www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Ağır yaralıları öldürdüler
ABD’nin New Orleans kentindeki doktorlar, içine düşürüldükleri çaresizlik nedeniyle durumu umutsuz olan yaralıları morfin enjekte ederek öldürmek zorunda kaldılar.

İşkence seferlerine son kanıt
CIA ajanlarının ‘terör zanlısı’ olarak nitelenen kişileri götürdüğü ülkelerde işkenceli sorgulara bizzat katıldıkları öğrenildi.

Sol Parti alanlardaydı
Almanya’nın Hamburg ve Stuttgart kentlerinde gerçekleştirilen Sol Parti mitinglerine ilgi yoğun oldu. Eylemlerde yapılan konuşmalarda sosyal kısıtlamalara, ırkçılığa karşı bütün uluslardan emekçilerin güçlerini birleştirmesi gerektiği ifade edildi.


Ağır yaralıları öldürdüler
ABD’nin New Orleans kentinde, durumu “ümitsiz” olan kasırga kurbanlarının hastanelerde öldürüldüğü ortaya çıktı. İngiliz Mail on Sunday gazetesi, hastanelerin tahliye edilmesi sırasında, doktorların, ağır yaralıları acı içinde ölüme terketmektense, onlara aşırı doz morfin yaparak öldürdüklerini bildirdi.
Gazeteye konuşan bir doktor, öldürmek zorunda kaldığı hastalar nedeniyle “Tanrı’nın kendisini affetmesini” dilediğini belirtti. William McQueen adlı yetkili, ölümleri doğrulayarak, “Yaşama şansı olmayanlara morfin verildi ve ölüme terkedildiler” diye konuştu.
Doktorlar mecbur bırakıldı
İngiliz gazetesi, Louisiana eyaletinde ötanazinin (ölümcül hastaların, rızaları alınarak öldürülmesi) yasadışı olduğunu hatırlatarak, uygulamayı gerçekleştiren doktorların kimliğini gizli tutmak zorunda kaldıklarını yazdı. Doktorlardan biri, “Doğru şeyi yapıp yapmadığımı bilmiyordum. Ama zamanım yoktu. Çok kötü koşullar altında acil kararlar almak zorundaydım. Acı içinde, ölmekte olan hastalara morfin enjekte ettim. İlk dozun yeterli olmadığı vakalarda ikinci dozu verdim” dedi.
‘Acısız ölüme gittiler’
Silahlı yağmacılar tarafından öldürülmekten korktuğu için geçen hafta sonunda hastaneden kaçan doktor, “Zaten o hastalar saatler içinde veya birkaç gün sonra ölecekti. Biz onlara acısız bir ölüm verdik. Hastaları üç kategoriye ayırdık: Travma içinde olan, ama kurtulabilecek olanlar, acil müdahaleye ihtiyacı olanlar ve ölmekte olanlar. Biz onlara, acısız bir ölüm hakkı sunduk” diye devam etti.
Kent zehir doldu
Bu arada, kenti dolduran sel sularının içinde yer alan zehirli kimyasal maddelerin, New Orleans’ı en az 10 yıl boyunca “güvensiz bölge” yapacağı açıklandı. İngiliz Independent gazetesine konuşan bir Amerikalı yetkili, Bush yönetiminin bu gerçeği halktan gizlediğini belirtti.
ABD Çevre Koruma Ajansı (EPA) uzmanı Hugh Kaufman, zehirli suların kentten tahliye edilme biçiminin, insan sağlığını tehdit ettiğini kaydetti. Sudaki zehirin “kabul edilenden çok daha fazla” olduğunu vurgulayan Kaufman, kendi ajansı
EPA’nın sudan yeterli numune almadığını, analizlerin sonucunu da kamuoyuna açıklamadığını belirtti.
Amerikalı yetkili, Bush yönetimini korumayı amaçlayan bu siyasi manevraların, kentin temizliğini yapacak olan düşük gelirli göçmen işçilerin sağlığını tehdit ettiğini kaydetti.
Kanser vadisi
New Orleans kentinin de içinde bulunduğu bölge, ABD’nin en zehirli sanayi bölgelerinden biri. Halkın “Kanser Vadisi” adını yakıştırdığı bu bölgede 66 kimyasal tesis, rafineri ve petrol deposu bulunuyor. Bu tesisler her yıl yüzbinlerce ton zehirli atık üretiyor.
Sel felaketi nedeniyle bu zehirli atıkların ne kadarının kente sızdığı hakkında bir araştırma yapılmış değil.
Bush’a destek düşüyor
Gelişmeler nedeniyle Bush’un halk desteği yüzde 40’ın altına inerken, diğer ülkeler de “küresel ısınma” konusunu tekrar gündeme getiriyor.
İngiltere Başbakan Yardımcısı John Prescott, ABD Başkanı’nın, küresel ısınmaya karşı Kyoto Protokolü’ne karşı çıkmasını eleştirdi. New Orleans’te olanların bir uyarı olduğunu belirten Prescott, Maldivler gibi ada ülkelerinin, denizin yükselmesi nedeniyle tehdit altında olduğunu dile getirdi.

