www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Diz boyu usulsüzlük
Ordu’da çocuklara işkence olayının, baştan sona usulsüzlüklerle dolu olduğu ortaya çıktı. Yasa gereği çocuklara tek bir soru sorma hakkı bile olmayan polis, 16 yaşındaki üç çocuğu saatlerce karakolda tuttu, gözaltı kayıtlara bile geçirilmedi, zorunlu olduğu halde çocuklar için avukat sağlanmadı.

Uzmanlardan rahatlatan açıklama
İstanbul Tabip Odası’nda düzenledikleri basın toplantısıyla kuş gribi konusunu ele alan uzmanlar, halkı rahatlatıcı açıklamalar yaptılar.

Hedef muhalif düşünceyi yok etmek
İçişleri Bakanlığı’nın ‘üniversitelerde alınacak güvenlik tedbirleri’ konulu gizli genelgesi tepki topladı. Öğrenciler genelgenin özgürlükleri kısıtlayacağını söylerken bakanlık yeni bir genelge yayımlayarak genelgesini savundu.

Eğitimciler,
   ‘eğitim hakkı’ için yürüyecek

Eğitim Sen, bölgedeki eğitim sorunlarına dikkat çekmek amacıyla bügün yürüyüş yapıyor. Eğitim Sen Diyarbakır Şube Başkanı İhsan Babaoğlu, “Eğitimdeki teknolojik gelişmeyi izlemeyi bir tarafa bırakalım, sıra, masa, karatahta bile bulmakta sıkıntı çeken birçok okulumuz bulunuyor” dedi.


Diz boyu usulsüzlük
Taylan Özgür Efe
Ordu’da 16 yaşındaki üç çocuğun ailelerinin, çocuklarına Ordu Merkez Polis Karakolu’nda işkence yapıldığı iddiası ile karakolda görevli polisler hakkında suç duyurusunda bulunmasının ardından başlayan tartışmalar sürüyor. Gazetemizde dün yer alan haberde çocuklar karakolda çırılçıplak soyulduklarını söyleyerek polislerin kendilerini çıplak fotoğraflarını çekmekle tehdit ettiklerini ve hayalarının sıkıldığını açıklamışlardı. Çocukların darp edildikleri Ordu Devlet Hastanesi’nden alınan raporlarla da belgelemişti.
Nerden tutsan dökülüyor
Ancak işkence iddiaları polisin çocukları gözaltına aldığı andan bıraktığı ana kadar birçok usulsüzlük yapıldığını da ortaya çıkardı. Konuya ilişkin görüşlerini aldığımız hukukçuların dikkat çektikleri ilk nokta polisin gözaltına aldığı kişileri hastaneye götürerek doktor kontrolünden geçirmesi zorunluluğu idi. Ancak Ordulu çocuklar hastaneye götürülmedileri gibi hastaneye gitmemeleri yönünde tehdit de edildiler. Hukukçuların dikkat çektiği bir diğer nokta da 18 yaşından küçükleri sorgulama yetkisi bulunmayan polisin, çocukları saatlerce karakolda tutması oldu.
İstanbul Barosu Çocuk Hakları Grubu avukatlarından Uğur Ersoy polislerin 18 yaşından küçük çocuklara tek bir soru dahi soramayacağını belirterek; polisin çocukları herhangi bir nedenle gözaltına alması durumunda yapma yetkisine sahip olduğu tek şeyin avukat gözetiminde kimlik tespiti yapmak ve çocukları savcılığa sevk etmek olduğunu ifade etti.
Gözaltı neden kaydedilmedi?
İnsan Hakları Derneği (İHD) işkenceyi önleme projesinde görevli avukatlardan Meryem Erdal da olayda polisin imza attığı usulsüzlüklerin yanı sıra savcının tavrının da düşündürücü olduğunu belirtti. Çocukların gözaltına alınmasının yasadışı olduğunu belirten Erdal, çocukların karakola getirildiklerinin kayıt altına alınmadığına dikkat çekti. Polisin 18 yaşından küçük çocukları gözaltına alması durumunda yapılması gerekenlerin belirli olduğunu söyleyen Erdal polislerin çocukları serbest bırakırken de “hadi bakalım burada olduğunuzu ispatlayın” dediklerini aktardı.
Gözaltına alınan çocukların karakolda tutulmaları yasalara uygun değil. Polisin 18 yaşından küçük bir kişiyi bırakın karakolda tutmayı ve sorgulamayı bir tek soru sorma hakkı dahi bulunmuyor. Erdal da bu doğrutuda Ordu’da yaşanan olayda polislerin çocukları doğrudan Çocuk Şube Müdürlüğü’ne sevk etmek zorunda olduğunu belirterek Çocuk Şube Müdürlüğü’nün de 24 saat içinde çocukları savcılığa sevk etmesinin zorunluluğunun altını çiziyor. Ancak Ordu’da çocuklar karakoldan serbest bırakılıyorlar. Bunların yanı sıra çocukların poliste bulundukları adan itibaren barodan avukat istenmesi ve tüm işlemlerin avukat gözetiminde yapılması gerektiğini belirten Erdal Çocuk Şube Müdürlüğü’nün de kendilerine gelen çocuk için psikolog istemesinin yasal zorunluluk olduğunu belirtti.

