www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Yurtlarda fişleme dönemi
YURTKUR’a bağlı Edirnekapı Öğrenci Yurdu girişine parmak izi cihazı yerleştirildi. Yaklaşık bin 200 üniversite öğrencisi yurda girebilmek için parmak izini bu cihaza okuturken, kayıt sırasında parmak izleri alınan öğrenciler fişlendiklerini belirterek, uygulamaya tepki gösterdi.

Barış için köprü olmak istiyoruz
Cezaevinden tahliye olduktan sonra “toplumsal barış”ın sağlanması için çeşitli etkinlikler düzenleyen Barış Grubu, barışın tesisi için 2006’da da çalışmalarını sürdürecek.

Van’da kuş gribi bir can daha aldı
Van’da kuş gribi şüphesiyle tedavi altında bulunan 12 yaşındaki Fatma Özcan yaşamını yitirdi. Araştırma Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Hüseyin Avni Şahin, çocuk servisinde kuş gribi şüphesiyle tedavi gören Fatma Özcan’ı saat 13.50’de kaybettiklerini söyledi.

CIA dosyası -4-
   Ortadoğu’da Amerikan propagandası

Erken Soğuk Savaş yıllarına değin uzanan ABD’nin Ortadoğu propagandası, önce “SSCB tehditi” ve ardından “İslami terörizm” üzerinden şekillendi.


Yurtlarda fişleme dönemi
Uğraş Vatandaş
YURTKUR’un “güvenlik tedbirleri ve teknoloji” gerekçesiyle Edirnekapı Erkek Öğrenci Yurdu girişine yerleştirdiği parmak izi cihazı yeni bir tartışma başlattı. Uygulamanın yasadışı olduğunu belirten öğrenciler, harcamaların yurtlarda insanca yaşam koşullarının sağlanması için yapılmasını istiyor. Yeni Ceza Muhakemesi Kanunu’na göre ise şüpheli veya sanık ancak 2 yıldan fazla ceza gerektiren bir suç işlediğinde parmak izi alınabiliyor.
Edirnekapı Erkek Öğrenci Yurdu’nun girişine bu dönem başında yerleştirilen cihaza yurtta kalan yaklaşık bin 200 öğrencinin parmak izi kaydedildi. Öğrenciler yurda girebilmek için önce yurt kartlarını ardından parmak izlerini cihaza okutuyor. Cihaz okuduğu bilgileri kayıtlarla karşılaştırıp geçiş için onay veriyor.
‘Para ihtiyaçlara harcansın’
Yurtta kalan öğrencilerden G.K., sene başında uygulamaya konan cihazdan şikayetçi olduklarını söyledi. 3 yıldır yurtta kaldığını belirten G.K., uygulamadan, kayıt yaptırırken haberdar olduklarını söylerek, şöyle konuştu: “Bize farklı bir uygulama başladığı, parmak izlerimizin alınması gerektiği söylendi. Arkadaşlarla yurttan ayrılmayı düşündük fakat başka yurt bulamadığımız için mecburen kaldık. YURTKUR bu uygulamayı yurdumuzu pilot seçerek deneyecek ve gelecek senelerde bütün yurtlara taşıyacak.”
Yurtta güvenlik önlemini gerektirecek herhangi bir sorunla karşılaşmadıklarını ifade eden C.G. ise insan hakları örgütlerinin de içinde bulunduğu birçok kuruma şikayette bulunduklarını dile getirdi. 3 senedir yurtta kaldığını aktaran C.G. güvenlik için uygulamaya konan cihazların yüksek meblağlarla alındığını, bunun yerine paranın yurdun ihtiyaçlarına harcanması gerektiğini ifade etti. Yurtların tuvalet ve banyolarının bakımsız olduğunu aktaran C.G., öğrencilerin çoğunun uygulamanın fişlenme olduğunu düşündüklerini ve rahatsız olduğunu vurguladı.
‘İnsan hakkı ihlali’
Uygulamayı gazetemize değerlendiren İnsan Hakları Derneği İstanbul Şube Başkanı Avukat Eren Keskin, uygulamanın insan hakkı ihlali olduğunu söyledi. Devletin muhalefeti kontrol etme, fişleme mantığının bir sonucu olarak söz konusu uygulamının gündeme geldiğini aktaran Keskin, “Uygulama gençliğe güvenmemeyi, öğrencilerin birbirine güvenmemesini tetikliyor. Yurda kimlerin girip giremeyeceği konusunda tek karar mercinin idare olduğunu gösteriyor. Aynı zamanda öğrencilerin özel hayatına müdahale ediliyor” değerlendirmesinde bulundu.
Keskin, öğrencilerin uygulamaya karşı haklarını şu yolla arayabileceklerini söyledi: “Öncelikle uygulamanın kaldırılması için YURTKUR Genel Müdürlüğü’ne yazılı bir başvuru yapabilirler. Eğer YURTKUR’dan 30 gün içinde bir cevap gelmezse ya da gelen cevap taleplerini karşılamazsa öğrencilerin idari mahkemeye başvurma hakları vardır.”

