www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



'Mücadeleniz ülkeye örnek'
Uşak'ta siyanürle altın aramak isteyen TUPRAG şirketine karşı direnen İnay köylülerini ziyaret eden EMEP Genel Başkanı Tüzel, "Başta Uşak kamuoyu olmak üzere ülkemizin sahiplenmesi, üzerine titremesi gereken gerçek bir yurtseverlik örneği yaşanmaktadır.

Parasızlıktan ölüyorlardı
Bolu’da eğitim gördükleri taşımalı ilköğretim okullarında cuma günü yedikleri yemekten zehirlenen öğrencilerin, ailelerinin sosyal güvencelerinin bulunmaması nedeniyle çok geç hastaneye getirildikleri öğrenildi.

Köylüye ceviz yasağı
Tunceli’de 12 yıl önce boşaltılan Eğriyamaç Köyü’ne ceviz toplamak için gitmek isteyen köylüler askerler tarafından engellendi. Köylüler bahar aylarından bu yana köylerine gidemediklerini söylediler.

TMY ile bir 14 yıl daha mı? -2-
   Verilen hak geri alınamaz

Güvenlik güçlerinin “elimiz kolumuz bağlı” serzenişlerinin en önemli nedenlerinden olarak gösterilen yeni Ceza Muhakemeleri Kanunu’nu hazırlayanlardan Prof. Dr. Bahri Öztürk, TMY çalışmalarına ilişkin “Dün yasa ile verilen bir hak bugün geri alınacaksa, bunun yaşandığı ülkeye hukuk devleti denemez.


'Mücadeleniz ülkeye örnek'
EMEP Genel Başkanı Levent Tüzel, Uşak'ta siyanürle altın aramak isteyen TUPRAG şirketine karşı direnen İnay köylülerini ziyaret etti. Partinin Genel Başkan Yardımcısı Abdullah Varlı'nın da katıldığı ziyarette madene karşı mücadele eden köylülere destek verildi.
Önceki gün gerçekleşen ziyareti haber alan köylülerin meydanda toplanmasıyla sayıları 250'ye ulaşan köylülere seslenen Levent Tüzel, siyanürcü Kanadalı altın tekeline karşı direnen İnay köylülerinin mücadelesinin tüm Türkiye'ye örnek olduğunu belirtti.
Ülkesini, topraklarını, doğasını korumak için mücadele eden İnay ve çevre köylerin gerçek vatansever, yurtsever olduklarını belirten Tüzel jandarmanın adete şirketin koruculuğunu üstlendiğini belirterek toprakları için direnen köylülere saldırılmasını dakınadı. Köy kahvesinde gerçekleşen sohbette İnay köylülerinin yalnız olmadıklarını belirten Tüzel "Biz sizin mücadelenizi büyütmek için buradayız" dedi. Bergama köylülerinin mücadelesinin de örnek olduğunu belirten Levent Tüzel, mücadelenin bütün çevre köylerle ve Uşak halkıyla birleştirilmesi gerektiğini söyledi. Tüzel'in konuşması sık sık alkışlarla kesildi.
Daha sonra köylülere seslenen EMEP Genel Başkan Yardımcısı Abdullah Varlı İnaylıları partisi ve Türkiye üretici köylü sendikası yöneticisi olarak da selamladığını belirtti. Dün tankı topuyla gelenlerin, bugün paralarıyla işbirlikçileriyle ülkeyi işgal
ettiklerini belirten Varlı, buna karşı direnen İnaylılara kimsenin el kaldıramayacağını söyledi. Tarımın IMF ve AB eliyle bitirilmek istendiğini belirten Varlı, yabancı tekellerin ülke kaynaklarını talan ettikleri gibi çevreyi kirlettiklerini de belirti.
Konuşmalardan sonra köylülerin avukatı Tahsin Köse ve köylü komitesiyle kahvede gelişmeleri ve köylülerin görüşlerini dinleyen Genel Başkan Levent Tüzel ve Abdullah Varlı, mücadelelerinin sonuna kadar yanlarında olduklarını söylediler.

