www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Türkiye yolgeçen hanı mı?
Yurda dönen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, FBI ve CIA başkanlarının ülkeyi ziyaret etmesi hakkında ‘Herşeyin arkasında herşeyi aramayın’ dedi. Dışişleri Bakanı ise, CIA uçakları konusunda basını uyardı.

Anlaşmalar iptal edilsin,
   üsler KAPATILSIN!

“ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice, Berlin’de yaptığı açıklamada uçuşların terörle savaş çerçevesinde kullanıldığını söyledi. Bu demektir ki CIA uçakları söz konusu uçuşları NATO çerçevesinde yapmamıştır.”

AB ikiyüzlülüğü
ABD’nin, Avrupa’daki gizli işkence merkezleri ve seferleri tartışılırken, konuyla ilgili ABD’den “açıklama talep eden” Avrupa Birliği’nin, işkence seferlerine 2003 yılından itibaren çanak tuttuğu ortaya çıktı.


Türkiye yolgeçen hanı mı?
AKP Hükümeti, CIA konusunda Türkiye’de oluşan rahatsızlıktan rahatsız oldu. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, CIA ve FBI Başkanının Türkiye’yi yol yapmasından rahatsız olanlara tepki gösterirken, CIA işkence uçaklarının Sabiha Gökçen havaalanını kullanması ilgili açıkalamalarda bulunan Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, basına yüklenmeyi tercih etti.
Nasihat etti
Avustralya ve Yeni Zelanda gezisini tamamlayan Erdoğan, Esenboğa’da düzenlediği basın toplantısında gündemdeki konulara dair açıklamalarda bulundu. FBI ve CIA Başkanlarının Türkiye’yi ziyaret etmelerinin doğal olduğunu savunan Erdoğan, “Her iki isim de çeşitli konularda görüş alışverişi için Türkiye’ye gelmiştir. Her şeyin arkasında herşeyi aramayın” diye konuştu.
Çömez ve Tosun
AKP Balıkesir Milletvekili Turan Çömez’in parti grubunda yaptığı konuşmaya da değinen Erdoğan, “Milletvekili arkadaşlarımız görüşlerini belirtme hakkına sahiptir” dedi.
Başbakan Erdoğan ayrıca AKP Tokat Milletvekili Resul Tosun’un askerin TBMM’den çekilmesi tartışmalarına ilişkin olarak şunları söyledi: “Arkadaşımız münferit bir köşe yazmıştır. Nitekim Genelkurmay Başkanlığı’nın bu konuda açıklaması olmuştur, saygı duyarız.”
Erdoğan bedelli askerlik konusunda da söz vermediklerini söyledi.
‘İslam çimentodur’
Erdoğan, üst kimlik tartışmaları için de söylediklerinin çarpıtıldığını ileri sürerek, “Din üst kimliktir ifadesi kullanmadım. İslam için çimentodur, birleştiricidir dedim” diye konuştu. Üst kimlik olarak kullandığım ifade; Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığıdır ve bunun defaatle açıklamalarını yaptık. Ama buna rağmen bazıları anlamak istemiyor.
Gül basını uyardı
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ise, 15 Kasım 2005 tarihinde Sabiha Gökçen Havaalanı’na inen ABD uçağı ile adam kaçırıldığı veya zanlı sorgulandığı yönündeki iddiaları yalanladı. Gül, haberlerin Türkiye’nin hükümranlık haklarına zarar verdiğini öne sürdü.
Dışişleri Bakanı Gül, herhangi yabancı bir yetkilinin Türkiye’de bir zanlıyı sorgulamasının mümkün olmadığını öne sürerek, 15 Kasım’da Sabiha Gökçen Havaalanı’na inen CIA uçağı ile insan kaçırıldığı ya da yanlıların sorgulandığını yalanladı.
