www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



İşte bu yüzden sonuncu oluyorlar!
Sınavlarda Türkiye ortalamasının altında kalan bölge illerinde eğitim, vekil ve stajer öğretmenlerin elinde. Şanlıurfa’da 4 bin, Diyarbakır’da 2 binin üzerinde, Siirt’te ise 968 olan öğretmen açığı, stajyer ve sözleşmeli öğretmenlerle kapatılmaya çalışılıyor.

TMMOB mitingine davet var
8 Ekim’de miting düzenleyecek olan Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği, Ankara, İzmir ve İstanbul’da yaptığı açıklamalarda tüm emek kesimlerini alana davet etti.

Üniversiteli ümitsiz
Kronikleşen enflasyon ve her gün başka bir yerden patlak veren yolsuzluk olayları, üniversiteli gençliğin geleceğe karamsar bakmasına yol açıyor.

TMY ile bir 14 yıl daha mı? -3-
   Kimse nefes alamayacak

Hükümetin TMY’yi yeniden düzenleme girişimine insan hakları örgütleri de tepki gösteriyor. İnsan Hakları Derneği Genel Başkanı Av. Yusuf Alataş, güvenlik güçlerinin aslında “Biz canımızın istediği şekilde davranamıyoruz, birilerini konuşturmak için işkence yapamıyoruz” demek istediklerini belirtirken Mazlum-Der Genel Başkan Yardımcısı Ayhan Bilgen de toplumsal olaylarla ilgili yeni düzenlemelerin özgürlükleri tehdit edeceğinin altını çizdi.


İşte bu yüzden sonuncu oluyorlar!
Üniversite giriş sınavları ve orta öğretim kurumları sınavlarında Türkiye ortalamasının çok altında kalan bölge illerinde eğitim, stajer ve vekil öğretmenlerle yürütülüyor. Şanlıurfa’da 4 bin, Diyarbakır’da 2 binin üzerinde ve Siirt’e de 968 öğretmen açığının önemli bir kısmı stajyer ve sözleşmeli öğretmenlerle kapatıldığı bildirildi. Eğitim seviyesinin yükseltilmesi için bölgeye stajyer öğretmen ve vekil öğretmen yerine tecrübeli öğretmenlerin tayin edilmesi isteniyor.
CİHAN’a konuşan Şanlıurfalı Mehmet Karadağ, memuruluk sınavında 76.450 puan almış. Baraj puanın 84 olmasından dolayı ise açıkta kalmış. Milli Eğitim Bakanlığı’nın sözleşmeli öğretmenlik uygulamasından yararlanarak şimdi bir köy okulunda öğretmenlik yapıyor. Yusuf Han Işık ise sınavda 81.375 puan almasına rağmen öğretmen olamamış. Işık’a göre madem bakanlık vekil öğretmenlerle Güneydoğu’nun büyük bir bölümünde eğitim öğretimini sürdürüyor o zaman memurluk sınavında ki baraj puanını düşürmeli.
‘Bu nasıl çelişki’
Bakanlığın bir taraftan memurluk sınavında 84 puan almayan öğretmenleri görevlendirmediğini diğer taraftan da barajı geçemeyen eğitim mezunlarına “Gelin sizi sözleşmeli öğretmen yapalım” demesinin bir çelişki oluşturduğuna işaret eden Işık, vekil öğretmenlerin bir daha ki memurluk sınavına hazırlanmak için öğrencilerine faydalı olamayacağını düşünüyor.
“Madem baraj koymuşsunuz o zaman vekil öğretmen olarak ta almayın. Alacaksanız 84 taban puanını aşağı çekip asil olarak bizleri öğretmen yapın” diyen Yusuf Han Işık, vekil öğretmenliğin öğrencinin başarısını da etkilediğini dile getirdi
‘Bşarısızlığın nedeni belli’
Şanlıurfa İl Milli Eğitim Müdürü Mehmet Küçük ise, Güneydoğu’daki ve özellikle Şanlıurfa’nın üniversite sınavlarında ve orta öğretim kurumları sınavında başarısız olmasının en büyük sebepleri arasında eğitim ve öğretimlerini vekil ve stajyer öğretmenlerle sürdürmelerine bağlıyor. Şanlıurfa’nın üniversite sınavında 60’ıncı liselere giriş sınavında ise 74’üncü olduğunu hatırlatan Küçük, bu başarısızlığın en önemli sebepleri arasında derslik yetersizliği, ikili eğitim-öğretim yapılması, öğretmen açığının fazla olması ve ilde görev yapan öğretmenlerin büyük bir çoğunluğunun stajyer öğretmen olmasına bağladı.
Yaklaşık 40 bin civarında öğrencinin 7 milyon YTL’ye bir yerleşim yerinden bir başka yerleşim birimine taşınarak eğitim gördüğü Şanlıurfa’da köy öğretmenlerinin de yüzde 80’inin stajyer ve vekil öğretmenlerden oluştuğu bildirildi.

