www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



GERÇEK ____İ. Sabri Durmaz
Yabancıların çıkarı her şeyin önünde

GÜNLÜK ____Yücel Sarpdere
Maydonoz paşanın gübreleri

DURUM ____Ahmet Yaşaroğlu
Kapanın elinde kalıyor!

GÜNCEL ____Kamil Tekin Sürek
Kıbrıs tanınmadı mı

  GERÇEK..........İ. Sabri Durmaz

Yabancıların çıkarı her şeyin önünde

Özelleştirmeciler; her gün yeni bir hamle yaparak amaçlarına yürüyorlar, doğrudan yapamadıklarını dolaylı yoldan yapmaya yöneliyorlar; Meclis’te tıkanırlarsa, mahkemelerden engel çıkarsa, bu sefer hükümete, orada tıkandıklarında da bakanlıklar üstünden hamlelere yönelerek aynı amaca yürüyorlar.
En son marifetleri de; Maliye Bakanlığı’nın sigaralardan alınan vergiye yüzde oranlı olmaktan çıkarıp “maktu” vergiye yönelinmesi ve paket başı alınacak vergide, yerli tütün bileşimi ve TEKEL’in konumunu gözeten önlemlerden tümüyle vazgeçilmesi oldu.
Dünkü Evrensel’in haberinde de açıkça belirtildiği gibi; yeni uygulama yürürlüğe girdiğinde; paket başına vergi paket fiyatının yüzde 58’’i oranında olacağı gibi paket başına alınacak vergi miktarı da 1.2 YTL’den az olamayacak. Bu durum; paket başı en az 1.6 YTL vergi bekleyen yabancı sigara tekellerine büyük bir avantaj ortaya çıkarırken, TEKEL ise yabancı sigara tekelleri karşısında tüm avantajını yitirmiş olacaktır. Hatta birçok bakımdan da koşullar TEKEL’in aleyhine gelişecek. En başta da; ucuz sigaralar konusunda yabancı tekellerle mücadele sürdüren TEKEL, en düşük sigara fiyatının 2 YTL’nin üstüne çıkmasıyla bu alandaki mücadeleyi de kaybedecektir. Buna piyasanın yüzde 60’a yakınının zaten yabancı tekellerin elinde olduğu eklendiğinde, Maliye Bakanlığı’nın (elbette hükümetin) bu kararı TEKEL’in, özelleştirilmesi başarılamayan sigara bölümünün, pazardaki payının sıfırlanarak bitirilmesi için yabancı firmaların önüne atılması anlamına gelmektedir. Başka bir söyleyişle bu, bir türlü özelleştirilemeyen TEKEL sigara fabrikalarının fiyatının “üçotuz para”ya düşmesi demek olacaktır. Belki de hiç kimse, sigara üretmek için bu fabrikaları almaya yanaşmayacağı için fabrikaların tıpkı Sümerbank’ın birçok fabrikasında olduğu gibi arsa fiyatına satılmasıyla TEKEL tasfiye edilecektir.
Elbette ki bu karar sadece TEKEL ve onun sigara fabrikalarında çalışan işçileri etkilemeyecek; milyonlarca ve zaten “kota” baskısıyla bunaltılmış yerli tütün üreten üretici köylülerin de iyice boğazı sıkılmış olacaktır. Çünkü, bugüne kadar yerli tütün katkısı fazla olan “harmanlar”dan imal edilen sigaralar vergi indiriminden yararlanıyordu. Bu yüzden de TEKEL mümkün olduğu kadar çok yerli tütün (Şark tipi tütün) kullanırken, yabancı firmalar da, vergi indiriminden yararlanmak için yerli tütün katkısını yüksek tutmaya çalışıyorlardı. Şimdi onlar bu sınırlamadan da kurtulmaktadır. Dolayısıyla; yerli tütün üreticileri için yeni bir sorun daha ortaya çıkacaktır. Çünkü, yerli tütün tüketimi şimdi daha büyük bir hızla gerileyecektir.
Tek başına bu karar bile sadece özelleştirmeye karşı olmak ya da bunu söylemekle yetinmenin ne kadar yetersiz olduğunu göstermektedir. Çünkü; bu örnekte açıkça görüldüğü gibi, TEKEL sigara fabrikaları özelleştirilmese bile önümüzdeki birkaç yıl içinde, bir bir kapılarına kilit vurulacak; yerli tütün üretimi de “eser miktara” inecektir. Gerekçe olarak, “Ürettikleri tütünü, imal ettikleri sigarayı içen kalmadı!” denecektir. Hatta dönülüp; “Biz vaktiyle şu kadar milyara satacaktık ama özelleştirmeye karşı çıkanlar engel oldu. Memleketi zarara soktular” diye demagoji yapacaklardır.
Demek ki, sorun şu ya da bu alanda özelleştirme, şu ya da bu paraya özelleştirme değil; uluslararası sermaye güçleri tarafından yönetilen ve AKP’nin uyguladığı ekonomi politikasının kendisine karşı çıkmak; özelleştirme, sosyal haklar, sosyal güvenlik, sağlık ve eğitimdeki kazanımların korunması gibi tüm alanlardaki saldırı politikalarına karşı mücadeledir. Aksi halde sermaye güçleri birer birer alanlarda, en öne çıkan talepler etrafında karşı koyuşları yenilgiye uğratarak, bazen doğrudan, bazen arkasından dolaşarak kendi amaçlarına yürümek için pek çok yol ve yöntem bulabilir, bulmaktadır da.

