www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Çalıkuşu’nun izinde
Halkını seven ve ona yararlı olmak isteyen romantik bir öğretmendir Feride. Onun gezdiği kasabalar, küçük kentler Reşat Nuri’nin çocukluğunu, ilk gençliğini geçirdiği yerlerdir.

Savaşçı komutan AHİLLEUS
Bilindiği gibi Troya kralının oğlu Pâris’in güzel Helena’yı sözde Yunanistan’dan zorla kaçırması üzerine site krallıklarının başı olan Agememnon; namus temizleme gerekçesiyle Troya krallığına savaş açtığını duyurdu.

MANOWAR Yedikule’de
Ünlü rock müzik topluluğu Manowar, konser vermek üzere Türkiye’ye geldi.


Çalıkuşu’nun izinde
Özer Akdemir
Çanakkale’nin “Hastane Bayırı” diye bilinen mahallesinde daha bir yıl öncesine kadar harabe halinde bulunan, içerisindeki yazı ve figürlerden “satanist”lerin toplanma yeri olduğu anlaşılan iki katlı tarihi ev, İl Koruma Kurulu tarafından koruma altına alındı. Harap haldeki binanın onarımına başlayıncaya kadar bütün kapı ve pencereleri tahta kalaslar ve naylonlarla kapatıldı. Daha bir yıl önce içerisinde “ölüm sana en yakışandır” yazıları ile dolu olan ev, onarılmasının ardından yeniden yaşam bulacağı günleri özlemle beklemekte. Koruma altına alınan bu ev ünlü romancı Reşat Nuri Güntekin’in bir zaman yaşadığı ve en ünlü yapıtı Çalıkuşu’nu yazdığı yer olarak biliniyor. Valilik konutuna birkaç metre uzaktaki, İl Özel İdare lojmanları ile karşı karşıya bulunan evin son sahipleri tarafından yıllardır bakımsız bırakılması, yıkılmaya yüz tutmasına neden olmuştu. Türk romanının en önemli yazarlarından birisi sayılan R.N. Güntekin’in yaşamının bir bölümünü geçirdiği ev, yapıldığı dönemin mimari özelliklerini yansıtması bakımından da koruma altına alınması gereken bir özellik taşıyordu.
Anadolu’da ki İstanbul Kızı
Türk edebiyatının köşe taşlarından birisi olarak kabul edilen R.N. Güntekin’in en önemli eseri kuşkusuz ona dünya çapında bir ün kazandıran “Çalıkuşu”dur. Şükran Kurdakul Çağdaş Türk Edebiyatı adlı çalışmasında, Çalıkuşu’nun Reşat Nuri Güntekin’in halka ulaşan ilk romanı olduğunu söyler. Kurdakul şöyle devam eder; “Çalıkuşu’nda, kişiliğinin bilincine varma aşamasındaki kadını, köy kasaba, küçük kent yaşamı içerisinde görürüz. Romanın baş kişisi Feride’nin yaşam serüveniyle birlikte geri bırakılmış Anadolu’nun gerçekleri yansıtılmıştır. Çalıkuşunda Feride ile birlikte sınıf bilinci aşamasındaki küçük burjuva ile karşılaşırız.” Aslında yazarı tarafından “İstanbul Kızı” adlı bir piyes olarak düşünülen Çalıkuşu, sonradan bozularak roman haline getirilir. Piyesin romana çevrilişi de başlı başına ilginç bir öyküdür. Çalıkuşu’nun piyesten romana çevrilişini bir söyleşisinde şöyle anlatır R.N. Güntekin: “İstanbul Kızı diye bir piyes yazmıştım. Edebi heyet (ki içinde ben de vardım) iki perdesinin Anadolu’da fakir bir köy mektebinde geçmesinden hoşlanmadı. O zamanlar Darülberdayi piyeslerinin lüks salonlarda geçmesi adetti. Psalti mağazasının mobilyelerinden köy mektebi sıralarına düşmek, Darülbedayinin adeta haysiyetine dokunuyordu. Piyesi geri aldım ve Çalıkuşu diye bir romana çevirdim.”
