www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Erdoğan’a dost tokatı!
Daha önce Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a övgüler yağdıran Bush destekçisi Washington Times gazetesi, dün Erdoğan’a ağır suçlamalarda bulundu. Gazete, Erdoğan’ı “İslamcı faşist bir iktidar kurmakla” suçladı.

Müzakere Belgesi pazarlık masasında
AB Daimi Temsilciler Komitesi (COREPER), 3 Ekim’de başlaması öngörülen Türkiye’nin AB’ye katılım müzakerelerinin temelini oluşturacak Müzakere Çerçeve Belgesi’ne ilişkin tartışma ve pazarlıkları perşembe günkü toplantısının gündemine aldı.

Bakırhan’a soruşturma
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı DEHAP Genel Başkanı Tuncer Bakırhan hakkında yine soruşturma başlattı.


Erdoğan’a dost tokatı!
ABD’nin “neomuhafazakâr” şahinlerinin sesi olarak bilinen ve Bush iktidarının en büyük destekçilerinden Washington Times gazetesi, daha önce övgüler dizdiği Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı yerden yere vurdu. Frank J. Gaffney Jr. imzasıyla dün yayınlanan makalede, Erdoğan ve AKP Hükümeti’nin Türkiye’yi “sistematik olarak, laik bir Müslüman demokrasiden, Avrupa değer ve özgürlükleriyle taban tabana zıt bir ideolojiyle yönetilen İslamcı-faşist bir devlete” dönüştürmekte olduğu öne sürüldü. Yazar, bu nedenle Avrupa Birliği’nin Türkiye’nin üyeliğini reddetmesi gerektiğini ekledi.
Ağır suçlamalar
“İslamcı Türkiye’ye Hayır” başlıklı makalede, Erdoğan’a ilişkin bu saptamaya “kanıt” olarak şu iddialar sıralandı:
  • Suudi Arabistan ve diğer Körfez devletlerinin, 11 Eylül saldırılarından sonra ABD’den çektiği milyarlarca dolar “yeşil para” Türkiye’ye aktı. ABD’li politikacılar, bu paranın Türkiye’de aklandığını, ardından da ‘İslamcı-faşist’ terörizme gelir kaynağı yapıldığından şüpheleniyor.
  • Laik eğitim sisteminin altı, medrese tarzı imam hatip okulları gibi kurumlarla oyuluyor. Bu okullarda öğrencilere, Kuran ve onun İslamcı-faşistlere uygun yorumu öğretiliyor. Başbakan, çocukların bu tür radikal dini propagandaya maruz kalabileceği asgari yaşı 12’den 4’e indirmek istiyor. Uzmanlar, 2005 yılında bu okullardan 1 milyon 215 bin öğrencinin mezun olmasını bekliyor.
  • Bu mezunlar, AKP’nin İslamcı programını yürütüyor. Onbinlercesine kamuda iş veriliyor ve tecrübeli laik bürokratların yerine ideolojik olarak güvenilir bu ‘teokrat aparaçik’ler getiriliyor. 4 bin civarında böylesi mezun, yargıya girerek laik mahkemeleri şeriat aleti haline getiriyorlar.
  • Alevi azınlık, Erdoğan ve onun Suudi-Vahhabi destekçileri tarafından kafir olarak görülüyor ve ayrımcılığa maruz tutuluyor.
  • Bankacılık sisteminin reformdan geçirilmesi adına, muhalif işadamlarının bankalarına el konuluyor. Böylesi operasyonlardan çıkar sağlayanlar arasında, Suudi bağlantılı İslami bankalar da bulunuyor, zaten bu bankaların bazı yöneticileri bugün hükümette üst düzey görevler yürütüyorlar.
  • El koyma operasyonları veya tehditleri, hükümetin medyanın kontrolünü ele geçirmesini de sağladı. Sektörün, İslamcılara dost ellerde yoğunlaşması ve gazetecilerin otosansür uygulamaları, muhalif görüşlerin etkili yayın organlarında yer almasını engelliyor. Resmi çizgiden ayrılmanın nasıl bir risk getirebileceği, Orhan Pamuk hakkında kovuşturma açılmasıyla görüldü.
  • Erdoğan’ın basına egemen olmasının sonuçlarından biri, Türk kamuoyunun özel olarak ABD Başkanı Bush, genel olarak ABD hakkında kışkırtılması oldu. Bugün ordu içinde dahi, Washington’un nükleer silahla yok edilmesiyle sonuçlanan bir roman en çok satan kitap.
  • Bu son nokta, belki de İslamcıların orduyu dönüştürme konusunda ilerlediğini gösteriyor. Erdoğan, ordunun Türk siyasetinde bir balans ayarcısı olma rolünü geriletti.”
    Yazar, bütün bu “kanıt”larından hareketle, Erdoğan’ın İran ve Suriye’ye karşı da “dostça” tutum aldığını yazarak, böylece “ABD çıkarlarına aykırı hareket edildiğini” iddia ettikten sonra, “İslamcı” olarak nitelendirdiği Tayyip Erdoğan’a karşı “ılımlı Müslümanların” güçlendirilmesini önerdi.
    Makalenin yazarı Frank J. Gaffney Jr., “Güvenlik Politikası Merkezi” (CSP) adlı Amerikan “düşünce kuruluşu”nun başkanlığını yürütüyor.


