www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



JİTEM’e dokunulsun!
Şemdinli’de incelemelerde bulunan KESK heyeti adına konuşan Genel Sekreter Abdurrahman Daşdemir, olayların aydınlanması için vali ve kaymakamın görev yerinin değiştirilmesinin yetmeyeceğini söyledi.

Belediye uyarıları dikkate almadı
Malatya’da yaklaşık iki haftadır yaşanan ishal salgınıyla ilgili tartışmalar devam ediyor.

Gazetecilere
   Ermeni Konferansı davası

“İmparatorluğun Çöküş Döneminde Osmanlı Ermenileri: Bilimsel Sorumluluk ve Demokrasi Sorunları” konulu konferansı erteleyen mahkeme kararına ilişkin yazıları nedeniyle gazeteci Hasan Cemal, İsmet Berkan, Murat Belge, Haluk Şahin ve Erol Katırcıoğlu hakkında dava açıldı.

Türkiye sporu nereye gidiyor? -
Spordaki temel eksiklikler ve altyapı zaafı, yurtdışında yetiştirilmiş, sonradan Türkiye’ye devşirilen sporcuların elde ettiği başarılarla örtülmeye çalışılıyor.


JİTEM’e dokunulsun!
Şemdinli’de yaşanan olayların ardından bölgeyi ziyaret eden 8 kişilik KESK heyetinin sözcüsü KESK Genel Sekreteri Abdurrahman Daşdemir, Şemdinli’de yaşananların daha çok konuşulması gerektiğini söyledi.
KESK ve bağlı sendikaların yöneticilerinden oluşan heyet, dün bir basın toplantısı düzenleyerek, raporlarını açıkladı. Toplantıda ilk olarak bölgede çekilen görüntülerden oluşturulan bir sinevizyon gösterimi yapıldı. Görüntülerde, halkın devlete ve askere duyduğu güvensizlik gözler önüne serildi.
Heyet sözcüsü ve KESK Genel Sekreteri Abdurrahman Daşdemir, olayları yapanların tutuklanması, Hakkari Valisi’nin görev yerinin değiştirilmesi ve Başbakan’ın ziyaretinin olumlu gelişmeler olduğunu kaydetti.
Ancak Başbakan’ın halkın tanıklığı ile ilgili geliştirdiği olumsuz ifadenin, halkı tedirgin ettiğini, kendilerini de endişelendirdiğini söyleyen Daşdemir, eğer devlet, bölgede uzun süredir devam eden bombalama olaylarını ve uyarıları dikkate alsaydı, bu gelişmelerin yaşanmamış olacağını dile getirdi.
‘Sadece vali yetmez’
Daşdemir, soruşturmanın selameti açısından bölgedeki güvenlik kuvveti müdür veya komutanların açığa alınmasını talep ederek, sadece iki kaymakam ve valinin yerlerinin değiştirilmesinin yetmeyeceğini, bölgede dillendirilen ve tespit edilen gücün JİTEM olduğunu belirtti.
Olaylar nedeniyle maddi zarara uğrayan halkın zararlarının karşılanması için daha büyük miktarda kaynağa ihtiyaç olduğuna vurgu yapan Daşdemir, tanıklık yapmakta tedirgin olan halkın, her türlü yasal koruma ve güvenceden faydalanması gerektiğini ifade etti.
Daşdemir, Başbakanlık Teftiş Kurulu tarafından idari soruşturma açılması zorunluluğunun altını çizdi.
Çiçek’e yanıt
Adalet Bakanı Cemil Çiçek’in “Şemdinli artık konuşulmamalıdır. Olay yargıya intikal etmiştir” sözlerinin hatırlatılması üzerine Daşdemir, “Tam tersine bize göre daha çok konuşulmalıdır. Talimatlarla gerçekleşen ilk olay olmadığı açıktır. Susurluk da adli vaka olarak görülmüştü ve karanlık ilişkiler açığa çıkarılmamıştı. Toplumsal kesimler, emek ve kitle örgütleri konuyu bütünlüğüyle tartışmalı, her gün bu konuyu gündeme getirmelidir. Bu, adelete güvensizlik değil, toplumsal duyarlılığın geliştirilerek, olayın akıbetini takip etmektir” dedi.
‘Sağlık taraması yapılmalı’
Heyette yer alan BES Genel Başkanı Bülent Kaya ise olayda kullanılan bombanın etki gücü yüksek bir bomba olduğunu ve 200 metre ötedeki dükkanların bile kepenklerini havaya uçurduğunu hatırlatarak, bölge halkında meydana gelmesi muhtemel sağlık sorunlarının araştırılması, halkın sağlık taramasından geçirilmesini talep etti.

