www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Binlerce müdüre SÜRGÜN!
Eğitim Sen, AKP’nin eğitimdeki siyasi kadrolaşma harekatının boyutlarını gözler önüne serdi. MEB Eğitim Kurumları Yöneticileri Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliği ile binlerce müdüre sürgün yolu gösteriliyor.

Yeni evleri otobüs durağı!
İstanbul Büyükşehir Belediyesi tepkilere neden olan yıkım çalışmalarını aralıksız sürdürüyor. Yıkım ekiplerinin dünkü durağında Eyüp Güzeltepe Mahallesi vardı.

Yayladere belediye başkanı kaçırıldı
Bingöl’ün Yayladere ilçesi AKP Belediye Başkanı Haşim Akyürek, silahlı bir grup tarafından kaçırıldı. Kitle örgütlerinin ortak bir deklarasyon yayınlamasını isteyen AKP Milletvekil Ferzi Berdibek, Akyürek’in serbest bırakılmasını istedi.

Dünya unuttu, Türkiye’de öldürüyor
Şarbon, kırım-kongo kanamalı ateşi, brusella başta olmak üzere yüzyıl öncesinin hastalıkları yüzünden son aylarda arka arkaya ölümler yaşanıyor.


Binlerce müdüre SÜRGÜN!
AKP’nin neredeyse en yoğun olarak kadrolaştığı eğitim alanında, müdürler sürgün edilmeye başlandı. MEB Eğitim Kurumları Yöneticileri Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliği ile, Türkiye çapında 4 bine yakın müdürün yeri değiştiriliyor. Eğitim Sen Genel Başkanı Alaaddin Dinçer, zorla yeri değiştirilen müdürlerin yerine AKP yandaşlarının geçirildiğini söyledi.
Dinçer dün düzenlediği basın toplantısında, Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) çıkardığı Eğitim Kurumları Yöneticileri Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliği ile Türkiye’de sayıları 4 bini bulan müdürün, “bulundukları yeri kanıksadıkları” gerekçesiyle, rotasyon adı altında sürgün edildiğini dile getirdi. Bu yönetmeliğe bağlı olarak çıkarılan 2004/91 sayılı genelgeye göre, müdürlerin yerlerinin değiştirilmesinde, “sicil notu ortalaması, ödül ve ceza durumları, bireysel gelişimleri, sosyal ve kültürel etkinlikleri, okul çevre iletişimleri, LGS, ÖSS’deki başarı durumları, gözlem ve denetim raporları” gibi kıstaslara bakılması gerektiğini kaydeden Dinçer, genelgenin hiçe sayıldığını söyledi.
İl dışına sürgün
Ankara’da 250 müdürün yerinin değiştiğini belirten Dinçer, bunlardan anadolu lisesi müdürü olan 25’inin il dışına gönderildiğine dikkat çekti. Dinçer, sürgün edilen müdürlerin çoğunluğunun emekli olacağına işaret ederek, bunların yerine AKP yandaşlarının getirileceği uyarısında bulundu. Buna örnek olarak Konya’da gerçekleştirilen atamaları örnek gösteren Dinçer, bu ilde 233 yeni müdür ataması yapıldığını, bunlardan yalnızca birinin Eğitim Sen, yarıdan fazlasının Eğitim-Bir-Sen üyesi olduğunu belirtti. Cihanbeyli ilçesinde okul müdürlüğü için sadece bir başvuru yapıldığını ancak başvuruyu yapanın Eğitim Sen üyesi olması nedeniyle atanmadığını söyleyen Dinçer, 3 Türkçe, 14 Matematik, 1 Sosyal Bilgiler öğretmeni müdür olarak atanırken, 53 Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeninin müdür olarak atandığına dikkat çekti.
‘Müdürü çalışanlar seçsin’
Müdürlerin, önceden belirlenmiş demokratik esaslara göre seçimle belirlenmesini öneren Dinçer, müdürleri çalışanların 4+4 yıl esasına göre seçmesini, bu süreçte başarısız olanların öğretmenliğe döndürülmesini, başarılı olanların bir üst göreve getirilmesini savunduklarını söyledi. MEB ve YÖK’e, ÖSS’de, OKS’de sıfır alan öğrencilerin, lisede sınıfta kalan 450 bin öğrencinin durumunun araştırılması ve çözüm bulunması için ortak komisyon kurma önerisi yapan Dinçer, AKP’yi, kadrolaşma ve yandaşlarını kayıracak işler yapmaktan vazgeçip eğitimin sorunlarına ayna tutmaya çağırdı.


