www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Bir Göçüş Öyküsü
İrfan Aktan’ın babaannesinin hayatından yola çıkarak, hazırladığı “Bir Göçüş Öyküsü”, göç ettirilmiş aşiretlerin yaşantısını kadınların gözlerinden sunuyor.

Vedalaşmaların şiiri...
Aydın Öztürk “Ne Çok Vedalaştık” şiir kitabıyla, yüreğimizde sevinci, acıyı, hüznü, kederi ve direnmeyi yeniden tazelerken, edebiyat hayatımızın hoş bir tadı olmaya devam ediyor.

Bir yazıkatürist : LÜTFÜ OFLAZ
Son kitabı Akis Yayınları’ndan çıkan Lütfü Oflaz “Sohbet Vakitleri”nde Türkiye ve dünya gündemine dair pek çok olay ve kişiyi kendi özgün tarzıyla yorumluyor.


Bir Göçüş Öyküsü
Tuna Arıgüç
“Lallar, işaretle konuşur. Sağırlar, duymadan konuşur. Körler, görmeden konuşur. Kadınlar, ağıtlarla konuşur...”u yaşayan onlarca kadının göçüş öyküsü Nazê. Kürt aşiretlerinin, Irak-İran-Türkiye arasında oradan oraya göçleri ve göçlerde savrulan hayatları anlatıyor, “Bir Göçüş Öyküsü” adlı kitap. İrfan Aktan’ın kaleminden anlatılan öyküler, İletişim Yayınları tarafından okuyucularla buluşturuldu. Aktan’ın kaleminden çıkan Nazê, “Bir Göçüş Öyküsü”, “kaçmak zorunda kalan ve kaçırılan bütün kadınlara ve ‘acısından ölen’ Sulhiye’ye...” adanmış.
Kitapda, iradeleri dışında evlendirilen, kaçırılan, eziyet gören, kederinden saçlarını yolan, yaşlanınca, cinselliği bitince “sağlam bir mevkiye kavuşan” ve bir yandan “terzilik yapan, ekmek pişiren, peynir yapan, yoğurt yapan, yemek yapan”, kadınca zanaatları işleyip duran, hayatı yeniden her sabah ve akşam üreten kadınların hikayeleri, İrfan Aktan’ın röportajları ile okuyucunun karşısına çıkıyor.
Kitaba adını veren “Nazê” adlı kadın, yazarın babaannesi. Ağustos 2005 itibariyle 104 ya da 105 yaşında olduğu sanılıyor. Kendince sıradan bir yaşam süren Nazê, ömrünün sonlarında hikayesini torununa anlatmaya karar veriyor. Önceleri korksa da Nazê, ilerleyen zamanlarda, ağıtlarla, masallarla hayatını anlatıyor. Torunuyla, uzun, upuzun sohbetler yapıyor, şarkılar söylüyor. Zaman zaman da sıkılan Nazê, torununa “Defol kahpe babalı” dese de hemen ertesi gün “Gel bakalım sana güzel bir masal anlatayım” deyip, torununun gönlünü alıyor.
Nazê, hayatını kısa cümlelerle anlatırken, “Evet yavrum, yüz yıldır ben hep yabancılık çekiyorum. Babamların bahçesinde bir elma ağacı vardı. Belki şimdi kurumuştur. Gözüm hep o elma ağacında” diyerek, iç geçiriyor. Nazê hayatını anlatırken, göçleri ve acıları özellikle, canlanıyor. Nazê, torununa anlattığı hayatı ile birilerine hesap soruyor. Nazê, göçlere, acılara, yurtsuzluğa neden olanlara bakar gibi uzaklara dalıyor anlatırken.
Nazê’nin hayatına giren diğer kadınlar da aynı Nazê gibi yaşıyor. Nazê diğer kadınların öyküsünü de birlikte yaktıkları ağıtları anlatarak dile getiriyor. Birlikte ağıt yakmak, sıradan bir dertleşmenin ötesine geçerek, aynı kaderi paylaşan kadınların öfkesini ve isyanını da barındırıyor.
Nazê’nin hayatına giren kadınlar da Nazê gibi çok kardeşlidirler. Soyun devamını sağlayan erkek evlat oluncaya kadar, sanki doğumları bir suçmuş, töreye aykırıymış, gereksizmiş gibi karşılanan onlarca kadın öyküsü Nazê’nin dilinden okuyucuları ile buluşuyor. Daha oluşumundan ölümüne dek, varlığı sorun olarak algılanan ve evliliği, hayatı önceden belirlenmiş, olsa olsa iyi bir işgücü olarak algılanan onlarca kadın gözüyle aşiret hayatı anlatılıyor.
Kitapta, çeşitli aşiretlerin hayatları, farklı kültürler ve yaşantılar da sunuluyor. Adil ve mert olan aşiret reisleri, güçlü ve zalim olan aşiret reisleri ile karşılaşıyor okuyucu. Kimi aşiret reislerinin yaşlı kadınlara danıştığı da görülüyor. Zalim olanların, acımasız kararları da...
Nazê, “Bir Göçüş Öyküsü” aynı zamanda göçer kültürü yaşamış toplulukların, adet, alışkanlık ve törelerini de anlatıyor. Törelerin katılığı, göçerliğin çetin yaşantısı ile birleştiği yaşamlar, okuyucu ile buluşuyor.


