www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



‘Genel af tartışılmalıdır’
AKP Diyarbakır İl Başkanı Kurt, “Kürt sorununu çözmek boynumuzun borcudur”dedi

Hz. Muhammed karikatürüne öfke
   büyüyerek devam ediyor

Hz. Muhammed’in karikatürlerinin yayınlanması, Türkiye genelinde düzenlenen eylemlerle protesto edildi. Eylemlerde çeşitli ülkelerin bayrakları yakılarak, boykot çağrısında bulunuldu.

Kuzey’e ‘Hayal Park’
   Güney’e park hayal

Seyhan Belediyesi Kuzey Adana’ya, “Hayal Park”lar, milyon dolarlık havuzlar açarken, Güney Adana’da yaşayan vatandaşlar için park hayal oldu. Var olan parklar da yağmurdan dolayı oluşan göletler nedeniyle kullanılamıyor.

Şemdinli zanlılarına ödül
   Meclis’e taşındı

CHP Hakkari Milletvekili Esat Canan, tutuklu yargılanan 2 astsubaya başarı belgesi verilmesinin nedenleri arasında, Şemdinli’de yaşanan olayların olup olmadığını sordu.


‘Genel af tartışılmalıdır’
Mehmet Aslanoğlu
AKP Diyarbakır İl Başkanı Abdurrahman Kurt, yeniden gündeme gelen genel af tartışmalarına ilişkin olarak, “Genel af meselesinin kamuoyunda tartışılması lazım” dedi.
Başbakan Erdoğan’ın Kürt sorununa yönelik açıklamaları, genel af ve bölgedeki işsizlik ve yoksulluk gibi konularda sorularımızı yanıtlayan Kurt, Kürt sorununu, türban sorununa benzetti. Kurt, “Başörtüsü sorununda olduğu gibi Kürt sorununun çözümünde de karşılaştığımız engeller var” dedi. Kurt, söz konusu engelleri ise “bürokrasi” olarak tanımladı.
Başbakan Erdoğan’ın Diyarbakır’da Kürt sorunu ile ilgili söylediklerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Öncelikle Başbakan soruna isim koydu. Altını çizerek söylüyorum “Kürt sorunu” dedi. Bu sorunu çözme iradesini gösterdi. Bir kapı açtı. İnsan hakları derneklerinden tutun da bütün sivil toplum örgütlerinin, bütün çevrelerin ilk isteği neydi biliyor musunuz? “Sorunun adını doğru koyalım.” Çünkü sorunun adını doğru koyamadığımız sürece içini doğru dolduramazsınız, baştan bir kere bu konuda bir problem var demektir. Ama Başbakan halkın ifade ettiği tarzda sorunu ortaya koydu. “Bu sorun Kürt sorunudur ve Başbakan olarak benim sorunumdur. Eğer Türkünde, Kürdünde, bu ülkedeki herkesin başbakanıysam herkesin sorunu benim sorunumdur. Çözmekte bana düşer” dedi. Çok önemli bir adım. Başbakan çözüm iradesini ortaya koymuştur her şeyden önce bu adım bir diyalog adımıdır, bir gönül açıklığı adımıdır, sivil topluma geçişin işaretidir, bir kapıdır. AKP kapıyı açtı. İçini hep birlikte dolduracağız.
Nasıl dolduracaksınız?