TABLO İÇLER ACISI!
  • 2005-2006 eğitim ve öğretim yılında yeni kayıtlarla birlikte 320 bin ilköğretim öğrencisinin ders başı yaptığı Şanlıurfa’da derslik açığı had safhada.
    2004-2005 öğretim yılı sonunda 22 bin öğrencinin mezun olduğu Şanlıurfa’da 45 bin civarında kayıt yapıldı. Halen 5 bin dersliğe ihtiyaç duyulan Şanlıurfa’da ne öğretmen nede derslik ihtiyacı karşılanıyor. Derslik açığını kapatamayan İl Milli Eğitim Müdürlüğü öğretmen açığını da Bakanlığın aldığı sözleşmeli öğretmenlerin yanı sıra vekil öğretmenlerle kapattı.
  • Diyarbakır’da da benzer tablo yaşanıyor. 350 bin 241 öğrencinin eğitim ve öğretim gördüğü Diyarbakır’da 2 binin üzerinde öğretmen açığı stajyer öğretmen ve vekil öğretmenlerle gideriliyor. Diyarbakır’da 930 yerleşim biriminden 10 bin 33 kız, 16 bin 949 erkek olmak üzere 26 bin 982 öğrenci derslik yetersizliği ve öğretmen açığı yüzünden bir yerleşim biriminden başka bir yerleşim birimine taşınıyor.
  • Eğitim ve öğretimini stajyer ve vekil öğretmenlerle sürdüren illerden bir diğeri de Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın seçim bölgesi olan Siirt. Siirt’te, yeni eğitim yılı 968 öğretmen açığı ile başlamıştı.
    Erdoğan’ın girişimleri sonucunda “Eğitime Yüzde 100 Destek Kampanyası” çerçevesinde, ilk ve orta öğrenim derslik ihtiyacının büyük bir ölçüde giderildiği kentte, derslik sayısı Türkiye ortalamasının üzerine ulaşırken; öğretmen açığı ise vekil ve stajyer öğretmenlerle kapatılmaya çalışıldı.
    Güneydoğu illeri arasında Mardin, Adıyaman illerinde de durum farklı değil.

    HAKKARİ’DE DERS BAŞI YAPILMADI
    Hakkari’de meydana gelen 5.5 şiddetindeki deprem ardından bölgedeki 10 Yatılı İlköğretim Bölge Okulu ile 1 Pansiyonlu İlköğretim Okulu’nda başlatılan güçlendirme çalışmaları sürdüğü için 6 bin 700 öğrenci ders başı yapamıyor.
    Hakkari il merkezi ile Yüksekova’da geçtiğimiz ocak ayında meydana gelen 5.5 şiddetindeki depremden sonra 10 YİBO ile 1 Pansiyonlu İlköğretim Okulu’nda güçlendirme çalışmaları başlatıldı. Yüksekova’da ise Şemsettin Onay Lisesi’nde halen onarım çalışmaları sürüyor. Öğrenci velilerine eğitim dönemi başlamadan önce okulun 3 Ekim’de açılacağı yönünde bilgi veren yetkililer, şimdi okulun ancak 17 Ekim’de ya da kasım ayının ilk haftasında açılabileceğini belirtiyor. Okullardaki onarımlar nedeniyle 6 bin 700 öğrencinin okula devam edemediği öğrenildi.