‘OLAYLARIN SORUMLUSU DEVLET’
BEKSAV, DHP, DİSK/Limter-İş, HÖC, Haziran Dergisi, HKM ve TÖP’ün temsilcilerinden oluşan 7 kişilik heyet, Şemdinli’de gerçekleştirdikleri incelemeleri raporlaştırdı. Raporda, bölge halkının baskı altında olduğu dile getirilerek halkın provokasyonlara karşı temkinli olduğu ve gerçeklerin açığa çıkarılmasını istedikleri ifade edildi.
TMMOB’da dün basın toplantısı düzenleyen heyet, 23-27 Kasım tarihlerinde Şemdinli’de yaptıkları incelemeleri kamuoyuna açıkladı. Kitle örgütleri temsilcilerinin tek tek izlenimlerini aktardığı basın toplantısında konuşan BEKSAV Yönetim Kurulu Başkanı Hacı Orman, bölge halkının eşitlik ve özgürlük temelinde bir yaşam istediğine değindi. Olayların sorumlusunun devlet olduğunu dile getiren Orman, her türlü saldırının önceden planlandığını, halkın artık bu saldırılara karşı temkinli olduğunu ifade etti.


Başa dön


Belediye uyarıları dikkate almadı
Malatya’da on gün önce başlayan ishal salgını devam ediyor. Devam eden salgınla ilgili olarak İnönü Üniversitesi ile Sağlık İl Müdürlüğü yetkilileri, Malatya Valiliği’nde önceki gün basın toplantısı düzenlediler. Basın toplantısında konuşan Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Başkanı Prof.Dr. Erkan Pehlivan “İki haftadır söylediğimiz gibi sorun su kaynaklıdır ve şehir şebekesine kanalizasyon karışımı vardır. 70 hastanın 35’inden alınan gaita (dışkı) sonuçlarında yüzde 70 oranında rota virüsü tespit edilmiştir” dedi. Pehlivan Sağlık Bakanlığınca incelenen su numunelerinde koliform görülmesinin de kanalizasyon karışımını gösterdiğini belirtti. Pehlivan açıklamasında bazı hastalıkların kuluçka dönemi bitmediği için uzun sürede başka hastalıkların baş gösterebileceğine vurgu yaptı.
Belediyeyi üç kez uyarmışlar
Açıklamada konuşan Sağlık il Müdürü Sezai Demirel ise, belediyeyi suyun temiz olmadığı noktasında üç kez uyardıklarını; belediyenin bu uyarıları dikkate almadığı gibi yazılarına cevap dahi vermediğini söyledi. Demirel, nisan ayından beri sudaki klor eksikliğini belediyeye bildirdiklerini belirtti.
Basın açıklamasının sonunda soruları yanıtlayan İnönü Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu, yüzbinlerce insanın tehdit altında olduğunu belirterek, hasta sayısının da açıklanan resmi rakamlardan daha fazla olduğunu ileri sürdü. Hilmioğlu, “Malatya Eczacılar Odası’nın açıklamasına göre, son 10 günde 40 bin adet ishal ilacı satılmış. Dolayısıyla hastanelere başvurmayan hastalar da var.” dedi.
Öte yandan, salgın nedeniyle musluk suyunu içmeyen vatandaşların şişe suyunu tercih etmesiyle, şehirde şişe suyu sıkıntısı başgösterdi. Mücelli Caddesi’nde bakkal işleten Beyhan Gül isimli kadın, şişe suyu taleplerini karşılayamaz hale geldiklerini belirterek, “Sürekli şişe suyu taşır olduk. 5-10 litrelik damacana suyuna talep çok fazla ancak şehirde yeterince şişe suyu yok” dedi. İki çocuğunun da ishal ve karın ağrısı şikayetleri olduğunu söyleyen Beyhan Gül, musluk suyunu kullanmadıklarını kaydetti.