Ankara’da insan haklarına takılmıştı
Ankara Büyükşehir Belediyesi’nde başlatılan “parmak izi” uygulaması, Ankara Valiliği İnsan Hakları İl Kurulu’na takılmıştı. Uygulamayı Anayasal normlara ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne aykırı bulan Kurul, uygulamanın hukuka uygun hale getirilmesine karar vermişti. Ankara Büyükşehir Belediyesi’nde geçen sene haziran ayında başlatılan “Parmak İzi ile Personel Devam Kontrolü” uygulaması, belediye çalışanlarının tepkisini toplamış ancak uygulamanın sona erdirilmesi için yargıya yapılan başvurulardan sonuç alınamamıştı. Tüm Bel-Sen Ankara 1 No’lu Şube Başkanı Yusuf Şenol’un Ankara Valiliği İnsan Hakları İl Kurulu’na başvuru yaptı. Uygulamanın Anayasal normlara ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 8’inci maddesine uygun olmadığı görüşüne varan Kurul, uygulamanın hukuka uygun hale getirilmesini karar altına aldı.


Başa dön


Barış için köprü olmak istiyoruz
Cezaevinden tahliye olduktan sonra “toplumsal barış”ın sağlanması için çeşitli etkinlikler düzenleyen Barış Grubu, barışın tesisi için 2006’da da çalışmalarını sürdürecek. Barış Grubu üyelerinden Yüksel Genç, barış talebinin aciliyeti kadar barış çalışmasının da acil olduğunu söyledi. Genç, doğu ile batı arasındaki taleplerin buluşturulması gerektiğini düşünüyor.
Barış Grubu üyelerinden Yüksel Genç, tahliye olduktan sonra yaptıkları çalışmaları gazetemize değerlendirdi.
Barış için hareket ediyoruz. Bu çalışmanız ne zaman başladı?
2004 yılı sonunda son yasal düzenlemelerle cezaevinden çıktık. Çıktıktan sonra hızla kendimizi planladık. Çünkü barış gibi bir çalışma beklemeye ve ertelemeye gelecek bir çalışma değildi. Üç ayak üzerinden çalışmalarımızı yürütmeye karar verdik. Çalışmalarımızın ilk etabını yıllardır yabancı kaldığımız Türkiye’deki sivil toplum hareketleriyle tanışmak ve sivil siyasi hareketle, tabanla buluşmak, ordan doğru demokratik barışçıl mücadelenin yürütülme zeminlerini anlamaya, gözlemeye dönük bir süreç olarak ele aldık.
Yaptığınız görüşmelerde ne tür sonuçlara vardınız?
Hem halka dönük yaptığımız toplantılarda hem aydınlar, sivil toplum kuruluşları ve sol partilerle yaşadığımız buluşma hem de kısmen parlemento içersinde temsil gücü olan vekillerle yapmaya çalıştığımız görüşmeler oldukça ilginç ve önemsediğimiz bir deneyim sürecini açığa çıkardı. Bizler yasal zeminde demokrasi mücadelesini, hele hele Kürt sorunu gibi bir sorun karşısında barışçıl mücadelede nelerle karşılaşabileceğimizin; nerelere gidebileceğimizin, kimlerle olabileceğimizin, bu mücadelede samimiyeti itibariyle ne kadar yavaş yol alabileceğimizin daha doğrusu koşulların kendinden menkul gerçeklerini tanımlama boyutunda da önemli veriler edindiğimiz kanısındayız.
Görüşmelerde ortaya çıkan talep ve beklentiler neler oldu?