Başa dön


Vedalaşmaların şiiri...
Hüsam Kurt
Aydın Öztürk “Ne Çok Vedalaştık” şiir kitabıyla, yüreğimizde sevinci, acıyı, hüznü, kederi ve direnmeyi yeniden tazelerken, edebiyat hayatımızın hoş bir tadı olmaya devam ediyor.
Ne zaman, nerede biteceği belli olmayan kısacık yaşam öykümüze, ön dört kitap sığdırmayı başaran ender şairlerden birisidir. Kendi şiiri ile kavrulup duruyor Aydın Öztürk.
Anlaşılır şiir
Aydın Öztürk şiirini iki açıdan ele almak istiyorum: Birincisi ‘Ne Çok Vedalaştık’ şiir kitabında ve diğer şiir kitaplarında olduğu gibi, direnen, umudu besleyen, kırılgan, acıyan, acınan, incinen ve önemlisi anlaşılır şiiri diri tutmaya çalışan yanı...
İkincisi, yine ‘Ne Çok Vedalaştık’ şiir kitabında, kendisinin de ifade ettiği gibi, şarkı sözlerini şiirden ayırt etmesidir. Beste olmuş birçok şiirini, şarkı sözü formatından uzak bulmama rağmen. Türk müziğine çok sayıda beste kazandıran sevgili Aydın Öztürk, şiiri müziğe, müziği şiire yedirebilen önemli bir yeteneğini de açığa vuruyor.
‘Ne Çok Vedalaştık’ şiir kitabına 77 şiir sığdırmış Aydın Öztürk. Kitapta yer alan şiirlerin ortak teması “ayrılık” olsa da, imge belirgin bir şekilde “veda”dır. Kendisiyle, ülkesiyle, okuruyla, sevgilisiyle... dünyayla sürekli vedalaşan yanını söylüyor şiirleri aracılığıyla bize. Kalmak veya gitmek, giderken kalmak, kalırken gitmek... Yok yok hiçbirisi değil tabi; kalmak ile gitmek arası bir duygu daha çok şiirdeki yerini bulur diye düşünüyorum. Hepimizin ortak damarımıza basıyor üstelik farkında olarak. Yani “Ne çok vedalaştık, ne çok yerden ayırdık kalan yolumuzu” dizesinde olduğu gibi...
Birçok kitabı dört baskıya ulaştı. Şiirlerinin hammaddeleri olan sevinç, acı, hüzün, kavga ve umudu örgütleyerek yeni bir şey söylemeyi başarıyor Aydın Öztürk.
Sanatçının yeni bir şey söyleme zorunluluğu vardır. Aksi durumda kendini tekrar, çürümeyi de beraberinde getirir. Bütün kitaplarında olduğu gibi, bu kitapta da tarihe tanıklık yapmaya ve savaşlara karşı olan tavrını koymaya devam ediyor şair. Haritada bir yer adlı ilk şiirinde, “Bütün korkuları kırbaçlayan bir büyük kamçı dövüyor haritaları” dizesinde anlaşılacağı gibi, yanı başımızda devam eden bir savaşı hatırlatırken, aynı zamanda dünyayı istila eden emperyalizm canavarını da işaret ediyor.
Yine bu şiirde “İnsanları acılarıyla baştan çıkaranlar zalim ise eğer, ne kalır geriye” dizesinde de, bir zamanlar faşizmin kurbanı olan halkların, geçmişini tamamen unutup, başka halka veya halklara zülüm yapabilmesini, anlama noktasında, insanın nasıl zorlanabileceğini vurguluyor. Bu hal insani ilişkilerimizde de ciddi sıkıntılara yol açmaktadır.
Aydın Öztürk üretken yanlarıyla, edebiyat dünyamızın önemli sanatçılarından biri olmaya devam edecek. Şiirlerinde gözlerle yapılmış bir zaman vardır. Her türlü kaygılardan, telaşlardan, ayak oyunlarından uzak, kendine has bir duruşuyla tarzını bulmuştur. Şiirleri anlam ve içerik kaybına uğramadan, uzun yıllar edebiyat mutfağımızda, halkın sazında, sözünde yer etmeye devam edecektir. En önemli tararafı, kendi içimdeki bilinmezle, dizeleriyle yüz yüze bırakmasıdır.