Savcının tavrı düşündürücü
Erdal savcılığa suç duyurusunda bulunan çocukların ailelerinin savcının olumsuz tavrı ile karşılaştıklarını da belirtti. Böyle bir suç duyurusu alan savcının çocukları doğrudan adli tıbba sevk ederek darp izlerini belgelemesi gerektiğini belirten Erdal, savcının bunu yapmak yerine ailelere “Bu hikayelere inanıyor musunuz” diye sorduğunu söyledi. Böyle bir yaklaşımın bağımsız ve tarafsız olması gereken savcının bağımsız olmadığını gösterdiğini belirten Erdal, devlet hastanesinden alınan raporun da delil olabileceğini ama savcının aileleri adli tıbba sevk etmeyerek işkencenin kanıtlanmasını zora soktuğunu söyledi.


Başa dön


Uzmanlardan rahatlatan açıklama
İstanbul Tabip Odası Başkanı Prof. Dr. Gençay Gürsoy, “Türkiye ciddi bir sağlık sorunuyla karşı karşıya. Hemen arkasından ifade etmemiz gerekir ki, hiç paniğe gerek olmayan bir sorunla karşı karşıya” dedi. Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları Derneği Başkanı Prof. Dr. Haluk Eraksoy da, kuş gribinin insandan insana bulaşmasının son derece zor olduğunu belirterek, ‘insanlığı tehdit eden ilk 100 virüs sıralansa, kuş gribinin bunların arasına giremeyeceğini’ söyledi.
İstanbul Tabip Odası Başkanı Prof. Dr. Gençay Gürsoy, İstanbul Veteriner Hekimler Odası Başkanı Prof. Dr. Tahsin Yeşildere, Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları Derneği Başkanı Prof. Dr. Haluk Eraksoy, İstanbul Üniversitesi (İÜ) İstanbul Tıp Fakültesi Mikrobiyoloji ve İmmünoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selim Badur, dün İstanbul Tabip Odası’nda, “Kuş gribi hastalığının dünyadaki ve ülkemizdeki son durumu ve alınması gereken önlemler” konulu ortak basın toplantısı düzenledi.
Paniğe gerek yok
Toplantıda ilk konuşmayı yapan Prof. Dr. Gürsoy, bugüne kadar kuş gribi konusunda söylenecek şeylerin tamamen söylendiğini ifade ederek, “Basın zaman zaman konuyu sansasyonel boyutta ele alma eğilimi gösterdi ama gittikçe sağduyu hakim olmaya başladı ve Türkiye’de kamuoyunun paniğine yol açabilecek ciddi bir sorunla karşı karşıya olmadığımız ortaya çıktı” dedi. Gürsoy, Türkiye’de kuş gribinden hastalanan insan olmadığını, sadece enfekte olmuş hayvanlarla temas etmiş bazı kişilerin koruyucu olarak ilaç aldıklarını dile getirdi. Gürsoy, bir gazetecinin Çernobil olayını hatırlatması ve ‘açıklamalara güven duyulmadığını’ söylemesi üzerine, “İTO herhangi bir ekonomik çıkar grubunun sözcüsü olamaz. Bunu herkes bilir” şeklinde konuştu.
Bulaşması zor
Prof. Dr. Haluk Eraksoy da kuş gribinin insandan insana bulaşmasının son derece zor olduğunu belirterek, virüsün insanlığı tehdit eden ilk 100 virüs arasına bile giremeyeceğine dikkat çekti. Yaklaşık 2 yıldır Doğu Asya’da kuş gribi ile mücadele edildiğini anlatan Eraksoy, hastalığın önce Rusya ardından da Türkiye’de görüldüğünü bildirerek, şunları söyledi: “Bu hastalığın görüldüğü kümes hayvanlarından insana bulaşmasının son derece zor olduğunu tekrarlamak isterim. Bunu Doğu Asya’daki deneyimden çıkarabiliriz. Orada milyonlarca kanatlı aynı anda telef olduğu halde, etkilenen insan sayısı 116’dır. 2 yıl boyunca herhangi bir salgın hastalıktan 116 kişinin hastalanmasının, o hastalığın ne kadar önemli olduğunu göstermesi açısından işareti olabilir.
Prof. Dr. Eraksoy, kuş gribi belirtilerinin ateş, eklem, baş ağrıları gibi grip hastalığı ile benzerlikler gösterdiğini değinerek, “Vatandaşlar kuş gribi olduklarını sanmasınlar çünkü bunun olması henüz eğer kümes hayvanlarında kuş gribi görülmemişse imkansız” şeklinde konuştu. H5N1 virüsünün daha önce Orta Asya ve Asya’da görüldüğünü hatırlatan Eraksoy, virüsün bir sonraki durağı Avrupa olacak. Hangi ülke olduğunu tahmin etmek de güç değil. Göçmen kuşların yolları belli” dedi.
Aşı politikası geliştirilmeli
Prof. Dr. Selim Badur ise, normal grip aşısının kuş gribine bir etkisinin olmadığının altını çizdi. Uzun süredir Fransa ve Amerika’nın kuş gribine karşı aşı geliştirdiğini açıklayan Badur, “Bir aşı geliştirildi ve kullanıldı. Ancak bu aşıya bir takım dış katkılar da yapılıyor. Şu da unutulmamalıdır ki aşı geliştirilip tüm firmalar 1 yıl boyunca üretim yapsalar dahi bu aşı 500 milyon kişiye yetebilir. Bu da gösteriyor ki ulusal aşı politikamız olmazsa çok zorlanırız” uyarısında bulundu.
Önlemler...
İstanbul Veterinerler Odası Başkanı Prof. Dr. Tahsin Yeşildere, kuş gribi konusunda Türkiye’de görülmemiş bir önlem alındığını ve bunun önemli olduğunu söyledi. Bu önlemlerin virüsün sıçramasını önlemek için olduğunu belirten Yeşildere, “Artık virüs Türkiye’de görülmüştür ve sürekli önlem almak gerekir. Bu önlemler insanları endişelendirmemeli çünkü insanlar arasında hastalığın bulaşma riski düşük “ şeklinde konuştu.