Söz konusu uçağın sivil bir yolcu uçağı olduğunu, bu nedenle de sivil uçaklara uygulanan prosedüre tabi tutulduğunu vurgulayan Gül, Barselona’dan Bakü’ye gitmek üzere havalanan söz konusu uçağın, 31 Ekim 2005’te saat 16.15’te Sabiha Gökçen Havaalanı’na indiğini,bir gün sonra 15.00’te Türkiye’den ayrıldığını, aynı şekilde Bakü’den dönerken de 15 Kasım tarihinde indiğini ve bir gün sonra ayrıldığını belirtti. Gül, izin talep edilirken uçaktaki 4 personelin isimleri ve uçağa ilişkin teknik bilgilerin Türk makamlarına iletildiğini ekledi.
Gül, “Yolcu alma, indirme, mal yükleme ya da indirme olmamıştır, dolayısıyla uçağa Türkiye’den bir insan ya da yük konması söz konusu değildir, uçak tamamen kontrol altında olmuştur” diye konuştu.
Bakan Gül, konuyla ilgili iddiaların “Türkiye Cumhuriyeti’nin hükümranlık hakkının tartışılmasına ve vatandaşların kafalarında şüpheler oluşmasına yol açtığını” söyleyerek, “Ayrıca terör örgütlerinin geleceğe yönelik yapmayı amaçladığı eylemleri varsa bu eylemlere meşruluk kazandırıcı bir ortam da hazırlanmaktadır” diye devam etti.


Başa dön


Anlaşmalar iptal edilsin,
    üsler KAPATILSIN!
Yücel Özdemir
Evrensel: Kamuoyunda en çok tartışılan konuların başında CIA’ya ait uçakların insanları Avrupa’dan işkence merkezlerine taşıyor olması geliyor. Bir uluslararası hukuk profesörü olarak sizce olup bitenler uluslararası hukuka ne kadar uygun?
Norman Peach: CIA uçuşlarının hangi karakterde olduğu şu ana kadar tam olarak bilinmiyor. Eğer bunlar sivil uçuşlar olarak gerçekleştirildiyse Almanya hava sahasını kullanmaları için özel izin alınması gerekmiyor. Ancak tam aksine, uçakların Ramstein ve Frankfurt’taki ABD üslerine indiği biliniyor. Uçakların konuşlandırılması eğer NATO anlaşmaları gereğince oluyorsa o zaman izin alınması gerekmez, ancak NATO’nun bilgisi dışında gerçekleştirilen bütün askeri uçuşlar için ayrıca izin alınmalı.
ABD Dışişleri Bakanı Condeleezza Rice, Berlin ziyareti sırasında yaptığı açıklamada uçuşların terörle savaş çerçevesinde kullanıldığını söyledi. Bu, CIA uçaklarının NATO çerçevesinde uçuş yapmamış olduğu anlamına geliyor. Bundan ötürü de izin alınması gerekiyordu. En önemlisi, Federal Hükümet’in bunların kontrol etmesi gerekiyordu.
Peki uluslararası hukuk çerçevesinde, Almanya’da bulunan ABD üslerinin kullanım yetkisi nedir? ABD bu üslerde neler yapabilir veya yapamaz?
Bu üsler İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra işgal rejimi çerçevesinde kuruldu. Tek taraflı olarak. 1959’dan bu yana, “NATO Ordu Tüzüğü” adında, Federal Almanya ile ABD arasında yapılan bir anlaşmayla işlemeye devam ettiler. Ama 1994’te yapılan ve bugün de geçerli olan ek bir anlaşmayla üslere yeni koşullar getirildi. Bu anlaşmanın en önemli noktasını, NATO operasyonları dışındaki bütün uçuşların kontrol edilmesi oluşturuyor.
Bu ABD’nin, Almanya’daki üslerde istediği şekilde davranamayacağı anlamına mı geliyor?