“İstanbul Kızı”, asıl mesleği öğretmenlik olan Reşat Nuri tarafından ele avuca sığmazlığı nedeniyle Çalıkuşu diye anılan Feride adlı bir öğretmen yapılır ve Anadolu’da kasaba kasaba gezdirilir. Halkını seven ve ona yararlı olmak isteyen romantik bir öğretmendir Feride. Onun gezdiği kasabalar, küçük kentler Reşat Nuri’nin çocukluğunu, ilk gençliğini geçirdiği yerlerdir. Feride’yi, Bursa, Çanakkale, İzmir, Kuşadası gibi kentlerde gezdiren yazar, aslında çocukluğunun geçtiği bu yerlere olan özlemini de giderir. Oysa Çalıkuşu, yazarın deyimiyle “24 yaşın kavak yelleri arasında yazılmış bir roman”dır. Bu şehirlerden birisi olan Çanakkale yazarın, ilk ve orta öğretiminin bir bölümünü geçirdiği yerdir. Kent, Reşat Nuri’nin yaşamı ve sanatı üzerinde önemli etki yapmıştır. Kendi anlatımıyla edebiyata merakının başlamasında Çanakkale’nin önemli bir yeri vardır. Bir söyleşide “Çanakkale’de kış gecelerinde, komşu hanımların okur yazarları toplanarak roman okurlardı…” diyen yazar, edebiyata karşı ilgisinin bu kış gecelerinde okunan romanlarla başladığını söyler.
Bu gece başka gece
R. N.Güntekin yaşamının bir bölümünü de İzmir’de geçirmiştir. Liseyi İzmir’de bitiren yazar, bu kentle olan bağını ölümüne kadar hemen hiç koparmamıştır. Yazarın kentte kalırken yazlarını geçirdiği bağ evi bugün Bozyaka semtinde bulunmakta. Bağ evinin bulunduğu semt, yazara ve en tanınan eserine verilen önemin bir sonucu olsa gerek, bugün Çalıkuşu Mahallesi adını taşıyor. Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu kararıyla korumaya alınan bağ evi, Konak Belediyesi tarafından geçtiğimiz yıl kamulaştırıldı. Kilimcitepe Parkı’nın yanıbaşında bulunan evin, çevresinde bulunan 7 ev yıkıldı. Konak Belediyesi yetkilileri bu kamulaştırmaların ardından 10 dönümlük arazi içinde kalan bağ evini bir kültür evi yapmak istediklerini söylüyorlar. İzmir’de yine yazarın teyzesine ait olan Halide Edip Adıvar Caddesindeki ev de koruma altına alınan eserler arasında. Yazarın “Dudaktan Kalbe” adlı eserinde bahsettiği, Eski İzmir Caddesinde, Bozyaka Devlet Hastanesi’nin köşesinde bulunan çitlenbik ağacı da korumaya alınan varlıklardan birisi. Günümüzde yolun tam ortasında kalan ağaç semt halkı tarafından, Çalıkuşu’nun kahramanları Feride ile Kamran’ın sevgilerinin yeşerdiği yer olarak da anılıyor. Çalıkuşu’nda olduğu gibi diğer yapıtlarında da Anadolu’yu ve Anadolu’nun toplumsal sorunlarını ağırlıklı olarak işleyen yazar, bir askeri doktor olan babasının görevi nedeniyle çocukluğunu yurdun değişik yerlerinde geçirmiştir. Milli Eğitim müfettişi olduğu günlerde de Anadolu’nun sorunlarını yakından gözleme olanağı bulmuştur. Çok sevdiği Anadolu’yu, onun insanını, sorunlarını anlatan kitapların yazarı, ne acı bir sondur ki, dünyaya gözlerini 67 yaşında, kan kanseri tedavisi için gittiği Londra’da kapar. En son oyunu “Bu gece başka gece”nin sahneye konduğu gün (7 Aralık 1956) ölür, R. N. Güntekin…

Türk’ten Japon korku filmi
Japonya’da “Yılın Sanatçısı Ödülü” alan genç yönetmen Hasan Karacadağ, senaryosunu da yazdığı “D@bbe” adlı korku filmiyle, “kıyametin son alametinin internetten yayılacağını” savunuyor.