    Başa dön


    TMMOB mitingine davet var
    “Ülkemize, Mesleğimize ve Meslek Onurumuza Sahip Çıkıyoruz” diyerek 8 Ekim Cumartesi günü Ankara’da bir araya gelecek olan mimar, mühendis ve şehir plancıları, geçen hafta başladıkları çağrı eylemlerine dün de devam ettiler. İstanbul, Ankara ve İzmir’den yapılan açıklamalarda, “özelleştirmelere karşı fabrikaları işgal edenler, yoksulluğa karşı dayanışmayı büyütenler, herkese iş, insanca yaşayabilecek ücret talep edenler, her türlü ayrımcılığa karış çıkanlar, geleceğine sahip çıkan mühendis, mimar ve şehir plancıları” özelleştirmeye, yoksulluğa ve işsizliğe karşı Ankara’da seslerini birleştirmeye davet edildi.
    İstanbul’dan ‘TMMOB treni’
    İstanbul’da Galatasaray Meydanı’nda baretleri ve taleplerini içeren dövizleri ile biraraya gelen TMMOB’a bağlı odaların İstanbul Şube yönetici ve üyeleri İstanbul İl Koordinasyonu Kurulu Sekreteri Meftun Gürdalları’ın açıklamasının ardından Taksim Meydanı’na kadar bildiri dağıttılar. Yürüyüş sonunda Gürdallar, 7 Ekim akşamı Ankara’ya TMMOB treni kaldıracakları duyurusunu yaptı. Ankara’da Mimarlar Odası (MO) önünde açıklama yapan TMMOB’lular adına da MO Ankara Şube Sekreteri Mehmet Ali Özgün, ücret yetersizliği ve dengesizliği sorununun çözülmesi, ücretli çalışan üyelerin giderek yoksullaşmamasını talep ettiklerini dile getirerek, 8 Ekim mitinginde, çağdaş, bağımsız, onurlu, daha insancıl, daha demokratik ve daha kalkınmış bir Türkiye taleplerini de duyuracaklarını aktardı.
    İşsiz mühendislere de çağrı yapıldı
    TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) İzmir Şubesi’nde düzenlenen basın toplantısında açıklama yapan EMO İzmir Şube Başkanı Musa Çeçen ise, “Yapısal uyum politikaları ve ekonomik programlar ile, üretime ve yatırıma dayalı, toplumun tüm kesimlerini kucaklayan bütçeler yerine, ranta, faize ve dış borç ödemeye dayalı bütçeler oluşturulmakta, ülkemiz kaynakları talan edilmekte ve sömürgeleştirilmektedir.
    KİT’ler satılarak ya kapatılmakta ya da yabancılaştırılmakta sanayi yatırımları azalmakta, çiftçi tarlasından uzaklaşmakta, işsizlik oranı büyümekte, dışa bağımlılık artmakta ve çıkan krizlerin sık ve dayanılmaz boyutları yoksullaşma sürecini kronik hale getirmektedir” dedi. Bu durumun mühendis, mimar ve şehir plancılarını da olumsuz etkilediğini vurgulayan Çeçen, sadece kamuda veya özel sektörde çalışan mimar ve mühendisleri değil işsiz meslektaşları da mitinge ve örgütlülüğe çağırdı.