'Siyanürlü TÜPRAG doğamızı bırak'
Öte yandan EMEP Genel Başkanı Levent Tüzel, son günlerde siyanüre karşı mücadele eden köylülere yönelik saldırılarla ilgili bir basın açıklaması yaptı. Uluslararası altın tekellerinin insanlık ve doğa karşıtı kazanç ve yağma çalışmalarını Bergama'dan sonra Uşak'ta sürdürdüğüne dikkat çekilen açıklamada, siyanürlü altın çıkarma çalışmalarına yöre halkı ve köylülerinin direnmesinin asker saldırısıyla bastırılmak istenmesi kınandı. Tüzel, "Başta Uşak kamuoyu olmak üzere tüm ülkemizin sahiplenmesi, üzerine titremesi gereken gerçek bir yurtseverlik örneği yaşanmaktadır.
Yöre halkı bu yabancı tekelin bir kısım köylüleri kandırarak, idarecileri arkasına alarak elde ettiği topraklarda siyanür yöntemiyle altın arama hazırlıklarına, binlerce ağacın kesilmesine, içme sularının kirletilmesine, köy halkına ait arazilerin işgal edilmesine karşı seslerini ve itirazlarını yükseltmesi; ülkesine, topraklarına, doğasına ve çocuklarının geleceğine sahip çıkması, hepimizin yapması gereken örnek bir tutumdur" dedi.
Köylülerin, doğayı tahrip ederek bu tarz altın madeni çıkartmaya karşı direnmesinin meşru olduğunu belirten Tüzel, "Ancak asıl anlaşılmaz ve kabul edilemez olan halkın karşısına yabancı tekelin çıkarlarını korumak adına askerin çıkartılması, halkın üzerine saldırtılması, kollarının kırılması, gençlerin tutuklanması, hakaret ve baskıyla karşılaşmasıdır" dedi. Hükümet edenlerin ülkenin kaynaklarını ve halka ait olan değerleri yağmaya açtığını belirten Tüzel, "Direnen, topraklarını ve çocuklarını savunan halka karşı suç işlemekten ve görevini kötüye kullanmaktan vazgeçilmelidir" dedi.


Başa dön


Parasızlıktan ölüyorlardı
Nihat Karadağ
Bolu’nun Gerede ilçesinde geçtiğimiz cuma günü yedikleri yemekten zehirlenen öğrenci sayısı 283’e yükselirken, 2 öğrenci hayati tehlikeleri bulunduğu için Ankara’ya gönderildi. Ailelerin büyük bölümünün sosyal güvencelerinin olmaması nedeniyle çocuklarını ancak iki gün sonra hastaneye getirmeleri tablonun daha da ağırlaşmasına neden oldu.
Gerede şehir merkezinde taşımalı eğitim veren Dayıoğlu, Samat ve Seviller ilköğretim okullarının öğrencileri, taşeron yemek şirketinin Ankara’da yapıp Gerede’ye getirdiği yemeklerden yiyince zehirlenmişti.
Bayıldılar
Yedikleri öğle yemeğinden zehirlenen öğrencilerin aileleri, çocuklarının cumartesi öğlen ve akşam üzeri rahatsızlanmaya başladıklarını, ancak kendilerinin zehirlenmeyi akıllarından geçirmedikleri için, ‘üşütmüşlerdir’ diye düşündüklerini söylediler. Çocukları hastaneye götürmede birçok güçlük çektiklerini kaydeden aileler şöyle konuştular: “Hiçbir yerden sosyal güvencemiz yok. Köyde çiftçilikle uğraşıyoruz. Sağlık güvencemiz ve paramız olmadığı için, çocuklar kendi kendine iyileşir diye hastaneye getirmedik. Ancak düşüp bayılınca, hastaneye götürelim dedik...”
Özelleştirmenin sonucu
Öte yandan Eğitim Sen Bolu Şube yöneticileri, zehirlenerek İzzet Baysal Kadın Doğum ve Çocuk Hastanesi’ne kaldırılan Geredeli ilköğretim öğrencilerini ziyaret ederek, geçmiş olsun dileklerinde bulundular. Eğitim Sen Şube Başkanı Ahmet Özkan ziyaret sonrasında yaptığı açıklamada, öğrencileri özelleştirmenin zehirlediğine dikkat çekti.
Öğrencilerin, yemeklerin tadında ve kokusunda her zaman bir tuhaflık bulduklarını anlattıklarını aktaran Özkan, “Okul yetkilileri yemeğin nasıl olduğunu bilmeyebilir, ancak yemek şirketi, yemek malzemesi olarak neyi kullandığını iyi bilir. Öğrenci velilerinin bir araya gelerek, yemek şirketine dava açması gerekir. Öğrencileri zehirleyen özelleştirmedir. Özelleştirilen yemek hizmetleri, insan sağlığı yerine daha fazla kâr elde etmeyi önemsemektedir. Bu da bugünkü sonucu doğurmuş, 300’e yakın öğrencimiz hastanelik olmuştur” şeklinde konuştu.
Zehirlenen öğrencileri ziyaret eden AKP Bolu İl Başkanı Fatih Metin ise, Bolu’da tedavi gören öğrencilerin hayati tehlikesinin bulunmadığını söyledi.
Hastanede görevli doktorlar ise ailelerin çocuklarını hastaneye geç getirdiklerini söylediler.


