www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Doğaya yolculuk
DOĞA-DER’in çevre bilincini kazandırma amacıyla ve bir spor aktivitesi olarak düzenlediği doğa yürüyüşlerinde tehdit altındaki yerler seçiliyor. DOĞA-DER bunu özellikle yapıyor. Çünkü her şey anlatılmıyor. Yaşanması ve görülmesi gerekenler var.

Fıkralardaki Kayserili...
Erciyes Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nevzat Özkan, fıkralardaki Kayserili tipinin, mütevazı, özgüveni yüksek, uyanık, hazır cevap ve hesabını iyi bilen bir ticaret adamı olduğunu söyledi.


Doğaya yolculuk
Erkan Araz
Hepimiz her fırsatta söyleriz doğayı ne kadar çok sevdiğimizi! Hele bir de onun içinde bir yerlerdeysek... Doğanın herhangi bir yerinde, bir köşesindeysek, yeni keşfedilmiş bir toprak parçası görmüş gibi oluruz ve bu görüntüleri kaydetmek için belleğimizin bütün kıyılarını zorlarız. Bu duygu doğanın bir armağanıdır bizlere.
Doğasıyla barışık olmayan bir canlı türünün doğasıyla uyumsuzluğu o canlı türünün yok olması anlamına gelir. Her ne kadar önemsemesek de doğanın korunması ve gelecek açısından bu korunmanın aktarılması hayati öneme sahip olsa da içinde yaşadığımız düzenin gerektirdiği kendinden başka bir şeyi düşünmeme üzerine kurulu bir vurdumduymazlık hakim.
Doğanın üzerinde günümüzde bireyciliğin ve kendi çıkarları için her yolu mübah gören anlayışın geliştirdiği hızlı yıkım artık gözle görülür ve hissedilir bir vaziyet almış durumda. Son zamanlarda açıkça belli olan şey doğanın dengesinin önemli ölçüde bozulduğu ve artık geri dönülemeyecek tahribata uğradığıdır. Artık mevsimler kendi özelliklerinin dışında yaşanmakta ve dünyanın farklı yerlerinde doğa kendine yapılana cevap verir gibi büyük felaketler yaşatmakta.
Doğa yürüyüşü
“Doğa yürüyüşleri”, doğal dengenin hızlı bir şekilde yok olduğu bu dönemde doğayı insanlara yeniden tanıtma ve doğayı yok oluşa götüren nedenleri ortaya koyarak çözüm üretmeye çalışan Doğayı ve Çevreyi Koruma Derneği’nin (DOĞA-DER) düzenlediği etkinliklerden sadece biri. Bu yürüyüşler, keşfetme heyecanını ve bütünleşmeyi fazlasıyla yaşatıyor insana. Elbette ki burada sadece keşfettirmek ve bu heyecanı yaşamak değil, eğer böyle giderse artık heyecan duyarak baktığımız güzel bir toprak parçası kalmayacağını göstermek için düzenliyor DOĞA-DER bu yürüyüşleri.
“Yeşil Bursa” olarak anılan şehrin artık bir beton yığını haline geldiği günlerde halen varlığını sürdürmekte olan değişik tonlarda yeşille kaplı bir kenarına gidebilmek ve oradaki havayı teneffüs etmek oldukça sıcak bir duygu. Çevre bilincini kazandırmak ve bir spor aktivitesi olarak gerçekleştirilen bu doğa yürüyüşlerinin bir diğer özelliği de herhangi bir şekilde tehdit ve saldırı altında olması. DOĞA-DER bunu özellikle yapıyor. Çünkü her şey anlatılmıyor. Yaşanması ve görülmesi gerekenler de var. Örneğin oteller ve su şirketleri tarafından büyük acılar çeken ve yok olmanın eşiğine kadar gelen, şimdi de korunması gereken bir SİT alanı olmasına rağmen turizm bölgesi yapılmak istenen Oliympus, yani Uludağ, ender rastlanan Ramsar Bölgesi olan ancak hemen etrafında bir organize sanayi bölgesi kurulmak istenen Apolyon, yani Uluabat Gölü, bulundurduğu su havzasıyla dünyada sayılı yerlerin arasında bulunan ve birinci derece de tarım arazisi olan Nicia yani İznik Gölü DOĞA-DER’in gezilerini seçtiği yerlerden bazıları.
Bu yüzdendir ki, doğanın içinde sevimli bir yürüyüş gerçekleştirirken bu yerlerin nasıl bir tehdit altında oldukları da çok iyi biçimde görülüyor.
Rant ve kâr
Doğayı alabildiğine sömüren bu sistemde, her şeyin rant ve kâr üzerine kurulu olmasından dolayıdır ki çevre, doğa ve içinde yaşayanların hiçbir önemi yok. DOĞA-DER’in mücadelesi işte bunların bilincinde bir mücadele olmasından kaynaklı olarak etkinliklerini farklı motiflerle sürdürüyor.
Şehrin kalabalık monotonluğunda kaybolup giderken sadece duvarlara astığımız çerçevelik resimlerden izlediğimiz doğaya daha yakın olmalıyız. O bizden tamamen uzaklaşmadan...


Başa dön


Fıkralardaki Kayserili...
Erciyes Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nevzat Özkan, fıkralardaki Kayserili tipinin, mütevazı, özgüveni yüksek, uyanık, hazır cevap ve hesabını iyi bilen bir ticaret adamı olduğunu söyledi. Özkan, Anadolu’yu dolaşan yerli ve yabancı seyyahlar başta olmak üzere, ilim ve sanat çevresinden gelen pek çok kalem erbabının, değişik vesilelerle eserlerinde Kayseri’den söz ettiğini, hatta ilhamını veya konusunu bütünüyle Kayseri’den alan edebi eserler ortaya koyduğunu kaydetti.
Sözlü edebiyat geleneğinin günümüze kadar getirdiği halk hikayelerinde, türkülerde, destanlarda, fıkralarda, hatta atasözlerinde de Kayseri’nin insanıyla ve kültürüyle geniş yer tuttuğunu ifade eden Özkan, şöyle devam etti: “Fıkralardaki Kayseri ve Kayserili imajını iki bölümde ele almamız mümkündür. Bunlardan birincisi, ülke genelinde de bilinip anlatılan ve ana unsurunu Kayserili tipinin oluşturduğu fıkralardır. Bu fıkralardaki Kayserili tipi, ‘Övünmek gibi olmasın’ diye Kayserili olduğunu saklayacak kadar mütevazı, ‘Okumam yazmam yok ama Kayseriliyim’ diyecek kadar özgüveni yüksek, dünyanın en kurnaz tüccarı olan Yahudiye kanmayacak kadar uyanık, hazır cevap ve hesabını bilen bir ticaret adamıdır. İkinci Kayserili tipi ise, Kayseri eşrafından insanların ve ülke genelinde tanınan Kayserililer’in başından geçen veya onların adına yakıştırılan fıkralardır.”
İncili Çavuş

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net