www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Bu toprakları anlatan
   KÜRT ÖYKÜLERİ

Kürt edebiyatı son yıllarda Kürtçe üzerindeki serbestliğin de artmasıyla hızla gelişerek önemli bir mesafe katetti...

Ödül töreni de tartışmalı geçti
Adnan Özyalçıner’in jüriden ayrıldığını açıkladığı Abdullah Baştürk 3’ncü İşçi Öyküleri Yarışması’nın ödül töreni de tartışmalarla geçti.

Hayatı yaşanır kılmak için çabalıyoruz
Cemal Süreya Şiir Ödülü, bu yıl kitap bütünlüğü taşıyan dosya dalında Antakya’da yaşayan genç şair Murathan Çarboğa’ya verildi.


Bu toprakları anlatan KÜRT ÖYKÜLERİ
Turgay Keser
Kürt edebiyatı son yıllarda Kürtçe üzerindeki serbestliğin de artmasıyla hızla gelişerek önemli bir mesafe katetti. Evrensel Basım Yayın tarafından Kürt Tarih ve Kültür Dizisi kapsamında basılan Kürt Öykü Antolojisi bu gelişimi göstermeye aday çalışmalardan biri. Yeni ve eski, daha çok Türkiye’den olmak üzere Kürtlerin yaşadığı bütün coğrafyalardan yazarlar öyküleriyle bu kitapda buluştu. Öykülerin çevirisini yapan ve kitabı hazırlayan Hasan Kaya kitabın ‘Türkiye’de bir Kürt edebiyatı var mı?’ diyenlere de bir cevap olacağını belirtiyor.
Kürt öykü antolojisi nasıl hazırlandı?
Türk okuyucusuna Kürtçe yazılmış öykülerin sesini duyurmak istedik bu kitapla. Çünkü Kürtçe eserler Türkçe yazılmadıkça ana dili Kürtçe olanlar tarafından bile görülmüyor. Türkiye’de Kürtçe öykü kitabı yayımlamış her yazara yanı sıra yalnızca dergilerde çıkmış öykülere ulaştım. Kitapta daha çok Türkiye’de yaşayan Kürt yazarlarına yer verdik. Kitabı hazırlarken asıl gözettiğimiz tabiki sanat ve edebiyattı. Ama edebiyat paralelinde bir politik mesajda vermek istedik açıkcası.
Bu kitap Türkiye’de Kürtçe edebiyatın varlığına da bir kanıt mı?
Bugün gündemde olan konulardan da biridir. Kürtçe diye bir edebiyat var mıdır? Kürtler neler yazıyor? Evet, biz buna da bir cevap olmak için biraz da bu kitabı hazırladık. Çünkü her dil kendi edebiyatı ile vardır. O yüzden yazarlar Türkiye’den olsun istedik. Ama bunun dışında İran, Irak, Suriye ve Kafkasya’dan da Kürt yazarlar var seçkide.
Kürt edebiyatı nasıl bir çizgide gelişti?
1920 yılından sonra Kürt aydınları sürgüne gittikleri için, ilk ürünlerini Türkiye dışında Şam gibi merkezlerde filizlendiğini görürüz. Gidenler buralarda dergiler çıkarmış ve ilk alfebe çalışmalarını başlatmışlardır. Bugün Kürt edebiyatı onların oluşturduğu temel üzerinde gelişti.
Onlardan sonra edebiyatımızda 80 sonlarına dek gelen bir kopukluk yaşandı. 1990’lı yıllardan sonra Türkiye’de yayımlanan gazete ve dergilerin de aracılığıyla Kürt Edebiyat ortamı yeniden hareketlendi. Yeni yazarlar şiirlerini, makalelerini oralara vererek ordan gelişmeye ve bir alan yaratmaya çalıştılar. Bu yıllar Kürtçe’ye yönelimin de arttığı yıllardır. Bu ortamda Kürt yazını da gelişme olanağı yakalamıştır. Fakat bütün bunlar bu son on yıllık süreçte yaşandı. Asıl adımı 90’lı yıllardan sonra yetişen üniversite gençliği attı. Açılıp kapanan yayınevleri oldu. Binlerce diyemiyorum ama yüzlerce şiir kitabı, roman, öykü denemeler yayımlandı. Şunu da unutmamak lazım, 12 Eylül’den sonra Türkiye’yi tert eden birçok aydın, yazar İsveç’deki olanaklarla yeni şeyler yaptılar.
Yayımlama sorununu nasıl aşıyor Kürt yazarlar?