Kürt halkının bugün yaşadığı sıkıntılar vardır. Bunların çözülmesi için bir hukuki temele ihtiyaç vardır. Kürtler bu ülkede anadilde eğitim hakkına kavuşmalı. Kürtçe yayıncılık önündeki engeller kaldırılmalı, herkes çocuklarına istediği ismi koyabilmeli, kendi kültürünü istediği gibi yaşamalı. Biz parti olarak bu taleplerin hukuki bir temele oturtulması için çaba sarfediyoruz. Kürt sorunu birkaç yıllık sorun değildir. Bu sorunun çözümü sistemseldir. Kürtlerin haklı taleplerinin hukuki bir statüye kavuşturulması sorunudur. Bugün Kürtçe öğrenimin, kursların açılması vs. birçok adım atılmıştır. Bu alanda pratikte birçok sıkıntı da devam etmektedir. Bunun bilincindeyiz. Bunları biz Diyarbakır il örgütü olarak elbette yeterli bulmuyoruz. Kürt halkının talepleri bunlarla sınırlanamaz. Ama sorunun bir sistem sorunu olduğunu ve bunun da birden bire değişmeyeceğini bilmek gerekir.
Kamuoyunda Başbakan’ın attığı bu adımın devamının getirilmediği yönünde eleştiriler var?
Açık bir şey söyleyeyim. Bu anlamda bizim önümüzü bürokrasi tıkadı. Bakın bu ülkede sadece Kürt sorunu değil, başörtüsü sorunu da var. Biz bu sorunu da çözmek istiyoruz. Ama bu konuda yakalanan toplumsal mutabakatı devlet içinde kurumsal bir mutabakata dönüştürmek istiyoruz. Bu konuda da istediklerimizi hemen hayata geçiremiyoruz. Kürt sorunu için bu geçerli. Başörtüsü sorununda olduğu gibi Kürt sorununun çözümünde karşılaştığımız engeller var. Başörtüsü sorununda bir toplumsal mutabakat var aslında ama bunun devlet içinde de bir mutabakata dönüşmesini istiyoruz. Biz Kürt sorununu evrensel değerler, insani değerler, İslami ve vicdani değerler üzerinden çözmek istiyoruz. Bunun için de 80 yıldır birbirini farklı tanımış, birbirine farklı tanıtılmış toplulukların diyalogunun geliştirilmesi, birbirini tanımaları süreci içerisinde Kürt sorununun çözülebileceğini düşünüyoruz. Bir iletişim problemi var Kürtlerle Türkler arasında. İki toplulukta birbirini daha yakından tanıdıkça sorunun çözümü konusundaki adımlar da hızlanacaktır. Bunun için bu tartışma süreci devam etmeli. Tekrar ediyorum; evrensel değerler, insani değerler, İslami değerler ve toplumsal vicdani değerler çerçevesinde, kırmadan dökmeden Kürt sorununu çözüme kavuşturacağız. Bu bizim boynumuzun borcudur.
1999 yılından bu yana azalan çatışmalı ortam iktidarınız döneminde tırmanışa geçti. Bölgeden yine ölüm haberleri gelmeye başladı. Bölgedeki çatışmalı ortamın sona ermesi için genel af meselesine nasıl yaklaşıyorsunuz?
Biz silahlı mücadeleyi, silahla çözüm yoluna gitmeyi meşru ve haklı saymıyoruz. Bu tür çözümleri baştan reddediyoruz. Bunun haklı bir tarafı olamaz. Genel af çıkarılmasının gerekliliği üzerine birçok kesim olumlu görüş bildiriyor. AKP milletvekillerinin bir kısmının genel affın çıkarılması yönünde olumlu görüşleri basına da yansıdı. Ama biz genel af meselesinin toplumun tüm kesimleri tarafından tartışılmaya devam etmesini istiyoruz. Yoksa bizim genel afla ilgili, dağdaki gençlerin silahsızlandırılmasıyla ilgili bugün şu ve ya bu yönde bir görüş bildirmemiz bu tartışma zeminini ortadan kaldırabilir. Çatışmaların bitmesi, bölgeye huzur gelmesi, genel af meselesinin bir süre daha tartışmaya ihtiyaç var.

