www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



TERBİYESİZ!
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Mersin’de derdini anlatmaya çalışan üreticiyi, sert bir üslupla azarladı.

Kemikleri sızlamasın!
Diyarbakır Kulp’ta ortaya çıkan toplu mezarda bulunan kemiklerin, 1993 yılında kaybolan 11 köylüye ait olduğu Adli Tıp Raporu ile kesinleşti.

477 YTL için REHİN KALDI
Başbakan Erdoğan’ın, “Artık kimse hastanelerde rehin alınmayacak” sözüne rağmen Meclis’e 15 dakika mesafedeki Zekai Tahir Burak Hastanesi’nde Nurcan Aslan isimli hasta, 477 YTL’lik hastane borcunu ödeyemediği için rehin alındı.

Mağdur öğretmen adayları örgütleniyor Mezun olduktan sonra işsizlik ya da güvencesiz çalışma arasında tercih yapmaya zorlanan mağdur öğretmenler ve öğretmen adayları, Mağdur Öğretmenler Derneği çatısı altında örgütlenmek için kolları sıvadı.


TERBİYESİZ!
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Mersin’de derdini anlatmaya çalışan üreticiyi, sert bir üslupla azarladı.
“Lan”, “Terbiyesiz”, “Artist” gibi hakaretlerle bulunan Başbakan Erdoğan’ın “Ananı al git buradan” diye azarladığı Kemal Öncel adlı köylü, korumalar tarafından engellenirken “Sol kolum ameliyatlı” diye uyardı. AKP’nin Mersin Merkez İlçe Kongresi’nde yaşanan olay, köylü Kemal Öncel’in gözaltına alınmasıyla noktalandı.

BAŞBAKAN VE ÖNCEL’İN DİYALOG ANI
Kemal Öncel: Anamızı ağlattınız be. Aşk olsun size aşk olsun. Tarım Bakanı Anayasa’yı ihlal ediyor. Yetmedi mi? Öldük, bittik sayın başbakanım. Hangi yüzle geldin buraya?
Başbakan: Bırakın yanıma gelsin. Derdini bana anlatsın.
K. Öncel: (Polis üzerini ararken) Bende bir şey yok rahat olun. (Erdoğan’a) Devletimin Başbakanı...
Başbakan: Böyle bağırılmaz ki, terbiyesizlik yapma.
Kemal Öncel: Terbiyesizlik yapmıyorum. Lütfen bana hakaret etmeyin.
Başbakan: Artistlik yapma.
K. Öncel: Artistlik yapmıyorum, ben sanatçı değilim.
Başbakan: İyi bir sanatçısın.
K. Öncel: Tarım bakanımızın anayasayı ihlal ettiğini biliyor musunuz?
Başbakan: Lan terbiyesizlik yapma.
K. Öncel: Lan mı?
Başbakan: Evet.
K. Öncel: Lan mı? Canın sağ olsun.
Başbakan: Şu anda çiftçiye ne verildiğinin farkında mısın?
K. Öncel: Ne zaman?
Başbakan: Şimdi.
K. Öncel: Benim mahsulüm öldükten sonra mı? 2 senedir anamız ağlıyor.
Başbakan: Hadi ananı al git buradan.
K. Öncel: (Korumalar tarafından gözaltına alınırken) Suya muhtaç olduk. Lan diye hitap etme. Ayıp be...