Zengin-fakir ayrımı
Artan ishal vakaları nedeniyle okullarda maddi durumu iyi öğrencilerin ambalajlı su tüketmeleri yönünde uyarıldığı, imkanı olmayan öğrencilere ise kantinlerde suyun kaynatıldıktan sonra verildiği bildirildi. Milli Eğitim Müdür Yardımcısı Ramazan Demirhan, ishal vakalarının artış göstermeye başlaması ile kentteki tüm okullarda birtakım tedbirlerin alındığını söyledi. Demirhan,”Maddi durumu iyi olan öğrencilerin ambalajlı su tüketmeleri istendi. İmkanı olmayan öğrencilere ise kantinlerde sular kaynatıldıktan sonra veriliyor.” dedi.
Salgın nedeniyle bugüne kadar 3 bin 304 ilköğretim okulu öğrencisi, 126 anaokulu öğrencisi ve bin 229 lise öğrencisi olmak üzere toplam 4 bin 659 öğrencinin ishal şikayetiyle sevk aldığı ifade edildi. Malatya Vali Yardımcısı Bayram Öz, kentte son günlerde görülen ishal vakaları nedeniyle hastaneye başvuranların sayısının 7 bin 838’e ulaştığını bildirdi.

Alınması gereken önlemler
  • Klor mevcut durumda artırılmalıdır.
  • İkinci bir duyuruya kadar sular 5 dakika kaynatıldıktan sonra tüketilmelidir.
  • Sebze ve meyveler klorlu suyla iyice yıkandıktan sonra, temiz su ile durulanmalıdır
  • Evde hasta varsa sabun, havlu, musluk başı temiz tutulmalıdır.
  • Okullarda içme suyunun tüketimi yapılmamalı, tuvaletler sürekli temizlenmelidir.
  • Bebekler emzirilmeye devam ettirilmelidir.
  • Hastalık durumunda öncelikle 1. basamak sağlık kuruluşlarına gidilmelidir.
  • Malatya Belediyesi’nce dağıtım şebekelerinde klorlama gözenekleri takviyesi yapılmalıdır.


    Başa dön


    Gazetecilere Ermeni Konferansı davası
    “İmparatorluğun Çöküş Döneminde Osmanlı Ermenileri: Bilimsel Sorumluluk ve Demokrasi Sorunları” konulu konferansı erteleyen mahkemenin kararına ilişkin yazıları nedeniyle 5 gazeteci hakkında “adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs” ve “devletin yargı organlarını aşağılama” iddiasıyla dava açıldı.
    Bağcılar Cumhuriyet Savcısı Ali Çakır, Hukukçular Birliği Yönetim Kurulu üyesi avukat Kemal Kerinçsiz ile bir grup avukat tarafından yapılan suç duyurusu üzerine gazeteciler Hasan Kaya Cemal, Mehmet İsmet Berkan, Mehmet Murat Kadri Belge, Haluk Şahin ve Erol Katırcıoğlu hakkında başlattığı soruşturmayı tamamlayarak dava açtı.
    Yapıcı eleştiri çizgisi dışında yazmışlar
    Yazarların davaya konu yazılarına yer verilen iddianamede, “Türk yargı sistemi yapıcı bir eleştiri çizgisi dışında, hususi kast ve hedef alınarak, başta Adalet Bakanlığı ve görev yapan tüm hakim ve savcıları zan altında bırakılacak ifadelerle küçültüldüğü, henüz yargılama aşaması tamamlanmamış ve kesinleşmeyen mahkeme kararı hakkında, tek taraflı ve ön yargılı ifadeler kullanarak kınandığı, karar içeriği ile alakalı haksız yorum ve eleştiriler getirilerek, hukuka olan saygının ötesinde baskıcı bir anlayış sergilendiği, tüm şüpheliler savunma için çağrılmalarına rağmen ifade vermeye de gelmedikleri, böylece atılı suçu işledikleri ilgili gazetelerin içeriğinden ve tüm soruşturma evrakı kapsamı ile anlaşıldığından şüphelilerin yargılamalarının yapılarak, eylemlerini gerektiren sevk maddeleri uyarınca tecziyelerine karar verilmesi kamu adına iddia ve talep olunur” denildi.
    Dava 7 Şubat’ta
    İddianamede, 5187 sayılı Yeni Basın Kanunu’nun 11. maddesi delaletiyle yeni TCK’nın “Bir olayla ilgili soruşturma veya kovuşturma kesin hükümle sonuçlanıncaya kadar savcı, hakim, mahkeme, bilirkişi veya tanıkları etkilemek amacıyla alenen sözlü veya yazılı beyanda bulunmak” suçunu düzenleyen 288. maddesi ve yeni TCK’nın “Devletin yargı organlarını alenen aşağılamak” suçunu düzenleyen 301/2. maddesi uyarınca Cemal ve Belge’nin 2’şer kez, Şahin ve Katırcıoğlu’nun da 1’er kez cezalandırılmaları istendi. İsmet Berkan’ın ise TCK’nın 288. maddesinde düzenlenen suçtan cezalandırılması talep edildi. İlgili sevk maddeleri uyarınca 6 ay ile 10 yıl arasında değişen
    çeşitli hapis cezalarına çarptırılmaları istenen gazetecilerin Bağcılar 2. Asliye Ceza mahkemesi’nde yargılanmalarına, 7 Şubat 2006 tarihinde başlanacak.


