www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



İlk Anadolu ateşi TROYA
Yunan komutanı Ahilleus; yağmacı ve sömürgeci ordulara karşı yıllarca direnen ve destanlaşıp dillere düşen Troyalıların yiğit komutanı Hektor’u öldürünce, Anadolu halklarının bilincinde yepyeni bir süreç başladı.

Kardeşliğin eşitliğin düşüyle...
“20 yıldır bağımsızlık, demokrasi ve sosyalizm için mücadele veriyoruz. Bu mücadelenin verdiği güçle Grup Yorum ayakta duruyor. “

Lemi Bilgin görevden alındı
Devlet Tiyatroları’nda uzun süredir tartışılan yönetim değişikliği gerçekleşti. DT Genel Müdürü Lemi Bilgin, Kültür ve Turizm Bakanlığı Teftiş Kurulu’nun soruşturması sonucunda görevden alındı.


İlk Anadolu ateşi TROYA
Yaşar Atan (yatan@ngi.de)
Yunan komutanı Ahilleus; yağmacı ve sömürgeci ordulara karşı yıllarca direnen ve destanlaşıp dillere düşen Troyalıların yiğit komutanı Hektor’u öldürünce, Anadolu halklarının bilincinde yepyeni bir süreç başladı. Üstelik Ahilleus’un, Hektor’un ölüsünü son hızla yerlerde sürükleyerekten Troya surlarının çevresinde dolandırması, olayı izleyen Olimposlu tanrıları da zaten isyan ettirmişti. Haliyle ölümüne çok üzüldükleri komutanları Hektor’un cenaze törenleri sırasında, büyük büyük ateşler ve ağıtlar yaktılar. Ve onların bu ağıtlarla harmanlanan ateşi, Troya surlarını aşıp bütün Anadolu halklarını uyandırdı. Yalnız Anadolu halklarını değil; yaramaz Fayeton’un güneşin atlarını alçaktan koşturduğu sırada, derilerini yakıp kararttığı kuzey Afrika halklarını da uyandırdı...
Amazonlar
Troya’nın ateşi; Karadeniz taraflarında oturan ve yalnızca kadınlardan oluşan Amazonları da tutuşturdu... Ve insanlık tarihinde ilk kez, Hektor’un ölüsü için yakılan bu ateşler; Akdeniz’in ve Anadolu’nun kapsadığı bütün coğrafyadaki halkları, tek hasımları olan yayılmacı ve sömürgecilere karşı, hiç kırılmayacak direniş alevleriyle çelikledi. İşte bu yüzden Amazonlar kraliçesi güzel Pentesileya (Penthesileia), hemen en savaşçı kadınları derleyip doğruca kuşatma altındaki kardeş Troya halkının yardımına koştu. İyi silah tutabilmeleri için daha genç yaştayken sağ memeleri kesilen bu savaşçı kadınlar, Troya surlarının önüne gelir gelmez, hemen işgalci ordularla savaşa tutuştular. Fırtına gibi esen Amazon kadınların karşısında, Yunanlılar ilk anda neye uğradıklarını pek anlayamadılar. Haliyle Troyalılar da bu dayanışmayla coşup direnişlerini daha da canlandırdılar... Amazonların güzel kraliçesi Pentesileya; beyaz atı ve parlak miğferiyle, bu direniş ve geri püskürtme savaşının bir yıldızı gibiydi... Haliyle yeni direnişçilerin gelişiyle savaşın yazgısının değişir gibi olduğu sıralarda Ahilleus; ölüsü yakılan dostu Patroklos’un külleriyle uğraşıyordu. Yanında yeni dostu Ayas (Aias) vardı. Bu savaşın nereye varıp dayanacağı ve gerçekten neyin savaşını yaptıkları konusunda dertleşiyorlardı. Amazonların geldiklerini öğrenince, ikisi de hemen silahlarını kuşanıp savaşa katıldılar.