Başa dön


Köylüye ceviz yasağı
Cem Emir
Tunceli merkeze bağlı Geyiksuyu nahiyesi Eğriyamaç köyüne ceviz toplamak için giden köy sakinleri askerler tarafından engellendiklerini ileri sürdüler.
Tunceli’de sık sık gündeme gelen OHAL uygulamaları ve askeriyenin keyfi tutumuna yeni bir olay daha eklendi. Her yıl olduğu gibi bu yıl da göç ettikleri illerden Eğriyamaç Köyüne gelen köy sakinleri ummadıkları bir uygulama ile karşılaştılar. Güvenlik gerekçesiyle boşaltılan köylerine ceviz toplamak için gideceklerini Geyiksuyu Jandarma Karakolu’na bildirdiklerinde; köye gidişlerine izin verilmeyeceği cevabını aldıklarını belirten köylüler, durumu Vali’ye bildirdiklerini ancak buradan da olumlu bir cevap alamadıklarını iddia ettiler.
İstanbul’dan geldi
1993 yılında, köylerinin boşaltılmasıyla birlikte göç ettiği İstanbul’dan Tunceli’ye gelen Halil Çınar adlı köy sakini, bahar aylarından bu yana köye gitmek için izin istediklerini fakat olumlu yanıt alamadıklarını söyledi. Son olarak da ceviz toplamak için köye gitmek istediklerini ancak bu isteklerinin de jandarma yetkilileri tarafından engellendiğini belirten Çınar, durumu Tunceli Valisi ile CHP il Başkanı Hasan Güneş’e illettiğini ancak olumlu bir yanıt alamadığını ifade etti.
‘Bu yasak neden?’
Köye gidişlerine izin verilmemesine tepki gösteren Çınar, Vali’nin konu ile ilgili olarak “ben konuşacağım” dediğini buna rağmen izin alamadıklarını söyledi. Çınar, “İstanbul’da oturuyorum. Eğer izin alamasak geri döneceğiz. Her yer serbest bizim köy neden yasak anlayamıyorum. Tunceli’de bir çok köy boşaltıldı ama insanlar yaylalara gidiyorlar. Bizim köye bu yasak neden?” diye sordu.
Telefonla görüştüğümüz Geyiksuyu Jandarma Karakolu yetkilileri ise konu ile ilgili olarak bilgi vermekten kaçındı.