NEREYE FABRİKA YAPILDI Kİ
   DİYARBAKIR DA YAPILSIN
Özellikle yerel basında, Diyarbakır’da yapılan yardımlarla, yoksul ailelere verilen desteklerle gündeme geliyorsunuz? Ama Diyarbakır’da devasa boyutlara ulaşmış olan işsizlik ve yoksulluk sorununun bu yardımlarla çözülemeyeceği ortada. Bölgede işsizlik sorununu çözecek daha kalıcı ve kapsamlı projeleriniz var mı?
AKP iktidara geldiğinde ilk üç yıl hiçbir yere yatırım yapamayacağını açık açık söylemişti. İktidara geldiğimizde ekonomi yılda yüzde 9 küçülüyordu. Ekonomi büyük bir kriz içindeydi. Bu nedenle yatırım yapılması zaten söz konusu değildi. Ama biz başka bir bölgeye de fabrika kurmadık. Başka bir ile fabrika kursaydık niye Diyarbakır’a kurulmadı diye sorulabilir? Ama şimdi böyle bir durum yok. Biz AKP olarak Diyarbakır’daki işsizliğin kurulacak bir iki fabrikayla çözüleceğine inanmıyoruz. Bunun yaratacağı istihdam ne olabilir ki? Bizce Diyarbakır’daki işsizlik sorununu çözecek ön önemli proje sulama kanallarının yapılması. Bunun için Silvan Barajı Projesi var. Bu Diyarbakır’da tarım arazilerinin işlenmesi için devasa bir proje, bunun üzerinde çalışıyoruz. İlimizin yüzde 60’ının tarımdan geçindiği dikkate alınırsa en önemli kalkınma sorununu biz sulama kanallarının yapılması olarak görüyoruz.
Ayrıca yaptırdığımız araştırmalar, bölgedeki turizmin özellikle inanç turizmi potansiyelinin diğer bölgelere oranlar birkaç kat fazla olduğunu ortaya koyuyor. Bunun için İçkale’nin restorasyonu projesi, o bölgedeki evlerin tahliyesi ve turistik tesislerin yapılması bizce önemli. Bu konuda Turizm Bakanlığı, Diyarbakır Valiliği’nin tüm isteklerini yerine getiriyor. Üçüncü olarak da Bismil Uluslararası Sivil Havalimanı projesi. Bu özellikle Irak’a ve Kuzey Irak’a yapılacak seferlerle ticareti canlandıracak.