Sigorta şirketleri zorda
Katrina Kasırgası’nın ekonomik bilançosuyla ilgili hesaplamalarda, rakamlar sürekli büyüyor. Son olarak daha önce 500 milyon dolar maliyet bekleyen dünyanın ikinci büyük reasürans şirketi Swiss Re, tahminini 1.2 milyar dolara yükseltti.
Swiss Re’den yapılan açıklamada, “sektörün toplam zararının 40 milyar dolar, bizim payımızın 1.2 milyar dolar civarında olmasını bekliyoruz” denildi.
Açıklamada, Katrina Kasırgası’nın benzerine daha önce rastlanmayan bir felaket olması nedeniyle yarattığı tahribatın hangi boyutlara ulaştığı konusunda, gerçekçi bir tahmin yapmanın zor olduğu da belirtildi.
Avrupa’nın en büyük sigorta şirketi Alman Allianz da, Katrina Kasırgası nedeniyle 470 milyon avro ödemek zorunda kalacaklarını bildirmişti. Allianz, felaketin sigorta sektörüne toplam zararının 37 milyar doları aşacağını tahmin etmişti.


Başa dön


İşkence seferlerine son kanıt
İngiliz The Guardian gazetesi, CIA’nin “terör zanlılarını” özel uçaklarla dünyanın çeşitli bölgelerindeki bazı ülkelere göndererek işkenceye tabi tuttuğunu, buna İngiltere’den de lojistik destek aldığını yazdı.
ABD tarafından yakalanan zanlıların dünyanın değişik yerlerinde işkenceye uğradıklarına ilişkin suçlamaların, Birleşmiş Milletler insan hakları raportörü Martin Scheinin’in başkanlığındaki heyet tarafından soruşturulmaya başlandığını duyuran gazete, “Bu gizli operasyonlarda kullanılan uçaklar İngiliz havaalanlarına uçup, buralarda yakıt ikmali yapıyor” ifadesini kullandı.
En az 210 sefer
11 Eylül saldırılarından bu yana İngiliz havaalanlarının en az 210 kez bu amaçla kullanıldığını ortaya çıkaran The Guardian gazetesi, İngiltere Dışişleri Bakanlığının bu konuda bilgi sahibi olunmadığını söylemekle yetindiğini yazdı. Böyle bir iznin hiçbir uçağa verilmediğine dair bir savunmanın da Avam Kamarası Dış İlişkiler Komisyonu’na verilen yazılı bir yanıtta yer aldığına dikkat çekilen Guardian’ın haberinde, şunları kaydedildi: “Bakanlık tarafından bize verilen yanıtta da ‘Bu bir komplo teorisi olmaktan öteye anlam taşımıyor’ denildi.
Savunma Bakanlığı yetkilileri ise bu tür uçuşlardan haberdar olduklarını, ancak görmezden gelmeyi tercih ettiklerini kabul ediyor. Bir yetkili, ‘Bu bizim işimiz değil. Bize bu uçakların niye hava sahamızı ve alanlarımızı kullandığını sormak düşmez’ diyor.”
The Guardian, işkence turlarının hedef ülkeleri arasında ise Mısır, Ürdün, Fas, Afganistan, Özbekistan ve Suriye’nin bulunduğunu belirtti. Habere göre, CIA uçaklarının İngiltere’de yakıt ikmali yaptığı havaalanları arasında da Belfast, Birmingham, Heathrow, Bournemouth, Brize norton, Gatwick, Glasgow, Luton, Northolt, Stansted gibi, ülkenin en büyük alanları bulunuyor.