Yayınlanmazsa teşvik olmaz. Kürtçe öykü yazanların yazdıklarını yayımlatamama gibi çok önemli bir sorunları var. Bu insanlar yazıyor ama ürünlerini nerede yayımlatacaklar? Bunun baş nedeni de Kürtçe edebiyatının bir pazarının oluşmaması. Yani bugün Kürtçe konuşanlar, anadili Kürtçe olanlar, Kürtçe yazılmış kitapları okumuyor ve almıyor. En çok okunan Kürt yazarı Mehmet Uzun’dur. Ama onunda Türkiye’deki kitaplarına bakın Kürtçe değil Türkçe yayımlanmıştır. Kürtçe de hiçbir yayınevi, misyon amacıyla ve toplumsal görev için çalışan yayınevlerinin dışında, Mehmet Uzun’un kitaplarını yayımlamaz. Pazar yok açıkcası, satmaz. Kürtçe okuma, Kürtçe yazma bir değer, bir kazanç sağlamadığı için kimse de yazmak istemiyor. Kürt gençleri Kürtlerle ilgili olupda Türkçe yapılan işlere ilgi gösteriyor. Kürtlerle ilgili Türkçe bir romana, filme ilgi gösteriyor. Bunun sebepleri çoktur, en başta Kürtler’in statüsüz bir halk olması gelir. Kürtçe konuşan Kürtçe okumuyor. Kürt edebiyatı da şu anda iman gücüyle yaşıyor. Yazarlar da ‘vatan’ ve millet için yazıyor.
Türkiye’de Kürtçe yazmanın anlamı nedir?
Bu soruyu ben kendime defalarca sordum. Bu statüsüz bir edebiyat, statüsüz bir halk, statüsüz bir dildir. Kürtçe yazmak bizim için bir görev, basın, tiyatro, edebiyat vb. hepsi halkı eğitmek, dilini tarihini öğretmek, bir ulus ve millet bilinci oluşturmak içindi. Kürtçe okuma ve yazma sevgisi kazandırmak için. Kürt edebiyatı bir eğitim kurumunun yan müsesesi gibi çalışyor o yüzden. Tabi milyonlarca insan Kürtçe anlıyor konuşuyor ama bizim yazdığımız ve yüksek dediğimiz Kürtçe’yi, edebiyatı anlamak becerisini geliştirmekti amacımız. Bu amaç bize yol gösterdi. İnternette bizi dünyadaki bütün Kürtlerle buluşturdu. Kürt edebiyatı emekleme sürecinde deniyor sürekli ama her yazar için geçerli değil bu. Kürt edebiyatı bir kendini bulma döneminde. Bunun başlıca nedeni dildeki tereddütlerdi ama bu bugün aşılmış durumda ve biz Kırmanci konusunda uzlaşmış bulunuyoruz. Edebiyatın temeli dildir, edebiyat olabilmesi için öncelikle dilin olması lazım. Bu açıdan Kürtçe ilk dönemdeki bocalamaya atlattıp düze çıkmıştır.
Kürt yazarını gerçekçi yapan nedir?
Bizzat ben kendimi de böyle düşünürüm. Bizde iki kişilik gelişmiştir. Toplum kimliğimiz daha öndedir. Şahit olduğumuz toplumsal olaylar bizi daha çok etkiliyor ve bunları yazma çabasına giriyoruz. Biz bireysel yanımzdan çok, genelimizi ilgilendiren konularda yazıyoruz. Ulusal kimliğimizi ilgilendiren sorunları çözemediğimiz için bireyselimizi önde tutamıyoruz. Haliyle ulus olarak onlar bizim gündemimizde duruyor. Genel olarak toplumsal olaylar edebiyatımızda ilk sırayı alıyor her zaman. Yaşadığımız olaylardan dolayı Kürt yazarları da gerçekcidir. Kürt yazarları kendi koşularının yazarlarıdır.
Antolojideki öykülerin daha çok toplumcu çizgide olması nasıl değerlendirilebilir?
Ana öyküler bunun üzerine hareket eder. Savaş, göç, faili meçhuller, kayıplar, ölümler,sürgünler, yoksulluklar vs. halkımızın yaşadığı her şey temel ve genel konuları oldu yazarların. Köy boşaltmalar, yakmalar... Savaş, sürgün, yoksulluk ve bunlarla gelen toplumsal olaylar ve ayrıca namus cinayeti gibi Kürtler arasındaki sorunlarda daha çok işlenmiştir Kürt Edebiyatında.
Burada Türkçe’ye çevrilmiş bu Kürtçe öyküleri isterdim ki, Türk yazarlar okusunlar ve bir Kürt Edebiyatı’nın varlığını görsünler. Önemli kalemler bunu bilsinler isterdim. Ben bu kitabın tartışılmasını isterim. Yani buradaki binlerce sözcük, deyim, ata sözü Kürtçe’dir. Kürtçe var mıdır, yok mudur tartışmasını ben artık onlara bırakıyorum.