Halktan yana talepler ve görüştüğümüz diğer kesimlerle edindiğimiz intiba oldukça önemliydi. Herkesin olaya farklı baktığını, aslında çalışma içersinde sorumluluk düzeylerini aynı addetmediğini gördük. Artı bölgedeki insanlarla Türkiye’nin diğer bölümleri arasında talep farklılaşmalarının ciddi anlamda derin olduğunu gördük. Dolayısıyla sivil hareketlenmelerin kendilerini koruma biçimleri, aydınların sorumluluk üstlenme biçimleri de farkılaşmıştı. Ama bölgeler arasındaki bu farklılaşmayı buluşturabilecek ve talep ortaklığı yaratacak ciddi bir çalışma çıkmamıştı. Bu noktada barış çalışmalarımızın ve esas köprü misyonunu burda oynaması gerektiğini anladık.
Halk ya da aydınlar sizi nasıl karşıladı?
Kimisi çok ilginç buldu. Yıllar önce dağdan gelip cezaevi yatmış barış çalışmaları yapmak istiyor. Kürt hareketine dönük yaklaşımlarımızı sorgulayanlar; Kürt hareketine dönük yargılarını ifade edenler de çıktı. Kürt hareketinin ulaşması gereken dönüşüm düzeyine ilişkin görüş belirtenler de çıktı. Farklı görüşler bize çok şey kattı. Biz görüşmelerin ardından kamuoyuna kendimizi deklare ettikten sonra aslında iki önemli sonuca ulaştık.
Neydi bu sonuçlar?
Türkiye’de toplumsal barışın gerçekleşmesinde, barışın toplum kategorisinde gelişmesinde yapılabilecek çok fazla iş var. Bu yüzden çalışmalarımızı bir kişi ya da grup ve bölge çalışması olmaktan çıkarıp genel Türkiye çalışması haline getirmek; Türkiye’deki genel taleplerle ortaklaştırmak, köprü pozisyonunu oynamak önyargıları kırmak açısından yeniden toplumların gerçek ihtiyaçlarına çözüm projelerini açığa çıkarabilmek için geniş yelpazede ortak hareket etmeyi önemsemeye başladık. İkincisi ise, barış çalışmalarını dağınıklıktan kurtarabilecek, bir tartışma sürecinin başlatılmasının faydalı olacağı kanaati bizde oluştu. Yaz sürecinde bu görüşlerimizi paylaşmak ve karşılığını görmek için kimi görüşmelerimizi yoğunlaştırma ihtiyacı duyduk. Pilot bölgeler seçtik kendimize.
Bölgedeki çalışmalarınız ne zaman başladı?
Bölgede hem sivil toplum örgütlerine hem meslek odalarına ve bireylere gittik. Batıda yaptığımız çalışmanın sonuçlarını da paylaşarak bu çalışmamıza ivme katmak için neler yapabileceğimize ortak karar vermekten bahsettik. Bölgede olumlu bir süreç yaşadık. Bölgeden aldığımız sonuçlar çerçevesinde Ankara ve İstanbul’da görüşmelerimize başladık.
Görüşmeleriniz hâlâ devam ediyor mu?
Hâlâ devam eriyor. Ortaya çıkacak bütün görüş ve önerilerle çabalarımıza yön verip çalışmamıza ivme katma ihtiyacındayız. 2006 yılına böyle gireceğiz. Sendikalara gittik, partilere gttik EMEP, SDP gibi. ÖDP ile görüşeceğiz. Bunun yanında barış girişiminin önemli bir kesimiyle buluştuk. Kimi yazar ve aydınlarımızla görüşme fırsatımız oldu. Ve hâlâ devam eden bi süreç bu.
Parti ve sendikalar sizi nasıl karşıladı?
Bu görüşmelerde barışı beraber örme çabamız önemli görülse de bizden doğru hareket etme noktasında bazı kaygılar da vardı. Kürtlerle bu çalışmayı yürütmek istemeyenler de oldu. Ya da bizlerle bu tür bir çalışmada inisiyatif kurma noktasında henüz hazır olmadığnı söyleyenler de oldu. Biz bu sonuçları ve paylaşımları sürdürmeye devam edeceğiz. Bu düşünceleri birleştirme ve buluşturmada bir konsensüs yaratma ve köprü oluşturma yaklaşımlarımızı sürdüreceğiz.