Başa dön


TMY ile bir 14 yıl daha mı? -2-
   Verilen hak geri alınamaz
HAZIRLAYAN: Özgül Yıldızer
İstanbul Kültür Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bahri Öztürk, verilen bir hakkın geri alınmasının söz konusu olamayacağını belirterek, TMY çalışmalarını eleştirdi. Batıda yapılan yasama çalışmalarına ilişkin, “Burada önemli olan anti-terör yasalarının yapılması veya yapılmaması değil, uygulamadır. Batı örneğinde yapılan bir yasanın ülkemizdeki uygulaması ne yazıktır ki, aynı olmuyor” diyen Öztürk, İngiltere’deki çalışmaların örnek gösterilmesi konusunda ise “Artık İngiltere veya ABD, Irak’ta, Afganistan’da yaptıklarından sonra örnek alınamayacaktır, alınmamalıdır” dedi.
Öztürk’e yönelttiğimiz sorular ve yanıtları şöyle:
TMY neden yürürlüğe girdi? TCK, “terör suçları” açısından yeterli değil miydi?
O yıllarda terörün iç savaş niteliğine bürünmüş olması böyle bir yasanın yapılmasına sebep oldu. Aslında eski Ceza Kanununda terörü cezalandıran son derece ağır düzenlemeler vardı. Doğru veya yanlış, Batı ülkelerinde de, temel hak ve özgürlükleri daha fazla kısan anti-terör yasaları yapılmıştır, yapılmaktadır. Almanya ve İngiltere bunun ilginç örneklerini oluşturmaktadır. Burada önemli olan anti-terör yasalarının yapılması veya yapılmaması değil, uygulamadır. Batı örneğinde yapılan bir yasanın ülkemizdeki uygulaması ne yazıktır ki, aynı olmuyor.
TMY hangi değişikliklere uğradı? Hangi süreçlerden geçti?
TMK çok büyük değişikliklere uğradı. Zaman içinde daha özgürlükçü, hukuk devleti ilkesini daha çok gözeten bir şekle sokulmaya çalışıldı. Avrupa Birliği süreci bunda son derece önemli bir rol oynadı. Nitekim AB’ye uyum çerçevesinde yapılan yasalarla, örneğin TMK m.8 önce 4744 sayılı kanunla ıslah edildi (6.2.2002); 4771 sayılı kanunla da 3.8.2002 tarihinde tamamen kaldırıldı.
Kaldırılan ve yeniden farklı biçimde getirilmesi düşünülen 8’inci maddeyi hukuki açıdan yorumlayabilir misiniz?
Şiddet içermeyen bir hareket ceza hukukunun konusu olamaz. Demokratik hukuk devletlerinde düşünce asla suç teşkil etmez. Ancak iştirak halinde söz konusu olabilen azmettirme veya fer’i manevi iştirak halleri çok eski yıllardan bu yana daima ceza hukukunun konusu olmuştur. Bu nedenle bazı insanları adam öldürmeye azmettiren bir köşe yazarı, düşünce özgürlüğünden bahsedemez.
TMY’nin yasallaşması halinde Türkiye hukuk sistemini nasıl değerlendirmek gerekir?
Demokrasilerde bir yasa gizli yapılamaz. Hukuk devleti ilkesi ve onun bir uzantısı olan kanunilik ilkesi, vatandaşların öncelikle yasaları öğrenmelerini öngörür. Şayet dün yasa ile verilen bir hak bugün geri alınacaksa, bunun yaşandığı ülkeye hukuk devleti denemez. Verilen hak geri alınamaz.
Türkiye’de hukuk çevrelerinin olası bir TMY karşısında tavrı ne olmalı?
İngiltere’de yapılandan farklı olamaz. Ancak yasa yapılırken, artık İngiltere veya ABD, Irak’ta, Afganistan’da yaptıklarından sonra örnek alınamayacaktır; alınmamalıdır. Biz CMK’yı hazırlarken buna özellikle dikkat ettik.

8’inci maddeyi AKP kaldırdı
TMY’nin 8’inci maddesini kaldıran 6’ncı AB Uyum Paketi ise AKP Hükümeti döneminde yasalaştı. 19 Haziran 2003 tarihinde Adalet Komisyonu’nda kabul edilen yasa, 21 Haziran’da Meclis’ten geçti, 19 Temmuz 2003’te ise Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Bu uyum paketi ile TMY’nin “Devletin bölünmezliği aleyhine propaganda” başlıklı 8’inci maddesi yürürlükten kaldırıldı, “terör tanımı” başlıklı 1’inci maddesi “terör ve örgüt tanımı” olarak değiştirildi. Yürürlükteki düzenlemede yer alan “terör; baskı, cebir ve şiddet, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden birini kullanarak...” ibaresi, “terör; cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle...” şeklinde değiştirildi.
Yasanın önceki halinde “Örgüt” için yapılan “Bu kanunda yazılı örgüt, iki veya daha fazla kimsenin aynı amaç etrafında birleşmesiyle meydana gelmiş sayılır” tanımı, “iki veya daha fazla kimsenin birinci fıkrada yazılı terör suçunu işlemek amacıyla birleşmesi halinde bu kanunda yazılı olan örgüt meydana gelmiş sayılır” haline dönüştürüldü. TMY’nin 8’inci maddesinin, TCK’nın 159 ve 312’nci maddeleri ile CMUK ve DGM yasalarında değişiklik öngören yasa tasarısı kapsamında değiştirildiği dönemde ise, AKP’li Yahya Akman, tasarının tuzak niteliğinde, sinsice serpiştirilmiş düzenlemelerle daha geriye gittiğini, düşüncenin daha ağırlaştırılmış ve yaygınlaştırılmış suç haline getirildiğini söylemişti.