e-posta:
durmaz@evrensel.net

  Başa dön

  GÜNLÜK..........Yücel Sarpdere

Maydonoz paşanın gübreleri

Milyarlarca liralık yolsuzlukları ortaya çıktığında paşam, bu duruma çok içerlemişti.
Hayır, içerlemesinin nedeni yolsuzluklar değildi.
Yolsuzlukların ortaya çıkartılmasıydı!
Yapılanları kendisine karşı düzenlenmiş bir komplo olarak nitelemiş...
Bu, milleti bölmek, memleketi parçalamak isteyen dış güçlerin işi, demeye getirmişti.
Ve tarihi sözleri söylemişti.
“Bu maydanoz davasıdır.”
Hal böyle olunca ortaya şöyle bir vaziyet çıkıyordu:
Dış güçler milleti bölmek, memleketi geri dönülmez akşamların ufuklarına sürüklemek için maydanozu kullanmışlardı!
Böylece dünya tarihinde ilk kez maydanoz böylesi bir bölme, yıkma, komplo harekatında kullanılıyordu!
Ki, maydanoz maydanoz olalı böyle mühim bir göreve getirilmemişti!
Gerçi iç edildiği söylenen para birkaç yüz milyar kadardı.
O parayla maydanoz demeti değil, maydanoz ormanları alınır, o maydanozlar salataya doğranana kadar sararıp solardı ya...
Demek dış güçler maydanozlara özel görev verdiğinden içine birtakım gizli maddeler de katmıştı!
Olabilirdi.
İşin içine dış güçler girdiğinde her türlü şey mümkündü!
Hele mesele maydanoz kullanmak suretiyle memleketi bölmek olunca, her şey beklenmeliydi!
***
Lakin hesaplar incelendiğinde meselenin yalnızca maydanozdan ibaret olmadığı ortaya çıktı.
Konutta yabancı konuklara verilen yemek davetleri için alındığı söylenen malzemelerin arasında 3,5 milyar lira tutarında güvercin gübresi ve tanesi 800 milyon lira olan çam ağaçlarının da olduğu görüldü!
Yemek listesinde gübrenin ne işi vardı?
Acaba dış güçler milleti bölmek, memleketi parçalamak için gübre de mi kullanmışlardı?
Yoksa dış güçlerin bölme girişimine karşı paşam, güçlensin , dört bir tarafta boy versin diye milli ruha gübre mi atmıştı?
Maydanoz...
Çam ağacı...
Gübre...
İşin içine bir de Çakıcı karıştı.
Belki de tüm bunlar vatan savunmasında kullanılmış, ASALA bu şekilde yenilmişti!
Ne bilelim işte, alındığına göre gübrenin de maydanoz kadar vatan savunmasında bir katkısı vardı!
Ah, maydanoz paşam, ah!
Vazife başındayken orada burada kimbilir ne ateşli vatan millet Sakarya nutukları atmıştı.
Kimbilir bizim gibilerini kaç kez hainlik, satılmışlıkla suçlamıştı.
Vatan, millet, Sakarya...
Maydanoz, çam ağacı ve gübre..
İşte budur bütün mesele!

e-posta:
sarpdere@gmail.com

  Başa dön

  DURUM..........Ahmet Yaşaroğlu

Kapanın elinde kalıyor!