    Başa dön


    Türkiye sporu nereye gidiyor? -
    HAZIRLAYANLAR:
         Mehmet Özyazanlar-Uğraş Vatandaş
    Spordaki temel eksiklikler ve altyapı zaafı, yurtdışında yetiştirilmiş, sonradan Türkiye’ye devşirilen sporcuların elde ettiği başarılarla örtülmeye çalışılıyor.

    Yetenekler heba ediliyor
    Turgay Renklikurt (Spor Yazarı):
    Meydana gelen sonuçlara bakarak yorum yapmayalım. Sonuçlar olumlu olsa da yine Türk sporunu masaya yatırmamız gerekiyordu. Sportif anlamda, 70 milyon insanın büyük bir organizasyonla kendilerinin ihtiyacına cevap verecek olmadığı görülür. Bugün spor deyince sadece yarışma sporunu algılamamak gerekiyor. Bu sporun sadece küçük bir bölümü. Sporun her şeyden önce insanların sağlığına hizmet etmesi lazım. Vatandaşın gerek zihinsel, gerek ruhsal, gerekse de fiziksel gelişiminin sağlanması gerekiyor. Bunun irdelenmesi gerekiyor. Başarısızlık burada, sporun yanlış algılanmasında. Ülkede en popüler olan futbol alanında bile 300-350 bin arasında lisanslı futbolcumuz var. Bu başarısızlığın en büyük göstergesi. Aynı nüfustaki başka ülkelerde bayan futbolcu sayısının bizim ülkemizdeki erkek futbolcu sayısından 10 misli fazla olduğunu görürüz. Bu küçük örnek çok büyük bir gerçeği yansıtıyor. Vatandaşın sağlıklı bir spor yapabilmesi için yeşil alan İngiltere’de kişi başına 40 metrekare, AB’nin en az yeşil alan bulunan ülkesi Yunanistan’da bile bu, 12-15 metrekare. Bizim metrapollerde ise 2-3 metrakareyi geçmiyor. Okullarda ise ideal anlamın çok çok gerisinde. Birçok okulda spor alanları yok bile. Çocuklar spor alanı ve yeşil alanı olmayan okullarda spor öğretimi görüyor. Bütün bunlar çok ciddi bir anlamda başarısızlık demektir. Yarınki kuşağın temsilicileri gençlerin spor eğitimine tabii tutulmamaları, tahrip olmalarına ve çok erken yaşta devre dışı kalmalarına neden oluyor. Duruş bozukluğu, kas ve eklem rahatsızlığı rekor düzeyde. Dünyada spor yapılmayan üniversiteler herhalde bir tek bizde var.
    FELSEFEMİZİ BELİRLEYELIM
    Çağın gereksinmelerine yanıt verecek yasamız yok ortada doğru düzgün. Uğraşı var sadece.
    1918 yılından kalma, sağı solu budanmış bir yasayla spor işleri yürüyor. Ortada kurumsallaşmış bir spor anlayışı ve buna uygun müesseseler yok. Tek tük başarılar geliyor, tesadüfen bir araya gelmiş ve getirilimiş yetenekli sporcular sayesinde. Halterde kadın ve erkek sporcular tesadüfen bir araya gelmiş, atletizmde de öyle. Ya tesadüfen geliyor veya başka ülkelerden ithal ediliyor. Pek çok başarılı sporcunun kendi spor sistemimizin üretimi olmadığını görüyoruz. Diğer spor dallarında da böyle. Futbolda, milli takımın başarı düzeyi yurtdışına giden ailelerin çocuklarının katkısıyla oluyor. Yani bu karanlık bir tablo gibi görülebilir. Böyle bir yapıda başarılar elde edilse bile buna başarı demek mümkün mü?
    Eğer bugün doping salgın haline gelmişse sebebi çağdışı spor yapımızdır. Eğer bugün spor sahalarında etik dışı davranışlar oluyorsa bunun kaynağı, sporun sağlıksız yapılanmasıdır. Sağlıklı bir denetim düzenimiz de yoktur. Dolayısıyla bu yapı devam ettiği müddetçe başarı değil başarısızlık da devam edecektir.
    Başarılı olmak için öncelikle doğru bir tespit yapılması gerekiyor. Neyi geliştirmemize karar vermemiz ve felsefemizi belirlememiz gerekiyor. Çünkü bu çok önemli. Nasıl bir spor felsefesi benimseneceğine karar verilip buna uygun yasalar hazırlanarak kurumsallaşmalara gidilebilir.
    En doğal hak olan yeteneğin tespiti ve geliştirilmesi hakkı yapılamıyor. Buna karar vermek gerekiyor. Kriterlerimiz olmalı ve o kriterleri yerine getirmek için çalışmalıyız. Aynı kriterleri okullardan da istemeliyiz. Okullar sınıflardan oluşuyor. Gençler duruyor orada. Sokaklarda tinerci olarak dolaşan çocuklar belki de rekortmen olacaklardı ya da içlerinde rekortmenler vardı.
    İmkansızlıklardan dolayı yetenekler heba ediliyor. Çok başarılı sporcu olma potansiyeli taşıyan pek çok çocuk sokaklara salınmış durumda.

