www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



“AİHM tazminatlarını sizden alabiliriz”
Adalet Bakanlığı’nın yeni genelgelerinin yayımlanmasına başlandı. AB mevzuatına dayalı yeni genelgelerle ilgili cumhuriyet savcılarını uyaran Adalet Bakanı Çiçek, soruşturma evresinin eksikliklerinden kaynaklı olarak AİHM’de Türkiye’nin tazminata mahkum olması halinde bu tazminatların kendilerinden alınabileceğini hatırlattı.

Ecevit, Özel Harp’i 1974’te duydu
Emekli Orgeneral Kemal Yamak’ın kitabıyla yeniden gündeme gelen Özel Harp Dairesi Başkanlığı, daha önce eski başbakanlardan Bülent Ecevit’in açıklamalarıyla tartışılmıştı. Ecevit, 28 Kasım 1990’da Milliyet gazetesinde yayınlanan röportajında “Özel Harp Dairesi”ni zamanın Genelkurmay Başkanı Orgeneral Semih Sancar’dan öğrendiğini söylüyordu.


“AİHM tazminatlarını sizden alabiliriz”
Adalet Bakanı Cemil Çiçek, insan hakları ihlallerine yol açılmaması ve Türkiye’nin bu nedenle maddi ve manevi zarara uğramasının önlenmesi için cumhuriyet savcılarını, soruşturma evresinde dikkat etmeleri gereken konularda uyardı.
Adalet Bakanlığı’nın 31 Aralık 2005’e kadar yayımladığı genelgelerin güncelleştirilmek için yürürlükten kaldırılmasının ardından ilgili mevzuata göre hazırlanan yeni genelgelerin yayımlanmasına başlandı. Çiçek, bu çerçevede yayımladığı “Soruşturmalarda İnsan Hakları İhlallerine Yol Açılmaması” konulu genelgede, Türkiye’nin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni imzaladığını ve yurttaşların Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) bireysel başvuru hakkı olduğunu anımsattı.
Sözleşmeye imza atan devletlerin bazı yükümlülükler altına girdiğine ve sözleşmenin, bireye, haklarını çiğneyen devlete karşı AİHM’e başvurabilme yolunu açtığına dikkati çeken Çiçek, AİHM’in cumhuriyet savcıları tarafından soruşturma evresinde yapılan bazı eksiklikleri, çeşitli şekillerde insan haklarının ihlali olarak görüp, Türkiye’yi tazminat ödemeye mahkum ettiğini vurguladı.
Eksiklikler
Çiçek, cumhuriyet savcılarının, “insan hakları ihlali olarak nitelendirilen” soruşturma evresindeki eksikliklerini şöyle sıraladı:
  • Güvenlik güçleri hakkında kötü muamele ihbarlarına ilişkin olaylarda, suç mağdurlarının ifadelerinin alınmadığı, kötü muamele iddia ve emarelerinin toplanmasında gerekli özenin gösterilmediği, kolluk ile ilgili şikayet veya soruşturmaların yeterince aydınlatılmadan sonuçlandırıldığı,
  • Soruşturma evresinde gerekli araştırmaların süratle yapılmayıp, olayla ilgili müşteki, mağdur ve tanık ifadelerinin saptanmasında gecikmelere yol açıldığı, bilgi sahibi olmayan kişilerin imzaladığı tutanakların yasal işlemlere dayanak yapıldığı,
  • Gözaltı kayıtlarının incelenmediği, gözaltındaki şahısların yetersiz olan muayene ve doktor raporları ile yetinildiği; güvenlik güçlerince kendilerine sunulan belgelerdeki çelişkiler, tutarsızlık ve boşluklar konusunda yeterli araştırma yapılmadığı, olayla ilgili kollukça düzenlenen tutanaklardaki eksikliklerin giderilmediği ve olay yeri fotoğraflarının çektirilmediği,
  • Otopsi tutanaklarının gerekli ayrıntıyı içermediği, çektirilmesinde fazla duyarlı davranılmadığı,
  • Cumhuriyet savcısının soruşturmaya başlamadaki gecikmesinin diğer iç hukuk yollarının etkinliğini zedeleyebileceği ve cumhuriyet savcısının soruşturmayı başlatmamasıyla, başvuranın etkin bir iç hukuk yolundan mahrum bırakıldığı sonucuna varılabildiği,
  • Gerekli deliller toplanmadan kovuşturmaya yer olmadığı veya yetkisizlik kararları verildiği, dilekçe sahiplerine ve suçtan zarar görenlere soruşturma sonuçlarının bildirilmediği.”
    Cumhuriyet savcılarını uyardı
    Anayasa’nın ilgili maddelerinde insan hakları ve adil yargılanma hakkına ilişkin düzenlemeler ile cumhuriyet savcılarının görev ve yetkilerine ilişkin düzenlemelerin yer aldığı Hakimler ve Savcılar Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanunu’ndaki hükümlere değinen Çiçek, soruşturmaların yürütülmesinde asıl yetki ve sorumluluğun cumhuriyet savcılarında olduğunu vurguladı.
    “Ödenen tazminat sizden alınabilir”
    Çiçek, “AİHM’de Türkiye aleyhine açılan davalarda, cumhuriyet savcılarının soruşturma evresini, kanunlarda ve bakanlık genelgelerinde açıklanan ilkeler doğrultusunda yerine getirmemeleri durumunda bu eksikliklerin insan haklarının ihlali olarak değerlendirilip Türkiye’nin tazminata mahkum edilmesi halinde Hazine tarafından yapılan ödemelerin kendilerinden geri alınmasının ilgili kanun hükümleri çerçevesinde söz konusu olabileceğinin göz önünde bulundurulmasını” istedi.
    Çiçek, bu çerçevede, cumhuriyet savcılarına şu konularda dikkatli olmaları ve özen göstermeleri uyarısında bulundu:
  • Suç işlenildiğinin herhangi bir şekilde öğrenilmesi üzerine, zaman geçirilmeksizin soruşturma başlatılması, delillerin tespit edilerek muhafaza altına alınması, gerektiğinde olay yerinin güvenliğinin sağlanması suretiyle delillerin kaybolmasını ve bozulmasını önleyici tedbirler alınarak olay yerine derhal gidilmesi, olay yerinin incelenmesi ile keşif yapılmak suretiyle ileri sürülen iddialarla karşılaştırılmasının yapılması, olay yerinin fotoğraflarının veya görüntülerinin soruşturmayı aydınlatacak şekilde tespit ettirilmesi, ayrıca yapılan işlemlerin ayrıntılı olarak tutanağa geçirilmesi, şüpheli veya sanığın beden muayenesi ve vücudundan örnek alınması gibi soruşturma işlemlerinin usul ve kanun hükümlerine göre geciktirilmeksizin yerine getirilmesi, olayla ilgili olan şüpheli, tanık, müşteki ve mağdur ifadelerinin eksiksiz bir şekilde ve usulüne uygun olarak kaydedilmesi, - Yakalama, Gözaltına Alma ve İfade Alma Yönetmeliği’nin tam olarak uygulanması, ölü muayenesi ve otopsi işlemlerinde 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 86, 87, 88 ve 89. maddeleri hükümlerine uyulması,
  • Türkiye’nin taraf olduğu milletlerarası sözleşmeler, AİHM kararları ve bu konulardaki ilgili hukuki düzenlemelerin dikkatle uygulanması,
  • Yürütülen soruşturmaların sağlıklı ve süratli sonuçlandırılması ile insan hakları ihlallerinin önlenmesi bakımından üstün gayretin esirgenmemesi, soruşturmanın sonucunun ilgililere kanun hükümleri doğrultusunda bildirilmesi,
  • Ülkemizin, insan hakları ihlalleri dolayısıyla maddi ve manevi zararlara uğramasının önüne geçilmesi ve uluslararası alanda saygınlığının zedelenmesinin önlenmesi.”