Evet. Bu askeri üsler ancak, ek anlaşmada belirlenen çerçevede savunma amaçlı kullanılabilir ve Federal Hükümet tarafından istenildiği zaman kontrol edilebilir. Bu, üslerde hukuk dışı işlerin yapılmamasını garanti altına almak için yapılan bir düzenlemedir.
Söylediklerinizden, CIA uçuşlarının hükümetin izni ve bilgisi olmadan gerçekleşemeyeceği çıkıyor.
Bana göre öyle. Uçuşların, anlaşmalarda da yer aldığı gibi, Hava Güvenliği Dairesi ve Federal Savunma Bakanlığı tarafından bilinmesi gerekiyor.
Başbakan Angela Merkel ile ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice, hafta içinde Berlin’de bir araya gelerek bazı açıklamalarda bulundular. Sizce bu açıklamalar uçuşları aydınlattı mı?
Hayır. Bayan Rice, hem ulusal hem de uluslararası hukuka aykırı olan bu uçuşların gerekli olduğunu, bundan sonra da gerekli olacağını söyledi. Yani uçuşları kabul etti. Ama uçaklarla birilerinin taşındığını, işkence yapıldığı, bir yerlere götürüldüğünü kabul etmedi. CIA uçaklarıyla kimlerin taşındığı, nelerin yapıldığını aydınlığa kavuşturulmalı.
Kaçırma olaylarının en somut örneğini Alman vatandaşı Halid el Masri oluşturuyor. Siz bu olayı nasıl değerlendiriyorsunuz?
El Masri olayı ilk değil, benzer başka kaçırma olayları da var. Suriyeli Haydar Zammar, Mısırlı Mustafa Has da başka somut örnekler. Has, İtalya’dan Kahire’ye kaçırılmıştı. Bütün bu olaylar acil olarak aydınlığa çıkarılmalı. Yanlışlıkla yapıldıklarını söyleyerek bir özür ile geçiştirmek mümkün değil. Çünkü bunlar hukuk dışı olaylar.
Eski Başbakan Schröder defalarca Irak işgaline karşı açıklama yaptı. Almanya olarak işgal harekatına katılmayı reddetti. Buna rağmen Almanya’daki ABD üsleri ve Alman hava sahası ABD’nin hizmetine sunuldu. Bu bir çelişki değil mi?
Federal İdari Mahkemesi, bir kararıyla bu desteğin verildiğini sabitledi. Kararda, Almanya’daki ABD üslerinin Irak işgalinde kullandırılmasının, uluslararası hukuka aykırı olduğu, bunun işgale destek vermek olduğu belirtildi. Durum bu kadar açık. Burada sadece işgalciler uluslararası hukuku çiğnemiyor, onlara yardım edenler de çiğniyor deniliyor. Uluslararası hukukun çiğnenmesine yardım etmek de uluslararası hukuku çiğnemek demektir.
Size göre CIA uçakları meselesini nasıl gelişecek?
Bu olay öncelikli olarak yeni hükümetin işi. Ama konu önümüzdeki dönemde Federal Parlamento’da da ele alınmaya başlanacak. Olup bitenleri kamuoyuna getirmek önemli. Bu uçuşların artık durması da. “Üsler skandalı” diyebileceğimiz bu durum hem Almanya’nın Irak işgaline, hem de CIA’nın illegal uçuşlarıyla insan haklarının ihlal edilmesine yardımcı olduğunu gösterdi. Bunların önüne geçmek; üsleri bulundurma anlaşmalarının iptal edilmesi ve üslerin kapatılmasıyla mümkündür. Barış hareketi de aynı talebi ileri sürüyor. ABD üsleri sadece Anayasa’da yer alan barış görevlerini değil, aynı zamanda Alman politikasının barışa dair sorumluluklarını da zedeliyor.
Siz aynı zamanda Sol Parti’den Federal Parlamento’ya milletvekili olarak seçildiniz. Parti olarak bu konuda neler yapmayı planlıyorsunuz?