    Köklü çözüm şart
    Mahmut Sert (Spor Yazarı):
    Yaşananların şaşırtıcı olduğunu düşünmüyorum. Dünyadaki genel yaklaşıma uygun bir gidiş. Dünyada kazanmak çok önemli. Birinci olmak gerekiyor, ikinci olmak önemsenmiyor, kaybetmiş gibi düşünülüyor. Yaşamın her alanında böyle bir düşünce sistemi uygulanınca, spora da böyle yansıyor. Bizim gibi gelişmekte olan ülkelerde ise bunun sonucu başarısızlık oluyor. Gelişmemiş ülkelerde ekonomide olduğu gibi, zenginin daha çok zengin olduğu, fakirin daha çok fakir olduğu sistem sporda da işliyor. Zengin olan ülkeler kazanıyor, bizim gibi ülkeler kazanabilmek için sıradışı ya da kural dışı ilişkilere girebiliyorlar. Örneğin doping kullanımı. Etik olarak da sağlık açısından da yasak. Ama halterde, güreşte, hem de dünya şampiyonlarımızın böyle bir yola girdiğini görüyoruz. Her şeyi kazanmak olarak görünce sporun temel düşüncesinden uzaklaşıyoruz.
    Milliyetçiliğin alttan alta spor alanı içinde maddi potansiyeli artıyor. Bu yıl harcanan 250 milyar dolardan söz ediliyor sadece futbolda. Bu kadar büyük bir paranın paylaşımında her türlü etken kullanılıyor. Genel sistem içinde yer alan bireyler de kullanabiliyor. Örnek İsviçre maçında yaşadıklarımız.
    Yenilmemiz, Dünya Kupası’na gidemememiz sıradışı bir şey değil. Futbol tarihimizde iki kez gidebildik zaten. Futbolda her Dünya Kupası’na gidecek kadar güçlü bir ülke değiliz. Ama futbol federasyonu Yanal ve Terim değişikliğiyle birlikte bunu öyle bir havaya getirdi. Dünya Kupası’na gitmek kamuoyunda kariyer sağlıyor. Her futboldan söz edilişinde, 2002’de kazanılan üçüncülüğe vurgu yapılıyor, dünyanın en iyi üçüncü ülkesiymişiz gibi. Aslında biz sadece turnuvada üçüncü olduk. Bu her zaman dikkate alınacak bir ölçü değildi.
    Kampanya unutuldu mu?
    Federasyon açısından çok önemliydi Dünya Kupası’na gitmek. İlk baraj maçını 2-0 kaybettik. Bunu giderebilmek için federasyonun hedef saptırması oldu. Olayın teknik yönü, hatalar bir kenara bırakıldı, rakibin ilk maçta yaptığı saygısızlıklara burada misliyle karşılık verildi. Ulusal marşı ıslıklandı, hakaret edildi. Kışkırtma, “Türk ulusunun değerlerine hakaret var” noktasına çekilip kamuoyu gerildi. Gerginlik İsviçreli futbolcular uçaktan iner inmez kendini belli etti. Körükte pankartlarla karşılandılar, yol boyunca ve otele gelirken yumurta saldırılarının hedefi oldular...
    İşin ilginç tarafı olayları yorumlayan Bıçakcı, “Daha fazla şiddet göstermeyin” dedi. Bu başlı başına şiddettir. Federasyon, bir yandan “şiddete hayır” kampanyası yürütmeye çalışırken, diğer yandan böyle kışkırtıcı bir tavır alarak çelişkiye düştü. Milli maçlarda bir kenara mı koyacağız şiddet karşıtlığını? Bu da bence federasyonun kurumsal güvenilirliğini zedeledi. Fatih Terim açsından da benzer bir durum söz konusu. Terim göreve geldiği zaman 2008 Avrupa Şampiyonası ve 2010 Dünya Kupası’na katılmak olarak hedefini açıkladı. Sonra ikramiye büyüdü. Bu kadar büyük bir ödül vardı. Bir anda bence yanlış politikalarla uzun vadeli projeler rafa kaldırıldı, kısa yoldan köşeyi dönmeye çalıştılar. Hedef saptırmaların nedeni aslında ikinci maçta kamuoyu baskısıyla maçı bir şekilde kazanmaktı.
