www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Özelleştirme karşıtlığının laneti
Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de özelleştirme, yalan bombardımanı ile desteklendi. Bunların başında dünya genelinde özelleştirmelerin başarıyla yapıldığı ve özelleştirme yapan ülkelerin ekonomilerinin düzeldiği geliyor. Ama gerçek hiç de böyle değil. Çünkü özelleştirme, uygulandığı ülkelerde ekonomiyi düzeltmediği gibi işsizliği artırdı ve halkı daha da yoksullaştırdı.

Bir işçinin kaleminden...
Günlerce madenin kör karanlıklarında çalıştıktan sonra aldıkları paranın salt karın doyurmaya bile yetmediğini gören Cwmardy kömür madeni işçileri, son çare olarak kendilerini madene kapatırlar. Grev yerin altına iner böylece.

Romancı Trevanian hayatını kaybetti
“Trevanian” takma adıyla tanınan ABD’li romancı Rodney William Whitaker hayatını kaybetti. Romancının sözcüsü Michael Carlisle, Whitaker’ın 14 Aralık’ta İngiltere’de kronik akciğer hastalığı nedeniyle hayatını kaybettiğini söyledi.


Özelleştirme karşıtlığının laneti
Taylan Özgür Efe
Memlekette bazı konularda konuşmak tehlikeli bir hal aldı. Gazeteler, televizyonlar, aydınlar, ekonomistler bazı sözcüklerin anlamını yanlış bağlamlarla ilişkilendirmek suretiyle çarpıtarak; konuşanı, kitleler nezdinde ağzını açtığı anda haksız veya hatalı konuma itecek koşulları oluşturdular. Örneğin özelleştirmeye karşı bir şeyler söylemeye başladığınızda “gerikafalı”, “demokrasi düşmanı” damgasını yiyorsunuz.
Medyada özelleştirme, devletin küçültülmesi; sadece ekonominin düze çıkmasının değil, memleketin demokratikleşmesinin de kaçınılmaz gereği olarak yansıtılıyor. Ve artık berberler de özelleştirmenin güzelliğinden, devletin küçülmesi gerekliliğinden söz ediyorlar. Özelleştirmeye karşı güçlü bir direniş ortaya koyamayan sendikaların son zamanlarda reklamlarla yaptıkları atak ise yalan ve çarpıtılmış bilgi bombardımanı altındaki berberleri ikna etmeye yetecek gibi görünmüyor.
Vatan hainliği
Özelleştirme salt ekonomik bir süreçmiş gibi gösterilse de özelleştirmenin önde giden uygulayıcıları bunun ideolojik yanını açıkça ortaya koymaktan çekinmiyorlar. Ki özelleştirme karşıtlarına yönelik geliştirilen argümanlar da ideolojik özellikler taşıyor.
Örneğin özelleştirmeye hayır demenin “doğu bloku kafası taşımak” olduğu, totaliter yönetimleri savunmak anlamına geldiği, demokrasi düşmanlığı olduğunun söylenmesi veya özelleştirmeye karşı çıkmanın vatan hainliği ile eş tutulması gibi.
Özelleştirmenin sosyal sonuçları ise hep gizlenen bir konu oldu. Özelleştirme ile hizmetleri yürütecek konuma gelen şirketlerin sosyal kaygılarının olmaması ve sadece para kazanma güdüsüyle hareket edecek olmaları nedeni ile sorunların artacak olması ve hizmetlerin paralı hale gelmesinin ve işçi çıkarmaların artmasının yoksulluğu da artıracak olması es geçildi.
Satılık Vatan
Daha önce “Özelleştirme, Sömürgeleştirme”, “Özelleştirme Yalanları” gibi kitaplar yayımlayan Yılmaz Dikbaş da yeni kitabı “Satılık Vatan”da dünyadaki ve Türkiye’deki özeleştirme uygulamalarını inceleyerek bu konularda somut veriler sunuyor. Asya Şafak Yayınları’ndan çıkan “Satılık Vatan”, iki bölümden oluşuyor. Yazarın 1997’de yayımlanan “Özelleştirme Sömürgeleştirme” kitabı bu kitabın birinci bölümü olarak kullanılmış. Bu bölümde Türkiye ve 55 ülkede özelleştirme uygulamaları ve bunların ekonomik ve toplumsal sonuçları inceleniyor. İkinci bölümde ise Türkiye ve dünyada 1997-2003 yılları arasında yaşanan özelleştirme girişimleri ve bunlara karşı verilen mücadele anlatılıyor. Kitap derli toplu bir araştırma özelliği taşıması nedeni ile okunması ve el altında tutulması gereken bir çalışma olarak değerlendirilebilir.
Yılmaz Dikbaş, özelleştirmenin medya tarafından gizlenen sosyal sonuçlarına, yani özelleştirmenin tek tek kişilerin yaşamını nasıl etkilediğine dair örneklere de yer veriyor. Ancak yazarın olmasa da kitabın kendisinin kaynak olma iddiası taşıdığı göz önüne alındığında kitabın hazırlanışında ve yayımındaki özensizlik oldukça göze batıyor. Yoğun imla hatalarının dışında zaman zaman okuyucunun okuduğunu anlamasını imkansızlaştıran hatalar rahatsız edici. Veya ÖDP kısaltmasının yanında “Özgürlük ve Demokrasi Partisi” yazılması gibi çok sayıdaki yanlış da okumayı zorlaştırıyor.
Tüm bunların yanında kitabın göze çarpan bir eksikliğinin de Türkiye’de ve dünyanın herhangi bir yerindeki özelleştirmelere ve bunlara karşı yapılan eylemlere sayfalarında geniş yer veren ve özellikle Türkiye’de yapılan, yapılmak istenen özelleştirme uygulamalarının yağmacı, emperyalist karakterini sergileyen Evrensel’in kitabın kaynakça bölümünde yer almaması olduğu söylenebilir.