Başa dön


Van’da kuş gribi bir can daha aldı
Van’da kuş gribi şüphesiyle tedavi altında bulunan 12 yaşındaki Fatma Özcan yaşamını yitirdi. Araştırma Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Hüseyin Avni Şahin, çocuk servisinde kuş gribi şüphesiyle tedavi gören Fatma Özcan’ı saat 13.50’de kaybettiklerini söyledi.
Fatma’nın kardeşi 5 yaşındaki Muhammet Özcan’ın ise yoğun bakım ünitesindeki tedavisi sürüyor. Yaşamını yitiren Fatma Özcan ve kardeşi Ağrı’nın Doğubayazıt ilçesinden kuş gribi şüphesiyle Van’a getirilmiş ve tedavi altına alınmıştı.
5 kişi taburcu oldu
Öte yandan YYÜ Tıp Fakültesi Araştırma Hastanesi’nde tedavi gören Erçetin Ailesi’nden 5 kişi dün sabah taburcu oldu.
Bitlis’in Adilcevaz ilçesine bağlı Göldüzü köyünde, 10 gün önce tavuk yedikten sonra rahatsızlanmaları üzerine kuş gribi şüphesiyle hastaneye kaldırılan Handan (14), Hasan (11), Cemile (5), Hüseyin (6) ve anne Aysel Erçetin (31), evlerine gönderildi. Böylece “kuş gribi” şüphesiyle YYÜ Tıp Fakültesi Araştırma Hastanesi’nde tedavi altına alınan hastalardan 45’i taburcu edilmiş oldu.
347 başvuru
Yüzüncü Yıl Üniversitesi (YYÜ) Tıp Fakültesi Araştırma Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Hüseyin Avni Şahin, bugüne kadar 347 hastanın kuş gribi şüphesiyle hastanelerine başvurduğunu söyledi. Bunlardan 76’sına ayakta koruyucu tedavi uygulandığını ifade eden Şahin, kuş gribi şüphesiyle tedavi altına alınan hastalardan 45’inin taburcu edildiğini bildirdi. Hastanede Fatma Özcan’ın yaşamını yitirmesinden sonra 18’i çocuk 28 kişi tedavi altında tutuluyor.
Kocaeli’de hasta
Bu arada, Kocaeli’nin Gebze ilçesinde, 2 çocuk kuş gribi şüphesiyle İstanbul Göztepe Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne sevk edildiği bildirildi.
Beşbinevler Mahallesi 1847 Sokak’ta oturan S.B (13) ile kardeşi H.B. (11) yüksek ateş nedeniyle tedavi olmak için geldiği Gebze Devlet Hastanesi’nden, İstanbul Göztepe Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne sevk edildi. İlköğretim okulu 7. sınıf öğrencisi S.B. ile 5. sınıf öğrencisi H.B’nin, kuş gribi şüphesiyle intaniye servisinde tedavi altına alındığı belirtildi.