Önümüzdeki çarşamba günü parlamentoda bu konuyla ilgili bir oturumun yapılması için başvuruda bulunduk. Bu toplantıda, hükümetten daha fazla bilgi talep edeceğiz. Ayrıca, konuyla ilgili bir araştırma komisyonunun kurulmasını isteyeceğiz. Büyük olasılıkla böyle bir komisyon kurulacak. Komisyonda, CIA uçuşlarının karanlıkta kalan bölümlerinin açığa çıkarılması, halka açıklanması için çaba harcayacağız.

Almanya’daki ABD üsleri
İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Almanya’da kurulan ABD üsleri, Soğuk Savaş yıllarında, Batı Avrupa’yı ”Sovyet tehdidi” ne karşı koruma adı altında kullanıldı. Şu an Almanya’da bulunan 25 ABD üssünde 70 binden fazla asker konuşlandırılmış durumda.
En büyük ve önemli üsler Frankfurt, Ramstein (Rheinland-Pfalz eyaleti sınırları içerisinde) ve Vielseck’de (Bayern) bulunuyor. Baden-Württemberg, Hessen, Rheinland-Pfalz ve Bremen eyaletlerinde bulunan ABD üsleri, işgaller sırasında sık sık kullanılıyor. Wiesbaden’deki üs daha çok komando askerleri tarafından kullanılıyor. Heidelberg’deki üste ise asker aileleriyle birlikte 40 bin kişi yaşıyor.
Avrupa’daki ABD ordusunun kumanda merkezi Stuttgart’taki Eucom. Irak’ın işgali sırasında Eucom sevk ve idarede merkezi bir üst olarak kullanıldı.
ABD üsleri ayrıca, Ansbach, Giessen-Friedberg, Bad Kreuznach, Bamberg, Darmstadt, Büdingen, Hanau, Illesheim, Geilenkirchen, Kitzingen, Schweinfurt gibi kentlerde de bulunuyor.

Norman Peach kimdir?
1948’de Hamburg’da doğan Prof. Dr. Norman Peach, uluslararası hukuk konusunda Almanya’nın tanınmış isimlerinden birisi. Bilim kişiliğiyle birlikte sürekli siyasetle de içli dışlı oldu. 1969 yılında üyesi olduğu SPD’yi 2001’de izlediği politikalardan dolayı eleştirerek terk etti. 18 Eylül’de yapılan genel seçimlerde Hamburg’daki demokratik güçlerin önerisiyle Sol Parti birinci sıra adayı oldu ve Federal Parlamento’ya seçildi. Hamburg Üniversitesi Ekonomi ve Politik Yüksek Okulu’nda Kamu Hukuku dersleri veren Prof. Peach, aynı zamanda Sol Parti Parlamento Grubu Dış Politika Sözcüsü görevini yapıyor.


Başa dön


AB ikiyüzlülüğü
ABD’nin, Avrupa’daki gizli işkence merkezleri ve seferleri tartışılırken, konuyla ilgili ABD’den “açıklama talep eden” Avrupa Birliği’nin, işkence seferlerine 2003 yılından itibaren çanak tuttuğu ortaya çıktı. AB’nin gizli belgelerinden, Birliğin 2003’te ABD uçaklarına “hava sahası serbest geçiş ve hava geçiş bölgelerini kullanma izni” verdiği anlaşıldı. Belgelerin ifşa edilmesi üzerine, bunların işkence seferlerine sunduğu kolaylığı reddeden AB, iznin “CIA uçakları için verilmediğini” iddia etti.
Ancak bu iddia, geçtiğimiz aylarda Yunanistan’ın başkenti Atina’da, ABD ve AB ülkelerinin katılımıyla yapılan “teröre karşı savaş” toplantıları belgeleriyle yalanlandı. İşkence seferlerinin ortaya çıkmasının ardından, işkence ve CIA’nın gizli üslerini kınayan ve konunun araştırılması için ‘düğmeye basan’ AB’nin, Atina’daki toplantılarda, ABD ile “geçiş bölgelerini kullanma izni” konusunda anlaştığı, ama konunun kamuoyundan saklanması için kayıtların yok edildiği ortaya çıktı.