Asker yine itiraz etmişti
Uyum Paketi dahilinde TMY’nin 8’inci maddesinin kaldırılmasına asker de karşı çıkmıştı. MGK’nın o dönem yaptığı 6 saatlik toplantıdan uyum paketine fren çıkmış, hükümet de görüşmeyi bir süre ertelemişti. Dönemin MGK Genel Sekreteri Orgeneral Tuncer Kılınç, pakete üç noktada itiraz etmişti. İtiraz noktaları arasında TMY’nin 8’inci maddesinin kaldırılması da yer almış ve itiraza gerekçe olarak, “terörün özendirileceği gösterilmişti. TÜSİAD ise TMY 8’inci maddesinin, tümüyle yürürlükten kaldırılmasını önermiş, Kopenhag Kriterleri’ne uyum çerçevesinde hazırlanan 6. Uyum Paketi’nin Meclis’ten eksiksiz geçmesini istemişti

‘Yeni TMY’lere engel olmak lazım’
İHD eski Genel Başkanı ve Avukat Hüsnü Öndül de “Yeni TMY’lerin getirilmesine engel olmak gerektiği” görüşünde. Öndül, yasanın gizli yapılması konusunda ise, “Zaten özgürlükleri kısıtlayıcı yasalar bir gece ansızın yapılır. Kaçırılır. Halbuki özgürlüklerle ilgili yasalar ve gelişmeler duyurulur. Özgürlükleri kısıtlayanlar ise hep son dakikaya bırakılır ve gizli tutulur” dedi. Öndül’e sorduğumuz sorular ve yanıtları ise şöyle:
TMY ile neler değişti?
Verilen cezanın dörtte üçünü çekme zorunluluğu getirildi. Halbuki kanunda gösterilen ceza ne ise onun alt sınırından genellikle ceza veriliyordu. Herkes için eşit infaz rejimi koşulları vardı. Hem yarı oranında arttırılan cezalar verildi, hem de infaz rejimi farklı düzenlendi. TMY bu özellikleri aynı zamanda savunma olanakları açısından da sınırlandırmaya tekabül ediyordu. Ne zaman terörle mücadele edilmesi gerekir dense ve bu alanda düzenlemeler yapılsa kişilerin özgürleri alanında sınırlandırmalara gidilir.
Ne gibi düzenlemeler getirilir?
Gözaltı süreleri uzatılır. İki, üç misline çıkarılmalıdır ve bu kurumsallaşmalıdır tezini öne sürerler. Türkiye söz konusu olduğunda, gözaltı süresinin uzatılması, işkence yapmaya elverişli koşulların hazırlanması demektir. Avukat görüşüne sınırlama getirilir. Ailesine haber verme ile ilgili düzenleme varsa bu düzenlemelerin tersi düzenlemeler gündeme gelir. Nitekim TMY’de de bu olanak sağlandı. 2003 yılında Kuzey Afrika ve Ortadoğu ülkelerinde BM’nin yaptırdığı bir araştırma var. 11 Eylül 2001’den sonra güvenlik gerekçesiyle özgürlüklerin kısıtlanması yoluna gidildiği saptandı. Bilimsel araştırma bunu ortaya koyuyor. Bu akım yansımalarını Avrupa’da da gösterdi. Türkiye’de yasal düzlemde bunun tersine işleyen sürecin geçici bir dönem olduğu anlaşılıyor. Çünkü bütün verilenler, verilir olarak gördüklerimiz ama kullanma konusunda büyük sorunlarla karşılaştığımız hak ve özgürlükler yasal olarak da geri alınır hale getirilmek isteniyor.
Amaç nedir sizce?
Türkiye’de hakları ve özgürlükleri talep eden duyarlı bir kesim var. Uzun erimde yasa değişiklikleri geriye doğru yapılsa bile kalıcı ve uzun süreli olacağı düşüncesinde değilim. Ama bu tehlikeye karşı şimdiden mücadele edilmesi gerekir. Yeni TMY’lerin yürürlüğe konmasına engel olmak lazım. Özgürlüklerin kısıtlandığı rejimde olacaklara bakalım. Kim ister, hangi sınıf ve tabakaların böyle bir sistemde çıkarı vardır? Şimdi özelleştirme yapılacaksa, sendikal hakların, toplantıların, ifade özgürlüklerinin sınırlandırılması lazım. Bu hedefi engelleyecek boyutlarda gelişmelere meydan vermemek lazım. Özelleştirme akımları dünyada bunu ister. Eğer pervasız ve sorunsuz bir şekilde bu sistemi daha uzun yıllar sürdürmek istiyorsa demokratik gelişmelerden tedirginlik duyar.
Yasa gizli yapılıyor...
Zaten özgürlükleri kısıtlayıcı yasalar bir gece ansızın yapılır. Halbuki özgürlüklerle ilgili yasalar ve gelişmeler duyurulur. Özgürlükleri kısıtlayanlar ise hep son dakikaya bırakılır. “Ey vatandaş sizin özgürlüklerinizi kısıtlayacağız, gece gündüz arama yapılacak. Polisin canı ne zaman isterse sizi arayacak. Kahvede 3 kişi masaya oturmayacak” şeklindeki düzenlemeleri davul zurnayla duyurur mu? Aniden yapacak. Buna hazırlıklı olmak lazım. Türkiye’de hala Süleyman Demirel’in “polisin askerin elini soğutmamak lazım” anlayışı egemen.
YARIN: İnsan hakları örgütleri uyarıyor: Herhangi bir değişiklik özgürlükleri kısıtlar