    Milli takımın Psikolojik Danışmanı Acar Baltaş, yaptığı açıklamada milli takımın çok gergin olduğunu söyledi. “Bütün milli maçlarda olduğu gibi vatan, millet, Sakarya edebiyatı yapmadık. Yaptığımız planda maçın bir oyun olduğunu söyledik ve üzerlerine düşen rolü yapın dedik. Haklı olduğunuzu düşünüyorsanız hakeme hep beraber itiraz edin. Arkadaşlarınızı yalnız bırakmayın” diye öğüt verdiklerini anlatan Baltaş’ın hesap etmediği şey ise futbolcuların 40 bin kişinin önüne çıktıklarıydı. Maç bitiyor, ama normal bir şekilde soyunma odasına gidemezler. Duygu bombardımanı altındalar. Maç bitti yardımcı antrenör çıkış tüneline koşan rakip oyunculardan birine çelme taktı. Çelme takılıyorsa, tekme atılıyorsa oyun devam ediyordur oyuncular içinde. Futbolcuları belki bir şekilde kontrol ettiler, ama teknik adamları unutmuşlar. Kışkırtıcı konumda onlar teknik adamlar. Federasyonun gönderdiği görüntülerde Terim kışkırmayın diyor, ama keman yayı gibi olmuş gerginlikten.
    Spor polİtİkasI şart
    Temelde kazanmak için her şey kural dışı da olsa her türlü çaba geçerlidir, mübahtır, zihniyeti uygulamaya sokuldu. Terim ilk kez bir yenilgi sonrası hakemi ve olayları gündeme getirdi. Bu tabii insanların kafasında soru işareti bıraktı. Panik içindeki görüntüleri düşündürttü. Daha önceki Terim imajında yenmeyi ve yenilmeyi olgunlukla karşılayan kabul eden insan, bir anda tedirgin, sudan nedenlere sıradan olaylara sığınan bir insan haline geldi. Terim’e övgüler yağdıranlar bugün istifasını istiyorlar. Kredisini bu kadar çabuk tüketti.
    Ben bu konuda Acar Baltaş’ın önemli bir payı olduğunu düşünüyorum. Psikolojik etkileri uzman olarak fark etmesi gerekirdi. Müdahale edip önlemeliydi, uyarması gerekirdi. Diğer yandan federasyonun uyarması gerekiyordu. Herkes görevini ve sorumluluklarını kendi sınırları içinde yapacaktı. Ama Terim’e teslim olmuş gözüküyorlar. Terim en önde, diğerleri pasif kalmış durumda.
    Türk sporu hep böyle saman alevi gibi küçük başarılarla avunarak geçiriyor. Sebep spor politikasının olmaması. Mesela iktidarda bulunan AKP’nin programında spor politikası bir paragrafı geçmez. Artık bu dönemlerin geçmesi gerekiyor. Her şeyden önce sağlıklı bir spor politikası belirlemek şart. Okullardan başlayarak, yaz kamplarını, eğitim alanlarını, çok yönlü ele almak gerekiyor. Bizim en büyük eksikliklerimizden birisi, tutarlı, gerçekçi, altyapısı sağlam, ileriye dönük bir spor politikası olmaması. Kısa dönemde parlak başarılarla kendimizi kandırıyoruz.
    Bütün bu sorunlar sadece spor alanıyla sınırlı değil. Bütün yaşamsal alanlarda var olan, sürekli olarak kendini hissettiren sorunlar. Ülkenin genel politikalarında spora yönelik sağlam bir bakış açısı geliştirilmeli ve bu bakış açısının ışığında spor değerlendirilip sorunlara köklü çözümler getirilmelidir. Gelişme olacaksa uzun soluklu politikalar sonucu olabilir. Günü birlik ve küçük kazanımlara sevinmek, bunlarla avunmak, bizi ilerletmez.
    -BİTTİ-