    Başa dön


    Ecevit, Özel Harp’i 1974’te duydu
    Emekli Orgeneral Kemal Yamak’ın kitabıyla yeniden gündeme gelen Özel Harp Dairesi Başkanlığı, daha önce eski başbakanlardan Bülent Ecevit’in açıklamalarıyla tartışılmıştı. Ecevit, 28 Kasım 1990’da Milliyet gazetesinde yayınlanan röportajında “Özel Harp Dairesi”ni zamanın Genelkurmay Başkanı Orgeneral Semih Sancar’dan öğrendiğini söylüyordu.
    Ecevit’in röportajda kaydettikleri şunlardı: “1974’teki başbakanlığım sırasında, zamanın Genelkurmay Başkanı rahmetli Orgeneral Semih Sancar başbakanlığın örtülü ödeneğinden acil bir ihtiyaç için birkaç milyon istedi. Benden istenen miktar örtülü ödenekteki paranın tümüne yakındı... Genelkurmay’dan bu paranın ne amaçla istendiğini sormak zorunda kaldım. ‘Özel Harp Dairesi için istiyoruz’ yanıtı geldi.
    Öyle bir resmi dairenin o zamana kadar adını bile duymamıştım... ‘Şimdiye kadar bu dairenin giderleri nereden karşılanıyordu’ diye sordum. O zamana kadar dairenin tüm giderlerini bir gizli ödenekle ABD’nin karşıladığı; ancak artık ABD’nin bu parasal katkıyı kestiği, o nedenle Başbakanlık’ın örtülü ödeneğinden para istemek zorunda kalındığı bana bildirildi... Özel Harp Dairesi’nin nerede bulunduğunu sordum. ‘Amerikan Askeri Yardım Heyeti ile aynı binada’ yanıtını aldım... Hayrete düşmem ve kaygılanmam herhalde doğaldı... Bu dairenin işlevleri ve kuruluş biçimi hakkında bilgi istedim... Benim için bir brifing düzenlendi. Bilgi vermek üzere de rahmetli Genelkurmay Başkanı Semih Sancar’la, o sırada Özel Harp Dairesi Başkanı olduğunu öğrendiğim General Kemal Yamak ve bir-iki subay katıldı.”
    Güvenilir ‘vatanseverler’
    Ecevit, 1978-1979’daki başbakanlığı sırasında bir doğu gezisinde bir komutanın “Özel Harp Dairesi”nde çalıştığını öğrenince durumdan kuşkulanıp bilgi almak ister ve komutanla aralarında şöyle bir diyalog geçer: “Farz-ı mahal, bu ilçedeki MHP Başkanı aynı zamanda Özel Harp Dairesi’nin sivil uzantısındaki gizli elemanlardan biri olamaz mı?”
    “Evet öyledir, ama kendisi çok güvenilir vatansever bir arkadaşımızdır.”