Başa dön


Van kedisi AB yolunda
Van Valisi Niyazi Tanılır, Van kedisinin neslini devam ettirmek ve satışını sağlamak amacıyla kurulması planlanan kedi çiftliği projesini Avrupa Birliği’ne gönderdiklerini söyledi. Yüzüncü Yıl Üniversitesi bünyesindeki Kedi Evi’nde daha çok kedilerin genetik ıslahıyla ilgili çalışmalar yapıldığını dile getiren Tanılır, Van’a dışarıdan gelen birçok yerli ve yabancı ziyaretçilerin beraberinde kedi götürmek istediğini, ancak kedi varlığının yeterli olmaması nedeniyle satışlarının mümkün olmadığını ifade etti. Böyle bir ihtiyaçtan yola çıkarak kedilerin neslinin devamı, üretimi ve satışının amaçlandığı bir kedi çiftliği kurmayı hedeflediklerini kaydeden Tanılır, “Bu nedenle hazırladığımız projeyi AB’ye gönderdik. Projemizin kabul edilmesi halinde projeden faydalanmak isteyen özel teşebbüslere finasman yardımı sağlayacağız. Şimdiye kadar bir başvuru oldu. Edremit ilçesinde bahçesi, dinlenme yerleri olacak şekilde bir kedi çiftliği kuracağız. Gelen ziyaretçiler kedileri izleyip gerekirse satın alabilecek. Kedi çitliği temel olarak satış amaçlı olacak. Tabi ki Van kedisi sadece yurt içinde satışı gerçekleşebilecek. Çünkü yurt dışına çıkması yasak” diye konuştu.
Trafikte acı bilanço
Türkiye genelinde meydana gelen trafik kazalarında 7 kişi yaşamını yitirdi, 38 kişi de yaralandı. Düzce’nin Kaynaşlı ilçesi Boludağı kesiminde meydana gelen Trafik kazasında 2 kişi öldü 23 kişi yaralandı. Alınan bilgiye göre, Ankara’dan İstanbul yönüne giden Ali Vicnelioğlu’nun kullandığı 44 DU 044 plakalı yolcu otobüsü, Düzce’nin Kaynaşlı ilçesi Boludağı çıkışında, aynı yönde seyreden, Selçuk Gündüz idaresindeki 06 SG 024 plakalı TIR’a arkadan çarptı. Kazada 2 kişi yaşamını yitirirken 23 kişi de yaralandı. Otobüste sıkışan bazı yolcular, Düzce Belediyesi ekipleri tarafından kurtarıldı. Tokat’ın Erbaa ilçesinde ise ilçeye bağlı Tanoba beldesindeki özel bir erkek öğrenci yurdundan ilçe merkezindeki liselere öğrenci taşıyan İsmail Bilgili (32) yönetimindeki 60 KK 961 plakalı öğrenci servisi, Erbaa Mezarlığı önünde devrildi. Kazada, Erbaa Coşkun Önder Lisesi 1. sınıf öğrencisi Mehmet Çelen (13) olay yerinde hayatını kaybetti. Kazada, 7 öğrenci de yaralandı. İstanbul yolu Çiftlik kavşağı yakınlarında da 12 saat arayla iki ayrı kaza meydana geldi. Sabah saatlerinde, Hasan Hüseyin Özel yönetimindeki 06 MNS 29 plakalı özel otomobil kontrolden çıkarak