    Başa dön


    Üniversiteli ümitsiz
    Üniversite gençliğini rahatsız eden konuların başında rüşvet ve yolsuzlukların artması, özgürlüklerin kısıtlanması, suç oranının artması, insanların birbirine olan hoşgörüsünü yitirmesi geliyor. Gençlik, enflasyon ve yolsuzluğun yok edilmesi, suç oranının azaltılması konularında ise önümüzdeki 10 yıl içinde olumlu bir sonuç elde edileceğine inanmıyor.
    Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı (TESEV), Prof. Dr. İnci Erdem Artan başkanlığında 27 üniversiteden toplam 2 bin 200 öğrenciyle yapılan “Türkiye Üniversite Gençliği Değerler Araştırması: Korkular ve Umutlar” başlıklı çalışmanın sonuçlarını açıkladı. TESEV binasında dün saat 10:30’da düzenlenen basın toplantısında konuşan TESEV Başkanı Cem Dinç, yürütülen araştırmayla “gençlerin dünya görüşleri, insana, hayata, olaylara, olgulara ve geleceğe yaklaşımları nelerdir?” sorularına cevap arandığını dile getirdi. Cinsiyet, aile ve çevre değişkenlerinin değerlerin farklılaşmasında önemli rol oynadığını tespit ettiklerini kaydeden Dinç, “Erkek öğrenciler kız öğrencilere, doğu bölgelerinde yaşayanlar batı bölgelerine göre geleneksel değerlere daha fazla önem vermektedirler. Bireyci değerler ile itaat ve ailenin kararlarını benimseme arasında dengeleme çabası tüm gruplarda baskın değerler olarak ortaya çıkarken, kız öğrenciler erkek öğrencilerden daha etken ve özgürlükçü değerleri benimsediklerini ifade etmişlerdir. İş ve çalışma hayatıyla ilgili değerlerin sonuçlarına göre ise güvenli ve statüsü yüksek işlerin ön plana alındığı görülüyor” diye konuştu.
    Araştırma sonuçları
    Marmara Üniversitesi İşletme Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. İnci Erdem Artan, yaptığı araştırmanın istatistikleri ve grafikleri eşliğinde değerlendirmelerde bulunurken, Prof. Suna Tevruz araştırmanın sentezini yaptı.
    Araştırmadan çıkan sonuçlar ise şöyle;
  • Öğrenciler evrensel ahlak normlarını ailelerinden öğrendiklerini belirtmişlerdir.
  • Araştırmaya katılanların büyük bir çoğunluğu Allah’a, kadere, şansa ve bilime inanırken, yeniden doğuma inanmamaktadır.
  • Çalışmanın anlamı konusunda kız öğrenciler çalışma ahlakı ve dürüstlük boyutunu vurgularken, erkek öğrenciler statü sahibi olmak boyutunu vurgulamışlardır.
  • Kız öğrenciler yaşama ve canlıya saygı ile özel hayatın korunması konusunda daha hassaslar.
  • Sosyal değerler içerisinde kız öğrenciler ayrımcılık yapmama değerine önem verirlerken erkek öğrenciler, sosyal farklılaşma, dindarlık ve güven değerlerine önem vermişlerdir.
  • Erkek öğrenciler kız öğrencilere göre “evrensel normlara aykırı değerler”i daha çok önemsemektedirler.
  • Gençler en fazla ailelerine önem verirlerken en az evrensel normalara aykırı değerleri benimsediklerini vurguluyorlar. Dini ve milli değerlere önem vermek ise orta dercede önemsenen değerler içinde yer alıyor.
  • Kadın erkek ilişkileri konusunda erkek öğrenciler erkek egemenliğini ve geleneksel aile yapısını önemli olarak görürken, kız öğrenciler demokratik aile yapısına önem veriyor.
  • Tek başına yaşayan ve metropollerde doğan gençler için cinsel özgürlük önemli.
  • Kız öğrenciler bağımsızlık faktörünü erkek öğrencilere göre daha fazla önemserken, erkek öğrenciler de itaat faktörüne daha fazla önem veriyor.
  • Kız öğrenciler etkenliği önemserken erkek öğrenciler edilgenliği önemsiyor.
  • Gelecek 10 yıl için beklentilerde erkekler kızlara göre daha ümitliler.
  • Gerçekleşeceğine en fazla inanılan konular özelleştirme, eğitim seviyesinin yükseltilmesi ve sağlık hizmetlerinin iyileştirilmesi olurken, en ümitsiz konular ise suç oranının azaltılması, enflasyonun sıfırlanması ve yolsuzlukların azaltılması olarak sıralanıyor.