Başa dön


Sol Parti alanlardaydı
Almanya’nın Hamburg ve Stuttgart kentlerinde gerçekleştirilen Sol Parti mitinglerine ilgi yoğun oldu. Eylemlerde yapılan konuşmalarda sosyal kısıtlamalara, ırkçılığa karşı bütün uluslardan emekçilerin güçlerini birleştirmesi gerektiği ifade edildi.
Hamburg’da cuma günü yapılan mitinge 2000 kişi katıldı. Eyleme Sol Parti milletvekili adayları Oskar Lafontaine, Normann Paech ve Klaus Ernst de katıldı. Lafontaine, medyanın kitleleri SPD/Yeşiller veya CDU/CSU’ya yönlendirmeye çalıştığını belirterek, “Ancak sizler kararınızı verdikten sonra kimse bu gücün karşısında duramaz. Karl Marx’ın dediği gibi Avrupa’da bir hayalet dolaşıyor. Almanya’da ise şimdi Sol Parti hayaleti var. İşte bundan korkuyorlar, bunun için Sol Parti’ye saldırıyorlar” dedi.
Venezüella’da yeni bir kamulaştırma
Venezüella ordusu, hükümetin isteği üzerine Monagas kentinde faaliyeti durdurulmuş olan Heinz Ketçap fabrikasına el koydu. Venezüella Tarım Bakanı Antonio Albarran, fabrikanın yüzde 80’inin zaten işçilere ait olduğunu ve Heinz’in fabrikayı yasadışı yollarla ele geçirdiğini belirtti. Fabrika 10 yıla yakın bir zamandır faaliyet göstermiyordu. Venezüella hükümeti, batan ya da kapatılan fabrikaları kamulaştırarak yönetimini işçilere devrediyor. Devlet Başkanı Hugo Chavez hükümeti, bugüne dek yüzlerce kapatılmış fabrikaya yatırım yaptı. İncelemelerin ardından yeniden faalilyete konulan fabrikalar, işçilere devrediliyor. Venezüella’nın yeni sendika federasyonu, Ulusal Venezüella İşçileri Sendikası’nın (UNT) Koordinatörü Marcela Maspero, kapatılmış 800 fabrikanın tekrar faaliyete geçirilmesini planladıklarını söyledi. Maspero, hükümetin bu fabrikalara neden el koyduğunu da şöyle açıkladı: “Toplum ile işbirliği yaparak, bu işyerlerini devralıyoruz, çünkü ülkenin canlanma sürecinin fabrikaların kapatılmasıyla darbe almasını istemiyoruz.” Maspero ayrıca, UNT’nin parlamentodan bu fabrikaları ‘kamu malı’ olarak ilan etmesini isteyeceklerini bunun da özel şirketlerin de devlete devredilmesinin önünü açağını kaydetti. Sendika yetkilisi böylece 20 bin işçinin işine devam edebileceğini söyledi. Kamulaştırma için geçerli sebepleri olduğunu açıklayan Maspero, “Promabrasa” fabrikası örneğini verdi. Mısır işleyen Promabrasa fabrikasının işçileri, UNT’ye gidip patronlarının kendilerine 6 aydır ücretlerini ödemediğini söyledi. Bunun üzerine Venezüella Çalışma Bakanı’nın bir inceleme başlattığını duyuran Maspero, yasal sürecin işlediğini kaydetti. Venezüella kanunlarına göre, bir fabrika meclis tarafından kamu malı ilan edildikten sonra, patronuna bedeli ödendikten sonra hükümet fabrikaya el koyabiliyor. Devlet Başkanı Chavez, el koyma uygulamasının işçi hükümet işbirliği ile yapılan bir uygulama olduğunu söyledi. Patron örgütü Conindustria’nın başkanı Juan Francisco Mejias ise hükümetin kamulaştırma konusunda ‘yaptığı yanlışı’ düzeltmesi gerektiğini öne sürdü.