Bir süre sonra hasım cephelerin elebaşıları olan Ahilleus’la Pentesileya, karşı karşıya geldiler ve bir süre birbirilerine ardı ardına ok ve mızrak atıştılar. Ne var ki Pentesileya’nın attığı ve her seferinde hedefini bulan okları, Tanrıça Tetis’in ateş üstünde tavlayıp silah işlemez hale dönüştürdüğü oğlu Ahilleus’un bedenine çarpıp çarpıp geri sıçrıyordu! Bu arada Ahilleus’un oklarından biri, Pentesileya’nın sağ göğsüne saplandı! Bu yüzden kraliçe Pentesileya’nın beyaz atı aniden şahlanıp kişnedi ve güzel kraliçesinden püsküren kanla kızıla kesildi. Ardından Pentesileya, kıpkızıl atının eğerinden baş aşağı sağıldı. Sonra da sağılıp düştüğü yere gepgeniş, boylu boyunca uzanıverdi. Hemen atından inen Ahilleus, kraliçeyi omuzlarından tutup yerden kaldırdı. Ne var ki kraliçenin bembeyaz yüzünde gördüğü güzellikten ve ne anlama geldiğini kestiremediği gülümsemeden çarpılmışa döndü. Omuzlarından tuttuğu Pentesileya’yı bir türlü yere bırakamıyordu. Artık atını ve silahlarını unutuverdiği için rahatlayıp gülümseyen Pentesileya’nın yüzüne uzun uzun baktı; utandı...(*)
Evet, Tanrı Helyos’un yaramaz oğlu Fayeton, bir zamanlar güneşin atlarını Afrika üstünde alçaktan koşturduğu sırada, derileri yanıp kararan Habeşistanlılar da geldi Troyalıların yardımına... Habeşlerin gelişiyle birden canlanan savaş, gitgide daha da alevlendi. Başlarında yiğit kralları Memnon vardı. Ve Memnon da, Ahilleus gibi bir tanrıçadan doğmuştu. Troya surları önünde savaşırken Ahilleus’un en yakın arkadaşı Antilehos’u öldürdü...
Altın terazi
Gene küplere binen Ahilleus, Memnon’u öldürmeye ant içti. Ne var ki Ahilleus’un anası Tanrıça Tetis ile Memnon’un anası Tanrıça Eos; oğullarının bu savaşa son vermeleri için Baştanrı Zeus’tan yardım istediler. Ama Baştanrı Zeus, savaşı durdurmak yerine, insanların yazgılarını belirlediği altın terazisine bakarak, Ahilleus’un Memnon’u öldüreceğini söylemekle yetindi!..
Ve aynı gün tutuştukları teke tek dövüşte kral Memnon; Ahilleus’un oklarıyla can verdi... Ve Memnon’un anası Tanrıça Eos, gidip oğlunun ölüsünü surların önünden aldı. Sonra da onu, Anadolu’yu baştan sona yürüyerekten Afrika ülkelerine doğru götürdü. Ama Anadolu’yu geçerken hep gözyaşı döke döke gitti. Ve efsaneler; Tanrıça Eos’un oğlu için döktüğü bu gözyaşlarının, sabahları çiçekler üzerine yağan çiğ tanelerine dönüştüğünü söylüyor.
İşte ta o zamandan beri, sabahları çiğ taneleriyle çiçekler nasıl ıslanırsa, Anadolu toprakları da öyle, hep anaların gözyaşlarıyla ıslandı...
(*) Bu sahneyi canlandıran görkemli bir heykel grubu, Aydın’ın Afrodisyas antik kentindeki müzede sergilenmektedir.


