CIA Başkanı Türkiye’de istihbarat ve Genelkurmay yetkilileriyle görüşüp, “PKK’ya karşı mücadele, Türkiye’nin İran, Irak ve Suriye’de üstleneceği rolü görüşecek”miş!
Türkiye’de, (dünyada da) nerede bir uğursuz iş olsa, nerede şer kuvvetlerin hareketlenmesi görülse, “Bu işte galiba CIA parmağı var” denmiştir. Bu ifade günümüz dünyasında, “Bu işten kimseye hayır gelmez” anlamına gelen bir “özdeyiş”e dönüşmüştür. Ama bu gerçeklere karşın, AKP Hükümeti ve milliyetçilik, bayrak, millet deyince mangalda kül bırakmayan etkili ve yetkili güçleri FBI Başkanı kesmemiş olmalı ki, CIA Başkanı’nı Türkiye’ye davet etmişler.
Sorunun Kürt sorunu olması, Türkiye’nin kendi Kürtleriyle konuşmamak için FBI, CIA, ile aynı çuvala girmesi elbette büyük bir sorundur. Ama burada bugün, sorunun başka bir boyutuna değineceğiz.
Soru şu: Nerede görülmüştür az çok kendisine saygısı olan bir hükümetin; ülkesinin en hassas sorunlarını çözme yollarını bir emperyalist ülkenin istihbarat örgütleriyle görüşüp sonuca bağlaması? Hele bu ülke ABD, istihbarat örgütleri de FBI ve CIA ise!
AKP’nin kudretli Başbakanı, Dışişeri Bakanı, hükümet; AKP’nin milliyetçi, muhafazakar vekilleri bu sefil duruma düşmeye ne derler acaba? Eğer bu normalse, o zaman ABD’ye neden MİT Müsteşarı ya da emniyetin terörle mücadeleden sorumlu yetkilileri değil de Kara Kuvvetleri Komutanı gitmiştir?
Türkiye “yolgeçen hanı” mıdır ki; CIA uçakları inip kalkacak, yetmeyecek en hassas meseleler; varlıkları komplo, dolap, özel savaş... gibi kirli işler olan birimlerle; bakanlar, en üst düzey askeri yetkililer görüşürler?
İstihbarat örgütlerinin görevlerinin yasadışı örgütlerle görüşmek olduğunu söyleyip, MİT-Öcalan görüşmesi üstünden masa başı çözümler üreten her şeyden sorumlu Ertuğrul Özkök; istihbarat servisleri üstünden yürütülen Amerikan diplomasisi için nasıl bir kulp bulacaktır?