    Başa dön


    Müzakere Belgesi pazarlık masasında
    AB Daimi Temsilciler Komitesi (COREPER), 3 Ekim’de başlaması öngörülen Türkiye’nin AB’ye katılım müzakerelerinin temelini oluşturacak Müzakere Çerçeve Belgesi’ne ilişkin tartışma ve pazarlıkları perşembe günkü toplantısının gündemine aldı. COREPER’in yarınki toplantısında, AB’nin iç konuları ele alınacak.
    AB’nin yürütme organı olan AB Komisyonu tarafından hazırlanarak 29 Haziran’da onaya sunulan Müzakere Çerçeve Belgesi’nin, 3 Ekim’de müzakerelerin resmen başlamasından önce, AB karar organı olan AB Konseyi tarafından onaylanması gerekiyor.
    AB üyesi ülkelerin daimi temsilcilerinden oluşan COREPER bünyesinde sürdürülen pazarlıklar çerçevesinde, AB Komisyonu’nun onaya sunduğu belgede bazı değişiklik ve eklemeler yapıldığı biliniyor. Müzakere Çerçeve Belgesi’nde, özellikle Kıbrıs Rum kesimi, Yunanistan, Avusturya ve Fransa’nın ısrarlı girişimleri sonunda, “AB’nin hazım gücü” konusuna değinen ifadelere ağırlık kazandırılmak ve “AB hazır olmazsa Türkiye hazır olsa bile giremez” mesajı yansıtılmak isteniyor.
    Belgeye, Rum kesiminin NATO üyeliğinin Türk vetosuyla engellenmesine son vermek amaçlı bazı ifadelerin sokulması da hedefleniyor ve “Türkiye’nin, AB üyelerinin uluslararası örgütlere katılımlarını engellememesi gereğine” değiniliyor. Avusturya’nın, “imtiyazlı ortaklık” öneri ve seçeneğini belgeye sokturmaya yönelik ısrarlı tavrı da devam ediyor.
    Belgede, müzakerelerin Türkiye ile “25 AB üyesi devlet” arasında yapılacağına ilişkin vurgunun güçlendirilmesinin de söz konusu olduğu gözlemleniyor.
    Brüksel’de kaynaklar, COREPER’de Avusturya’nın ikna edilmesinin ve bu “son engel”in aşılmasının önemine değinirken, üzerinde uzlaşma sağlanacak Müzakere Çerçeve Belgesi’nin “yazılı onay” sürecine sokularak 3 Ekim sabahına hazır olabileceğini veya 3 Ekim’de, Lüksemburg’da toplanacak AB Genel İşler Konseyi’nin gündeminde, “tartışmasız onaylanacak” maddeler arasına girebileceği ifade ediliyor. COREPER’de uzlaşma sağlanamaması halinde belgeye ilişkin tartışmaların 3 Ekim’de, dışişleri bakanları düzeyindeki AB Konseyi’ne taşınması olasılığı bulunuyor ancak bu, AB Dönem Başkanı İngiltere tarafından şiddetle reddediliyor.