    Başa dön


    TMY ile bir 14 yıl daha mı? -3-
       Kimse nefes alamayacak
    HAZIRLAYAN: Özgül Yıldızer
    TMY’nin yeniden düzenlenmesi girişimlerine tepki gösteren İHD Genel Başkanı Av. Alataş, mevcut mevzuatın her türlü suçla mücadeleyi içerdiğini, bu nedenle TMY’nin değiştirilmesini gerektirecek bir şey olmadığını dile getirdi. Alataş, önceki uygulamaların yeniden getirilmesi durumunda, “Türkiye’de kimseye nefes alma şansı kalmayacak. Ne özel hayat gizliliği, ne seyahat özgürlüğü kalacak. İfade, örgütlenme özgürlüğü ortadan kalkacak” uyarılarında bulundu.
    Alataş’a yönelttiğimiz sorular ve yanıtları şöyle:
    Terörle Mücadele Yasası (TMY) neden yeniden tartışılıyor?
    Türkiye AB sürecinin katkısıyla göreceli bir demokratikleşme yaşadı. Her defasında eksik yapıldığı ve sistem insan haklarını kısıtlamaya organize olduğu için, TMY 8’inci maddesi kaldırıldı. Fakat bu statükodan yana olan kesimleri de rahatsız ediyordu. Fırsat kollanıyordu. Avrupa’daki patlamalar, ekmeklerine yağ sürdü.
    Önceki uygulamalar getirilirse Türkiye’yi neler bekliyor?
    Siz yasaları istediğiniz kadar iyileştirin yargı dahil devlet mekanizmaları, özgürlükleri kısıtlamaya kilitlendiği için yetki olmadığında dahi bu uygulamayı yapıyor. Şimdi ellerine bu yetkiler verilirse Türkiye’de kimseye nefes alma şansı kalmayacak. Türkiye polis devleti olacak. Ne özel hayat gizliliği, ne seyahat özgürlüğü kalacak. TMY’nin 8’inci maddesine benzer uygulamalar yeniden gelecek, ifade, örgütlenme özgürlüğü ortadan kalkacak. Adil yargılanma hakkından, gözaltı sürelerinin kısalmasından vazgeçilecek.
    Taslağa ilişkin açığa çıkan bilgilere göre nasıl bir değerlendirme yapmak gerekiyor?
    Hükümetin “terörün tanımının yeniden yapılmayacağı”, “özgürlüklerin kısıtlanmayacağı” gibi açıklamalarını olumlu olarak not etmek lazım. Ama bir taraftan da Terörle Mücadele Üst Kurulu toplanıyor. Temel olarak güvenlik güçlerinin taleplerinde haklılık olduğu kabul ediliyor. TMY’yi değiştirmeyi gerektirecek bir şey yok. Güvenlik güçlerinin söylemini destekleyen objektif veri yok. Aslında, “Biz canımızın istediği şekilde davranamıyoruz, birilerini konuşturmak için işkence yapamıyoruz” demek istiyorlar. Avukatla görüştürmemenin terörle mücadeleye katkısı ne olabilir? Biz biliyoruz ki işkence daha çok ilk yakalanılan tarihten itibaren ilk 24 saatte yapılıyor. Bir insanı gözaltına alıp yakınlarına haber vermemekle terörle mücadelenin ne alakası var? TMY’de yapılacak herhangi bir değişiklik özgürlükleri kısıtlar. Şu andaki mevzuatımız zaten her türlü suçla mücadele için yeterli hüküm içeriyor, hatta bazılarına karşıyız. Bununla yetinmeyip TMY’de değişiklik ihtiyacını şu veya bu şekilde gündeme getirmek özgürlüklerin kısıtlanmasını kabul etmektir. Hükümet kendi söylemiyle çelişiyor.
    Neler yapılmalı?
    Sendikalar, partiler, dernekler, hukuk kurumları, bilim adamları aktif tavır takınmalı. Bu konuda bir an önce çabalarımızı birleştirip ortak tavır almalıyız. Köprünün altından çok sular geçti ve Türkiye’yi hiçbir güç 80’li yıllara döndüremez. İnsan hakları kuruluşları, sendikalar, siyasi partilerin, hiç kimsenin bu gidişe seyirci kalmaması lazım. Aksi takdirde hepimiz bu baskıların muhatabı olacağız.

    ‘Özgürlükler tehdit altında’
    Mazlum-Der Genel Başkan Yardımcısı Ayhan Bilgen ise uyum yasalarını yapanlar bugün muhalefete düşünce, hükümeti fiili OHAL’e götürecek süreci işletmek istediklerini ifade etti. “Doğrudan şiddete karışmamış olanları da geniş yorum kabiliyetinizle onların arka bahçesi gibi değerlendirmeye başlarsanız toplumda demokratik mücadeleye olan güven sarsılır” diyen Bilgen, hükümetin bazı üyelerinin “korkulacak bir durum olmadığı” yaklaşımının da “inandırıcı” olmadığını belirtti. Bilgen, basına yansıyan bilgilerin bir kısmının doğrudan sanık haklarıyla ilgili olduğunu hatırlatarak, “Bu konudaki kazanımlar asla toplumsal olaylarla ilişkilendirilerek geri alınamaz. Sanık hakları uluslararası hukukta karşılığını bulmuştur. Geri adım atılması bütün hukuk sistemini, yargılama usulünü ve yeni ceza yasasını etkiler” dedi. Adalet Bakanlığı yaklaşımının gözden kaçırılmamasını isteyen Bilgen, “Bakan bazı kısıtlamaların yeni CİK, CMK ve TCK’da bulunduğunu söylüyor. Toplumsal olaylarla ilgili yeni düzenlemeler ise doğrudan bütün toplumun özgürlüklerini tehdit edecek. Toplumda yaygın bir güvensizliği etkin kılacak. Türkiye adil yargılanma ve ifade özgürlüğü ile ilgili AİHM aracılığıyla çok yüklü tazminatlar ödediği halde Anayasa’nın 90’ıncı maddesinin yok sayılarak yeni düzenlemelere gidilmesi aynı hataların tekrarlanmasına sebep olacak” diye konuştu.