Başa dön


Hz. Muhammed karikatürüne öfke
   büyüyerek devam ediyor
Avrupa’daki bazı gazete ve dergilerde Hz. Muhammed’in karikatürlerinin yayınlanmasına yönelik protestolar dün de devam etti.
Türkiye genelinde cuma namazı çıkışı camilerde eylemler yapıldı. Cami önlerindeki eylemlerde, Norveç, Danimarka, ABD, İsrail ve AB bayrakları yakıldı. İstanbul’da Beyazıt Camii’ndeki eyleme polis müdahale etti.
Cuma namazı çıkışı Beyazıt Cami avlusunda toplanan ve kendilerine “Anadolu Gençlik” adını veren yaklaşık 2 bin kişilik grup, tekbir getirerek “Muhammed’in ordusu kafirlerin korkusu, Muhammed’e uzanan eller kırılsın” şeklinde slogan attı. Eylemciler, cami duvarına da “Anam babam sana feda olsun ya Rasulallah” yazılı pankart astı. Eylemciler daha sonra yerde sürükledikleri Danimarka bayrağını yaktı. Danimarka malı cep telefonlarını da kıran eylemcilerle, yüzleri maskeli İBDA-C üyesi oldukları öğrenilen şahıslar arasında gerginlik yaşandı. Eylemciler, “Mehdi Mirza” yazılı pankart açmak isteyen şahısları engelledi.
Anadolu Gençlik üyesi eylemciler, dua ettiksen sonra eylemlerine son verirken, İBDA-C üyesi eylemciler protestolarına devam etti. Cami çevresinde geniş güvenlik önlemi alan polis, yürüyüşe geçmek isteyen gruba müdahale etti. Müdahale sonrası bazı eylemciler gözaltına alındı.
İHD’den tepki
İnsan Hakları Derneği (İHD) Adana Şubesi, söz konusu karikatürlerin, İslam dinine mensup milyonlarca insanın kutsal saydığı değerlerin aşağılanması anlamına geldiğini bildirdi.
Dernek binası önünde yapılan eylemde konuşan İHD GYK Üyesi Ethem Açıkalın, tepkilere neden olan karikatürlerin “ifade ve basın özgürlüğü” kapsamında değerlendirilemeyeceğini vurgulayarak, bu durumun, ABD’nin Irak işgalinin ardından yaşanan ırkçı yaklaşımların bir sonucu olduğunu söyledi.
Karikatür tartışmalarının arkasında yaşanan olayları, ABD’nin “medeniyetler çatışması” senaryosunun hayata geçirilmesi olarak değerlendiren Açıkalın, “Karikatürlerin yayımlanmasının tam da ABD’nin İran’a müdahale etmeye hazırlandığı bir döneme denk gelmesinin tesadüfü olmadığını düşünüyoruz” dedi.
Büyükelçilere mektup
Türkiye İşçi Emeklileri Derneği (TİED) Başkanı Kazım Ergün ve derneğin 81 şube başkanı, Hz.
Muhammed’in karikatürlerini yayınlayan ülkelerin Ankara’daki büyükelçiliklerine mektup gönderdi.
Mektuplarda, ,karikatürlerin sayıları bir milyonu bulan dernek üyelerince esefle karşılandığı belirtilerek, “İslam aleminin yoğun tepkisini çeken söz konusu karikatürlerin bazı ülkelerin hükümet temsilcileri tarafından basın özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi kabul edilebilir bir yaklaşım değildir” denildi.
Mektupta, Trabzon’daki rahip cinayetinden de büyük üzüntü duyulduğu belirtildi.
26 Baro da ortak açıklama yaparak, İslam dini tarafından kutsal sayılan değerlere saldırılmasını kınadı.