Başa dön


Ödül töreni de tartışmalı geçti
Abdullah Baştürk 3’ncü İşçi Öyküleri Yarışması’nın ödül töreni, “işçi öyküsü nasıl olmalı” tartışmaları eşliğinde yapıldı. ASMMO Toplantı Salonu’nda önceki akşam yapılan törene, Avukat Halit Çelenk, DİSK Başkanı Süleyman Çelebi, Genel-İş Başkanı Mahmut Seren ile sendika yöneticilerinin de aralarında bulunduğu sanatçılar katıldı.
Tören, Baştürk’ün hayatını anlatan ve Ahmet Soner’in hazırladığı sinevizyon gösterimi ile başladı. Sadun Aren, Mahmut Seren ve Süleyman Çelebi’nin de birer konuşma yaptığı törende, jüride bulunan Vecihi Timuroğlu, sanatsal öykünün, yazarın, toplumu algıladıktan sonra yaşamı anlaması ile olabileceğini belirterek, “Öykü buysa, işçi nedir? İşçi, emeğini ücret karşılığında satan, bir taraftan ürettiği artıdeğere el konan kişidir. Böyle bir tek öyküye rastlamadım” dedi. Timuroğlu, eğer işçide bir öykü varsa, işçi öyküsü olduğunu belirterek, “Genellikle böyle bir dışlamaya sahibiz. Yazılarda işçiler, genelde iş kazalarına uğruyor, sigortası olmadığı için patron ona kazık atıyor. Bunlar işçi öyküsü olmamalı. Yaşamını, düşüncelerini, eylemini etkinliklerini anlatan bir bütünlük içinde, üretim sürecinde anlatılırsa işçi öyküsü olur” diye konuştu.
Edebiyatçılar Derneği Genel Başkanı Gökhan Cengizhan ise Timuroğlu’na katılmadığını belirterek, işçi öyküleri yarışmasının giderek nitelik kazandığını söyledi. Bu öykülerin, toplumsal tarafları ve okura ne tür politik tavır sergileyeceklerini gösteren özelliklerini olduğunu dile getiren Cengizhan, “Kuşkusuz 25-30 yıl öncesiyle özdeşleştirilemez ancak sınıftan yana tavır vardır” dedi.
Öykücülerden cevap
Birincilik ödülünü “Mevsimlik İşçiler” adlı öyküsüyle alan Zehra Ünüvar, son yıllarda, işçinin, esnafın, köylünün edebiyatta konu olamadığını belirterek, kendisinin köy kökenli olduğunu, çocukken tütün üreticisi babasıyla yaşadıklarını anlattı. Ünüvar, “Ben belki çok fazla başarılı değilim, ama kendimce yazdım. Başarılı olanların; geylerle, şunlarla, bunlarla değil de bu insanlarla çalışmasını diliyorum” dedi. “Ocakçı Gözleri” adlı öyküsüyle ikincilik ödülünü alan Mavisel Yener ise Timuroğlu’na seslenerek, “İşçi öyküsü, masa başında oturup ilham beklenerek yazılmaz. Ben işçilerin çevresindekilerle görüşüyorum, olayları araştırıyorum” dedi. Üçüncülük ödülünü ise Emine Başa, “Lena/Düş Hançeri” adlı öyküsüyle aldı.
Jüri üyelerine de plaket verilen törende, konuşmasının ardından salonu terk eden Vecihi Timuroğlu plaketini almadı. Tören, Ufuk Karakoç’un söylediği türkülerin ardından düzenlenen kokteyl ile sona erdi.
Tartışmalar devam etti
İşçi öyküleri yarışması sonuçları büyük tartışmalara neden olmuş, Yazar Adnan Özyalçıner jüri üyeliğinden istifa ettiğini açıklamıştı. Tören ve kokteyl sırasında da sanatçılar arasında bu tartışmalar devam etti. Sanatçılar, Türk edebiyatında, biçim ve içerik ayrışması yaşandığını dile getirerek, Abdullah Baştürk gibi sosyalist düşüncelere sahip bir işçi önderine ithaf edilen bir öykü yarışmasında, edebiyatın içeriğinin göz ardı edilmemesi gerektiğini vurguladılar.