    ‘Açılan davaların sayısını hatırlamıyorum’
    Türkiye ve Ortadoğu Forumu Vakfı Başkanı Yazar Fikret Başkaya, yazılarından dolayı en çok yargılanan aydınlardan biri. Başkaya, yasayla ilgili yaşadıklarını şöyle anlatıyor:
    “1991’de TMY, eski TCK 141-142’nin yerini alınca bir hafta kadar sonra ‘Paradigmanın İflası’ adlı kitabım çıktı. Kitap yayınlandıktan iki hafta sonra soruşturma açıldı. “Basın yoluyla bölücülük yapmak”tan 20 ay hapis, 41 milyon lira para cezasına mahkum edildim. Diyarbakır Cezaevi’nde 10 korumasız insanın başlarını çubuklarla parçalamışlardı. Ertesi gün yazı yazdım ve ceza aldım. O kadar çok dava açıldı ki, bir bütün olarak hakkımda açılan davaların sayısını bilmem mümkün değil. Antep’te Fıratta Yaşam gazetesi çıkıyordu. O zamanki genel yayın yönetmeni benimle röportaj yaptı. Sorulardan biri sivil toplumla ilgiliydi. Ben de sivil toplum örgütlerinin ne menem şeyler olduğunu anlattım. ‘Bunlar toplumu apolitize eden, depolitize eden yapılardır’ dedim. Orda ‘apolitize eden’ sözünde ‘Apo’ geçiyor diye Adana DGM bana dava açtı. Cezaevine ikinci girişimin nedeni de 1 Haziran 1999 tarihinde Bakış gazetesinde yayımlanan “Tarihi Dava mı” başlıklı yazımdı. TMY’nin 8’inci maddesi uyarınca İstanbul 2 No’lu DGM’de yargılandım. 16 Haziran 2000’de 15 ay ceza aldım. Ceza, Yargıtay tarafından da onandı. Kanunun ilgili bendinde ceza 1 yıl olmasına karşın, ‘devamlı suç işlemeye eğilimli’ olduğum gerekçesiyle ceza dörtte bir oranında artırıldı.”

    4 bin kişi yargılandı
    Dönemin Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk’ün yaptığı açıklamalara göre, TMY kapsamında 1999 yılında 1260 dava açıldı ve bu yargılamalardaki sanık sayısı 2450 oldu. Açılan davalardan 1905’i karara bağlandı, bunlardan 1317’sinde mahkumiyet, 227’sinde beraat kararı verildi. Bu davalardan 21’i düşerken, 340’ı da çeşitli nedenlerle sona erdi. TMY kapsamındaki suçlardan 2000 yılında açılan 631 davada 1455 kişi sanık olarak yargılandı. Açılan davalardan 508’i karara bağlanırken, bunlardan 324’ü için mahkumiyet, 83’ü için beraat kararı verilirken, 74 dava değişik nedenlerle sona erdi ve 27 dava da düştü.