Hasan Karacadağ, AA muhabirine filmi hakkında bilgi verirken, çekimleri İzmir Selçuk’ta gerçekleştirilen “D@bbe”de, “nedensiz ölümlerin” ve “kıyametin son alametinin internetten yayılacağını” anlattığını dile getirdi.
Bir korku filminde “nedeni bilinmeyen mistik korku” ve “ölüm korkusunun” işlenmesi gerektiğine işaret eden Karacadağ, filminde de “dünyaya aniden yayılan nedensiz intihar vakalarının ABD’den başlayarak Türkiye’ye sıçramasının nedeninin çözüleceğini” ifade etti.
“Türkiye’nin gerçek anlamda ilk korku filmi” olarak nitelendirdiği “D@bbe”nin, korku sinemasının bütün unsurlarını içerdiğini anlatan Karacadağ, “D@bbe’de ‘Halka’ (Ring) filminden daha etkili sahneler var. Ben gerçek anlamda bir korku filmi yaptım” diye konuştu.
Filmin son dönemde dünyada büyük ilgili gören Japon korku sinemasından esinlendiğini ancak bir Japon filmi olmadığını da vurgulayan Karacadağ, “Filmde, Türk ve Müslüman ülke değerlerini birleştirerek yeni bir dil ortaya çıkardım. Bu film Türk korku sinemasına örnek teşkil edecek” dedi.
Karacadağ, “Kur’an-ı Kerim’de ‘Dabbet-ül Arz’ olarak geçen kıyamet alameti hakkında bir süprizi de bünyesinde barındıran filmde, kıyametin ortaya çıkışını yorumladığını dile getirerek, “Ben bir rüya gördüm. Bu film benim hayalimin ürünü. Ben sadece bir film yaptım” şeklinde konuştu.
Hasan Karacadağ ile 24 Kare Prodüksiyon ortak yapımı olan “D@bbe”, bir üçlemenin ilk filmi. “D@bbe”nin ardından “Mehdi” ve “Deccal” adlı filmler de çekilecek. Kasım ayında vizyona girmesi beklenen “D@bbe” filminde, Ümit Acar, Serdar Özer, Serhat Yiğit, Zeynep Hasdal Çolakoğlu, Ebru Aykaş’ın yanı sıra çok özel bir rolle Kaan Girgin yer alıyor.
24 Kare Prodüksiyon’un sahibi ve sanatçı Kaan Girgin de, “D@bbe”nin kendi içinde tutarlı bir korku filmi olduğuna işaret ederek, seyircilerin gerçek bir korku film izleyeceklerini dile getirdi.
Girgin, filmin uluslararası korku filmleri festivallerine de gönderileceğini ifade etti.


Başa dön


Savaşçı komutan AHİLLEUS
Yaşar Atan (yatan@ngi.de)
Bilindiği gibi Troya kralının oğlu Pâris’in güzel Helena’yı sözde Yunanistan’dan zorla kaçırması üzerine site krallıklarının başı olan Agememnon; namus temizleme gerekçesiyle Troya krallığına savaş açtığını duyurdu. Krallığın buyruğunda görevli memurlar olarak algıladığı tanrılardan da izin aldığını bu duyuruya ekledi...Fazla gecikmeden Yunan krallıklarından en savaşçı gençleri ve komutanları devşirmeye başladı. Haliyle bir yandan da Agamemnon; çoktandır düşlerine giren Troya’nın hazinelerini yağmalama fırsatı verdiği için tanrılara için için dualar ediyordu!..