ZMO Başkanı Gökhan Günaydın: Bilgi kirliliği var
Dünya Gıda Günü 2005 sempozyumunda konuşan Türkiye Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Gökhan Günaydın, kuş gribi konusunda Türkiye’de bir bilgi kirliliği yaşandığını, insanların tavuk ve yumurta yemekten çekindiklerini belirterek, “Oysa insanlar proetin açıklarını bu gıdalardan gideriyor” dedi.
TMMOB’a bağlı Gıda, Kimya ve Ziraat Mühendisleri Odaları tarafından düzenlenen “Dünya Gıda Günü 2005” sempozyumu Milli Kütüphane’de dün başladı. İlan edilmesine rağmen Tarım Bakanı Mehdi Eker’in katılmadığı sempozyuma bakanlıktan hiçbir yetkilinin katılmaması da dikkat çekti.
Sempozyumun açılış konuşmasını yapan Gıda Mühendisleri Odası Başkanı Petek Ataman, ciddi boyutlara ulaşan ve ölümcül virüs taşıdığı açıklanan kuş gribinin birçok ülkenin başına gelebileceğini, bu konuda herkese büyük görevler düştüğünü söyledi. “Keşke Manisa Tavuk Hastalıkları ve Aşı Üretim İstasyonu kapatılmamış olsa idi” diyen Ataman, basını da sorumlu yayıncılık yapmaya çağırdı.
ZMO Başkanı Gökhan Günaydın ise, Türkiye’de bilgi kirliliği yaşandığını ifade ederek, göçmen kuşların enfekte ettiği hastalığın köy tavukçuluğunu riske ettiğini, ancak modern işletmelerde dünden bugüne artan bir risk olmadığını savundu. Tarım Bakanı’nın canlı yayında tavuk eti yemeyi reddetmesine, tavuk etinin Meclis menüsünden geçici de olsa çıkarılmasına tepki gösteren Günaydın, AKP’nin tarım politikalarını da eleştirdi.