    Başa dön


  • DEP’lilerin davasında tanıklar dinlendi
    Kapatılan DEP’in eski milletvekilleri Leyla Zana, Selim Sadak, Orhan Doğan ve Hatip Dicle’nin yeniden yargılanmalarına devam edildi. Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın dünkü duruşmasına, DEP’lilerden avukatları katıldılar. Duruşmada Orhan Doğan’ın milletvekili lojmanlarındaki eski komşusu, dönemin SHP Ankara Milletvekili Salman Kaya’nın eşi Funda Kaya ile avukat Hülya Sarsam tanık olarak dinlenildi. Doğan’ın “bazı örgüt mensuplarını bilerek evinde barındırdığı ve tedavilerini üstlendiği” yönündeki iddialarla ilgili dinlenen Kaya, milletvekili lojmanlarındayken Doğan’ın samimi komşusu olduklarını ifade etti. O dönemde Doğan’ın evine çok gelip giden olduğunu, kalacak yer sıkıntısı çıktığında bazı kişileri kendilerinin misafir ettiğini anlatan Kaya, bu kişilerin kimler olduğunu bilmediğini söyledi. Kaya, DEP’lilerin avukatlarından Yusuf Alataş’ın, Orhan Doğan’ın evine gelip gidenleri tanıyıp tanımadığı ve kimlik bilgilerini bilip bilmediği yönündeki sorusuna, “Orhan Bey’e misafirleri genelde seçim bölgesinden gelirdi. Eve gelen hangi misafire kimlik sorulur ki?” diye yanıtladı. Selim Sadak’ın Uludere’nin Şenoba köyünde, köylülere “PKK’ye katılmaları çağrısı yaptığı” yönündeki iddialarla ilgili tanıklığına başvurulan avukat Hülya Sarsam, boşaltılan köylerle ilgili dava açmak için 1992-1993 yıllarında sık sık Uludere’ye gittiğini söyledi. Uludere’ye gittiğinde Abdulkadir Ürper adlı kişinin evinde kaldığını anlatan Sarsam, “Ürper, bir gün eşini aradı ve Selim Sadak ile Zübeyir Aydar’ın misafir olarak geleceğini söyledi. Sadak ve Aybar, sabahleyin Şırnak ya da Cizre’ye gitmek üzere evden çıktılar, ancak nereye gittiklerini bilmiyorum” diye konuştu. Sarsam, Şenoba köyünün Uludere yolu üzerinde olduğunu ifade ederek, “Konuşma yapıldığı iddia edilen kahvehaneyi biliyorum. Karşısında 15-20 metre uzaklıkta askeri birlik var. O dönemdeki şartlarda söz konusu konuşmanın yapılması mümkün değildi” dedi. Mahkeme heyeti, bant çözümleri ve Kürtçe çeviri için bilirkişi istenen TRT’nin, kurumda bilirkişi yapacak nitelikte personel bulunmadığını ve personelin geçici olarak görevlendirildiğini bildirmesi üzerine, TRT’den bilirkişi istenmesinden vazgeçti. Heyet, Kürtçe bilen bilirkişi listesinin RTÜK’ten istenmesine karar verdi ve eksikliklerin giderilmesi için duruşmayı 3 Şubat 2006 tarihine erteledi.
    Polis saldırıyı izlemekle yetindi
    80 kişilik silahlı bir grup, önceki gece Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin acil servisini bastı. Aldığı iki kurşun yarası nedeniyle ölen bir hastanın yakınları, hastanenin acil servisini basarak, iki saat boyunca hastaneyi tahrip edip sağlık çalışanlarını linç etmeye çalıştı. Silahlı gruba polis herhangi bir müdahalede bulunmadı. Saldırıyı ve polisin tutumunu protesto eden sağlık çalışanları, polisin kendilerini korumadığını ve sık sık bu tür saldırılara maruz kaldıklarını belirterek, önlem alınmasını istediler. Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi sağlık personeli dün hastanenin acil servisi önünde alkış ve sloganlarla toplandılar. Saldırıları ve güvenlik önlemi almayan polisi protesto eden sağlık çalışanları “can güvenliği istiyoruz” dediler. Eylemde konuşan Cerrahi Uzmanı Yaşar Arslan, önceki gece saldırı nedeniyle uzun süre doktor odasında mahsur kaldıklarını belirterek, polisten yardım istediklerine “Müdahale edemeyiz. Grupta silahlı kişiler var. Çatışma çıkar” yanıtını aldıklarını söyledi. Arslan, iki saat boyunca silahlı grubun hastanenin acil servisini harap ettilerini, eşyalara ve araçlara zarar verdiklerini aktararak, acil servise getirilen yaralı için ellerinden geleni yaptıklarını ancak vücuduna iki kurşun alan kişinin hayata dönmesinin sağlanamadığını kaydetti. Arslan, neredeyse her hafta benzer bir saldırı ile karşı karşıya kaldıklarını aktararak, “Devletin görevini yapmasını istiyoruz” dedi. Türk Sağlık-Sen Ankara Şubesi Başkanı Orhan Yılmaz da “Tek amacı halk sağlığını korumak, geliştirmek ve tedavi etmek olan çalışanlar bu muameleyi hak etmiyor. Halkımıza 24 saat hizmet veren sağlık çalışanlarına yapılan bu saldırıyı kınıyor, yetkilileri göreve çağırıyoruz” dedi. Hastanenin basılmasını kınayan Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Ankara Şube Başkanı Adem Bolat, sağlıkçıların yaşam hakkının korunmasını istedi. Bulat, yaşananların tekrar etmemesi için güvenlik sorunlarının çözülmesi gerektiğini vurgulayarak, sağlık çalışanlarının mağdur edilmemesi için yetkililerin üzerine düşen görevleri yerine getirmesi gerektiğini ifade etti.
    Hakkari, milletvekili Canan’a sahip çıktı
    Hakkari Demokrasi Platformu, Roj TV’ye konuştuğu için hakkında karalama kampanyası başlatılan Milletvekili Esat Canan’a sahip çıktı. Platform adına yazılı açıklama yapan dönem sözcüsü ve İHD Hakkari Şube Temsilcisi İsmail Akbulut, Milletvekili Canan’ın, Hakkari bölgesinde yaşanan karanlık olayları aydınlatmak amacıyla Roj TV’ye konuştuğunu hatırlattı. Milletvekiline sahip çıkacaklarını belirten Akbulut şöyle dedi; “Sayın Esat Canan’ın Şemdinli olayının açığa çıkması yönündeki çabalarını görmezden gelen ve bu çabayı dünya kamuoyuyla paylaştığı için çeşitli basın ve yayın kuruluşlarıyla olduğu gibi bölge halkı tarafından en çok izlenilen Roj TV’ye gerekli açıklamaları yaptığından dolayı bir karalama kampanyasının sürdürüldüğünü biliyoruz. Bu karalama kampanyasında payı geçen herkesi kınıyoruz. Ülkemizi çetevari yönetmek isteyenlerin hevesi kursağında kalacak. Bizim demokrasi mücadelemiz bundan sonrada devam edecektir.”
    Sudan kaçtılar susuz kaldılar
    Baraj suları altında kalan köylüler için Batman Çamlıtepe mevkiinde yaptırılan afet evleri dökülüyor. 2003 yılında gerçekleştirilen bir törenle kura çekimleri yapılıp hak sahiplerine dağıtılan 182 konuttan yarısından fazlası hâlâ boş. İmkânları olmadığı için konutlara yerleşen yaklaşık 42 aile ise başta su sorunu olmak üzere birçok hayati sorunla boğuşuyor. Köyde daha rahat bir yaşam sürdürdüklerini söyleyen Ali İpek, “Köylerimiz su altında kaldığı için Batman’a göçtük. Yani sudan kaçtık, fakat şehirde susuz kaldık” dedi. Konutlara çekilen su içilmiyor. Sağlık müdürlüğü yaptığı su analizlerinde suyun sağlığa zararlı olduğu yönünde rapor vermiş. Bu nedenle konut sakinleri ihtiyaçlarını konutlara haftada bir gelen su tankerlerinden karşılıyor. Suyun çok kireçli olduğunu belirten bazı konut sakinleri ise suyun saç dökülmesi ve saç beyazlamasına yol açtığını iddia etti.

    Bize ulaşmak için;

    Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net