Savaş suçlusu kurtuldu
İsrail ordusunun eski bir komutanı, İngiltere’yi ziyaret etmek isterken tutuklanmaktan son anda kurtuldu. Scotland Yard dedektifleri, Emekli Orgeneral Doron Almog’un, Londra’daki Heathrow Havaalanı’na ineceğini öğrenerek havaalanında beklemeye başladılar. Bir İngiliz yargıç, Almog hakkında, savaş suçu işlemekten ötürü tutuklama emri çıkarmıştı. Önceki gün Londra’ya inen İsrail uçağında bulunan Almog, tutuklanacağı hakkında kendisine bilgi ulaştırılması üzerine uçaktan inmedi ve aynı uçakla İsrail’e geri döndü. Almog hakkındaki tutuklama emrinin, İngiltere’de türünün ilk örneği olduğu belirtiliyor. Almog, 2002 yılında Refah mülteci kampında 59 evin yıkılması emrini vermişti. Bu yıkım, İsrailli bazı askerlerin öldürülmesinin ardından “intikam almak” amacıyla gerçekleştirildi. Almog’un sorumlu olduğu insanlık suçları arasında, Mart 2003’te, 9 aylık hamile Filistinli Nuha El Makadam’ın öldürülmesi; Aralık 2001’de 3 Filistinlinin öldürülmesi; Temmuz 2002’de, Daraj mahallesinin bombalanarak Hamas liderlerinden Salah Şehadeh ile 14 Filistinlinin öldürülmesi de bulunuyor. Bu arada İsrail Başbakanı Ariel Şaron, Gazze Şeridi’nden çekilmenin ardından, Batı Şeria’daki büyük Yahudi yerleşimlerini genişletmeye devam edeceklerini açıkladı.
El Kaide’den Amerika’ya tehdit
El Kaide örgütü, 11 Eylül’ün yıldönümünde, ABD ve Avustralya’daki kentlere yeni saldırılar tehdidinde bulunan bir video kaset yayımladı. ABC televizyon kanalında yayımlanan kasette, El Kaide sözcüsü, ABD ve İngiltere’ye yönelik rutin tehditlerin yanı sıra Los Angeles ve Melbourne kentlerine saldırı tehdidinde bulundu. Adam Gadahn adlı bir ABD vatandaşı olduğu öne sürülen sözcü, “Dün Londra ve Madrid. Yarın Los Angeles ve Melbourne, Allah bilir. Ve bu sefer bizden acıma veya merhamet göstermemizi beklemeyin. Biz barışı seviyoruz, ancak İslam tarafından kurulacak barışı. İşgalciler veya diktatörlerin sözde barışını değil” diye konuştu. Adam Gadahn olduğu öne sürülen kişi, daha önceki El Kaide kasetinde de görünmüştü. Adam Gadahn, birkaç yıl öncesine kadar, heavy metal dinleyen bir genç olarak tanınıyordu. Diğer yandan, El Kaide’nin Irak’taki lideri olarak tanıtılan Ebu Musab Zerkavi, Telafer kentine yönelik saldırılarında ABD ve Irak güçlerinin kimyasal silah kullandığı suçlamasında bulundu. Telafer’de, önceki gece itibariyle 156 direnişçinin öldürüldüğü, 246’sını yakalandığı açıklanmıştı.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net