850 milyon açlıkla karşı karşıya
Kimya Mühendisleri Odası Başkanı Ereli Özbozkurt, tarımda sanayileşmenin yetersiz olduğunu vurgulayarak, hâlâ evsel, atölye ve zanaat üretim boyutlarının aşılamadığını, Türkiye’de 30 bin tarımsal işletme bulunduğunu söyledi. Tarım, gıda ve hayvancılıkta artık sanayileşmenin yaratılması, üretim kapasitesinin gelişmesi gerektiğini kaydeden Özbozkurt, gıdanın stratejik boyutunun gözardı edilmemesini istedi.
TMMOB Genel Başkanı Mehmet Soğancı, Devlet Planlama Teşkilatı verilerine göre nüfusun yüzde 15’inin günde 1 dolar, yüzde 38’inin de yünde 1.5 dolarla geçinmek zorunda kaldığını, açlık sınırında olanların oranının da yüzde 8.5 olduğunu söyledi.
Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü FAO Türkiye Temsilcisi Abdellatif Tabet de, istatistiklere göre dünyada 2.6 milyar kişinin (yüzde 42) tarım, balık, hayvancılık ve ormancılıkla geçindiğini, dünyada çok az ülkenin tarımsal büyüme olmadan gelişip, yoksulluğunu azalttığını anlattı.

Yoksulluk salgın dinlemiyor
Erman Koçak
Avrupa Birliği (AB) Komisyonu’nun, Türkiye’de kümes hayvanlarında tespit edilen kuş gribinin, insanlar için de ölümcül olan H5N1 tipi olduğunu açıklamasına karşın, yoksul semtlerindeki tavuk pazarlarına olan ilgide kaydadeğer bir düşüş yaşanmadı. Dargelirliler, son açıklamalar kendilerini korkutsa da, et ve balık pahalı olduğu için zorunlu olarak tavuk eti yemeye devam edeceklerini belirttiler.
Mahallelerinde kurulan semt pazarından sürekli canlı tavuk aldığını kaydeden Emine Belir’e göre kuş gribiyle ilgili haberler abartılıyor. “Fakir halka zaten neler yedirmiyorlar ki” diyen Emine Belir, bir haftadır süren tartışmalara rağmen hastalığa yakalanan hiç kimsenin olmamasının kendilerini rahatlattığını söylüyor.
İlk başta tavuk almaktan korktuğunu dile getiren Adile Durmaz da, pazara geldiğinde tavuk alan insanları görünce endişesinin bir nebze de olsa azaldığını belirterek, “Hâlâ korkuyorum ama çocuklar et yiyebilsin diye mecburen alıyoruz. Kırmızı et çok pahalı. Bu hastalık da bulaşırsa olan yine fakirlere olur. ” diyor.
Mehmet Zengin ise son günlerde sıklaşan kuş gribi ile ilgili haberlerden sonra kırımızı et fiyatının arttığına dikkat çekiyor. “Bu fakirlik gripten çok mu iyidir! Yoksulluk gripten beter” diyen Mehmet Zengin, korktuklarını ama yine de tavuk almaya devam edeceklerini söylüyor.

Turgutlu’da güvercin karantinası
Manisa Turgutlu’da bir evin çatısında beslenen güvercinlerden ölenler olması üzerine, güvercinlerle teması olan kişilerin karantinaya alınması ilçede paniğe neden oldu. Manisa Valisi Orhan Işın, şüphe altındaki kişilerden kan örneği alındığını ve laboratuvar sonuçlarının beklendiğini belirterek, “Paniğe kapılmaya gerek yok” dedi. Kendisine aktarılan bilgilere göre, kuş gribinin güvercinler yoluyla bulaşmasının istisnai bir durum olduğunu aktaran Vali Işın, şu açıklamada bulundu: “Ölen güvercinlerin Balıkesir güvercini olduğu iddia ediliyorsa da vatandaşımız güvercinlerini Manisa’dan satın almış. Yine de sonucu görmeden bir şey söyleyemeyiz. Hastanedeki kişileri şimdilik kontrol altında tutacağız.”
Manisa İl Sağlık Müdürü Ziya Tay da hastanede bulunan kişilerde “Kuş gribi vardır, yoktur” demenin yanlış olacağını ifade etti.