Başa dön


Yeni evleri otobüs durağı!
Eyüp ilçesine bağlı Güzeltepe Mahallesi’nde dün sabah saatlerinde yıkım gerginliği yaşandı. Yıkımı engellemek isteyen mahalle sakinleri, sokak aralarına barikatlar kurarak, bir süre polise ve yıkım ekiplerine direndi. Ancak, polisin panzerler ve gaz bombaları eşliğinde mahalleye girmesiyle, 13 gecekondu yıkıldı. Oturduğu gecekodu yıkılan İsmail Hafif (38) adlı kişi kalp krizi geçirerek hastaneye kaldırıldı.
Yıkım kararı alınan ve geçtiğimiz hafta eylemlere sahne olan Güzeltepe mahallesi dün sabahın erken saatlerinde yüzlerce polis ve iş makinalarıyla gelen yıkım ekipleri tarafından çevrildi. Yıkım ekiplerini bekledikleri için hazırlıklı olan mahalle sakinleri ise barikatları ateşe vererek, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ni protesto ettiler. Bu gelişme üzerine barikatı aşmak isteyen polisler, mahallelinin üzerine onlarca gaz bombası attı. Daha sonra Çevik Kuvvet ekipleri, su sıkan panzerler eşliğinde gazın etkisiyle sersemleyen mahallelinin üzerine yürüdü. Polisin barikatları kaldırması ve mahalleden bazı kişileri gözaltına almasının ardından yıkım işlemine geçildi.
Engelli kadın sokakta kaldı
Evlerini son ana kadar boşaltmayan mahalle sakinlerinden kimisi yıkım çalışmaları sırasında baygınlık geçirirken, tahliye sırasında eşyalarının kendi rızaları dışında götürülmesini engellemek isteyen iki kadın kısa süreli göz altına alındı.
Yıkım çalışması sırasında kiracı olarak kaldığı gecekondu yıkılan Hatice Büyükbaş isimli engelli kadın gözyaşlarına hakim olamadı. Büyükbaş, “Biz kiracıyız diye bize yer göstermediler, ev vermediler. Biz şimdi kız kardeşimle beraber otobüs durağında kalmak zorundayız. Yetkililerden ev istiyoruz” şeklinde konuştu.
Eşyalar gaspedildi iddiası
Ev sahiplerinin belediye ile anlaşması nedeniyle oturdukları ev yıkılınca çoğu daha yüksek kiraları ödeyemeyecek durumda olan kiracıların bazıları eşyalarını akrabalarının evlerine götürürken, bazı eşyaların ise yıkım bölgesindeki bir inşaata bırakıldığı görüldü.
Gazetemizin sorularını yanıtlayan kiracılar, eşyalarını mahalledeki otobüs durağına taşıyacaklarını söyleyerek, “Bize yer gösterilene kadar burada kalacağız” dediler.
Kız ve erkek kardeşlerinin aileleri ile oturdukları evleri yıkılan Mehmet Yön, yaklaşık 30 kişinin sokakta kaldığını söyleyerek, “Benim kız ve erkek kardeşim beraber kalıyorlardı. 8 kişi bir gecekonduda yaşıyorlardı. Belediye kiracıların eşyalarına el koyarak kendi deposuna götürdü. Bu bir gasptır” diyerek suç duyurusunda bulunmaya hazırlandıklarını belirtti. Yön içinde bulundukları durumu şöyle anlattı: “Burada yaşayan insanlar asgari ücret alıyor. Bu çevredeki kiralar ise 400 milyon liradan başlıyor. Bu kirayı veren adam nasıl geçinecek? Burada 150 milyona oturuyorlardı. Zaten asgari ücret alan bir vatandaşın gecekondu bölgesi dışında barınma şansı yoktur. Ne yapacağız bilemiyorum...”