İran’a İsrail tehdidi
İngiliz The Sunday Times gazetesi, İsrail Başbakanı Ariel Şaron’un, “İran’ın gizli uranyum zenginleştirme tesislerinin mart ayı sonuna kadar vurulması” emrini verdiğini öne sürdü. Şaron’un bu emri İsrail istihbaratının İran konusundaki “uyarıları” doğrultusunda verdiği ileri sürüldü. İsrail’in, İran’a saldırabileceği iddiasının, İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinecad’ın geçen hafta yaptığı, “Yahudi soykırımı konusunda şüphelerim var. Eğer Avrupalılar çok istiyorlarsa, Avrupa’da siyonistlere toprak versinler” açıklamasının ardından gelmesi dikkat çekti. İran üzerinde uranyum zenginleştirme tesisleri nedeniyle artan baskıya denk gelen iddiaya göre, İsrail, İran ile ilgili “ne yapacağına” önümüzdeki mart ayına kadar karar verecek. İsrailli yetkililer Sunday Times’ın haberini yalanlarken, doğrudan bir açıklama yapmadılar. İsrail Başbakanlığı yetkilileri, haber için, “Böyle bir şey yok, böyle bir plan hiç olmadı” derken, Başbakan Ariel Şaron’un sözcüsü Ra’anan Gissin, “tüm diplomatik yollar tüketilmeden, İsrail’in İran’a saldırma niyetinin olmadığını” ifade etti. İsrail Savunma Bakanlığı Dış Politika Bölümü Başkanı Amos Gilad da İsrail Radyosu’na, gazetenin iddialarının “hayal mahsulü ve gerçek dışı” olduğunu söyledi. Başbakan Şaron, bir gün önceki açıklamasında, “İran’ın nükleer faaliyetlerini, sadece İsrail değil, tüm dünya onaylamıyor. Gizli tesislerin varlığı konusunda, ABD de İsrail kadar rahatsız ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı, İran’ın sabırları taşırdığını ifade ediyor. İsrail, bu durumun üstesinden gelebilir ve ihtiyaçlarını buna göre belirler” ifadelerini kullanmıştı. İsrail Savunma Bakanlığı’na yakın bazı kaynaklar ise, ordunun İran’a olası müdahale için hazırlıklara başladığını ve mart ayında saldırma emrinin geçen hafta verildiğini iddia ettiler. İran’a saldırı hazırlıklarının, İsrail ordusunun “2006 En Önemli İşler” listesinde ilk sırada yer aldığını ifade eden bu kaynaklar, “İsrail, sınır operasyonları ve alan çalışmalarına ağırlık verdi. Özellikle Kuzey Irak sınırından İran’ın gizli tesislerine ilişkin bilgi toplanıyor. Bu çalışmalar doğrultusunda, İsrail UAEA’nın dahi bilmediği gizli tesisleri belirledi” diye konuştular. İsrail ordusundan adını vermek istemeyen bir yetkili ise, olası bir müdahale ile İran’daki birçok tesisin bombalanacağını ifade etti. Olası müdahalede İsrail ordusunun, F-151 uçaklarını kullanılacağını iddia eden yetkili, “Bir müdahale olursa, yüzde 100 başarıya ulaşması gerekir. Çünkü, bu geri dönüşü olmayan bir yol” dedi.