Erdoğan ve Akdağ: Panik gereksiz
Başbakan Erdoğan kuş gribi ile ilgili olarak panik yapılmaması çağrısında bulundu. Erdoğan, partisinin Merkez Karar ve Yürütme Kurulu toplantısının ardından yaptığı açıklamada, “Artık bu konuya son noktayı koyuyorum. Bakan arkadaşlarım da bu konu ile ilgili fevkalade bir durum olmadıkça açıklama yapmayacak. Paniğe gerek yok” dedi.
Ortada olağanüstülük olmadığını, hastalığın dünyanın her yerinde görüldüğünü dile getiren Erdoğan, “Sağlık bakanlığımız bu hastalıktan korunmak için her türlü uyarıyı yapmıştır. Sürekli olarak bakanların orada durması söz konusu değildir hele bunları siyasi bir rant aracı olarak kullanmak çok yanlış” diye konuştu.
Sağlık Bakanı Recep Akdağ da düzenlediği basın toplantısında kuş gribi ile ilgili “Türkiye’de büyük bir risk varmış gibi gereksiz bir panik havasına girmenin” yanlış olduğunu söyledi. Akdağ, “Kuş gribi virüsü olarak bilinen H5N1 virüsü, kanatlı hayvanlar arasında ölüm oranları yüksek olan, hızla yayılan hastalıklara yol açıyor. Bu virüsün kanatlı hayvanlardan insanlara bulaşması, bugüne kadar yalnızca bu kanatlılarla yakın temas içinde bulunan kişilere olmuştur. Yöre halkı da hem Tarım hem Sağlık Bakanlığımız tarafından bilgilendirilmektedir” dedi. Akdağ, “Özellikle bu çiftliklerde çalışanlar için Tarım ve Sağlık bakanlıklarımızın öngördüğü koruma önlemleri dikkatle uygulanmalıdır” şeklinde konuştu.


Başa dön


Hedef muhalif düşünceyi yok etmek
Erman Koçak - Ersin Bakın
İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu’nun “uygunsuz halde” görülen öğrencilerin tespit edilerek üniversite rektörlüklerine ve ailelerine bildirilmesi talimatını veren genelgesi öğrencilerin tepkisine neden oldu. Üniversite öğrencileri bu durumu düşünce özgürlüğü önünde bir engel olarak değerlendirirken, bakanlık yeni bir genelge yayınlayarak genelgeyi savundu.
Genelgede geçen “uygun davranış” sözünün ne anlama geldiğini anlayamadıklarını belirten üniversite öğrencileri, “Bize göre uygun gelen devlete uygun gelmezse ne olacak” dediler. Eğitim Sen Adana Şubesi ise genelgede geçen uygulamaların yeni olmadığını, yıllardır yaşandığını dile getirdi.
İnandırıcı bulmuyorlar
Öğrencilerden Serdar Gedikoğlu, genelgenin hak ve özgürler saldırı olduğunu ifade ederken, genelgenin kısıtlamalarına dikkat çeken İnan Yıdız, bakanlığın gençleri yozlaştıranlara savaş açtığına inanmadıklarını söylerken, Rıza Değirmenci isimli öğrenci de genelgenin kabul edilemez olduğunu, öğrencilerin gelişimine ket vurduğunu kaydetti.
Uygun tanımı belirsiz
İktisat bölümde okuyan Özgür Avcı da, genelgede bahsedilen “uygunsuz durumun” tam olarak ne olduğunu bilmediğini söyledi. “Bireyin kültürü uygun davranışı belirler, devlet burada kime uygunu belirtmek zorundadır. Kişiye göre uygun olan devlete göre uygunsuz olabilir” diyen Avcı, yurtlara yeni kayıt yaptıran öğrencilerin odaları veya bloklarının ayrı tutulması istenmesinin kaygı verici olduğunu söyledi.
Genelgeli savunma
Diğer yandan İçişleri Bakanlığı, genelgesini yeni bir genelgeyle savundu. Genelgede, üniversite gençlerini tehlikelerden koruyabilmek ve onarılamayacak zararlar görmelerini engellemek için eğlence ve dinlenme yerlerinin kolluk görevlilerince sık sık kontrol edilmesi, gerektiği hallerde üniversite yönetimi ve ailelerle işbirliği yapılmasının kaçınılmaz olduğu vurgulandı. İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu’nun imzasıyla valilik ve ilgili kurumlara gönderilen genelgede, 2005-2006 eğitim öğretim döneminde üniversitelerde meydana gelmesi muhtemel öğrenci olaylarından kaynaklanabilecek problemlerin çözümüne yönelik hazırlanan genelgenin ‘’Eğitim Dönemi Başladıktan Sonra Alınacak Tedbirler’’ başlıklı bölümüne ve ilgili paragrafına atıf yapıldı.