Başa dön


Yayladere belediye başkanı kaçırıldı
Bingöl’ün Yayladere ilçesi AKP Belediye Başkanı Haşim Akyürek, silahlı bir grup tarafından kaçırıldı.
Edinilen bilgiye göre, önceki gün saat 13.30 sıralarında Sülbüs Tepesi’nde yol yapım çalışmalarını incelemeye giden Akyürek, burada silahlı bir grup tarafından kaçırıldı. Silahlı grup başkanla birlikte götürdükleri Zülfü Doğan’ı Çalıkağıl köyünde serbest bıraktı. 6-7 kişi oldukları belirtilen grup, daha sonra Akyürek’i alarak ortadan kayboldu.
Akyürek’in kaçırılmasıyla ilgili bilgi veren AKP Bingöl İl Başkanı Av. Yusuf Coşkun, Akyürek’in önceki gün öğle saatlerinde belediyenin çalışmalarını denetlemek için Sülbüs Dağı’na gittiğini söyledi. Akyürek’in buradan ayrılarak Çalıkağıl köyüne gittiğini kaydeden Coşkun, köyden dönüşte Akyürek’in yolunun bir grupça kesildiğini dile getirdi. Akyürek’in yanında bulunan Zülfü Doğan’ın köyde serbest bırakıldığını anlatan Coşkun, grubun Akyürek’i yanlarına alarak kırsal alana doğru gittiğini ifade etti.
‘Serbest bırakılmalı’
AKP Bingöl Milletvekil Ferzi Berdibek ise, Akyürek’in gezme amacıyla Sülbüs Dağı’na çıktığını belirterek, burada kimliği belirsiz kişilerce kaçırıldığını söyledi. Akyürek’in makam aracıyla Çalıkağıl mevkiine kadar götürüldüğünü kaydeden Berdibek, aracın askerler tarafından Çalıkağal’da bulunduğunu ifade etti.
Berdibek, “Sivil toplum örgütleri ortak bir deklarasyon yayınlamalıdır. Seçilmiş bir insana saygı gösterilmelidir, bir an önce de serbest bırakmalıdır” dedi.
İHD: Serbest bırakılsın
Akyürek’in kaçırılmasını Yayladere halkının iradesine yönelik bir hareket olarak değerlendiren
Bingöl İHD Başkanı Rıdvan Kızgın, kalıcı barış ve sorunların diyalog içinde çözülmesi için yoğun çabalar sarf ederken, toplumsal gerginliği arttırıcı olay ve uygulamalardan kaygılandıklarını belirtti.
Kızgın, “Çabalarımızın boşa çıkarılmasına neden olan bu tür olay ve uygulamaların barışa katkı sunmadığını, çatışma sürecini geliştireceğini belirtmek istiyoruz. Çatışma sürecinin geliştirilmesine ve toplumsal gerginliği arttırıcı her olayın insan hakları ihlallerinde tırmanışa neden olacak” dedi. Er Coşkun Kırandi’nin serbest bırakılarak sağ salim ailesine kavuşması için uygun koşulların yaratılması çabalarında henüz sonuç alınmadan, Akyürek’in kaçırılmasının, bu çabaların boşa çıkarılmasına yönelik olduğunu kaydeden Kızgın, “Haşim Akyürek’in derhal serbest bırakılmasını istiyoruz. Bu tür olayları, uygulamaları tasvip etmiyor ve kınıyoruz” diye konuştu.
Operasyon başlatıldı
Bu arada bölgede arama-tarama çalışmaları devam ederken il merkezi ve ilçelerde de huzur operasyonlarının yanı sıra şüpheli kişi ve araçların güvenlik güçleri tarafından kontrol edildiği belirtildi.

BAYDEMİR TEPKİ GÖSTERDİ: İNANILMAZ BİR OLAY
Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, Yayladere Belediye Başkanı Haşim Akyürek’in kaçırılması haberini “İnanılmaz bir olay” diyerek şaşkınlığını gizleyemediğini söyledi.
Başkan Baydemir, Akyürek’in biran önce serbest bırakılmasını talep etti. Olayın kişinin güvenliğinin ihlali olduğunu belirten Baydemir, yapılanın hiçbir ulvi amaçla bağdaşmayacağını vurguladı.
Seçilmiş bir insanın kaçırılmasının asla kabul edilemeyeceğini anlatan Baydemir, “Belediye başkanımızın serbest bırakılmasını talep ediyorum. Seçilmiş bir belediye başkanının kaçırılması açısından da kabul edilemez. Bu normal vatandaşların kaçırılması anlamına gelmemelidir. Kişinin can güvenliğinin ihlalidir. Belediye başkanımızın can güvenliği sağlanarak derhal bırakılmasını istiyoruz” dedi.
İHD Diyarbakır Şube Başkanı Selahattin Demirtaş da, kaçırılan belediye başkanının derhal serbest bırakılmasını istedi. Hiçbir insanın kaçırılmasını istemediklerini dile getiren Demirtaş, “Yapılan bu olay, insan haklarına, hukuka ve demokrasiye aykırıdır. Olayı basit olarak algılamamız mümkün değildir. Hemen kaçırılan başkanın bırakılmasını talep ediyoruz” dedi.