    MÜZAKERE 3 EKİM’DE BAŞLAYACAK
    TBMM Başkanı Bülent Arınç, Fransa Senatosu AB Delegasyonu Başkanı Hubert Haenel ve beraberindeki heyeti kabul etti. Bülent Arınç, AB ile müzakerelerin başlamasına ve Müzakere Çerçeve Belgesi’nin açıklanmasına az bir zaman kala bu düzey ziyaretlerinin önemine işaret etti. Haenel de yaptığı konuşmada, “3 Ekim’de müzakereler başlamalı, bu kaçınılmaz bir tarih. Bu, sadece sizin için değil, bizim içinde önemli” dedi. Bir gazetecinin, “Fransa, imtiyazlı ortaklık gibi önerilerle Türkiye’nin AB üyeliğini engellemeye çalışıyor. Fransa’nın çizgisi ne? Türk halkı bunu anlamak istiyor.” sorusunu Haenel, şöyle yanıtladı: “İmtiyazlı ortaklık ifadesini, Sayın Cumhurbaşkanımız Jacques Chirac kesinlikle kullanmamıştır. İmtiyazlı ortaklık ifadesi, Sayın Angela Merkel ve Fransa’daki bazı politikacıların kullandığı bir ifadedir.”

    HEDEF TAM ÜYELİK OLMAMALI
    Avusturya Dışişleri Bakanı Ursula Plassnik, Financial Times gazetesine yaptığı açıklamada, Türkiye’nin birliğe katılımı ile ilgili müzakerelerin ardından tam üye olabileceğini ancak şu an için müzakereleren hedefinin tam üyelik olmaması gerektiğini söyledi. Financial Times gazetesi, Plassnik’in bu açıklamalarına rağmen, Türkiye’nin tam üyelik dışında bir herhangi bir başka üyeliği kabul etmeyeceklerini ve süreci sonlandıracağını açık bir biçimde belirttiğini hatırlattı.


    Başa dön


    Bakırhan’a soruşturma
  • CHP’nin açıkladığı kaseti AKP ciddiye almadı
    AKP Genel Başkan Yardımcısı Akif Gülle, “Elimizde öyle kasetler var ki açıklarsak yer yerinden oynar” diyen CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ı gülünç olmakla suçlayarak, “Kaseti açıkladılar sadece Tokat’ta deprem oldu. Yerkürede sarsıntı oldu ama siyasette hiçbir sarsıntı olmadı” dedi. Gülle, AKP’yi izleyen bir grup muhabirle parti genel merkezinde bir araya geldi. Gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulunan Gülle, muhalefeti eleştirdi. “Keşke muhalefet, iktidarın başarılarını rahatlıkla itiraf edebilse de, arkasından da eksiklikleri açıklasa ve telafi edeceğini söylese” diyen Gülle, bunun Türk demokrasisi ve siyaseti için çok daha faydalı olacağını dile getirdi. Siyasette, “mahcup” ve “komik” olma durumlarıyla karşı karşıya kalınabileceğini ifade eden Gülle, buna, CHP Lideri Deniz Baykal’ın ‘Elimizde öyle kasetler var ki açıklarsak yer yerinden oynar’ şeklindeki açıklamasını örnek gösterdi. Gülle, “Kaseti açıkladılar ama siyasette sarsıntı olmadı” dedi.

    Bize ulaşmak için;

    Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net