Özelleştirme uygulamaları başladığından beri, özelleştirmeye karşı çıkanların özelleştirmecilere yöneltiği önemli suçlamalardan birisi “kamu malını peşkeş çekmek” oldu. Gerçekten de tek tek özelleştirme uygulamalarına bakıldığında bu suçlamanın bütünüyle haklı ve yerinde olduğu görüldü. Bir yıllık cirosuna satılan işletmeler, satılan işletmelerin yanında hediye olarak verilen araziler, limanlar, barajlar, tesisler vb.. Son bir özelleştirme uygulaması bütün bunları yeniden gündeme getirdi ve bu peşkeşin boyutlarını bir kez daha gözler önüne serdi.
Tekel’in Ankara’daki ikiz kuleleri 100 milyon dolara TOBB’a satıldı. Oysa bu kuleler arazi fiyatı dışta tutulursa Tekel’e 140 milyon dolara mal olmuştu. Yapılan ihale ise tam evlere şenlik! İhaleye sırf ihale şartları yerine gelsin diye Yenigün adında bir firma da katılıyor ve hiç artırım yapmadan ihaleden çekiliyor. Gazetelerden ihalede TOBB’u temsil eden Zafer Çağlayan’ın, basını kastederek ‘siz olmasaydınız daha ucuza alırdık’ dediğini de okuduk. Yani kapalı kapılar ardında daha ucuza kapatmışlar, ancak gelişmeler kamuya açık hale gelince biraz daha fazla ödemek zorunda kalmışlar.
Hatırlanacağı gibi Devlet Bakanı Şener kısa bir süre önce kamuoyunun gündemine yabancı sermaye ve cari açıklar üzerine yaptığı açıklama ile gelmiş, Arjantin’le benzerliğe dikkat çekmişti. Şener sonradan bu açıklamalarını yumuşatmış, bu durumlarda alışılageldiği üzere “neyi kasdetmiş olduğunu” yeniden açıklamıştı. Bu aynı Devlet Bakanı Şener’in 25 Temmuz’da gazetelerde yer alan sözleri, yapılan özelleştirmelerin mantığını bir kez daha açıkça ortaya koyar nitelikte idi.
Şener’in Türk Telekom’un kâr etmesine rağmen özelliştirilmesi ile ilgili bir soruya verdiği yanıt şöyle: “Özelleştirme bir devlet politikasıdır. Hangi kurumun ne şekilde özelleştirileceği, yapılan çalışmalar doğrultusunda belirlenmektedir. Özelleştirmenin sadece zarar eden kuruluşların satışı olarak algılanmaması gerekir. Özelleştirme bir bütündür. Buradaki amaç devletin yükünün hafifletilmesi, özel sektörün önünün açılması ve istihdam sağlanmasıdır.” Kâr eden kuruluşların devlete yük olmadığı, onun yükünü hafiflettiğine, özelleştirilen kuruluşların hemen hemen hepsinde istihdam kayıpları yaşandığına göre, geriye bir tek neden kalıyor; özel sektörün önünün açılması.
Burada açıkça sermayenin ideolojik bir yaklaşımı ile karşı karşıyayız. Ekonominin her hücresi çoklukla yabancı biraz da yerli kapitalistlerin yağmasına sunulacak, böylece halktan kesilen vergilerle yapılan kamu kuruluşlarının peşkeşi ile, sermayenin çarklarına daha iyi işlesinler, halkı daha iyi soysunlar diye yağ sürülecektir. Bu ülke ve halk düşmanı politika, gelmiş geçmiş bütün özelleştirmeci hükümetler tarafından uygulandı. Şimdi ekonominin çok değerli parçaları olan Telekom’u, Seydişehir’i, Erdemir’i, Tüpraş’ı ölmüş eşek fiyatına pazara sürüyorlar. Niye? Sermayenin, özel sektörün önü daha fazla açılsın, hortumları tüm ülkenin can damarlarına yayılsın diye.
Bütün bu olgular açıkça gösteriyor ki, özelleştirmeye karşı mücadele, sadece özelleştirmede topun ağzına gelmiş işçilerin sorunu değil. Hatta genel olarak özelleştirmeye karşı dayanışma ve destek vermeye çalışan, hep birlikte mücadele etmenin yollarını arayan işçi sınıfının da sorunu değil. Bu sorun işçisiyle, köylüsüyle, memuruyla tüm halkın sorunu, ülkenin sorunu. Ağızlarını açtıklarında vatan ve yurt sevgisinden, milliyetçilikten dem vuranlar, sattıkları her parça ile ülkeyi büyük emperyalist devletler karşısında biraz daha savunmasız bırakıyorlar, onların dayatmalarına karşı daha da savunmasız hale geliyorlar. Bu durumda atılan vatan ve millet nutuklarının, halkın geri kesimlerini uyutmaya çalışmaktan öte bir anlamı olmuyor. Halkın hep uyuyacağını sanmak ise büyük bir tarihsel yanılgı!