Başa dön


Hayatı yaşanır kılmak için çabalıyoruz
Diren Zorlucan
Cemal Süreya Şiir Ödülü, bu yıl kitap bütünlüğü taşıyan dosya dalında Antakya’da yaşayan genç şair Murathan Çarboğa’ya verildi. Murathan Çarboğa güneyli bir şair, 1974 yılında Hatay’ın Dörtyol ilçesinde doğdu. Aslen Adanalı, ama uzun yıllardan bu yana Antakya’da yaşıyor. 1997 yılında Mustafa Kemal Üniversitesi’nin Türk Dili ve Edebiyatı Eğitimi Bölümü’nden mezun oldu. Halen Antakya Fevzi Çakmak Lisesi’nde edebiyat öğretmeni olarak görev yapıyor.
TYS: Yargılamak yerine, yararlanın!
Türkiye Yazarlar Sendikası (TYS) Yönetim Kurulu, bir ulusun yazarlarının ve aydınlarının ürettiği düşüncelerle gelişeceğine dikkat çekerek, TCK’nın 301 ve 305. maddelerinin gözden geçirilmesini istedi. Siyasal iktidarların görevinin düşüncenin özgürce gelişebileceği bir ortam yaratmak olduğunu vurgulayan TYS yaptığı yazılı açıklamada, şöyle dedi: “Buna bağlı olarak, demokrasi ve hukuk olgusunun bir toplumun yaşama biçimini oluşturması, bireylerin düşüncelerini özgürce açıklayabilmesiyle olanaklıdır. Ülkemizin bu olanağa kavuşmasını engelleyen Türk Ceza Yasası’nın 301. ve 305. maddeleri derhal gözden geçirilmelidir. Bu bağlamda, Orhan Pamuk ve Prof. Dr. Yücel Aşkın davalarıyla ilgili olarak, hukuk ve yargı sistemimizle ilgili bütün düşünce, eleştiri ve önerileri, söz konusu davalara yapılan müdahale olarak algılamak yerine, yararlanmanın yolları aranmalıdır”. Açıklamada, TYS’nin düşüncenin açıklanmasını sınırlayan ve engelleyen bütün yaklaşımlara karşı olduğu ifade edildi.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net