Başa dön


Kemikleri sızlamasın!
Elif Görgü
Diyarbakır’ın Kulp ilçesine bağlı Alacaköy’de geçtiğimiz yıl bulunan toplu mezardan çıkan kemiklerin, 1993 yılında kaybolan 11 köylüye ait olduğu Adli Tıp Raporu ile kesinleşti.
Köylü yakınlarından alınan DNA örnekleri ile kemikleri kıyaslayan Adli Tıp, kemiklerin Bolu Komando Tugay Komutanlığı tarafından gözaltına alınan 11 köylüye ait olduğunu belirledi. Adli Tıp Kurumu’nun raporunun Kulp Savcılığı’na ulaştığı öğrenildi. Konu ile ilgili görüşlerini aldığımız milletvekilleri, hukukçular ve insan hakları savunucuları bundan sonra yapılması gerekenin bir an önce ilgili güvenlik görevlilerinin ortaya çıkarılarak yargılanması olduğunun altını çizdiler.
‘Yargı süreci başlamalı’
Toplu mezar ile ilgili oluşturulan Meclis Komisyonu adına araştırma yapan AKP Diyarbakır Milletvekili Cavit Torun, “Artık konunun yargıya intikal etmesi gerekiyor. Yapılan toplu katliam sebebiyle yargı süreci başlatılmalıdır” derken, CHP Milletvekili Mesut Değer Cumhuriyet Savcılığı’nın işlemlere başlaması gerektiğini vurguladı.
İHD Genel Başkan Yardımcısı Reyhan Yalçındağ ise artık Türkiye’nin geçmişini aydınlattığı yeni bir sürece girmesi gerektiğine dikkat çekerek Alacaköy olayının bunun bir başlangıcı olması gerektiğini dile getirdi. Olayla ilgili başta Bolu Komando Tugayı olmak üzere tüm güvenlik görevlilerinin ifadelerinin alınması gerektiğini kaydeden Yalçındağ, “Eğer bir an önce adli makamlar girişimlerde bulunmaz, Meclis sessiz kalır, hükümet cesur adımlar atmazsa, failler ellerini kollarını sallayarak dolaşmaya devam edecekler ve geleceğimiz Şemdinli gibi vakaların yaşanmasıyla geçecek” değelerlendirmesinde bulundu.
Diyarbakır Barosu Başkanı Sezgin Tanrıkulu ise savcının “derhal, gecikmeksizin operasyon yapan birliklerdeki komutanların ve diğer görevlilerin isimlerini saptayarak tutuklama kararı vermesi ve bu kapsamda etkili bir soruşturmayı başlatması”nın zorunlu olduğunu belirterek, “Artık savcılık makamının bu soruşturmayı gözardı edeceği, bir tarafa iteceği bir pozisyonu kalmamıştır. Derhal bu işlemler yapılmalı ve adaletin gerçekleşeceği gösterilmelidir” dedi.

12 YIL ÖNCE KAYBOLMUŞLARDI
İHD’ye başvuran Süleyman Yamuk adlı köylünün iddialarına göre, 11 Ekim 1993 tarihinde Alacaköy’e baskın düzenleyen askerler, Mehmet Şah Atala, Nusrettin Yerlikaya, Turan Demir, Behçet Tutuş, Bahri Şimşek, Şerif ve Hasan Avar, M. Salih Akdeniz, Celil Aydoğdu, Ümit Taş ve Abdi Yamuk adlı 11 köylüyü gözaltına aldı. Gözaltına alınan köylüler, 10 gün boyunca elleri bağlı bir şekilde köye 20 dakikalık mesafede bulunan Keper Mezrası’na tutuldu. Gözaltındaki köylülerin akrabaları bu süre içerisinde zaman zaman 11 köylüye yiyecek götürdü. Askerler son gün köylülere bir daha yiyecek getirmemelerini söyledi. Bu süre içerisinde, köye bir kez daha operasyon gerçekleştirildi ve köy boşaltıldı. Gözaltındaki köylülerden de bir daha haber alınamadı. Alacaköy, 2001 yılına kadar yasaklı bölge ilan edildi. Gözaltındaki köylülerin akıbetleri hakkında veya cesetleri ile ilgili herhangi bir bulguya ulaşılamadı. Bu dönemde köylüler Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) başvurdu. Mahkeme dosyayı inceledikten sonra Türkiye’yi suçlu bularak mahkûm etti.

TOPLU KATLİAM NEDENİYLE YARGI SÜRECİ BAŞLAMALI
Cavit Torun (AKP Diyarbakır Milletvekili):
Bu toplu mezar olayı ortaya çıktığında Konuyu Meclis İnsan Hakları İnceleme Komisyonu adına araştırdık. Bu köylülerin öldürme olayının herhangi bir mesneti bulunmadığını, bu 11 kişinin örgüt irtibatının tespit edilmediğini, bu kişilerin köylü vatandaşlar olduğunu ortaya koymuştuk.
Zaten bu toplu mezarla ilgili kemikler bulunmasa bile, AİHM’nin Türkiye’yi suçlu bulan kararı da vardı. Yine de netice itibariyle kemiklerinin incelenmesi için Adli Tıp Kurumu’na gönderilmesi gerektiğini tespit ettik. Savcılık da savcılığa kemiklerin gönderilmesine karar verdi. Gelen sonuçlarda kemikleri bizim dediğimiz gibi köylü vatandaşlara ait. Bundan sonra yapılması gereken şu; Rapor Meclis Komisyonu gündeminde zaten, artık konunun yargıya intikal etmesi gerekiyor. Yapılan toplu katliam sebebiyle yargı süreci başlatılmalıdır. Cezai açıdan yapılması gerekenler yapılmalıdır.