Ahilleus’un geçmişi
Ölümsüz Homeros’un “İlyada” destanı, büyük ölçüde Ahilleus’un destanı gibidir. Ahilleus (Achilles veya Aşil); tanrılarla insanların harmanlandığı bu ünlü ve kirli Troya savaşları sırasında işgalci ve yağmacı Yunan donanmasının komutanıydı. Ve tanrıça Tetis’in oğluydu. Bu yüzden savaşın zembereği olan Ahilleus’un biraz geçmişine bakmak gerek...Efsanenin açıkladığına göre bir zamanlar Baştanrı Zeus, tanrıça Tetis’i çok sevmişti. Ne var ki bir bilici, Zeus’u bu konuda uyarmıştı; eğer Tetis’le evlenirse ondan doğacak çocuğun kendi tahtına kurulacağını söylemişti... İşte bu tehlikeyi önlemek üzere Zeus; tanrıça Tetis’i bir ölümlü olan kral Pelleusla gönülsüzce evlendirdi. Bu evlilikten de Ahilleus dünyaya geldi.Haliyle tanrıça Tetis; ne bu evlilikten ne de oğlu Ahilleus’un ölümlü bir insan olmasından hoşnuttu! Hiç değilse oğlunun bedenindeki ölümlülük tohumlarını yakıp temizlemek için tanrıça Tetis, geceleri oğlunu sağ ayağının bileğinden tutup ateşin üzerinde tavlıyordu. Böylece oğlunun gövdesini silah işlemez hale getirdi. Ne var ki eliyle tuttuğu sağ ayak topuğu ateş görmediği için, orası Ahilleus’un en duyarlı yeri olarak kaldı...
Bir süre sonra tanrıça Tetis; oğlu Ahilleus’un iyi bir eğitim görmesi için onu at adam Heyron’a (Kheiron) emanet etti. Heyron da ona ne biliyorsa öğretti: At yetiştirmeyi, lir çalıp ezgiler söylemeyi, koşmayı, savaşmayı, araba sürmeyi...
‘Savaşta öleceksin!’
Böylece her türlü doğa ve savaş koşullarına karşı bilenen Ahilleus; yalan söylememe ve yerine göre isyan etme türünden erdemler de kazandı....Bu arada anası tanrıça Tetis’in başvurduğu bir bilici; gün gelip Troya savaşı çıkacağını, oğlu Ahilleus savaşa katılmadıkça da Troya’nın düşmeyeceğini ama katılırsa oğlunun bu savaşta öleceğini söyledi! Oğlunun saçma sapan savaşlarda öleceğini öğrenmekle dehşete kapılan tanrıça Tetis; onu bir genç kıza dönüştürüp kral Likodemes’in kızlarının yanına gönderdi. Birkaç yıl sonra güzel Helena kaçırılıp Troya savaşı başlayınca, bütün Yunan krallıklarından en sağlam yapılı yiğitleri devşirmeye başladılar. Bu arada Yunanlılar, bilici Kalhas’tan savaşın kaderinin Ahilleus’un savaşa katılıp katılmamasına bağlı olduğunu öğrendiler. Ve bilici Kalhas Ahilleus’un kız kılığına girip saklandığı yeri de söyledi. Agamemnon’un kurnaz elçileri de, bohçacı kadın kılığına girip Ahilleus’un sığındığı saraya geldiler. Bohçalarında örgüler, kumaşlar vardı. Onların arasında da göz kamaştıran bir kalkan...Kız kılığındaki Ahilleus, kendini tutamayıp bu kalkanı eline almak isteyince, kimliğini ele vermiş oldu! Ve Ahilleus ayağı gümüş halhallı olan anası Tetis’ten öğrendiği şeyi anımsadı: Kısa yaşayıp ün ve şan kazanmak yada uzun ama basit ve ünsüz yaşamak. Ahilleus ün ve şan getirecek kısa yaşamı seçti...
Artık bundan böyle Agamemnon’un Troya seferine hazırladığı donanmanın komutanı onbeş yaşındaki fırtına gibi delişmen yiğit Ahilleus’tu. Onlarca Yunan krallıklarından devşirilmiş bu orduların dağılmaması ve amaçlarının namus temizleme olduğunu tanıtlamak için kral Agamemnon, düzmece bir oyun tezgahladı. Bu oyun gereğince, limanda uygun rüzgârın esmesi için sözde tanrıça Artemis, Agamemnon’un kızı İfigeneya’nın kurban edilmesini istiyordu! Bu gerekçeyle Agamemnon; Ahilleus’la nişanlama bahanesiyle kızı İfigeneya’yı, annesi kraliçe Klütaymestra ile birlikte gemilerin demirlendiği limana çağırdı ve kızını orada, orduların gözü önünde tanrılara kurban etti. Hattâ kıza acıyan tanrıça Artemis, kızın yerine gizlice görünmez bir geyik koydu ve İfigeneya’yı kurtardı! İşte o anda kraliçe Klütaymestra; bu savaşın amacının Helena’nın namusunu temizleme değil; Troya hazinelerinin ve canlı ganimetlerin talanı olduğunu dehşetle görüp anladı...(Gerçekten de on yıl sonra hazinelerle ve Troyalı kadın kölelerle saraya dönen Agamemnon; savaşın baş nedeni saydığı güzel Helena’yı yanında getirmeyi unutacaktı!..)