Başa dön


Bir işçinin kaleminden...
Günlerce madenin kör karanlıklarında çalıştıktan sonra aldıkları paranın salt karın doyurmaya bile yetmediğini gören Cwmardy kömür madeni işçileri, son çare olarak kendilerini madene kapatırlar. Grev yerin altına iner böylece. Ama kara ekmek için verilen kavga, bu aşamaya gelene değin çok çetin sınavlardan geçmiş, biri ülke çapında olmak üzere iki büyük grev, bir lokavt, göçükler ve ölümlerle sınanmıştır. İngiltere’nin Güney Gal bölgesinde bulunan Cwmardy kasabası her ne kadar grevlere alışıksa da, madencilerin yerin altına kapanma kararı herkesi titretecek bir karardır. Patronları bile. Madencilerin istekleri ise yalnızca yaşanabilir bir ücret, kendi istedikleri bir sendikayı seçme hakkı ve yerli olmayan grev kırıcı işçilerin atılarak eski işçilerin geri alınmasıdır. On gün süren kararlı bir duruşun ardından grev zaferle sona erer. Fakat daha aylar önce tüm Britanya ülkesi çapında gerçekleşen büyük grevin yenilgisi tazeyken gelen bu zafer, işçilerin aynı zamanda üzerlerindeki ölü toprağını kaldırıp atmalarını sağlar. Bundan kısa bir süre önce gerçekleşen büyük grev işçi federasyonundaki temsilcilerin hainlikleri sayesinde yenilgiye uğradığını da hatırlatmak gerekir. Kendisi de bir maden işçisi olan Lewis Jones’ın yazdığı Evrensel Basım Yayın tarafından basılan “Bir Madenci Kasabasının Öyküsü” isimli iki ciltlik bu roman sürekli olarak bir önderlik sorununu mücadelenin ana hattına oturtur.
Grevler ve aşklar
İlk kitap olan “Madencinin Sınav Günleri”nde erken kalkılan acı sabahların, soğuk yüzlü kör tünellerin, ufacık çocukların kazma kürekle ekmek peşine düştüğü madenin umutsuz karanlıkları büyük bir başarı ile anlatılır. İnanılmaz bir yoksulluk, sefalet yanı başlarında zenginlik ve refah dağıtan kömür madenine rağmen kasabayı sarıp sarmalamıştır. Üstüne on beşten fazla işçinin hayatını kaybettiği bir göçük de eklenince kaçınılmaz olana yönelir işçiler ve zaferle sonlanan ilk greve gidilir Cwmardy’de. Sosyalist fikirlerin henüz kasabaya gelmediği yıllardır bu zamanlar ve ancak yeni kuşak genç işçilerle gelecektir bu etki. Bunlardan biri de genç işçi Len’dir. Kitap bütünüyle Len’in bir çocuk işçiyken gelişip, politik mücadelede pişerek nasıl bir genç önder olduğunu anlatır. Öbür taraftan roman sürekli bir gerginliğin girdabında akar, bu yaşlı işçi önderi olan Ezra ile Len arasında ve Ezra’nın kızı Mary’nin sevgilisi Len ile