Başa dön


Kuzey’e ‘Hayal Park’
   Güney’e park hayal
A.Suat Aytimur
Adana’nın Seyhan ilçesinde yapılan ve büyük tepkilere yol açan Hayal Park projesi, yolsuzluk ve eşitsizlik iddialarıyla Adana kamuoyunda tartışılmaya devam ediyor. Hazırlanan projenin maketinde bulunmamasına rağmen, projeye sonradan eklenen ve Türkiye’de benzeri bulunmayan açık yüzme havuzunun maliyetinin 1 milyon Amerikan doları olması yolsuzluk iddialarını gündeme getirdi. Tartışmalar üzerine Seyhan Belediyesi Başkanı Azim Öztürk yaptığı açıklamada, değişik şehirlerinde çeşitli kurum ve kuruluşlar tarafından Hayal Dünyası bünyesindeki gibi yüzme havuzu inşaatlarının yapıldığını iddia ederek , “Örneğin Diyarbakır Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğü’nün ihalesinde aynı işin güncelleştirilen fiyatı 2.833.600 YTL, Erzincan’da yapılan aynı boyutlardaki Olimpik Yüzme Havuzu’na harcanan para 3.533.000 YTL ve İzmir’de yapılan emsal bir havuzun maliyeti 4.022.000 YTL’dir” dedi. Bugünden sonra bu konuyla ilgili herhangi bir açıklamada bulunmayacağını söyleyen Öztürk, “Son sözü bağımsız Türk yargısı verecektir” diye konuştu.
Kuzey Adana, bu tartışmalar yaşanırken işçi ve emekçilerin yoğun yaşadığı Güney Adana tarafında yapılan parklar ya eski ya da milyon dolarlık olmamasına rağmen havuzlar oluşturuluyor.
‘Kuzey ve Güney ayrımı yapılıyor’
İlçe’nin, Güney bölümlerinde belediye hizmetlerinin göstermelik olarak anayolları düzenlemekle kaldığı belediyenin bu tutumunu eleştiren Şakirpaşa Ova Mahalle’si Muhtarı Tufan Özcan, “Adana da, Kuzey Adana ve Güney Adana ayrımı çok açık bir şekilde görünüyor. Güneyden aldığı vergilerle kuzeye yatırım yapıyor. Güneydeki nüfus oranına bakılırsa gözle görünür bir hizmetleri yoktur” diye konuştu. Özcan, belediyenin hizmet bazında uyguladığı çifte standardı şöyle anlatıyor, “Ben geçmiş muhtarlık dönemimde yol sorunu üzerine belediyeye gittim oradaki görevli oturduğu yerde Kuzey Adana’daki bir apartmanın önündeki yolu yapmak için emir veriyordu birilerine, fakat Şakirpaşa’dan bir adres söyleyin dediğimde sustu ve bilmiyorum dedi”.
‘Onların halkı hep o tarafta’
Dershane öğrencisi olan Mehmet Sarı ise belediyenin uygulamalarının tamamıyla zengin yoksul, Kürt Türk ayrımından kaynaklandığını söyledi. Sarı, “Oralar zengin kesimi olduğu için başkanın gönlünde olan halk hep o tarafta, burası genelde fakir ve Kürtlerden oluştuğu için dışlanıyoruz” dedi. Sarı, kuzeyde, gösterişli ve zengin insanlar yaşadığı için oralara daha çok hizmet götürüldüğünü söyledi.
Bir başka mahalle sakini olan inşaat işçisi Sait Demir, kendilerinin de sosyal aktiviteler içerisinde yeralıp kültürel faaliyetler yürütmek istediklerini fakat belediyenin kendilerine bu imkanları sunmadığı belirtti. Gençler için bir arada olup boş vakitlerini değerlendirebilecekleri imkanların sunulmadığını söyleyen Demir, “Okullar hep paralı olmuş, zaten vatandaş çocuğunu okutamıyor. Sosyal aktivitede yok bizim çocuklarımız da, esrara ve uyuşturucuya yöneliyor” diye konuştu.
Konu üzerine görüşünü aldığımız Seyhan belediye meclis üyesi Kenan Sensalıver ise güney bölümü Adana şehir merkezini oluşturduğu halde buralara yatırım yapılmaması ve Kuzeyin sürekli yenileme çalışmalarıyla düzenlenmesinin kimi çevrelere çıkar sağlamak için olduğunu ifade etti.