MECLİS SESSİZ KALMASIN
Reyhan Yalçındağ (İHD Genel Başkan Yardımcısı):
Davayı AİHM’de de takip eden birisi olarak şunu ifade etmeliyim ki; bu yönde gerçekleşen hak ihlallerinin AİHM önünde sonuçlanmasının çok bir anlamı yok. Asıl olarak Türkiye’de adil ve etkili bir yargı yolunun işletilmesini savunuyoruz. Failler bulunmadı ve yargılanmadı. Önemli olan bu suçları işleyen kişilerin yargı önüne çıkıp hesap vermesi ve hak ettikleri cezaya çarptırılmasıdır. Biliyorsunuz Abdülkadir Aygan’ın açıklamaları doğrultusunda ulaştığımız başka mezarlar da var. Bunlar hep Türkiye’de yeni bir sürecin işletilmesi gerektiğini açığa çıkartıyor. Bir kere geçmişin mutlaka aydınlatılması lazım. Tek tek bu vakaların kamuyoyu ile paylaşılması lazım. Ne kadar kaybedilmiş; ne kadarının cesedine ulaşılmış; ne kadarı faili meçhul olarak raflarda kalmış... Hemen çok ciddi yeni adli süreçler başlatılmalı. Kulp Alacaköy olayı bununla ilgili bir başlangıç olabilir. Bulunan kemiklerin kaybedilen köylülere ait olduğu ortaya çıktığına göre, o dönem için bütün adı geçen güvenlik görevlilerinin ifadelerinin alınması gerekiyor. Biliyorsunuz Bolu Jandarma Tugayı’nın adı geçiyordu. Bu yapılmadığı sürece kamuoyu vicdanı zedelenir. Eğer bir an önce adli makamlar girişimlerde bulunmaz, meclis sessiz kalır, hükümet cesur adımlar atmazsa, failler ellerini kollarını sallayarak dolaşmaya devam edecekler ve geleceğimiz Şemdinli gibi vakaların yaşanmasıyla geçecek.

TUTUKLAMA KARARI ÇIKARILSIN
Sezgin Tanrıkulu (Diyarbakır Barosu Başkanı):
O dönemde çok yoğun bir biçimde Bolu Jandarma Tugayı ve Kayseri’den gelen birlikler, tüm bölgede çok yoğun operasyonlar yaptılar. Onlarca köy yakıldı, yıkıldı. Yüzlerce insan göz altına alındı. Birçok faili meçhul cinayet işlendi ve onlarca insan da kaybedildi. Bütün bunlar Anayasa’nın 2. maddasinde “demokratik hukuk devleti” olduğu yazan bir ülkede yapıldı. Ve o günün şartları içinde bu failler bilinmesine rağmen hiçbir soruşturma yapılmadı. Bu kaybedilen köylülerin, bu birliklerce gözaltına alındığı noktasında onlarca tanık ifadesi var. Ancak cesetlerine ulaşılmadığı için savcılar bilerek işlem yapmamışlardı. Bu Adli Tıp Raporu ile teknik delil elde edildi ve kemiklerin bu insanlara ait olduğu saptandı. Bu noktada savcının derhal, gecikmeksizin operasyon yapan birliklerdeki komutanların ve diğer görevlilerin isimlerini saptayarak tutuklama kararı vermesi ve bu kapsamda etkili bir soruşturmayı başlatması lazımdır. Artık savcılık makamının bu soruşturmayı gözardı edeceği, bir tarafa iteceği bir pozisyonu kalmamıştır. Derhal bu işlemler yapılmalı ve adaletin gerçekleşeceği gösterilmelidir.