Başa dön


Dünya unuttu, Türkiye’de öldürüyor
Nur Karaoğlu
Avrupa ülkelerinde adları dahi artık unutulan brusella, şarbon, kırım kongo kanamalı ateşi yüzünden arka arkaya insanların ölmesi yine kontrol, denetim ve tedbirleri gündeme getirdi. Gelişmiş ülkeler için artık sorun olmaktan çıkmış, normal koşullarda görünmeyen bu hastalıklar yüzünden son dönemde arka arkaya ölümler yaşanırken, “yetkililer hastalık yapıcı etkenlerden uzak durun” uyarıları ötesine geçemedi.
2005’in ilk aylarında Çanakkale Gelibolu’da insanlarda kendini gösteren brusella hayvanlardan insanlara geçen oldukça bulaşıcı bir hastalık. Ancak hastalığın ortaya çıkması hayvanlara yapılan aşı ile önlenebiliyor. Haziran ayında Ağrı’nın Patnos ilçesinde tekrar görülen hastalık için devletin aldığı tedbirler, hastalığın çıktığı köyü karantinaya almanın ötesine geçemedi.
Brusella’nın ardından yine hayvanlardan insanlara bulaşan sarbona yakalanan insan sayısı sadece Bingöl’de 42 kişiyi buldu. Temmuz ayında bu sayı 100’e yaklaştı. İlk olarak Bingöl ardından Diyarbakır ve son olarak da 21 Temmuz’da Malatya Doğanşehir’de rastlanması hastalığın hızla yayıldığını, alınan tedbirlerin yeterli olmadığını gösterdi.
Kene ısırması ile ortaya çıkan kırım kongo kanamalı ateşi ise Türkiye’de ilk kez 2001 yılında Tokat’ta görüldü. 2003’de Giresun, Artvin, Ordu, Artvin’de görülen hastalık son üç yıl içinde 16 kişinin ölümüne neden oldu. 2005 yılında Tokat ve Kastamonu’da görülen hastalıktan 3 kişi hayatını kaybetti. Ancak yetkililerin tek önerisi “keneden uzak durun” oldu.
Ankara Veteriner Hekimleri Odası Başkanı Ayhan Filazi, “bu hastalıkların gelişmiş ülkelerde görülmesi ayıplanacak nitelikte” diyerek, bu hastalıkların birçok ülkede adının bile kalmadığını, ancak Türkiye’nin bu hastalıklarla mücadeleyi başaramadığını dile getirdi.
Geri kalmış ülke hastalıkları
Bu hastalıkların yıllardır Türkiye’de görüldüğünü belirten Filazi, özellikle kırım kongo kanamalı ateşinin çok geri kalmış ülkelerde görülen bir hastalık olduğunu ifade etti. Filazi, insanların bu hastalıklara özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da göründüğü gibi bir yanılgıya kapılmaması gerektiğini, denetimlerin daha sıkı olduğu düşünülen Ankara’ya kadar bu hastalıkların yaklaştığına dikkat çekti. Filazi, bu hastalıklarla mücadelenin süreklilik gerektirdiğinin altını çizerek, hayvanlara uygulanacak aşılama programlarının çok önemli olduğuna dikkat çekti.