Askeri mantığın devamı
Eğitim Sen Adana Şube Başkanı Güven Boğa ise bu durumun yıllardır yaşandığını söyleyerek, 12 Eylül’den bu yana bu tür genelgelerin yayınlandığını ileri sürdü. Bu gnelgenin kamuoyuna yansımasının önemli olduğunu aktaran Boğa, “Bu genelge toplumun muhalif kesimine gözdağı verme anlamına gelmektedir” dedi. Bunun kitle örgütleri tarafından teşhir edilmesi gerektiğini ifade eden Boğa, “Bu tutum askeri dönemin yansımasıdır. Bu antidemokratik bir genelgedir.” Diye konuştu. gençliğin siyasi çözüm üretmesinin önüne engel konduğunu kaydeden Boğa, “ bu uygulamalara karşı mücadele etmeye devam edeceğiz” diye konuştu.

Takip Genelgesi protesto edildi
İçişleri Bakanlığı’nın üniversite gençliğini “takip genelgesi”, Sosyalist Gençlik Derneği (SGD) üyeleri tarafından protesto edildi. İçişleri Bakanlığı önündeki yapılan eylemde, sözkonusu genelgenin, rejimin kirli yüzünü gösterdiği belirtilerek, genelgede meşru olan kurumların devletin izniyle kurulan derneklerin de yasadışı ilan edilip hedef gösterildiğine dikkat çekildi. Açıklamada, soruşturmaların, ajanlık tekliflerinin nerelerden geldiğinin ve kimler tarafından yapıldığının gazetelere yansıdığı kaydedilerek, Bakan Aksu’nun genelgenin düzeltilmesi konusunda yaptığı açıklamanın ise yalnızca “uygunsuz davranışları” kapsadığının altı çizildi. Genelgenin bütünüyle geri çekilmesi gerektiği vurgulanan açıklamada, sözkonusu genelge gibi insan hak ve özgürlüklerine aykırı uygulamalara karşı mücadelenin yükseltileceği ifade edildi.