Başa dön


Şemdinli zanlılarına ödül
   Meclis’e taşındı
Ağca’nın gasp cezalarına indirim
Gazeteci Abdi İpekçi’nin katili Mehmet Ali Ağca, yeni Türk Ceza Kanunu uyarınca, gasp suçundan mahkum olduğu Kadıköy Adliyesi’ne çıkartıldı. Kartal Cezaevi’nde bulunan Mehmet Ali Ağca, iki ayrı gasp suçu nedeniyle 36 yıl hapse mahkum olduğu Kadıköy 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi’ne getirildi. Ağca, yeni Türk Ceza Yasası uyarınca hakim karşısına çıkarıldı. Yapılan işlemlerin ardından, Mehmet Ali Ağca yeniden Kartal Cezaevi’ne götürüldü. 18 Ocak 2010’a kadar cezaevinde kalacak olan Ağca, Türkiye’ye iade edildikten sonra Fruko gazoz deposu ve Yıldırım kuyumcusunun soyulması suçundan 36 yıl hapse mahkum olmuştu. Bu ceza af yasası nedeniyle 7 yıl 2 ay hapse çevrilmişti.
Gediz’de kamu davası açıldı
Kömür İşletmeleri A.Ş’ye (KİAŞ) ait Gediz Linyit İşletmesi’nde 21 Nisan 2005 tarihinde meydana gelen ve 18 kişinin ölümüyle sonuçlanan grizu faciasına ilişkin şirket yetkilileri ve sorumlu oldukları tespit edilen kişiler hakkında “Dikkatsizlik ve tedbirsizlik nedeniyle birden fazla kişinin ölümüne sebebiyet vermek” suçundan Kütahya Cumhuriyet Başsavcılığı’nca kamu davası açıldı. İlk duruşma 7 Nisan 2006 tarihinde Kütahya Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek.
Siirt, 30 yıl sonra sinemaya kavuşuyor
Siirtli sinemaseverler, 30 yıl aradan sonra yeniden sinema salonuna kavuşacak. Siirt Vali Yardımcısı Bülent Uygur yaptığı açıklamada, yaklaşık 30 yıl önce 4 sinema salonu bulunan kentte zaman içerisinde ilgisizlik nedeniyle bu salonların bir bir kapandığını söyledi. Bu eksikliğin giderilmesi için bir yıl önce başladıkları çalışmaların tamamlanmak üzere olduğunu ifade eden Uygur, geçen yıl hizmete giren Kültür Merkezi bünyesinde 200 kişilik bir sinema salonu oluşturulduğunu belirtti. Uygur, uzun bir aradan sonra Siirtlilerin vizyona giren filmleri izleme şansına kavuşacaklarını belirterek, “Sinemanın vatandaşlar tarafından büyük ilgi göreceğine inanıyoruz. Büyük olasılıkla gelecek hafta sürpriz filmlerle Siirtlilerin sinema hasreti sona erecek” dedi.
AKP’nin ‘çevre’ manevrası
Çevre Mühendisleri Odası (ÇMO) İstanbul Şubesi Olağan Genel Kurulu bugün başlıyor. Kurul öncesi yazılı bir açıklama yapan Şube Başkanı Eylem Tuncaelli, siyasi iktidarın mühendis ve mimar odalarının kongre süreçlerinde, “toplumsal muhalafetin zinde ve dinamik bir bileşenini etkisiz kılmak için değişik arayışlar” içinde olduğunu belirterek, “Kentsel dönüşüm projelerine rant ve yağmaya, 2B arazilerinin satışına, enerji ve madencilik sektöründeki özelleştirme ve yolsuzluklara karşı çıkan mühendis-mimar odaları bir kez daha siyasi iktidarın hedefi haline gelmiş durumdadır” dedi. ÇMO’nun da bu politikaların karşısında kamu yararı için mücadele ettiğini hatırlatan Tuncaelli, “çağdışı, bilim dışı ve emek düşmanı çevreler”in ÇMO ortamında da boy vermeye başladığını ileri sürdü. “ÇMO İstanbul Şubesi seçimlerinde, AKP destekli ve İSKİ menşei, kent ve çevre ortamlarına dair hiçbir öngörü ve politikası olmayan bu kişiler, “talimat” ile aday olabilmekte ve Oda’mız gündemini işgal etmektedirler” diyen Tuncaelli açıklamasında şu iddialarda bulundu, “Kamu kurumlarında, Çevre ve Orman Bakanlığı’nda, DSİ’de, AKP’li belediyelerde ve bağlı kuruluşlarında, meslektaşlarımız üzerinde siyasi baskı kurulmak istenmekte, kendi yandaşlarına tehdit ile oy talep edilmektedir. Bu arada, özel sektörde faaliyet gösteren proje, danışmanlık büroları ve yatırımcı firmalarda çalışan meslektaşlarımız da bu baskıları farklı bir biçimde yaşamaktadır. Meslektaşlarımız, bu baskıları geri püskürtecek kararlılık içindedir. ÇMO ortamı, hiçbir zaman ortaçağ karanlığına teslim olmayacaktır.” Tuncaelli açıklamasında, ÇMO üyelerini Toplumcu Demokrat Çevre Mühendisleri’ne destek vermeye çağırdı. ÇMO İstanbul Şube Genel Kurulu 11-12 Şubat 2006 tarihlerinde şube binasında gerçekleştirilecek.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net