Başa dön


CIA dosyası -4-
   Ortadoğu’da Amerikan propagandası
HAZIRLAYANLAR: Kürşat Yılmaz, Cihan Çelik
Büyük Ortadoğu (BOP) ve sonraki hali Genişletilmiş Ortadoğu Projeleri (GOP) ile Ortadoğu halklarına adeta savaş açan ABD’nin Ortadoğu planları erken Soğuk Savaş yıllarına değin dayanıyor. Bölgede, ilkin “SSCB tehditi” üzerinde şekillenen ABD politikaları, ilerleyen yıllarda -SB’nin dağılmasıyla- “İslami terörizm” üzerinde şekillenmeye başladı.
Soğuk Savaş yıllarında, SSCB işgaline karşı Afganistan’da El Kaide’nin tohumlarını atan CIA, bölgedeki ilk dönem çalışmalarında genelde kitle iletişim araçlarıyla ABD yanlısı bir propaganda başlattı. Bölge halklarının, “kalbini ve zihnini kazanmak” için harekete geçen ABD yönetimi, kısa zamanda Arapça yayın yapan kitle iletişim araçları kurması planlanan “Küresel İletişim Ofisi”ni oluşturdu. Doğrudan CIA ve ABD Savunma Bakanlığı verileri üzerinden çalışan Küresel İletişim Ofisi, iki ayrı dönemin ABD Başkanları Truman ve Eisenhower döneminde, bölgede bulunan CIA ajanlarının verdiği bilgiler doğrultusunda, Arapça yayın yapan kanallar açtı.
SOSYALİZME KARŞI BATI-ORYANTALİZMİ
Erken Soğuk Savaş dönemine ait ABD istihbarat belgelerinde Ortadoğu planı şu şekilde ifade ediliyordu: “Bölgedeki propagandamız, komünist akımlara ve bunun tehlikelerine karşı şekillenmelidir. Ortadoğu ile ilgili hedefler, ‘Batı-Oryantalist unsurların’ güçlendirilmesini, Sovyet tehditine karşı gözü açık olmayı ve bu ülkelerin hem kendi aralarında hem de Batı ile gönüllü işbirliğini kapsamalıdır.”
İstihbarat belgelerinde ayrıca, “Söz konusu planlar çerçevesinde, Irak duygusal bir sorumluluğa sahiptir. Çünkü bu ülke, Ortadoğu ile Batı arasındaki uzlaşmazlıkların merkezi konumundadır. Bölgedeki ortak tehditlerin ve düşmanların belirlenmesi, Irak ile Batı arasındaki ortak ve küresel savunma gücünün gelişmesine neden olacaktır” (Doc. 62) ifadelerine yer veriliyor.
Soğuk Savaş dönemine ilişkin gizli belgelerin İran ile ilgili bölümünde ise, “İran’a yönelik yapılacak propaganda, Batı ile ilişkilerin çıkar getireceği teması üzerinden şekillenmelidir. Tüm Arap ülkeleri gibi İran’da da, anti-Amerikancılığın yıkım getireceği propaganda edilmeli ve devrimci ile ulusalcı baskı kanalların Batı ile çelişmemesine dikkat çekilmelidir” şeklinde yazıyor.
‘DERİN’ PROPAGANDA
Ortadoğu’ya yönelik CIA propagandasının merkezinde ise bu dönemde, “Nüfuz Çabası, Mali Yardım, Poster ve Broşürler, Gazete, Dergi ve Belgeseller, Radyo, Kültürel Etkinlikler, Hükümetler ile İşbirliği...vs.” gibi konular bulunuyordu.
Bu belgeler ışığında Soğuk Savaş döneminin istihbarat ve propaganda faaliyetlerinin alt başlıklarını açacak olursak;
- Nüfuz Çabası: Bu program kapsamında, yoksul ve okuma yazması olmayan çoğunluk hedef alınmıştır. Buna göre, CIA “bilginin edinilmesi ve yorumlanması yollarını manipüle etme” görevini üstlenmiş ve yoksul halk mali yardımlar, yalanlarla dolu kitapçıklar, çarptırılmış haberlerin bulunduğu dergiler, “eğitim” programları ve değişim programları ile kandırılmıştır.
- Mali Yardımlar: Mali yardımları, “psikolojik” başarının bir unsuru ve uzun vadeli ABD planlarının “olmazsa olmazı” olarak belirleyen ABD yönetimi, Ulusal Güvenlik Konseyi ile Savunma Bakanlığı’na bağlı Yakın Doğu İlişkileri Bürosu tespitleri doğrultusunda, başta Mısır, İsrail, Ürdün ve S. Arabistan yönetimlerine karşılıksız mali desteklerde bulunmuştur. Bu yardımların hemen hemen hepsi, söz konusu ülkelerin ordu masraflarını karşılamıştır.
-Poster ve Broşürler: Bölge ülkelerindeki, okullara, dükkanlara ve diğer kamu binalarına ABD’yi öven posterler asan ve broşürler dağıtan CIA ajanları, yalanlarla dolu bu kaynaklarda “garip” hikayeler anlattılar. Bunun bir örneğinde, “İki İranlı genç, bir yol ayrımında idiler. Önlerinde iki yol uzanıyordu. Bunlardan biri komünizm diğeri ise, sabırlı eğitim ve gelişme yolu idi. Komünizmi seçen İranlı genç, ömrünü sokaklarda, eylemlerde, mitinglerde tüketti ve genç yaşta öldü. Diğeri ise, verimli bir hayat seçerek, ülkesine hayırlı bir evlat oldu” gibi komik ifadeler yer alıyordu.