karşı şeride geçerek devrildi. Özel, olay yerinde hayatını kaybederken, 4 kişi yaralandı. Kaza sonrasında İstanbul yolu bir süre tek şeritli olarak trafiğe kapatıldı. Yolun trafiğe açılmasının ardından aynı yerde meydana gelen kazada bu kez Zafer Kılıç ve Muhammet Oğuzhan Öztürk hayatını kaybetti, 4 kişi de yaralandı. Bolu’da meydana gelen kazada ise F.E. yaşamını yitirdi.
Gazalcı’dan Erdoğan’a tepki
CHP Denizli Milletvekili ve Milli Eğitim Komisyonu Başkanı Mustafa Gazalcı, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Ulusa Sesleniş konuşmasında eğitim alanında gerçekleri saptırdığını, sıkıntıları ve eksikleri gözardı ederek ülke eğitimini toz pembe gösterdiğini belirtti. Gazalcı, yaptığı basın açıklamasında, okulların açılmasının üzerinden üç hafta geçmesine rağmen birçok okulda yeterli öğretmen, derslik ve sıranın bulunmadığını ifade etti. Daha önce tekli eğitim yapılan okullarda bile derslik eksikliğinden dolayı ikili eğitime dönüldüğünü vurgulayan Gazalcı, “Eğitim kalabalık sınıflarda yapılmaya devam ediyor. Deprem riski altındaki bölgelerde bulunan okulların güçlendirilmesi yapılmadı” dedi. Eğitimde yaşanan aksaklıklar, eksiklikler ortadayken Başbakan’ın gerçekleri saklamasının ve saptırmasının inandırıcı olmadığını kaydeden Gazalcı, AKP Hükümetinin temel insan hakkı olan eğitimin her aşamasını özelleştirmek istediğini söyledi.
Bornova’da işçiler açlık grevinde
Bornova Belediyesi temizlik işçilerinin belediye önündeki bekleyişleri 17. günde sürüyor. Vizeli işçi olarak belediye bünyesinde işe alınana kadar mücadelede kararlı olduklarını söyleyen işçiler, yaptıkları basın açıklamasıyla bekleyişlerini 24 saate çıkartıp 20 kişilik gruplar halinde açlık grevine başladılar. Daha önce farklı taşeron şirketlerde Bornova’nın temizlik işlerini yapan işçiler, taşeron şirketin sözleşmesinin feshedilmesi nedeniyle belediyenin İzmir Valiliği’nden aldığı 3 aylık geçici izinle vizeli işçi statüsünde çalışmaya başlamışlardı. Yeniden valilik vizesi alınarak belediye bünyesinde geçici işçi statüsünde çalışmak isteyen işçiler, vizenin süresi dolmadan 12 eylül günü apar topar işten atılmışlardı. Belediye-İş 6 No’lu Şube Başkanı Atilla Pasin mücadelenin son günlerde Bornova halkının da desteğiyle daha da güçlendiğini ve başlattıkları imza kampanyasında yaklaşık 10 bin imza topladıklarını kaydetti.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net