Başa dön


Eğitimciler,
    ‘eğitim hakkı’ için yürüyecek
Eğitim Sen, Diyarbakır’daki eğitim sorunlarının giderilmesi amacıyla bugün Urfakapı’dan İstasyon Meydanı’na yürüyüş düzenleyecek. Eğitim Sen Diyarbakır Şube Başkanı İhsan Babaoğlu, yeni öğretim yılıyla beraber sorunların yerelden çözüm bulamayacağını anladıkları için seslerini Türkiye’ye duyurabilmek amacıyla yürüyüş eylemi yapacaklarını söyledi.
Diyarbakır’da sayısı belli olmayan sokakta çalışan çocukların bulunduğunu dile getiren Babaoğlu, 50 bine yakın ilköğretim çağındaki çocuğun eğitim hakkından mahrum olduğunu belirtti. Sınıflarda standartların çok üstünde öğrencilerle eğitim yapıldığını anlatan Babaoğlu, bazı köylerde öğretmen olmamasından dolayı okulların kapalı olduğunu vurguladı.
‘Pozitif ayrımcılık talebi’
Kazanın yası eyleme dönüştü
Sincan’ın Fatih Mahallesi’nde, bir öğrencinin hayatını kaybetmesi ile sonuçlanan trafik kazası mahallede yaşayanları sokağa döktü. Birçok okulun bulunduğu ve gençlerin yoğun olarak dolaştığı bölgede hiçbir trafik lambasının veya levhasının olmadığına dikkat çekmek üzere yol kesen mahalleliler, kazadan, Ankara Büyükşehir Belediyesi’ni sorumlu tuttu. Sincan Fatih Mahallesi Adnan Menderes Bulvarı’nda 30 Eylül akşamı yaşanan kazada, Fatih Endüstri Meslek Lisesi 9’ncu sınıf öğrencilerinden Can Kurt (16) hayatını kaybetti, Mehmet Cambaz (16) ağır yaralandı. Kazanın, TOKİ inşaata ait olduğu iddia edilen iki aracın caddede yarış halinde aşırı hız yapması sonucu yaşanması ve bölgede hiçbir trafik levhasının bulunmaması, mahallenin yasını tepkiye dönüştürdü. Öğrenci velileri ve mahalle sakinleri, önceki gün kazanın yaşandığı Adnan Menderes Bulvarı’nı kısa süreliğine trafiğe kapattılar. Yaklaşık 200 kişinin katıldığı eylemde, kazanın yaşandığı yere güller bırakıldı. “Trafik canavarı durdurulsun”, “Trafik terörü istemiyoruz” sloganları atan mahalleliyi, polisin, yoldan çıkarmak için ikna etmeye çalışması dikkat çekti. Mahalle sakinlerinin oldukça tepkili olduğu eylemde, veliler, “Bizim de çocuklarımızın başına gelebilir”, “Çocuklarımız okula gitmek istemiyor” dediler. Kazada yaşamını yitiren Can Kurt’un babası Kenan Kurt, bisikletle seyir eden oğlunun, kaldırımın kenarından gitmesine rağmen böyle bir kaza yaşandığına vurgu yaparak, “Öğrendiğimize göre, TOKİ inşaata ait olan iki araç, caddede adeta yarış yapıyorlardı. Oğlumu altına alan araba, 17 metre onu sürükledikten sonra 43 metre de durmak için fren yapmış. Yol kesikli çizgili olduğu için araçlar kolayca sollama yapıp, kazaya davetiye çıkarıyorlar. Halbuki bu yolun sürekli çizgi olması gerekir” dedi. Kurt, “İnsan canına önem verilmiyor. Fakirin çocuğuna sahip çıkılmıyor” diyerek öfkesini dile getirdi. Kazanın yaşandığı bölgede Özdemir Sabancı Kız Meslek, Fatih Endüstri Meslek, Yunus Emre Liseleri ile Adnan Menderes ve Saime Kadın İlköğretim Okulları’nın yanı sıra Harikalar Diyarı Parkı ve Büyükşehir Belediyesi Gençlik Merkezi bulunuyor. Oldukça yoğun bir yaya trafiğinin olduğu ve gençlerin yoğun olarak dolaştığı bölgede, yeterli sayıda trafik lambası ve ikaz tabelası bulunmazken, kazanın yaşandığı bölgede de hiçbir levha bulunmuyor. Mahalleli, kazadan Büyükşehir Belediyesi’ni sorumlu tutuyor.
Bölgede silah sesleri susmuyor
Hakkari ve Diyarbakır’da çıkan çatışmada, bir asker hayatını kaybederken, bir asker de yaralandı. Edinilen bilgilere göre Hakkari’nin Kavaklı köyü Armutlu mezrası yakınlarında askeri güçler ile HPG’liler arasında çatışma çıktı. Çatışmada Adıyaman nüfusuna kayıtlı Jandarma Komando Er Osman Demir yaşamını yitirdi. Bölgede geniş çaplı operasyonlara başlandığı bildirildi. Diyarbakır’ın Lice ilçesinde de çıkan çatışmada bir asker yaralandı. İsmi açıklanmayan er, Diyarbakır Askeri Hastanesi’nde tedavi altına alındı. Bu arada Tunceli’nin Ovacık ilçesinde; İlçe Jandarma Komutanlığı ve Hozat 51. İç Güvenlik Tugayı, 17-25 Ekim tarihleri arasında büyük bir operasyon yapmaya hazırlanıyor. Belediye hoparlörlerinden yapılan anonslarda bölge isimleri verilerek, vatandaşların söz konusu bölgelere gitmemeleri istendi. Ovacık Belediyesi tarafından yapılan anonslarda; Gökkuşağı, Kızıltepe, Pamuklu, Darı Tarlaları, Kırmızı Tepe, Dürüt, Korutaş, Halit Pınar, Kızılveren, Emirhan Dere, Ziyaret, Büyük Tepe ve Gözlüçayır bölgelerinde 17-25 Ekim tarihleri arasında tank ve top atışlarının yapılacağı bildirilerek, vatandaşların bu bölgelere gitmelerinin sakıncalı olduğu duyuruldu. Yapılan anonsta ayrıca, belirtilen tarihlerden sonra bölgeye gidecek vatandaşların buldukları askeri bir mühimmata dokunmadan yetkililere haber vermeleri istendiği bildirildi.