-Gazeteler, Dergiler ve Belgeseller: Haberlerin manipüle edilmesini ve çarpıtılmasını ilke edinen CIA, dergi, gazete ve belgesellerde en çok Filistin işgali sorununa yer verdi. Filistin konusunda, ABD’ye karşı olan tepkiyi azaltmaya çalışan CIA’nın, Arapça yayın yapan gazete ve dergilerdeki icraatlarını dönemin Savunma Bakanı Dean Acheson görevi bıraktıktan sonra, “ABD karşıtlığını körükleyen haberler, ‘gerçekleri’ ile değiştirilerek, yayına giriyordu” diye itiraf ediyordu.
- Radyolar: Bu dönemde, gazete ve dergilerin yanı sıra, bölgedeki birçok ülkede yayın yapan “Amerika’nın Sesi” radyosu da, her ülkeye ilişkin özel programlar yapıyordu.
Bu radyonun dışında “Tanrı’nın Sesi” radyosu da dinleniyordu. Radyoda Kur’an’dan ayetler, Müslüman din adamlarının şiirleri yayınlandığı gibi, Hz. İsa’yı konu alan programlar, Buda’dan, Sanskrit lider Gita’yı ve hatta Abraham Lincoln’dan Hintli lider Mahatma Gandhi’yi konu alan “geniş bir yelpaze”de yayın yapıyordu.
Programı bizzat CIA tarafından hazırlanan ve S. Arabistan’dan yayın yapan “Cidde Radyosu” da, bölge ülkelerinin yanı sıra Özbekistan, Azerbaycan, Tacikistan, Ermenistan ve Gürcistan’da, bu ülkelerin dilleri ile yayın yapıyordu.
- Hükümetler ile İşbirliği: Soğuk Savaş yıllarında ABD’nin Ortadoğu propagandası “doğrudan müdahalelerden” çok, “işbirliği”ni öne çıkarıyordu. Bölge ülkeleriyle, “Batı’nın çıkarlarına uygun olmak” koşulluyla işbirliği eden ABD, S. Arabistan, Ürdün ve İsrail ile “özel ilişkilere” sahipti.
KUKLA ŞAH
1921 yılında İngiltere’nin desteğiyle Kaçar Hanedanı’nı deviren Şah Rıza Han, 20 yıl boyunca ABD desteğiyle İran’da hüküm sürdü. İkinci Paylaşım Savaşı sırasında, oğlu adına tahttan çekilen Rıza Han’ın yerine 1951 yılında “kukla” Şah Muhammed Rıza geçti. Fakat Şah Rıza, seçimle işbaşına gelmiş olan Muhammed Musaddık’ın 1953 yılında İran petrol kaynaklarını “millileştirmek” istemesiyle ülkeden geçici bir süre ayrıldı. Bu dönemde, İngiltere ve ABD, İran’a karşı cephe aldı ve bu ülkeyi boykot ettiklerini açıkladılar. İşte tam da bu noktada, CIA devreye girdi. Musaddık’ı askeri bir darbeyle deviren CIA, İran yönetiminin başına tekrar Şah Rıza’yı getirdi. CIA ajanlarının kuklası İran Şahı, diktatörlüğü boyunca onbinlerce İranlı’yı öldürdü ve bir o kadarını da hapislere attı. Bölge petrolünü elinde tutmak isteyen ABD, CIA aracığıyla Şah’ın ölüm ve işkence mangalarına büyük destek verdi. 1979’da Şah’a karşı girişilen İran Devrimi’nde de CIA rol oynamaya çalıştı, ancak Mollalar’ın iktidarı ele geçirmesine engel olamadı. Bu arada, ABD kuklası Şah da, 20 milyar dolarlık servetiyle çoktan ABD’nin yolunu tutmuştu.
Bu dönemde ABD, kendine karşı bayrak açmış olan İran ile Irak arasında tam 8 yıl sürecek savaşın fitilini ateşledi. Toplam 3 milyondan fazla insanın canına malolan bu savaş, 8 yıl sürdü ve kazanan olmadı! 1979 yılında ABD’nin Tahran büyükelçiliğinin basılmasıyla başlayan ABD-İran krizi bugüne değin uzandı.
IRAK YALANLARI VE İŞGAL
2001 yılından bu yana ABD’nin kanlı işgali altında olan Irak, yakın tarihi boyunca CIA saldırılarının merkezi oldu. Irak - İran savaşından sonra, patlak veren Körfez Savaşı ve ardından başlayan ABD ambargosuyla 1 milyonu çocuk yaklaşık 2 milyon Iraklı öldü. Bölgede Körfez savaşından sonra, “her kapının ardında beliren” CIA ajanları, başta Kuzey Irak’tan olmak üzere Irak yönetimine karşı birçok saldırı, kumpas ve komplo tezgahladı. K. Irak, İran ve Türkiye sınırı ile İsrail üzerinden yaptığı saldırılarda şu anki Irak hükümeti ve meclisi içerisinde yer alan bazı milletvekillerini ve yöneticileri de kullanan CIA, 2000 yılının sonuna doğru bugün yalan olduğu ABD Başkanı Bush tarafından bile itiraf edilen “Saddam’ın kitle imha silahları” yalanını ortaya attı. Irak’a “demokrasi ve insan hakları götürmenin” en büyük bahanesi bizzat CIA ajanlarınca uydurulmuştu. Fakat, “kitle imha silahlarının varlığı”nı bahane ederek Irak’a giren ve 100 bini aşkın Iraklı’yı katleden ABD, söz konusu silahları hiçbir zaman bulamadı!