3285 sayılı Hayvan Sağlığı Zabıtası Yasası’na göre aşılamaları devletin yapması gerektiğini belirten Filazi, “Türkiye’de ne kadar hayvan var, kayıt altına alınmaya çalışılıyor. Ancak Türkiye’de yeşil kart uygulaması mevcut, buna göre 5 inek ve 25 koyundan fazlasına sahip olan insanlar yeşil karttan yararlanamıyor. Böyle olunca yoksul köylü hayvanlarını kayıt ettirmiyor. Bu hayvanları da tabii kaçak kestiriyor” diye konuştu. Şarbonun ihbarı zorunlu bir hastalık olduğuna dikkat çeken Filazi, teşhis edildiği an hükümet veteriner hekimin bölgeye giderek karantinaya alması gerektiğini belirtti. Filazi, hastalık çıkan hayvanların kişilerden alınarak imha edilmek zorunda olduğunu ifade ederek, “devlet üreticinin 2-3 milyarlık hayvanına 500 milyon lira fiyat biçiyor. O yüzden üretici ihbar etmekten kaçınıyor” dedi.
Bu koşullarda normal
Denetim mekanizmasına dikkat çeken Filazi, “Şarbon hastalığını ilk mezun veteriner bile anlar. Yani teşhisi kolaydır. Ancak Ankara’da Mısırdalı, Beşkardeşler, Akbulut ve Beypazarı Belediyesi mezbahalarının ruhsatı yok. Bunlar dışında da birçok yer var. Buralarda veteriner çalıştırılıp çalıştırılmadığı belli değil. Sonuç olarak bu hayvanlarda hangi hastalıklar var anlaşılmıyor” diye konuştu. Kırıkkale’de geçen yıl şarbon görüldüğünü aktaran Filazi, “Kırıkkale Keçili’nin mezbahası berbat bir durumda. Dışarıda kesmek içerde kesmekten daha sağlıklı. Bu koşullarda bu hastalıkların çıkması çok normal” dedi.
Öncelikle kontrol mekanizması gerektiğinin altını çizen Filazi, kaçak girişlerin de en büyük etkenlerden biri olduğunu söyledi. Filazi, “Van’da hayvan hastalıkları ile ilgili bir sempozyum yapıldı. Burada sadece Van’a 10 bin tane kaçak inek girdiği dile getirildi. Ancak bizce daha çok. Hijyen şartlarına uyulmaması, yetiştiricinin yalnız bırakılması, sütünün para etmemesi bu hastalıkların en büyük etkeni” dedi.
Kene ile ilgili devletin ilaçlama yapması gerektiğini ifade eden Filazi, “Halk sağlığının korunması belediyelere verilmiş durumda. Ancak belediyeler karasinek, sivrisinek ile mücadele ediyor. Belediye sınırları dışındaki köylerde bu mücade bile yapılmıyor. Eskiden Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü vardı. Bu tip destekleri veriyordu. Geriye ne kaldı, köylü yalnız bırakıldı. Açıkca siz başınızın çaresine bakın denildi. Yaşananlar bunların sonucu” dedi.