 
Başa dön

  GÜNCEL..........Kamil Tekin Sürek

Kıbrıs tanınmadı mı

AKP yine Türkiye halkından gerçekleri gizlemek için işbirliği içinde olduğu yabancı ülkelerden medet umdu. Erdoğan’ın İngiltere gezisi ve Blair ile birbirlerine neler söylediklerinin tefrika edilmesinin arkasında, bir diplomatik başarısızlığın daha gizlenmesinden başka bir şey yoktu.
AKP Hükümeti, Gümrük Birliği Ek Protokolü’nü imzalamanın sonuçlarını, basının ve muhalefet partilerinin de desteği ile halkın gözünden gizlemeyi başardı. Erdoğan ve destekçileri, her ne kadar Ek Protokolü imzalamak Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tanımak anlamına gelmez dese de, Türkiye Kıbrıs Cumhuriyeti’ni çoktan tanıdı. 17 Aralık’ta AB ülkeleri ile imzalanan metin aynı zamanda Kıbrıs Cumhuriyeti’nin tanınması manasına geliyor. Ek Protokol ise bunun üstüne tüy dikiyor. Ek Protokol ile Türkiye’nin on yıl önce imzaladığı Gümrük Birliği Anlaşması AB’ye yeni üye olan on üye ülke için de geçerli olmak üzere genişletiliyor. Yani, Türkiye 17 Aralık’ta AB’ye üyelik tarihi almak için düzenlenen metni imzaladığı Kıbrıs Cumhuriyeti ile bir kere daha bir anlaşma imzalamış oluyor. Hiçbir ülke, tanımadığı bir ülke ile anlaşma imzalamaz. ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tanımıyoruz’ diye bas bas bağırmak ya da Blair’in elde ettiği tavizlere karşılık hatır için söylediği (söyleyip söylemediği de net değil ya) “Ek Protokolü imzalamak Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tanımak anlamına gelmez” sözünün hiçbir değeri yoktur.
Kıbrıs sorununun çözümsüz kalması politikasını yıllarca sürdüren Türkiye egemen güçleri, ABD ve AB’nin yeni politikalarını anlayamamanın bir sonucu olarak, aynı Kıbrıs politikasını sürdürebileceklerini sanmış, ancak şimdi kafalarını duvara vurmuşlardır. Artık kozlar Kıbrıs Cumhuriyeti’nin elindedir. AKP Hükümeti ve geçmiş hükümetler Kıbrıslı Türklerin haklarını korumak adına onları belirsizliğe ve çözümsüzlüğe mahkum etmiştir. Türkiye iki sene önce kabul etmediği koşulları bugün elde edebilse, Viyana’yı fethetmiş gibi reklam yapacaktır ama artık bu mümkün değildir.
Aynı küt kafalılık Kürt sorunu konusunda da sürdürülmektedir. Kürt sorunu konusunda Kürt ve Türk halkının kardeşliği ve Kürtlerin demokratik hakları doğrultusunda bir çözüme yanaşmayan, hâlâ “asarız, keseriz edebiyatı” yapan egemenler, ABD’nin çözümüne hizmet ettiklerinin farkında değildir ya da ABD’ye hizmet etmektedir.
Egemen güçlerin, işbirlikçi burjuvazinin ülkeye ve halka her gün ihanet ettiği bugünlerde, “Vahdettin hain miydi, değil miydi” tartışması da hoş bir tesadüf olmuştur.
Vahdettin’in hainliğini tartışanlar, bugün halka ihanet edenlerin politikalarını süsleyip püslemekle meşgul ne yazık ki! Vahdettin’in hainliği konusu gündemdeyken, hainliğin ne olduğu konusu da detaylı olarak ele alınırsa, bugünün hainleri kolayca fark edilecektir.

e-posta:
ktsurek@hotmail.com

  Başa dön


Bize ulaşmak için;

Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net