    TMY mağdurları!
    TMY’nin çıkışından bu yana “basın yoluyla devletin bölünmez bütünlüğü aleyhinde propaganda yapmayı” düzenleyen 8’inci maddesi uyarınca birçok aydın, sanatçı, öğrenci, siyasetçi yargılandı, kimi cezaya çarptırılarak cezaevine girdi. Bunlardan bazıları şöyle:
    - Üniversite öğrencileri, demokratik üniversite talepleri nedeniyle yargılandılar, TMY uyarınca toplam 48 yıl 7 ay 10 gün hapis, 7 milyar 796 milyon 661 bin lira para cezası aldılar. Yargıtay 9’uncu Ceza Dairesi, aralarında TBMM’de parasız eğitim için pankart açan öğrencilerin de bulunduğu 8 kişi hakkında DGM’nin verdiği kararı onadı.
    - Düşünceye Özgürlük-2000 isimli kitapçığa yayıncı olarak imza atan sanatçı, yazar ve sendikacılardan 15’i hakkında verilen beraat kararı, Yargıtay tarafından “bir kısım yazıların TMY’nin 8. maddesi kapsamında yazılı propaganda suçunu oluşturduğu” gerekçesiyle bozuldu.
    - DEHAP Genel Başkanı Tuncer Bakırhan ve BES Genel Başkanı Bülent Kaya hakkında da 7 Eylül 2003’te ABD’nin Irak işgalini protesto için Van’da düzenlenen mitingdeki konuşmaları
    nedeniyle TMY’den soruşturma açıldı, 3 yıla kadar hapis istendi.
    - HADEP Gençlik Kolları’nın Ankara’da düzenlediği şölendeki konuşması nedeniyle TMY’nin 8’nci maddesinden yargılanan dönemin HADEP Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Turan Demir, 9 ay Ankara Merkez Kapalı Cezaevi’nde yattı.
    - 2001’de , “cezaevlerindeki örgüt mensuplarının F tipi cezaevlerine karşı başlattıkları ölüm oruçlarını destekledikleri” iddiasıyla, İHD Ankara Şubesi’nin, TMY’nin 7/4 maddesi uyarınca kapatılması, mal varlıklarına el konması istendi.
    - “Lazona Laz Halk Gerçekliği üzerine” isimli kitabı yayınlayan Akyüz Kitabevi’nin sahibi Muammer Akyüz ile hazırlayan Mehmet Necmettin Akyazan hakkında “yayın yoluyla bölücülük yapmak” suçundan TMY’nin 8’nci maddesi uyarınca dava açıldı, 1 yılla 3 yıl arasında hapis cezası istendi.