Artık tanrıların yalan rüzgârlarıyla yelkenlerini şişiren gemiler, nihayet Troya’ya vardılar. Surları henüz aşamadıkları için çevredeki kentlere baskınlar düzenlemeye başladılar. Ne var ki ellerine geçirdikleri ziynet ve güzel kadınların bölüşümü sırasında bir gün, kral Agamemnon’la Ahilleus arasında büyük bir kavga çıktı. Çünkü Ahilleus’a düşen güzel Troyalı tutsak kadın Breseis’i, kral Agamemnon onun elinden almaya kalktı. Bu yüzden de Ahilleus küplere bindi ve artık savaşa katılmayacağını açıkladı. Bu olayda da Ahilleus; kızı İfigeneya’yı tanrılara kurban eden kral Agamemnon’un sömürgeci ve bencil kişiliğini bütün çıplaklığıyla gördü.
“Kıyasıya savaşta benim kollarım görür en büyük işi, / ama bölüşmede payın en okkalısı sana gider!” diyerek isyan etti ve çadırına çekildi...


Başa dön


MANOWAR Yedikule’de
Ünlü rock müzik topluluğu Manowar, konser vermek üzere Türkiye’ye geldi.
İstiklal Caddesi’ndeki Mephisto Cafe’de düzenlenen basın toplantısında konuşan grubun solisti Eric Adams, Türk hayranlarına bir mesajı olup olmadığına yönelik soru üzerine, 15 saatlik bir uçuşun ardından burada bulunduğunu belirterek, “2 saatlik uykuyla buradayım, ama adrenalinle doluyum. Burada çok hayranımız olduğunu biliyorum. Türk hayranlarımızla ilgili çok heyecan duyuyoruz” dedi.
Dünyanın pek çok ülkesinde verdikleri konserlerde Türk hayranlarının kendilerini yalnız bırakmadığını ifade eden Adams, sürekli “Niye Türkiye’ye gelmiyorsunuz?” sorusuyla karşılaştıklarını dile getirdi.
Bir gazetecinin, daha önce dağılan grubun tekrar bir araya geldiğini hatırlatarak, “Bunun formülü nedir?” diye sorması üzerine Adams, bir grup olmanın evliliğe benzediğini, dolayısıyla evlilikler gibi zaman zaman kavgalar, anlaşmazlıklar yaşandığını söyledi.
Grubun davulcusu Scott Columbus da aynı soruya “Dünyada en iyi hayranlara sahip olduğumuz için bir arada kalmak ve müzik yapmak çok kolay oluyor” karşılığını verdi.
Eric Adams, bir gazetecinin, bir şarkılarında Truva efsanesini anlattıklarını belirterek, Türkiye’de bulunan Truva kalıntılarını ziyaret etmek isteyip istemediklerini sorması üzerine, yanlarındaki çevirmenlerinin kendilerini bazı yerlere götüreceğini söyledi. Adams, çevirmenine dönerek, espriyle “Truva’ya da gideceğiz değil mi?” diye sordu.
Heyecan verici
Fransız feminist yazar yaşamını yitirdi
Fransa’da 1970’li yıllarda feminist hareketin öncülerinden kabul edilen kadın yazar Françoise D’eaubonne, 85 yaşında başkent Paris’te öldü. 50’den fazla roman, biyografi, deneme ve şiir kitabının yazarı D’eaubonne, feminist hareketin öncülerinden olmasının yanı sıra homoseksüellerin hakları için etkin savaşımıyla da tanınıyordu. ‘’Kadınlara Özgürlük Hareketi’’nin kurucularından olan yazar, ünlü filozof Michel Foucault tarafından da desteklenen ‘’Devrimci Homoseksüel Hareket Cephesi’’nin de kurucuları arasındaydı.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net