Başa dön


Yasağa rağmen başladı
Bu yıl 6’ıncısı gerçekleşen Munzur Kültür ve Doğa Festivali, valiliğin erteleme kararına rağmen, sanatçı ve halkın katılımıyla dün başladı. İl dışından giden Tunceliler ise, şehir merkezine alınmayarak saatlerce Pertek’te bekletildi. Halk, valiliği protesto etti. Tunceli Yeraltı Çarşısı üzerinde yüzlerce kişinin katılımıyla başlayan festivalde konuşan Belediye Başkanı Songül Erol Abdil, festivalin barış ortamının bozulmaması için ertelendiğini hatırlatarak, “Bizce barajlara ve siyanüre hayır demek ve bu doğrultuda etkinlikler düzenlemek aksine barışa katkı sunacaktır. Ne yazık ki barışı, kardeşliği ve hoşgörüyü dile getirmeye dönük ve artık tüm halkımıza mal olmuş festivalimize tahammül edilememiştir” dedi. OHAL koşullarında bile Tunceli halkının festivali sağduyu içerisinde başarıyla kutladığını belirten Abdil, “Festivalin AB ve demokratikleşme söylemlerinin dillerden düşmediği bir dönemde yasaklanması bizce büyük bir çelişkidir. Güvenlik sorunu var ise güvenlik önlemi alınmalıdır bir halkın toptan cezalandırılması ne huzur ne de toplumsal vicdanda yeri yoktur” diye konuştu. Festivali yasaklama tutumunu eleştiren Abdil, “Halkımız kendi elleriyle büyüttüğü festivaline, diline, kültürüne, doğasına, inancına ve tüm demokratik haklarına sahip çıkmaya devam edecek ve dostlarıyla kucaklaşmaya devam edecektir” dedi. Abdil’in konuşması sık sık, “Festival halkındır halkın kalacak”, “Festivale uzanan eller kırılsın”, “Munzur özgür akacak” sloganları ile kesildi. Tunceli Emek ve Demokrasi Platformu Sözcüsü Hüseyin Ser, Tunceli Dernekleri Federasyonu (TUDEF) Başkanı İsmail Arslan ve sanatçı Necati Şahin’inde birer konuşma yaptığı açılışta, çalınan müzik eşliğinde gençler halay çekti. Bu arada festivale katılmak için Türkiye’nin çeşitli İllerinden Tunceli’ye gelen konuklar şehir merkezine alınmadı. Sabah saatlerinden itibaren Pertek’te bekletilen konuklar, bunun üzerine oturma eylemine başladı. Konukların Tunce’liye alınması için milletvekili Hasan Güyüldar ve Belediye Başkanı Abdil’in girişimleri sürüyordu.
Tunceli’de gözaltı furyası
Tunceli’de bir gün içinde 5 kişi gözaltına alındı. Önceki gün sabah saatlerinde bildiri dağıtan iki kadının gözaltına alınmasının ardından, akşam saatlerinde 3 kişi Tunceli Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı ekipler tarafından gözaltına alındı. “Yardım ve yataklık” suçlamasıyla gözaltına alınan üç kişinin isimleri şöyle: Mustafa Yıldırım, Nihat Akgün ve Mehmet Şarman. Görgü tanıklarının anlatımına göre; Mehmet Şarman önceki akşam Yenimahallede’ki evine giderken sivil polisler tarafından, tartaklandığı ileri sürüldü. Tanıklar, polislerin Şarman’ı daha sonra sivil bir aracın bagajına koyarak olay yerinden uzaklaştığını iddia ettiler. Mustafa Yıldırım ve Mehmet Akgün’nün ise, çarşı merkezinde polisler tarafından gözaltına alındığı belirtildi. Emniyet Müdürlüğü’nde yapılan ilk sorgularının ardından Yıldırım, Şarman ve Akgün için 24 saat ek gözaltı süresi istendiği öğrenildi. Öte yandan Munzur Kültür ve Doğa Festivali’ne katılmak için Bursa’dan gelen ve ismi öğrenilemeyen bir kişinin asker kaçağı olduğu iddiasıyla dün Pertek’te gözaltına alındı.
İlköğretim okullarında İngilizce’ye ağırlık verildi
