Önceki gün İstanbul’da gerçekleştirilen “Solda Yenilenme” konulu konferans, beraberinde “solda yenilenme böyle mi olacak?” sorusunu da gündeme getirdi. İlk adımı 14-15 Ekim 2005 tarihinde Bolu’da atılan “solda yeni arayış” konferans sürecinin ikinci ayağı olan İstanbul toplantısı parti kurma düşüncesinin ciddiyet kazandığı bir süreç olarak hafızalara kazındı. Politika, akademi ve sanat camiasından öne çıkan isimlerin katıldığı konferansta, panel araları da bir çok görüş alışverişine sahne oldu. Burada en göze çarpan nokta ise, konuşmacıların sunumlarında öne çıkan unsurların tartışılmasından çok, kurulacak oluşumun yeni bir sosyal demokrat parti mi yoksa bütünleştirici bir platform mu olacağı sorusu oldu.
Sosyal demokrasinin ışığında!
DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi yaptığı açılış konuşmasında, solda yenilenmenin gerekliliğini; sosyal demokrasi perspektifinde, Türkiye’nin AB katılım sürecine katkı sağlanması ve bu anlamda Türkiye solunun platform düzeyinde biraraya getirilmesinin olanaklarının yaratılması gerektiğini açıkladı. Özelleştirme konusunu da ele aldığı konuşmasında, “Bu platform, ekonomide sosyal demokrasinin evrensel ilkeleri ışığında, mülkiyetin kimde olduğuna bakmadan, özel girişimciliği destekleyerek, ulusal ve stratejik değerleri gözeterek, özel sektörün gitmediği yere devleti götürerek, ekonomi yönetimini IMF’nin tekelinden çıkarmayı ve daha çok üreten, büyüyen ve adaletli paylaşan bir ekonomik düzeni hedeflemesidir” sözleriyle gündemde olan dış sermaye-ulusal sermaye yönlü özelleştirme tartışmalarında sermaye karşıtı olmak yerine ulusal sermayeden yana bir gelişmenin hedeflenmesi gerektiğini vurguladı. İşsizlik, aşsızlık ve hukuksuzluğun ülke gündemini giderek daha çok meşgul etmesi sorununun, sosyal devlet ve hukuk devletinin eksik uygulamaları nedeniyle meydana geldiğini ifade ettiği konuşmasında, DİSK’in, hedeflenen platformda üstlendiği misyonun demokratik bir Türkiye’nin gereklilikleri üzerine şekillendiğini vurguladı.
Demokrasi vurgusu
Demokrasi vurgusunun öne çıktığı toplantıda dikkatlerden kaçmayan bir şey daha vardı: Bolu toplantısında soru-cevap bölümü açıktan el kaldırarak ve fikirlerin sözlü dile getirilmesiyle gerçekleşirken; İstanbul toplantısında katılımcılara, konferans klasörüyle birlikte soru yazmak için verilmiş kağıtların olması açık bir tartışmaya meydan verilmeden soruların cevaplanması için hazırlık yapıldığını ortaya koyuyordu.
Kulis aralarında konuşulan bir diğer konu ise, Demokratik Kitle Örgütlerinin konferansa katılımının eksik düzeyde kalmış olmasıydı. Konuşmaların ağırlıklı olarak akademik düzeyde yapılmış olmasıyla emekten yana bir söyleme teğet geçilmiş olması ve demokratik söylem hakkının sınırlı kullanılması, platformun taban kesiminden çok, kurucu kesiminin söz hakkına sahip olduğu kuşkularına neden oldu.
Son günlerde Zülfü Livaneli ve Celal Doğan gibi CHP kökenli isimlerin de katılacaklarını açıklamaları, politik erke sahip bu kesimin parti kurulması için baskı kurabilecekleri düşüncesine neden oldu. Platform fikrinin tatmin edici olmayacağı fikrinde birleşen bu kesim için olası parti yönetiminde söz ve karar hakkını sahip olmak ise başlıca dikkat çekici unsurlardan biri durumunda.
Kadın ve sol
Ayşe Buğra’nın da katıldığı “Ekonomi ve Sosyal Politikalar” paneline ise Buğra’nın ortaya koyduğu sosyal politika için solun yeni bir dille ortaya çıkmasının gerekliliği damgasını vurdu. Diğer konuşmalara da göndermeler yapılan Buğra, tarifinde liberal ve sağ jargonlarda yer alan sosyal içerikli söylemlerin günümüzde sol söylemde de kullanıldığını ifade etti. Liberal kesimce güçlendirilerek sağcı politikaları tarif etmek için kullanılan bu söylemlerin yerine solun yeni bir dil üretmesi gerektiğini de sözlerine ekledi. Bu durum platform oluşturulacağıcağı fikrinden çok, yeni bir parti için çalışma yaptığı fikrini güçlendiriyor olması açısından dikkat çekiciydi. Keza konferansın genel manzarası gözden geçirildiğinde içerik ve konu sırası açısından bir partinin çalışma alanı için gerekli olabilecek konu başlıklarına yer verildiği görülüyordu. “Siyasal Katılım, Gençlik ve Kadın” konulu panel bu açıdan dikkat çekiciydi. Fakat kadın konusunda Yrd. Doç. Dr. İpek İlkkaracan’ın yapmış olduğu sunum başlığı “Kadın ve Sol” olmasına rağmen, içeriğinin anket düzeyinde kalmış olması ve konuyu sadece cinsiyet ayrımı ve kadının ekonomik yaşama katılımı düzeyinde sınırlamış olması bakımından eleştirilere neden oldu.
Konferans katılımcıları açısından kafa karışıklığına neden olan en önemli nokta ise, solu birleştirme ya da temsil etme iddiasında olan bir oluşumun sol olmaktan uzaklaşma tehdidiyle karşı karşı oluşuydu.
Kürt sorununa ilgisiz kalındı
Özelleştirme, Şemdinli olayları, Kürt sorunu, Ortadoğu’daki karmaşa ortamı ve başını ABD ve İngiltere’nin çektiği emperyalist devletlerin Dünya halkları için yarattığı tehlikeler gibi, özellikle sol kesimin gündeminden hiç eksik olmayan konularda, tebliğ ve panellerin yetersiz ve ilgisiz kalmış olması, neo-liberal düzenin kurulduğu Dünya ve Türkiye politikasında alternatif yaratabilecek bir parti/platform hakkında da kuşkulara neden oldu. Oturum başkanlığını Erol Tuncer’in yaptığı “Solda Yenilenme” konulu tebliğler bölümünde, konuşmacı Prof. Dr. Burhan Şenatalar ısrarla platform sözcüğünü kullanmayı tercih ederken, bu bölümün soru-cevap kısmına gelindiğinde katılımcılar arasında bulunan Tarık Ziya Ekinci’nin “bölgedeki olaylar demokratik açıdan nasıl çözümlenmeli?” sorusunu da cevapladı. Şenatalar’ın demokrasinin öncelikle bölge için gerekli olduğunu vurguladığı bu cevabı, toplantıda Kürt sorununun ele alındığı ilk ve tek olma özelliğiyle de kayda geçildi. Bu anlamda ülkenin sıcak gündemini teşkil eden Kürt sorunu açısından platformun yeterli bir tartışma zeminine sahip olmadığı düşüncesi zihinlerde yer etti.
Keyman’ın Avrupalılık formülü