    Başa dön


  • Koruma Kurulu neyi koruyacak?
    İzmir Tabiat ve Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu (KTVK) Bergama’da bulunan Allianoi antik kentinin mille örtülüp korunup korunamayacağına karar vermek için toplandı. Allianoi Girişim Grubu, bu toplantının, İzmir 1 ve 2 No’lu koruma kurullarının, hazırladıkları raporlarda antik kenti “1. derece arkeolojik SİT” olarak tanımlamalarını “hazmedemeyen” ve Yortanlı Barajı’nın açılmasını isteyen DSİ’nin baskıları ile yapıldığını dile getiriyor. Dün toplanan İzmir 2 numaralı KTVK, bilimsel raporu görüştü. Bilimsel raporda da, Allianoi’nin binlerce yıl önceden günümüze gelen tarihi ve kültürel bir değer olduğu, bunun geleceğe aktarılmasının da bugünkü idarecilerin görevi olduğu, antik kentin yerinde korunması ve sergilenmesi gerektiği yönünde görüşü bildirildi. DSİ’nin üç temsilci ile adeta çıkarma yaptığı kurul toplantısından çıkacak karar önemli. Eğer karar İzmir 1 ve 2 numaralı koruma kurullarının kararları ve en son görüşülen bilimsel rapordan yana çıkarsa, Allianoi’nin sular altında kalması önlenmiş olacak. Eğer koruma kurulu bunun dışında başka bir karara varırsa, bu da bir ölçüde kurulun, DSİ yöneticilerini yasadışı uygulamaları nedeniyle koruması sonucunu doğuracak. Sonuçta Koruma Kurulu bir şeyi koruyacak, ama neyi? Koruma Kurulu’nun toplantı halinde olduğu binanın önünde bir basın açıklaması yapan Allianoi Girişim Grubu Sözcüsü Arif Ali Cangı, ulusal ve uluslararası yasaları da sıralayarak Allianoi’nin mutlaka korunması gerektiğini dile getirdi.
    Komplo davası ertelendi
    EMEP Genel Başkan Yardımcısı Memet Kılınçaslan, “tantanacılık suretiyle hırsızlık” suçlamasıyla hakim karşısına çıktı. Küçükçekmece 7. Asliye Ceza Mahkemesi’nde dün görülen duruşmada Memet Kılınçaslan ve avukatları hazır bulunurken, cüzdanının çalındığını iddia eden Ali Yılmaz mahkemeye gelmedi. Duruşmada konuşan Kılınçaslan, “EMEP Genel Başkan Yardımcısıyım. Bu görevimden önce de sendikal faaliyetlerde bulundum.” dedi. Kılınçaslan, olayın meydana geldiği 26 Nisan 2005’te rahatsızlığından dolayı evde oturduğunu açıkladı. Daha önce işçilere destek verdiği bir eylemde gözaltına alındığını ve fotoğraflarının çekildiğini belirten Kılınçaslan, bu fotoğrafının sabıkalıların bulunduğu albümün içine neden konulduğunu sordu. Avukat Leyla Han ise, olayın Finans Bank’ın önünde geçtiğinin iddia edildiğini bildirerek, kamera kayıtlarının istenmesini talep etti. Duruşma, mahkemeye gelmeyen Yılmaz’ın zorla getirilmesi için müzekkere yazılmasına ve Finans Bank’a müzekkere yazılarak güvenlik kameralarının olup olmadığının, varsa dışarıyı çekip çekmediğinin sorulmasına karar verilerek, 20 Ekim 2006 tarihine ertelendi.
    Sessiz ayakkabıların yürüyüşü!
    Umut Vakfı, ‘28 Eylül Bireysel Silahlanma Günü’ kapsamında ‘sessiz ayakkabıların yürüyüşü’ etkinliği düzenledi. Taksim Meydanı’nda dün gerçekleştirilen etkinlikte bir konuşma yapan Umut Vakfı Kurucu Başkanı Nazire Dedeman, yılda 3 bin kişinin ateşli silahlar nedeniyle hayatını kaybettiğini belirtti. Konuşmaların ardından ‘Semaver Kumpanya’, performans ve perküsyon eşliğinde ‘sessiz ayakkabıların yürüyüşü’ isimli skeci oynadı. Bu sırada birçok sanatçının da bulunduğu kalabalık kırmızı halı üzerine ayakkabılar ve karanfiller bıraktı. Ayrıca, 3 yıl önce bir genç tarafından silahla vurularak öldürülen 14 yaşındaki Gamze Salman’ın da resmi annesi tarafından halının üzerine bırakıldı. Meydanda yapılan etkinliğin ardından AKM’de “Türkiye’de Bireysel Silahlanma Sorunu: Çözüm Önerileri” başlıklı toplantıların sonuç bildirgesi açıklandı. Bildirgede grup katılımcıları çözüm önerilerini tartıştılar. Bireysel silahlanmaya ilişkin açıklanan istatistiklere göre, 2005 yılının ilk altı ayında ateşli silah kullanılarak şahsa karşı meydana gelen suç sayısı 115 bin 377 iken olaylarda ele geçirilen ruhsatlı silah sayısı bin 447, ruhsatsız silah sayısı ise 6 bin 711.
    GAP halktan yana sonuçlanmalı
    TMMOB Makina Mühendisleri Odası tarafından 23-24 Eylül 2005 tarihlerinde Diyarbakır’da gerçekleştirilen “TMMOB GAP ve Sanayi Kongresi”nin sonuç bildirgesi açıklandı. Bildirgede, “bölgede adil bölüşüm ve kültürel farklılığın korunarak, kardeşliğin sağlanması ve güçlendirilmesi” istendi. Sonuç bildirgesinde, GAP’ta enerji üretimi dışındaki hiçbir hedefin tutturulamamasının hazin olduğu belirtilerek, “GAP Bölge Kalkınma İdaresi’nin görev süresi 2007 yılı sonunda bitecek ve ondan sonra aynı uyum yasaları gereğince bölgede kurulması planlanan 3 kalkınma ajansı devreye girecektir. Bu durum, GAP’ın, proje birikiminin parçalanması ve uluslararası ekonomik etken ve çıkarlara açılması anlamına gelecektir” denildi. Bildirgede, devreye girecek kalkınma ajanslarının altyapıyı geliştirme gibi bir görevlerinin bulunmamasının projenin geleceğini olumsuz etkileyeceği kaydedildi.

    Bize ulaşmak için;

    Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net