İlköğretimdeki Fen Bilgisi dersi “Fen ve Teknoloji”, Resim-İş “Görsel Sanatlar” olarak isim değiştirdi. Ayrıca ilköğretime “Sanat Etkinlikleri”, “Spor Etkinlikleri”, “Satranç”, “Düşünme Eğitimi” ve “Halk Kültürü” seçmeli ders olarak konuldu. Vatandaşlık ve İnsan Hakları Eğitimi dersi ise kaldırıldı. Yeni programda İngilizce ders saatleri de artırıldı. Okulların haftalık ders programında İngilizce 4 ve 5. sınıflarda 4, 6-7-8. sınıflarda ise 8 saat oldu. MEB, 2005-2006 eğitim-öğretim yılında uygulanmaya başlanacak İlköğretim Okulları Haftalık Ders Çizelgesi’ni belirledi. Ancak, 6, 7 ve 8. sınıflara ait ders çizelgesi, 2006-2007 eğitim-öğretim yılından itibaren 6. sınıftan başlamak üzere kademeli olarak uygulanacak. Zorunlu ders saatleri sınıflara göre değişirken, ilköğretimin tüm sınıfları için zorunlu ders saatleri ile seçmeli ders saatlerinin toplamı haftada 30 olarak saptandı. Yeni çizelgeye göre, 1, 2 ve 3. sınıflarda zorunlu ders saati toplam 27; 4 ve 5. sınıflarda 26; 6, 7 ve 8. sınıflarda 28 olacak. Zorunlu derslere ek olarak 1, 2 ve 3. sınıflar 3; 4 ve 5. sınıflar 4; 6, 7 ve 8. sınıflar 2 saat seçmeli ders alacaklar. Yeni programa göre, ilköğretimde zorunlu dersler şunlar: Türkçe, Matematik, Hayat Bilgisi, Fen ve Teknoloji, Sosyal Bilgiler, T.C İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük, Yabancı Dil, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi, Görsel Sanatlar, Müzik, Beden Eğitimi, Teknoloji ve Tasarım, Trafik ve İlkyardım, Rehberlik/Sosyal Etkinlikler. Seçmeli dersler de şunlar: “Yabancı dil, Sanat Etkinlikleri, Spor Etkinlikleri, Bilgisayar, Satranç, Düşünme Eğitimi, Halk Kültürü, Tarım/Hayvancılık, Takviye ve Etüt Çalışmaları. Seçmeli dersler notla değerlendirilmeyecek. Ancak hangi öğrencinin seçmeli ders aldığı karnesinde ve diğer resmi kayıtlarda belirtilecek. Öğrenci seçmeli dersini ikinci dönem değiştirebilecek.
Umut Davası’nda karar verildi
Gazeteci-yazar Uğur Mumcu, Prof. Dr.Ahmet Taner Kışlalı, Prof. Dr. Muammer Aksoy ve Doç. Dr. Bahriye Üçok’un öldürülmesi olaylarının aralarında bulunduğu, çok sayıda olayı kapsayan ‘’Umut Operasyonu’’na ilişkin davada, sanık Ferhan Özmen, ‘’Anayasal düzeni cebren değiştirmeye teşebbüs etme’’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Davada, 1 sanık 15 yıl, 2 sanık 6’şar yıl 3’er ay, 4 sanık 3’er yıl 1’er ay, 1 sanık da 3 yıl 9 ay hapis cezasına mahkum edildi. Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın karar duruşmasına, tutuklu sanıklar Ferhan Özmen, Hasan Kılıç, Mehmet Ali Tekin ve Ekrem Baytap ile tutuksuz yargılanan Abdulhamit Çelik ve Mehmet Şahin ile sanıkların avukatları ve müdahil avukatları katıldı. Cumhuriyet Savcısı Salim Demirci, sanıkların cezalandırılması yönündeki eski mütalaasını tekrar ederken, Müdahil avukatlarından Halil Sevinç, Uğur Mumcu, Ahmet Taner Kışlalı, Muammer Aksoy ve Bahriye Üçok’u öldürülmelerini organize eden güçler de ortaya çıkarılıp yargılanmadığı sürece, dosyanın müvekkilleri açısından kapanmayacağını belirterek, kamu vicdanının da tatmin olmayacağını kaydetti. Duruşma sonunda sanık Ferhan Özmen eski TCK’nın 146/1. maddesi uyarınca ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Mahkeme heyeti, tutuklu sanıklar Hasan Kılıç ve Mehmet Ali Tekin’i Topluma Kazandırma Yasası çerçevesinde 6 yıl 3’er ayla cezalandırdı. Tutuklu kaldıkları süreyi dikkate alınınca Kılıç ve Tekin’in tahliyesine karar verildi. Sanık Mehmet Şahin, Fatih Aydın, Muzaffer Dağdeviren ve Abdulhamit Çelik ise 3’er yıl 1’er ay 15’er gün hapis cezasına çarptırıldılar. Sanık Yusuf Karakuş’a da 3 yıl 9 ay hapis cezası verilirken, sanık Ekrem Baytap 15 yıl hapse mahkum edildi. ‘’Umut Operasyonu’’, İstanbul’da terör örgütü Hizbullah’ın İlim Grubu’na yönelik 17 Ocak 2000 tarihinde düzenlenen operasyonda elde edilen CD ve disketlerdeki bilgiler üzerine, Gazeteci-Yazar Uğur Mumcu suikastının faillerini yakalamak amacıyla 21 Şubat 2000 tarihinde başladı. ‘’Umut Operasyonu’’na ilişkin soruşturmayı yürüten Savcı Hamza Keleş, 11 Temmuz 2000 tarihinde, 9 kişi hakkında idam istemiyle olmak üzere 17 sanık hakkında dava açtı, 111 kişi hakkında takipsizlik kararı verdi.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net