HERŞEYE RAĞMEN ACI HABER...
Yakılan 11 kişi arasındaki Mehmet Şah Atala’nın abisi olan Seyit Han Atala ise raporun kendileri için sürpriz olmadığını zaten yakınlarına ait olduduklarını bildiklerini ifade ederek, katillerden hesap sorulmasını istedi.
Atala, “Biz, hep bunları yapanlar ortaya çıksın dedik. Hep söyledik. Mahkemeye verdik. Bundan sonra da takip edeceğiz, araştıracağız. Faillerin bulunmasını istiyoruz. Tabii bunu devletten istiyoruz. Biz mezarı gördükten sonra tamamen biliyorduk onlar olduğunu. Başka nereden gelecek oraya bu kemikler. Kesinkes biliyorduk. Zaten orada alınmışlardı, bu rapor bize bir sürpriz olmadı” diye konuştu.
Mehmet Şah Atala 1993 sonbaharında askerlerce götürülmeden 3 ay önce düğün yapmıştı. Eşi Kibar 3 aylık hamileydi. Atala, çocuğunu hiç göremedi. Mehmet Şah’ın, 8-9 gün boyunca askerlerin tuttuğu oğluna yiyecek götüren anası, yaşananlara tanık olmuştu. Mehmet Şah anasına, “Bizim yaşama şansımız yok” demişti. Oğlunun ardından 3 yıl sonra Baba Atala, 40 gün sonra da oğlunu en son gören ve “Ben bunca derde tek başıma nasıl katlanırım” diye soran anne hayatını kaybetmişti.
11 kişiden Bahri Şimşek’in oğlu Aslan Şimşek her şeye rağmen acı bir haber aldıklarını söyleyerek, avukatları ile bir araya gelip konuyu değerlendireceklerini ve daha sonra bir açıklama yapacaklarını söyledi.


Başa dön


477 YTL için REHİN KALDI
Onur Bakır
Başbakan Erdoğan’ın, “Artık kimse hastanede rehin kalmayacak”, “Rehin alanı rehin alırım” sözlerine rağmen Türkiye’nin başkenti Ankara’da Meclis’e 15 dakika mesafedeki Zekai Tahir Burak Hastanesi’nde Nurcan Aslan isimli hasta, 477 YTL’lik hastane borcunu ödeyemediği için rehin alındı. Aslan, ancak konunun basına intikal etmesi üzerine taburcu edildi. Aslan’ın eşi Mevlüt Aslan, Başbakan Erdoğan’ın sözlerini hatırlattığı Başhekim Yardımcısı Keramettin Ünal’ın, “Başbakan’ın sözleri onu, benim sözüm beni bağlar” dediğini iddia etti.
Ağrı Patnoslu Aslan Ailesi, Mamak’ta yaşıyor. 2 çocuklu Aslan Ailesi’nin hiçbir sosyal güvencesi yok. Mevlüt Aslan, inşaatlarda iş bulabildikçe çalıştığı için, ailenin düzenli bir geliri de bulunmuyor. Mevlüt Aslan’ın anlatımına göre, 9 haftalık hamile olan eşi Nurcan Aslan’ın perşembe günü kanaması başladı. Zekai Tahir Burak Kadın Sağlığı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne başvuran Nurcan Aslan, sosyal güvencesi olmadığı için, “senetli hasta” olarak kabul edildi.
Yapılan tetkiklerde bebeğin anne karnında öldüğü tespit edildi, tıbbi müdahale yapılarak bebek anne karnından alındı. Normal şartlarda Aslan’ın, önceki gün saat 13:00’de taburcu edilmesi gerekiyordu. Ancak eşini almaya giden Mevlüt Aslan’a hastanede verilen hizmetler için 477 YTL’lik fatura çıkarıldı. Aslan, Başhekim Yardımcısı Keramettin Ünal’ın yanına çıkarak, parası olmadığını belirtti ve faturanın senet yapılmasını istedi.
‘Para getirmeden hastanı alamazsın’
Aslan, bundan sonraki gelişmeleri şöyle anlattı, “Senet yaparlarsa, arkadaş, eş dosttan para bulup, faturayı pazartesi günü ödeyeceğimi anlattım. Başhekim Yardımcısı Keramettin Ünal, ancak faturanın bir kısmını ödersem, senet yapacaklarını söyledi. Ben de hiç param olmadığını söyledim. Parayı ödeyemezsem ne olacağını sordum? Ünal, “para getirmeden hastanı alamazsın” dedi. Ben de Başbakan’ın sözlerini hatırlattım, Ünal, “Başbakan’ın sözleri onu, benim sözüm beni bağlar” dedi. Ben de basına haber vereceğimi söyledim. Ünal, elindeki faturayı yüzüme fırlattı, ‘Kime söylersen söyle’ dedi”.
Olayın basına intikal etmesi üzerine hastane yetkililerinin telaşa kapıldığını kaydeden Aslan, kendisine, “borcun yok hastanı alabilirsin” dediklerini anlattı. Onurunun ayaklar altına alındığını belirten Aslan, kendisinden özür dilenmesini istediğini ancak Başhekim Yardımcısı’nın özür dilemeyi kabul etmediğini ifade etti.
Mevlüt Aslan ile birlikte hastane yetkilileriyle yaptığımız görüşmenin ardından Nurcan Aslan, önceki akşam 18. 00’de taburcu edildi. Önce 477 YTL fatura çıkarılan Aslan Ailesi’nden para alınmadı. Konuya ilişkin görüşmek istediğimiz Başhekim Yardımcısı Ünal, görüşme talebimizi geri çevirirken, hastane yetkilileri aracılığıyla, “öyle bir hastayı hatırlamıyorum” şeklinde konuştu.