Başa dön


Bir yazıkatürist : LÜTFÜ OFLAZ
Son kitabı Akis Yayınları’ndan çıkan Lütfü Oflaz “Sohbet Vakitleri”nde Türkiye ve dünya gündemine dair pek çok olay ve kişiyi kendi özgün tarzıyla yorumluyor.
Gönüllerin cumhurbaşkanı
Uygur Orhan ile hem sevda hem vatan
Uygur Orhan ile bazen “Pas ve Aşk”a, renklere, mevsimlere, türlü aşk acılarına veya aşkla bezenmiş devrim düşüncelerine yol almak ister misiniz? Uygur Orhan, “Her Aşk Yüreğine Göre” adlı şiir kitabında, okuyucularını böyle bir yolculuğa çıkarıyor. Halen İstikbal Lisesi’nde Türk Dili ve Edebiyatı branşında öğretmenlik yapan Uygur Orhan, aynı zamanda heykel ve resim ile de uğraşıyor. Kitabının, Kasım 2005 baskısıyla okuyucu ile buluşan Orhan için Balkan Türk Edebiyatçısı Hasan Mercan şöyle diyor; “Onun ‘suskun’ dizeleriyle seslenişine bakmayın: O, asıl aşkın, sevdanın ve sevginin içsel evrenine davet ediyor bizi ve dizelerinden oluşan gönül sofrasında insancıl halimizle bağdaş kurmamızı istiyor”. Orhan; kimilerine Alevi deyişi tarzında gelebilecek, kimilerine ise sırılsıklam bir aşığın, dünya bakışıyla harmanlanmış dizelerini sıralıyor bu kitabında. O’nun bu dizeleri şu şekilde konuşuyor, hem aşka hem de devrime inanmayanlara inat edercesine; “...sen hiç yok oldun mu yaşarken/ yani yaşadığın siyah bir ülkede koşarken/ çıplakken yürüdün mü güvercinlerin kokusuna/ tuz ekmekse hakkın nesini dillendireyim/ gayrı söz tutmuyor söz/ döl de aşk/ bir dolaşık sevda beni de bindirin/ o gemiye/ basıp su ülkesine giden şu taşlara/ ıslanmalıyım sesinde ton yok bu ne ayak çamur/ yok olurken yani yok olduğunu bile bile/ siyah bir türkiyede nesini anlatayım...”Orhan’ın “nesini” adını verdiği bu şiirde göze ilk çarpan karalık, karamsarlık değil. Altındaki aşk, duyarlılık, sevgi, vatan...

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net