PLAME SKANDALI
Bush’un, ABD’de de büyük tepki toplamasına neden olan CIA yalanları, ABD Başkanı’nın başdanışmanı Karl Rove ve Savunma Bakanı Dick Cheney’in danışmanı Lewis Libby’nin, Mart 2001’dan önce “Irak’ta kitle imha silahı bulunmadığını” ifade eden ABD’li eski bir büyükelçinin CIA adına çalışan eşinin kimliğini teşhir etmesiyle yeni bir boyuta vardı. Bush yönetiminde ciddi kayıplara ve özgüven sorununa neden olan skandal, ABD’nin Irak işgaline hazırlandığı 2002 yılında patlak verdi.
Irak’ın eski lideri Saddam Hüseyin’in Afrika ülkesi Nijer üzerinden “nükleer silah elde etmeye çalıştığı”nı iddia eden ABD yönetimi, eski büyükelçi Joseph Wilson’ı, durumu soruşturmak üzere Irak’a gönderdi. Bu iddianın “aslının olmadığını” belirleyen Wilson, bu durumu ABD medyasına açıklayınca; Beyaz Saray çok zor durumda kaldı. Bu olayın üzerine Rove ve Libby, Wilson’dan “intikam almak” için, ABD yasalarını hiç sayarak eski elçinin CIA hesabına çalışan eşi Valerie Plame’nin kimliğini gazetelere sızdırdı.
Gelişmeler üzerine ABD Adalet Bakanlığı soruşturma açtı.
Soruşturmalar çerçevesinde, eski CIA ajanının kimliğini teşhir edenlerin Bush’un başdanışmanı Karl Rove ve Başkan Yardımcısı Dick Cheney’nin başdanışmanı Lewis Libby olduğu kesinlik kazandı. Bush’un “beyni” olarak bilinen Rove, soruşturmadan paçayı Bush’un “korumasıyla” sıyırırken, “Scooter” Libby, Rove kadar şanslı değildi. Yoğun baskılara dayanamayan Libby, kısa süre sonra istifa etmek zorunda kaldı.
Yarın: İşkence seferleri ve gizli üsler