babasının arasında kalması şeklinde sürer. Kitabın ilk cildi olan “Madencinin Sınav Günleri” kasaba da mutlak bir işçi birliği sağlanması ve zaferle son bulur. Evrensel Basım tarafından yeni yayımlanan dizinin ikinci kitabı olan “Olgunlaşma”da ise bütün kartlar açılır ve Ezra ile Len arasındaki gerginlik sonuca bağlanır. Bütün mücadeleyi Ezra’dan öğrenmiş olan Len’in partiye üye olmasıyla başlayan kavga Marry’nin iki erkek arasında seçim yapmak zorunda kalmasıyla sürer. Sonunda bir işçi önderiyken patronla işbirliğine giderek hain olan Ezra’ya karşı Len ve parti mücadelesi kazanacaktır.
Bir işçi yazar
Lewis Jones kısa hayatında yalnızca “Bir Madenci Kasabasının Öyküsü” başlığıyla sunulan bu iki ciltlik romanı yazabildi. Fakat bunu da mücadeleden ve işgünlerinden arta kalan saatlerde yaptı. Çevresindeki insanları, işçileri, işçi önderlerini ve partiyle birlikte bütün bir mücadeleyi bu romana sığdırdıktan sonra ise görevini yapmış gibi hayata veda etti. Öldüğü zaman İspanya İç Savaşı tüm hızıyla sürüyordu ve Avrupa’yı faşizmin kara bulutları sarmıştı. Zaten kendisi de İspanya’ya yardım için yaptığı 30 sokak konuşmasının ardından yorgun düşerek yaşama gözlerini yumdu. Romanının son düzeltmelerini henüz bitirmişti. Yaşasaydı İspanya Cumhuriyeti’nin yenilgisini de görecekti, ama Hitler’in Kızıl Ordu tarafından ezilişini de. Lewis Jones’un romanı aynı zamanda edebiyatın bir seçkinler işi olmadığını ve işçilerin de iyi birer yazar olabileceğini göstermesi bakımından bile ilgiyi hak eden, okunması gerekli bir kitap.


Başa dön


Romancı Trevanian hayatını kaybetti
İşçi Öyküleri Yarışması sonuçlandı Genel-İş ve DİSK eski Genel Başkanı Abdullah Baştürk’ün anısına Baştürk ailesi, Edebiyatçılar Derneği ve Genel-İş’in birlikte düzenlediği Abdullah Baştürk 3. İşçi Öyküleri Yarışması sonuçlandı. 118 öykücünün 184 öykü ile katıldığı yarışmada, Adnan Özyalçıner, Vecihi Timuroğlu, Necati Tosuner, Tuncer Uçarol ve Ahmet Yıldız’tan oluşan seçiciler kurulu değerlendirmesini tamamladı. Buna göre; Zehra Ünüvar’ın “Mevsimlik İşçiler” adlı öyküsü birinciliğe, Mavisel Yener’in “Ocakçı Gözleri” adlı öyküsü ikinciliğe, Emine Başa’nın “Lena / Düş Hançeri” adlı öyküsü üçüncülüğe layık görüldü. Ödül töreni, 27 Aralık salı günü saat 18.00 ve 21.00’de “ASMMMO Toplantı Salonu, Kumrular Caddesi, No: 26, Kızılay-Ankara” adresinde yapılacak.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net