Washington’a iklim darbesi
ABD yönetimi, Kanada’nın Montreal kentinde iki hafta boyunca süren iklim konferansında küçük de olsa bir geri adım atmak zorunda kaldı. ABD’li delegeler, cuma günü, küresel ısınmaya karşı işbirliği çağrısı yapan bildirgeye imza atmayı reddederek, konferansı terketmişlerdi. Ancak ilerleyen saatlerde, bildirgede küçük değişiklikler yaptırarak, metne imza attılar. ABD’nin geri adımının sebebi, 157 ülke temsilcisinin, Washington’u gözardı ederek aralarında anlaşması oldu. Ülkeler, sera gazı emilimini azaltmayı hedefleyen Kyoto Protokolü’nün süresini uzatma konusunda kendi aralarında anlaşmaya vardılar. ABD, Bill Clinton döneminde Kyoto’ya attığı imzayı Bush döneminde geri çekmiş olduğu için, bu konudaki müzakerelerde yer almayacak. Çevreci kuruluşlar, gelişmeyi “tarihi bir adım” loarak nitelendirdiler. Kyoto Protokolü’nün süresi, 2012’de dolacaktı. ABD’nin başmüzakerecisi Harlan Watson, cuma günü, taslak bildirgenin, Bush yönetiminin karşı çıktığı sera gazı müzakerelerine çağrı yaptığını söyleyerek masayı terketmişti. Watson, hazırlanan metnin “daha önce kendilerine dayatılan metinle esasen aynı olduğunu” söylemek için, “Eğer ördek gibi yürüyor, ördek gibi vaklıyorsa, ördektir” diyerek, diplomatik üslubun dışına çıkmıştı. Bu arada, konferans kürsüsüne çıkan ABD eski Başkanı Bill Clinton, teamüllere aykırı hareket etme pahasına, George W. Bush’u eleştirdi. Clinton, “Kyoto’ya katılmanın ekonomiye zarar vereceği” yönündeki Bush tezinin yanlış olduğunu söyledi ve küresel ısınmaya karşı önlem alınmazsa bir sonraki konferansın “bir sal üzerinde” yapılabileceğini belirtti. Eski başkan, Bush yönetiminin politikalarına Amerikalıların dahi karşı çıktığını ima etti. Kyoto’nun ikinci aşaması, sanayileşmiş ülkelerin sera gazı kirliliğini daha fazla azaltmalarını öngörüyor. Ancak, bu azaltmanın nasıl ve ne zaman olacağı belli değil.
İngiltere’de panik yaratan patlamalar
İngiltere’nin Hemel Hempstead bölgesindeki Buncefield petrol deposunda dün 4 patlama oldu. Patlamalar nedeniyle pek çok ev, otel ve işyerinin boşaltıldığı açıklanırken, en büyük karayolu M1 de trafiğe kapatıldı. 1990’de yapılan Buncefield petrol deposu, boru hatları yoluyla ülkeye 24 saat petrol dağıtımı yapılıyor. Patlamaların ardından, halen açık olan petrol istasyonlarına giren araçlar, uzun bir kuyruk oluşturdular. Olayın ülkedeki petrol fiyatlarını etkileyebileceği belirtiliyor. Patlamalardan sonra bazı kaynaklar, 8 kişinin öldüğünü ve onlarca kişinin yaralandığını ileri sürüldüler. Fakat, polis bu bilgiyi doğrulamadı. Patlamaların ardından bölgeden gelen haberler arasında, kazaya bir uçağın depoya girmesinin neden olduğu da bulunuyor. Bu iddialara karşın kamuoyuna bilgi veren polis sözcüsü Frank Whitely, “Tüm işaretler, olaya bir kazanın yol açtığı yönünde. Acil yardım servisleri bölgeye intikal etti ve yapılan çalışmalar sonucunda 4’ü ağır 36 yaralıya ulaşıldı” dedi. Can kaybı tespit edilmediğini belirten Whitely, patlamaların sürebileceğini ekledi. İngiltere Savunma Bakanı John Reid ise, olayın ‘terörist saldırı’ olduğuna dair hiçbir delilin bulunmadığını belirterek, “Çalışmalar sürüyor. Fakat olayın terör saldırısı olduğunu işaret eden hiçbir delil yok” diye konuştu.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net