    GLADİO’NUN HİKAYESİ...
    GAYRİNİZAMİ KUVVET VE KANUNSUZLUK
    İkinci Dünya Savaşı sonrasında SSCB’ne ve olası bir işgal durumuna karşı 1948’te NATO kuruldu. CIA bünyesinde ise komünizmle mücadele amacıyla; basını elde edip sendika ve siyasi partilere mali destek sağlayarak ve anti-komünist bir propaganda yaparak gizli kuvvet oluşturacak bir yapı oluşturuluyordu. Gladio örgütü bu gerekçeyle kuruluyordu. ABD’nin finanse ettiği bu örgütler bir işgal durumunda sabotaj ve gerilla eylemleri gerçekleştirerek, dışarıdaki hükümete bilgi göndereceklerdi. İdarecilerin eğitimi NATO üyesi ülkelerde, belli merkezlerde verilirken, diğer ülkelerde ise CIA ve NATO tarafından sağlanıyordu. Gladio, İtalya’daki örgütün kod adı. Örgüt Türkiye’de Kontrgerilla olarak biliniyor. Türkiye’deki örgüt 27 Eylül 1952’de Seferberlik Tetkik Kurulu adıyla kuruldu.
    Emekli Kurmay Yarbay Talat Turhan, Amerikan FM (Field Manuel) 31-15 adlı talimnamenin bağımlı ülkelerdeki benzer yapılanmaların ruhunu oluşturduğunu belirtiyor. Türkiye’de ise önce “Seferberlik Tetkik Kurulu” daha sonra ise Özel Harp Dairesi adıyla tanınan “kardeş kuruluşun” Kara Kuvvetleri Komutanlığı Sahra Talimatnamesi olan ST 31-15 numaralı yönergeyle düzenlendiğini ifade ediyor: “FM 31-15 işaret ve Mayıs 1961 tarihli Amerikan Sahra Talimnamesi, tercüme edilerek, ST-31-15 işaret ve Ocak 1965 tarihinde “Gayri Nizami Kuvvetlere Karşı Harekat” adı altında ve Org. Ali Keskiner imzası ile TSK’da uygulanmak üzere dağıtılmıştır.” (Talat Turhan. Bomba Davası Savunma-1- shf. 133.İstanbul. 1986) Talat Turhan kontrgerillanın ne iş yaptığı sorusuna şöyle cevap veriyor: “ST 31-15 adlı talimnamede açık ve sinsi gayri nizami faaliyetler arasında; adam öldürme, bombalama, silahlı soygunculuk, işkence, kötürüm hale getirme, adam kaçırma suretiyle tedhiş ve olayları tahrik, misilleme ve rehinelerin alıkonması, kundakçılık, sabotaj, propaganda ve yalan haber yayma, zorbalık, şantaj sayılmakta ve 10. sahife, madde 9’da ‘Bir gayri nizami kuvvetin yeraltı unsurları kaide olarak kanuni statüye sahip değillerdir’ denilmektedir.”
  • Özkök’e olumlu yanıt
    Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek, “terörle” mücadele konusunda yapılan değişiklikleri eleştiren ve Terörle Mücadele Kanunu’nun yetkinleştirilmesini isteyen Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök’e, olumlu yanıt verdi. Çiçek, yasayla ilgili düzenlemelerin, önümüzdeki günlerde ihtiyaca göre güncellenebileceğini söyledi. Çiçek önceki gün gerçekleştirilen Bakanlar Kurulu’nun ardından yaptığı açıklamada, “İhtiyaçlara göre güncelleştirmek gerekiyorsa bunu yapacak yeterli hazırlığımız var” diye konuştu.

    Bize ulaşmak için;

    Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net