak Belediye Başkanı Ali Muzaffer Tunçağ, salonun katılımcılara yetmediğini ve buna çok sevindiğini belirterek 6. İzmir Öykü Günleri’nin daha büyük bir salonda düzenleneceğini söyledi. Etkinliğe katılan yaklaşık 80 öykücüye katkılarından dolayı teşekkür eden Tunçağ, “Öykü özellikle tahribata uğrama yolundaki Türkçe’yi korumanın ilk adımı. Yoğun bir saldırı altında olan dilimizi korumanın yolu öyküden geçiyor” dedi.
Özyalçıner: Öykülerim emekçileri anlatır
Etkinliğe onur konuğu olarak katılan usta öykücü Adnan Özyalçıner ise yoksul bir ailenin çocuğu olduğunu, yoksul bir işçi mahallesinde büyüdüğünü ve yazdığı bütün öykülerin de bu yaşantının ürünü olduğunu söyledi. Öykülerinin işçilerin, emekçilerin yaşantısından ve toplumun çelişkilerinden beslendiğini söyleyen Özyalçıner, şunları söyledi; “Daha ilk çağlardan bu yana uygarlığı ve bütün değerleri yaratanlar işçi ve emekçilerdir. Ama yarattığı bütün değerlerden ve uygarlıktan pay alamayan da onlardır. Benim öykülerim bütün bu çelişkiyi anlatır, ondan beslenir. İşçilerin, emekçilerin yani halkın eşit, özgür ve barış içinde bir dünya yaratma özlemini ve bunun mümkün olduğunu anlatır”
Öykü Günleri programına, Konak Kaymakamı ve Konak Belediye Başkanı A. Muzaffer Tunçağ’ın, Konuşması salondan büyük alkış alan Adnan Özyalçıner’e onur konuğu plaketini vermesinin ardından “Yitirdiğimiz Öykücüler” bölümüyle devam edildi. “Yitirdiğimiz Öykücüler bölümünde Vüsat O. Bener’i yeğeni Yiğit Bener, Sulhi Dölek’i ise Adnan Özyalçıner anlattı.


Başa dön


Klasik müzik Lüleburgaz’da...
etkinlik / tiyatro
İstanbul
  • İstanbul Devlet Tiyatrosu, 14-18 Şubat tarihleri arasında Oda Tiyatrosu’nda ‘’Ölümsüzler’’, Taksim Sahnesi’nde ‘’Ağaçlar Ayakta Ölür’’, Aziz Nesin Sahnesi’nde ‘’Ben Ruhi Bey Nasılım?’’ adlı oyunları, 12 Şubat’ta AKM Büyük Salon’da ‘’Müfettiş’’adlı oyunu sunacak.
  • İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları da 14-19 Şubat tarihleri arasında Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde ‘’Kantocu’’, Fatih Reşat Nuri Sahnesi’nde ‘’Ferhad ile Şirin’’, Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde ‘’Sekiz Kadın’’, Ümraniye Sahnesi’nde ‘’Bağdat Hatun’’ adlı oyunları, 17-19 Şubat arasında Kadıköy Haldun Taner Sahnesi’nde ‘’Dosya’’, Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde ise ‘’İhtiras Tramvayı’’ adlı temsilleri sahneleyecek.
  • Gönül Ülkü & Gazanfer Özcan Tiyatrosu ‘’Müsteşar Bey’’ adlı oyunu Mecidiyeköy Efe Sanat Merkezi’nde 17 Şubat’ta sahneleyecek.
  • E.S.E.K ekibi ‘’27 Numara’’ adlı oyunu Beşiktaş Kültür Merkezi’nde 16 Şubat’ta sahneye koyacak.
  • Sadri Alışık Tiyatrosu da ‘’Selvi Boylum Al Yazmalım’’ adlı oyunu Maltepe Yayla Sanat Merkezi’nde 17 Şubat’ta tiyatro severlerle buluşturacak.
  • KASDAV Gençlik Tiyatrosu Güney Saraçoğlu’nun yazıp yönettiği “Yağmur Öncesi” adlı tiyatro oyununu 13 Şubat Pazartesi günü saat 20:30’da Kadıköy Belediyesi Barış Manço Kültür Merkezi’nde sahneleyecek.
  • Altıdan Sonra Tiyatro Topluluğu O.B.E.B. (Ortak Bölenlerin En Büyüğü) 13 Şubat Saat 20:30’da Maya Sahnesi’nde görülebililir.
  • Tiyatro Pera “Dobrinja’da Düğün” adlı oyunu 17-18 Şubat tarihlerinde sahneye koyacak.
  • Semaver Kumpanya Süleyman ve Öbürsüler adlı oyunun Çevre Tiyatrosu’nda 17-18-19 Şubat tarihlerinde sahneye koyacak.

    Eskişehir
  • Tiyatro Anadolu “Yangın Yerinde Orkideler” adlı oyununu 14-15-16 Şubat saat 19’00’da sahneleyecek.

  • Bize ulaşmak için;

    Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net