Başa dön


Kardeşliğin eşitliğin düşüyle...
Ulaş Emre
“Eylül karanlığında ışık, suskunluğa ses olmak istedik. Kendimizi ifade biçimiydi müzik. Kardeşliğin, eşitliğin, paylaşmanın düşüyle düştük bir uzun yürüyüşe. Sevgi bizimle, umut bizimleydi. Sömürüsüz ve özgür günlerin özlemi bizimle...” diyen Grup Yorum 1985 yılında dört üniversite öğrencisi tarafından kuruldu. Aradan geçen 20 yıl içinde 19 albüm ve binlerce konsere imza attı. Birçok elemanının değişmesine, konser yasaklarına, kaset toplatmalarına, tutuklanmalara rağmen yoluna kesintisiz devam Grup Yorum, bugün Harbiye Açık Hava Tiyatrosu’nda vereceği 20. yıl konseriyle dinleyicileriyle buluşacak. Grup Yorum üyeleri 20 yılın heyecanını, sevincini, acılarını gazetemize anlattılar.
20 yıllık müzik hayatınıza ondokuz albüm sığdırdınız. Grup Yorum’un yasaklamalara, baskılara rağmen ayakta kalmasındaki en büyük etken nedir?
En büyük etkenler örgütlü ve kolektif bir yaşam tarzı sürdürmemiz, dünyaya bakış açımız, dinleyicilerimizden aldığımız güç şeklinde özetliyebiliriz. Sosyalist bir düşünceye sahip insanlarız ve bu doğrultuda hareket ediyoruz. Bugüne kadar birçok eleman değişmesine rağmen ayakta durabiliyor ve varlığımızı sürdürebiliyoruz. Konserlerimizde şenlik işin bir yanını oluşturuyor, diğer yanıyla ise insanları örgütlülüğe, mücadeleye çağırıyoruz. Böylece konserlerimizde doğallığında politik bir etkinliğe dönüşüyor.
20 yıldır bağımsızlık, demokrasi ve sosyalizm için mücadele veriyoruz. Bu mücadelenin verdiği güçle Grup Yorum ayakta duruyor. Birçok engel, baskı, yasak olabilir önemli olan bizim düşüncelerimizden ve müziğimizden taviz vermememizdir.
Baskılar ve yasaklamalar açısından değerlendirdiğinizde bugün açısından bir değişimden söz edebilir misiniz?
Yasak ve baskılarda bir azalma söz konusu değil. Sadece kullanılan yol ve yöntem değişti diyebiliriz. İzin almamıza rağmen halen konser yapacağımız salonlar kapatılıyor, sahipleri tehdit ediliyor tutuklamalar, baskılar devam ediyor. İki üyemiz hapishaneden yeni çıktı. İhsan Cibelek arkadaşımız halen tutuklu. Ufuk İlter arkadaşımız sürgün, cezasından dolayı Türkiye’ye gelemiyor. Örneğin beş yıl öncesine kadar Harbiye’de konser veremiyorduk. Televizyonlara çıkamıyoruz. 20. yılımız nedeniyle televizyonlarla, radyolarla, gazetecilerle görüşerek bu sansür duvarını aşmaya çalışıyoruz.
Grup Yorum’un 20 yıllık müzikal seyrini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Yorum, 1985 yılında amatör ruhla yola çıktı ve 20. yılında da o ruh hâlâ kendini koruyor. Bu birikim çok doğaldır ki profesyonelliği de beraberinde getiriyor. 1985’lerde çağdaş halk müziği terimi kullanılırdı 90’lara gelindiğinde Unkapanı piyasası özgün müzik terimini ortaya attı. Biz müzikal anlamda yola çıktığımızda Ruhi Su’yu, Livaneli’yi örnek aldığımızı söylüyorduk. Müziğe bakışları, batı enstrümanları kullanmaları, batı formunu Anadolu halk ezgileriyle bütünleştirmeleri onları örnek almamızdaki en büyük nedenlerdi. Zaman geçtikçe yaptığımız müziği çağdaş halk müziği kavramının karşılamadığını gördük. Özgün müzik ise apayrı bir tartışma; çünkü her müzik özgündür. Diğer taraftan müziğimiz protest hiç değil çünkü biz protestoyla kalmıyoruz. Bir şeylerin değiştirilmesi için mücadele ediyoruz. Bir isim koymak gerekiyorsa ilerici, devrimci müzik diyebiliriz ama özel olarak bir kalıba sokmak istemiyoruz.
Dinleyicileriniz beğenilerini ve eleştirilerini de sizlerle paylaşıyorlar mı? Çoğunlukla nasıl eleştiriler alıyorsunuz?
Özellikle 12 Eylül dönemini çok yoğun yaşamışsa eleştiren kişi bugünkü albümleri o dönemin ruhuyla değerlendiriyor. Örneğin son albümlerimizin Yorum’un ilk albümlerindeki havayı taşımadığını söylüyor. Bize genelde bu eleştiriyi sunanlara albümlerimizi ülkemizde ve dünyadaki gündemi ele alarak yaptığımızı söylüyoruz. Halk hangi acıları çekiyorsa hangi sevinçleri yaşıyorsa biz albümlerimizde bunları konu ediyoruz. Örneğin “Yürüyüş”ü 2000’li yıllara göre değerlendirmek gerekiyor, “Sıyrılıp Gelen”i 12 Eylül döneminde yaşanan acılarla ele almak gerekiyor. İnsanların süreç içerisinde müzikal beğenileri de ruh halleri de değişiyor. Biz asıl olarak eleştirilerin bundan kaynaklandığını düşünüyoruz.
Harbiye’ye gelen dinyecileriniz 20. yılınızda nasıl bir konser izleyecek?
20. yıl konserimizde Yorum ekibinin dışında Hilmi Yarayıcı ve Efkan Şeşen solist olarak katılacak. Konsere ayrıca 13 kişilik bir koro ve 10’dan fazla kişinin oluşturduğu bir orkestra eşlik edecek. Bunun dışında 20 yıllık tarihimizden sadece şarkılarla da değil görsel anlamda da kesitler sunacağız. 20 yılda neler yaşandıysa Harbiye’ye gelecek dinleyicilerimiz aynı duyguları bizimle tekrar yaşayacaklar. Onurlu bir tarihin içinde yer almak bizim için çok sevindirici.