Başa dön


Mağdur öğretmen adayları örgütleniyor
Özgül Yıldızer
Mezun olduktan sonra işsizlik ya da güvencesiz çalışma arasında tercih yapmaya zorlanan mağdur öğretmenler ve öğretmen adayları, Mağdur Öğretmenler Derneği altında örgütlenmek için kolları sıvadı. Aldıkları bir dizi formasyona ve sertifikaya karşın ataması yapılmayan “kısmi zamanlı geçici öğretmen” Nihat Aydın, mağdur olan tüm meslektaşlarına seslenerek, “Ayrım yapmıyoruz. Hak talebi olan herkes gelsin” diyor.
2000’de Fransız Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun olan Nihat Aydın, 2 yıl ücretli Türkçe öğretmenliği, 1 yıl ücretli sınıf öğretmenliği yapmış. Aydın, son bir buçuk yıldır da kısmi zamanlı geçici İngilizce öğretmenliği yapıyor. Kısmi zamanlı geçici öğretmenlerin sözleşmeli olarak gösterilmesinden rahatsız olan Aydın, aradaki farkı şöyle açıklıyor: “Sözleşmeli farklı bir şey. Özlük haklarımız yok. 10 ay üzerinden çalışıyoruz, üç ay ücret almıyoruz, çalışmadığımız gün ücret almıyoruz. 4 gün hasta olma hakkımız var. Sözleşme metninde kira kontratı gibi ve sebep göstermeden feshedilebilir maddesi var. Ben kaç yıldır çalışıyorum hâlâ 90 günü dolduramadığım için SSK’lı değilim.”
Dernekleşmek için geniş bir tüzük hazırlığı içine girdiklerini, yakında kuruluşlarını ilan edeceklerini ve bir de web sitesi kuracaklarını belirten Aydın, tüm öğretmen adaylarına umutlarını yitirmemeleri çağrısında bulunuyor.
“Tribün” itirafı
Fransız Dili ve Edebiyatı mezunu ve işsiz öğretmen Ayşe Özcan da, 20 bin atamanın içinde adlarının bile geçmediğini, bu durumun nedenini sorduklarında, “Siz devletin sırtında lüks olursunuz” yanıtını aldıklarını söylüyor. Sadece 2005’in Eylül ayında o zamanki Talim Terbiye Kurulu’ndan bir yetkilinin deyimiyle “Tribünlere oynamak için” 20 Fransızca, 50 Almanca öğretmeni atandığını hatırlatan Özcan, buna karşılık Din Kültürü ve Arapça alanlarına biner kadro açılmasına anlam veremediklerini ifade ediyor.
Çığ altında kalan 2 öğrenci öldü
Niğde’de Aladağlar’a tırmanan Hacettepe Üniversitesi Dağcılık ve Doğa Sporları Kulübü üyesi 4 öğrencinin üzerine çığ düştü. Öğrencilerden 2’si hayatını kaybetti, 2 öğrencinin de çığ altında olduğu bildirildi. Edinilen bilgiye göre, Hacettepe Üniversitesi öğrencisi 14 kişilik ekip, önceki gün Aladağlar’ın Demirkazık bölgesindeki Mümtaz Çankaya Dağ ve Kayakevi’ne geldi. Dün sabah 3 bin 756 metre yüksekliğindeki Demirkazık Dağı’nın zirvesine tırmanmak için yola çıkan grubun üzerine çığ düştü. AKUT Niğde Şube Başkanı Nedim Urcan’ın verdiği bilgiye göre, çığ altında kalan 4 öğrenciden 2’si hayatını kaybetti. Ankara’dan Jandarma Arama Kurtarma Birimi’nin helikopterle bölgeye gelerek arama kurtarma çalışmalarına başlayacağını bildiren Urcan, şunları söyledi: “2 arkadaşımızı kaybettik. 2’si çığ altında. Ankara Jandarma Arama Kurtarma Birimi, helikopterle bölgeye gelerek arama kurtarma çalışmalarına başlayacak.”
Eğitim Sen üyeleri baskı altında