Tarihi Malatya Kalesi vatandaşa kayıtlı çıktı!
Malatya’nın Battalgazi ilçesinde Batı Roma İmparatoru Justinianus (522-565) döneminde tamamlanan Malatya Kalesi’nin yıkılmaya yüz tutmuş yaklaşık 2 kilometre uzunluğundaki surları, arazinin vatandaşlar adına tescilli olması nedeniyle restore edilemiyor. Malatya Kültür ve Turizm Müdürü Derviş Özbay, tarihi surların yaklaşık 1.5 kilometrelik bölümünün son kalıntılarını kurtarmak istediklerini, ancak bu surların özel mülkiyette olması nedeniyle onarılamadığını ifade etti. Battalgazi Belediyesi’nden surların kamulaştırılmasını istediklerini ifade eden Özbay, kamulaştırmanın gerçekleştirilmesi halinde restorasyon çalışmalarına başlayacaklarını ifade etti. Battalgazi Belediye Başkanı Selahattin Gürkan ise, Kültür ve Turizm İl Müdürlüğü’nün talebi doğrultusunda surlarda tapu kayıtlarının alındığını ve kamulaştırma çalışmalarına başlandığını belirtti. Surların 550 metrelik kısmının özel mülkiyette olmadığını ifade eden Gürkan, “1960’lardaki tapu-kadastro çalışmaları sonucunda tarihi surlar özel mülkiyete geçmiş. Surlar birden fazla kişinin adına kayıtlı. Etrafında konut ve bahçe yapılmış. Bu yapı sahipleri ile görüşerek surların olduğu alanı kamulaştırmak için çalışma başlattık. Surların kalan bu son kalıntılarını koruyarak turizme kazandırmak istiyoruz” dedi.
Teziç’ten ‘sınavlar politikleşir’ uyarısı
YÖK Başkanı Erdoğan Teziç, Ögrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi’nin (ÖSYM) YÖK’ten ayrılarak Maliye Bakanlığı’na bağlanmasının büyük tahribat yaratacağını belirterek, bunun “sınavların politik karar merkezleri tarafından düzenlenmesine kadar gidecek bir kapıyı açabilir” uyarısında bulundu. Üniversiteler Arası Kurul dün YÖK’te olağanüstü toplandı. Toplantının sonunda açıklama yapan Teziç, ÖSYM’nin devlet genel bütçesine katılması durumunda ödemelerin gecikebileceğini, sınavların ve denetimlerin aksayabileceğini kaydetti. “Korkumuz bir süre sonra bu idari yapının üniversitelerden alınarak, sınavların politik karar merkezleri tarafından düzenlenmesine kadar gidecek bir kapıyı açma tehlikesidir. Türkiye’de en dürüst yapılan sınav sistemi büyük yara alabilir. Bunu telafi etmek çok ama çok zor olur” diyen Teziç, ÖSYM Başkanı Ünal Yarımağa’nın “Dükkanı kapatır gideriz” sözlerini anımsattı. Teziç, hükümete “Bu sisteme dokunmayın. ÖSYM’nin siyasi iktidarların etki yapacağı bir alana çekilmesi ilerde hiçbir şekilde giderilmesi olanaksız büyük tahribatlara yol açacaktır” uyarısında bulundu. AB Müzakere Çerçeve Belgesi’nde öngörülen 35 müktesebat faslı arasında, 25 ve 26’ncı sırada bilim, araştırma, eğitim ve kültür konularının yer aldığını anımsatan Teziç, bu konuların Brüksel’de öncelikli olarak görüşüleceğini söyledi. İlk taramanın 20 Ekim’de, ayrıntılı taramanın ise 26 Ekim’de yapılacağını kaydeden Teziç, bu görüşmelerin ardından hazırlanacak raporun 19 Aralık’ta sunulacağını söyledi. Müzakerelere katılacak Üniversitelerarası Kurul üyelerini saptadıklarını, gelecek hafta YÖK bünyesinde de böyle bir değerlendirme yapacaklarını kaydeden Teziç, ÜAK’ı temsilen müzakerelere katılacak heyetin listesini Babacan’a ilettiklerini ifade etti. Teziç, ısrarlara rağmen heyette yer alan isimleri açıklamadı. TÜBİTAK Yasası ve yapılan mahkeme kararıyla iptal edilmesinin “TÜBİTAK yönetiminde yer alanlarının hukuki varlığının olmadığını” gösterdiğini kaydeden Teziç, “Bilim ve Araştırma ekibi Brüksel’de hukuki sakatlıkla kendini temsil etmemeli. Bu hükümetimizin sorunu değil, bu bir devlet sorunudur” dedi. Teziç, yılda 2 kez, mart ve aralık aylarında Ankara’da yapılan Üniversite Yabancı Dil Sınavları’nın mart ve ekim aylarına çekileceğini ve 15 ilde yapılacağını da bildirdi.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net