Başa dön


Lemi Bilgin görevden alındı
‘Aydınlanmanın bayrağının ilk o açtı’
Tevfik Fikret 90. ölüm yılı dolayısıyla TYS(Türkiye Yazarlar Sendikası) ve Galatasaraylılar Derneği tarafından Aşiyan’da ortaklaşa düzenlenen bir etkinlikle anıldı. Şairin yaşadığı yer olan ve bugün müze haline getirilen Aşiyan’daki etkinliğe aralarında Cengiz Bektaş, Erol Günaydın, Engin Ayça ve Gülsüm Cengiz’in de bulunduğu çok sayıda aydın ve sanatçı katıldı. Gülsen Tuncer’in sunduğu anmada konuşan TYS Genel Başkanı Enver Ercan, TYS’nin Tevfik Fikret’e her zaman duyarlı davrandığını belirterek, “90. ölüm yıldönümünde de ona hayranlıkla bakıyoruz” dedi. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Genel Başkanı Orhan Erinç ise Tevfik Fikret’in gazeteciliğinin değerlendirerek şairin bağımsız kişiliği dolayısıyla gazetelerde barınamadığını söyledi. Erinç “Şairin bugün için şiirlerinin güncelleştiğini görüyoruz” dedi. Hıfzı Topuz da yaptığı konuşmada eski kuşakların da ve kendilerinin de Tevfik Fikret hayranı olduklarının belirterek, “Tevfik Fikret Türkiye’de aydınlanma bayrağını açtı, Tevfik Fikret Türkiye’de özgürlük bayrağını açtı, barış bayrağını açtı” dedi. Ayrıca söz alan Erol Günay’dın da Tevfik Fikret’e çok şey borçlu olduklarının altını çizerek “Okuduğum okulda onun bir zamanlar yöneticilik yapmış olması bana gurur vermiştir. Okuldan mezun olduktan sonra Aşiyan’a gelip buradaki havayı ciğerlerime doldurdum, öyle çıktım sahneye” dedi. “Tevfik Fikret ve Haluk Gerçeği” isimli kitabın yazarı Orhan Karaveli ise Tevfik Fikret ve oğlu Haluk ile ilgili bilgiller sundu. Son olarak etkinliği sunan Gülsen Tuncer Tevfik Fikret’in “Sis” isimli şiirini okudu.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net