Eğitim Sen Genel Başkanı Alaaddin Dinçer, sendika üyelerine yönelik baskıların Nazi Almanyası’nı aratmadığını söyledi. Eğitim Sen Yöneticiler Eğitimi Başkent Öğretmenevi’nde dün başladı. İki gün sürecek eğitim çalışmasının açılışında konuşan Eğitim Sen Genel Başkanı Alaaddin Dinçer, sendika olarak açtıkları dava üzerine Danıştay’ın Açıklise Yönetmeliği’nde imam hatip lisesi öğrencileri lehine ayrımcılık yapan düzenlemenin yürütmesini durdurmasının anlamlı olduğunu söyledi. AKP hükümetinin özel okullarda eğitim gören öğrencilere ücretsiz kitap dağıtma girişimini, “kabul edilemez” olarak nitelendiren Dinçer, “bu yönde bir düzenlemeye karşı mücadele edeceklerini” ifade etti. Konuşmasında öğretmen açığına da değinen Alaaddin Dinçer, 2006 yılı için en az 60 bin kadrolu öğretmen atanması gerektiğini dile getirdi. Ek ders ücretlerindeki 1.5 YTL’lik artışı da değinen Dinçer, söz konusu düzenlemenin, Eğitim Sen’in 24-27 Kasım 2005 tarihlerinde düzenlediği “Büyük Eğitimci Yürüyüşü”nün bir kazanımı olduğunu kaydetti. Hükümetin eğitim alanındaki kadrolaşmasının tüm hızıyla sürdüğünü belirten Eğitim Sen Genel Başkanı Alaaddin Dinçer, Eğitim Sen üyelerine yönelik baskıların arttığını vurguladı. Eğitim Sen’lilerin yaptığı eylemlere ilişkin polis kayıtlarının İl Milli Eğitim müdürlüklerine iletildiğini, okul müdürlerinin de bu kayıtlardan tespit yaptığını anlatan Dinçer, “Bu fişleme Nazi Almanyası’nda Yahudilere yapılan uygulamalara benziyor. Bu tür uygulamalara ve partizancılığa son verilmelidir” dedi.
Polis ve imama 140 YTL zam
Memur sendikaları ile yapılan toplu görüşmelerde karara bağlanan, ek ödemesi olmayan memurlara 40 artı 40.80 YTL’lik artış tasarısı Meclis’e sevkedildi. Ancak, ek ödemesi olmayan memurlara ocak’tan itibaren 40 YTL zam öngören hükümet, imam ve polislere ayrıcalık yaparak, 140 YTL’lik artış yapılmasını istedi. Memur, konfederasyonları ile ağustos sonunda imza altına alınan toplu görüşme ile ek ödemesi olmayan memurlara 40 artı 40 YTL’lik ek ödeme yapmayı taahhüt altına alan hükümet, aylardır beklettiği tasarıyı Meclis’e sevkederken, imam ve polislere ayrıcalık tanıdı. Açlık sınırının bile altında çalışan binlerce memura, Ocak 2006’tan itibaren sadece 40 YTL’lik artış öngören hükümet, tasarı ile imam ve polislerin özel hizmet tazminatlarını 25 puan artı getirdi. Tasarının bu haliyle yasalaşması halinde ek tazminatı olmayan memurlar temmuza kadar 40 YTL, imam ve polisler ise 140 YTL zam alacaklar. Tasarıya tepki göstenen Yapı Yol-Sen Genel Başkanı Bedri Tekin, Bayındırlık Bakanlığı’nda, Afet İşleri, Köy Hizmetleri, Karayolları’nda, gece gündüz, bayram, hafta sonu demeden, uyku-dinlenme bilmeden çalışmalarına karşı 1 YTL’lik bile fazla çalışma ücreti almadıklarını hatırlattı. Tekin, tasarı ile din ve emniyet hizmetleri sınıfında çalışanlara 1 Ocak’tan geçerli olmak üzere 140 YTL’Lik artış yapıldığını, bununla hükümetin, “Ben IMF politikalarını uygularım, bu politikalara karşı