Başa dön


DTP yöneticilerini seçecek
Demokratik Toplum Partisi (DTP), Diyarbakır il ve merkez ilçe yönetimleri atamalarının 23 Ocak tarihinde sonuçlandırılarak kamuoyuna açıklanacağı bildirdi. Diyarbakır İl Komisyonu adına yazılı açıklama yapan DTP PM Üyesi Senanik Öner, komisyonun yaptığı toplantıda aldığı kararlara ilişkin bilgi verdi. Diyarbakır il ve merkez ilçe yönetimlerinin tespiti çalışmalarının 22 Ocak günü sonuçlandırılacağını ifade eden Öner, sonucun 23 Ocak günü ilan edileceğini kaydetti. Aday olmak isteyen kişilerin 20 Ocak tarihine kadar DTP İl Komisyonu’na başvurularını dilekçe ile bizzat yapması gerektiğini belirten Öner, aday tanıtımının 21 Ocak günü yapılacağını ifade etti. Seçimlerin 22 Ocak günü 10.00-17.00 saatleri arasında Kürt Enstitüsü’nde yapılacağını belirten Öner, seçime 364 delege ile yaklaşık 50 kurucu üyenin katılacağını bildirdi. Bu arada DTP Siirt İl Yönetim Kurulu adaylığı için başvuru süresi başladı. Adaylık için son başvuru tarihi ise 18 Ocak. Başvuruların tamamlanmasının ardından 25 Ocak’ta delegeler ve kitle örgütleri bir araya gelerek il yönetim kurulunu belirleyecek.
16 bin öğretmen ataması yapılacak
Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, şubat ayında 16 bin yeni öğretmen ataması yapılacağını açıkladı. Çelik, ek ders ücretlerine de öğretmenleri rahatlatacak şekilde artış yapacaklarını öne sürdü. Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, CNN Türk’te Ankara Kulisi programında soruları yanıtladı. Milli Eğitim Bakanlığı’ndan bu yıl 20 bin öğretmenin emekli olduğunu, yasaya göre bunun yüzde 80’i kadar yeni atama yapabileceklerini aktaran Çelik, buna göre de şubat ayında 16 bin yeni öğretmen ataması yapılacağını söyledi. Bakan Çelik, bu yüzde 80’lik atama oranı dışında, kullanımı serbest bırakılacak 21 bin kadro daha olduğunu ve bunun da yüzde 45’i veya 50’sinin Milli Eğitim Bakanlığı’na tahsis edilmesinin beklendiğini ifade ederek, “Oradan da 10-11 bin öğretmen kadrosu verilirse 25-26 bin öğretmen kadrosu yapabiliriz” dedi. Ek ders ücretlerindeki artışa da değinen Bakan Hüseyin Çelik, Maliye Bakanlığı ile çalışmaların sürdüğünü, öğretmenleri rahatlatacak bir artışın yakın olduğunu açıkladı. Şubatın ortalarında yapılacak atama için başvurular internet üzerinden alınacak. Geçen sene KPSS sınavına giren öğretmen adaylarının başvuruları kabul edilecek. Bakanlığın başvuru taban puanlarını düşürmesi beklendiğinden puanı düşük adayların da atanma şansı olacak. En fazla sınıf öğretmeni alınırken, İngilizce, bilgisayar, fen bilgisi, Türkçe ve ilköğretim matematik branşlarına da diğer branşlara göre daha fazla atama yapılması bekleniyor. Atamaya geçen sene merkezi olarak başvurup da halen sözleşmeli olarak çalışan öğretmenler de başvurabilecek. Ağustos veya eylül ayında da geçen seneki gibi 20 bin civarında sözleşmeli öğretmen atanması planlanıyor.
Deniz kumu mahkemelik oldu!
Akdeniz Kültür ve Dayanışma Derneği (AKDD), parke taşı döşemesinde yasak olmasına rağmen deniz kumu kullanan Samandağ Belediyesi hakkında suç duyurusunda bulundu. Dernek tarafından yapılan açıklamada, deniz kumunun hangi amaçla olursa olsun kullanılmasının suç olduğu belirtildi. Deniz kumu kullanımının deniz hayvanları ve kumul bitkilerin yaşam alanlarını yok edeceği belirtilen açıklamada, “Onyıllar boyunca yapılan kum talanı yüzünden deniz suyu karanın içine girmektedir. Samandağ halkının toprakları, tarlaları ve ekinleri su altında kalmaktadır” görüşüne yer verildi.
F tipi cezaevlerinde hak ihlalleri sürüyor
Tutuklu ve Hükümlü Aileleri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği (TAYAD), siyasi tutuklu ve hükümlülere yönelik hak ihlallerinin artarak devam ettiğini bildirdi. TAYAD, dün saat 13.30’da Galatasaray Postanesi önünde yaptığı basın açıklaması ile kasım-aralık 2005 cezaevleri hak ihlalleri raporunu açıkladı. İstanbul TAYAD Başkanı Mehmet Güvel; hastane ve mahkeme sevklerinde saldırılar yaşandığını, haber alma özgürlüğünün engellendiğini, onursuzca arama dayatıldığını, mektuplaşma ve görüş hakkının gasp edildiğini, tecridin devam ettiğini söyledi. Yeni çıkarılan yasalarla tecrit ve sansürün ağırlaştığına, tecrit sürdükçe de yeni ölümlerin yaşanacağına dikkat çeken Güvel, tecride karşı direnişin sürdüğünü hatırlattı.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net