çıkanları susturmak için bana polis gerek, politikalarım sonucu ölenlerin duasını etmek için de imam lazım” dediğini ifade etti. Tüm çalışanların insanca yaşanacak ücret almasından yana olduklarını ancak, ülkede yalnız imamlar, vaizler, polislerin olmadığını hatırlatan Tekin, “kamu çalışanlarının büyük bölümünün açlık sınırında yaşadığını, işkollarının durumunun ise daha da vahim olduğunu” dile getirdi. Aylardır alanlarda, açlık grevi, oturma eylemi, bakanlara mektup, iş araç ve gereçlerini işyeri önüne bırakma eylemleri ile itiraz ettiklerini kaydeden Tekin, “ancak Meclis’e sunulan tasarının AKP Hükümeti’nin sağırlığını, körlüğünü ortaya koyduğunu “ vurguladı. Diğer işkollarına, ayrıcalıklı kurumlara göre 400-500 YTL’lik farkın 40 YTL’lik zamlarla kapanmasının mümkün olmadığını hatırlatan Tekin, “İşkolumuz çalışanlarının durumu ortada iken, başka meslek gruplarının maaşlarına zam yapılıp, bizlerin unutulması ancak ve ancak öfkemizi artırmıştır” dedi. Tekin, kendilerine layık görülen bu tabloya sessiz kalmalarını kimsenin beklememesini hatırlatarak, önümüzdeki haftadan itibaren eylemde olacaklarını ilan etti.
Nükleer için adres Sinop
Doğal gaz krizinin ardından nükleer enerji lobisi faaliyetlerini hızlandırdı. Elektrik kesintileri olduğunda ya da doğalgazda kısıntı gündeme geldiğinde, sorunun nükleer enerji sayesinde çözüleceğine ilişkin iddialar yoğun bir şekilde tartıştırılıyor. Yapılması planlanan nükleer santrallerle ABD’li şirketler yakından ilgileniyor. Enerji Bakanı Hilmi Güler’in, ABD ziyaretinin de aynı amaçla yapıldığı belirtiliyor. Yetkililer, genelde nükleer santralların “su kenarında” kurulmasının tercih edildiğini ve çevre, turizm, güvenlik, ulaşım, nakliye vb. konulardaki kıstaslara uyan yerler arasında Sinop’un ön plana çıktığını belirtiyor. Türkiye’nin sivil amaçlı nükleer enerji programının, Başbakan Erdoğan tarafından, bir ay içinde açıklanması bekleniyor. Üç ayrı nükleer santral kurmak için Türk ve yabancı şirket temsilcileriyle ön temaslar yapan hükümetin, santralların yapımında kamu-özel sektör ortaklığını tercih edeceği ve teknoloji transferini şart koşacağı belirtiliyor. Nükleer programda, kiminle işbirliği yapılacağı ise devletin birçok biriminin katılımıyla kesinleştirilecek bir “stratejik” karar sayılıyor. Türkiye’nin 2020 yılına dek ihtiyacı olan 54 bin megawattlık ilave enerjinin 5 bin megawattlık kısmının nükleer teknolojiyle sağlanmasına karar veren hükümet, santral için olası yerleri belirledi. Türkiye’nin ilk nükleer santralının yapımına hızla başlanması hedefleniyor. Santralın inşaatının yedi yıl süreceğini hesaplayan yetkililer, en geç 2015’te nükleer enerji üretimine başlamasını öngörüyor. 25 Temmuz 2000’de Mersin Akkuya’ya yapılması düşünülen nükleer santral ihalesi iptal edilmiş, nükleer enerjiye geçiş de ertelenmişti. Gelişmiş ülkeler ise nükleer santrallerini teker teker kapatıyor.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net