www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Munzur’da olmak vardı!
1955’in Temmuzu. Asfaltların eridiği aylar. Cayır cayır kavruluyor Adana. İşte o günlerin birinde bir Alman geldi, Adana’daki evimize. 1940’larda Alman ordusunda savaş pilotuymuş.

İşgal altındaki topraklardan
   tiyatro geliyor

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nca düzenlenen “2. Uluslararası İstanbul Mekan-Tiyatro-Festivali”, 6-16 Ağustos 2005 tarihleri arasında İstanbul’daki değişik mekanlardaki gerçekleştirilecek.

Mersin’de köylerde tiyatro
Mersin Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu’nun düzenlediği “Belde Şenlikleri 2005” geleneksel tiyatronun başarılı örnekleriyle sürüyor. Bu yıl ikincisi düzenlenen şenlikler, kapsamında 13 beldede köy seyirlik oyunlarısahneleniyor.


Munzur’da olmak vardı!
Bülent Habora
1955’in Temmuzu. Asfaltların eridiği aylar. Cayır cayır kavruluyor Adana. İşte o günlerin birinde bir Alman geldi, Adana’daki evimize. 1940’larda Alman ordusunda savaş pilotuymuş. Ama SS’le ilişkisi olmadığı ve sadece asker olarak görevini yaptığı için mahkemeye bile çıkarmamışlar onu, SSCB ve ABD yetkilileri... Sürekli başağrısından şikayet ediyordu. Bilmem kaç kez düşürülmüş uçağı. Kollarında, bacaklarında, göğsünde, sırtında, hemen her yerinde “Madeni parçalar” varmış. Tam bir biyonik adam. Ve kafatasında 35 cm2’lik bölüm ise gümüştenmiş. Adana sıcağında gümüş genleşince kahroluyordu adamcağız, İsa’sı şaşıyordu.
Karpuz ikram etmiştik. Bayılmıştı. Çünkü yaşamında ilk kez görüyormuş. Almanya’da falan yokmuş. (Bu gidişle biz de de olmayacak sanırım, bu tarım politikaları sayesinde.) Adam bir soru sordu; “Siz Türkler, şimdi nereye göç edeceksiniz?” Şaşırmıştık. O sırada Almanya daha Türk işçisi almadığı için, “Almanya’ya,” diyemedik. “Burası ülkemiz,” dedik. Adam güldü: “Siz Orta Asya’dan ata atlayıp, arkanıza karınızı, çadırınızı koydunuz, sonra dıgıdık/dıgıdık/dıgıdık/... Nerede bir yeşillik buldunuzsa, orayı kurutuncaya kadar kaldınız. Sonra yine dıgıdık/dıgıdık/dıgıdık ve yine yeşillik bir yer. Yine çevreyi yok ettiniz. Arkasından yine dıgıdık/dıgıdık/dıgıdık. Ve sonunda Anadolu’yu buldunuz. Yakında burayı da halledersiniz. Ama bu kez atla değil, kamyonlarla, otobüslerle, trenlerle göç edersiniz...”
Bu konuşmadan sonra tam 50 yıl geçti aradan. Birbirinden zevksiz ve Binbinga, Dieri (Dünyanın ilk kabileleri) insanlarının beyni kadar çalışmayan beyinlere sahip adamcıklar katlettiler Anadolu’yu, beton yığınlarıyla. Bu ilkellikle yoğun bakım odasına sokulan ülkemizde, beton silahıyla yok edilemeyen “Son Mohikan” topraklarımız ateşli silahlarla, bombalarla halledilmeye çalışıldı...
Ve güzelim Munzur
Doğa yine güçlü çıktı. Britanya adalarındaki bitki sayısınca bitki türüne sahip olan Munzur ve yöresi yine kazandı. Her taraf yeşermeye başladı.
Bundan 4 yıl önce, 16-17 Eylül günleri, Tunceli’deydim, saygın dostlarımla birlikte. Sanki bana “Munzur’u görme ödülü” verilmişti. “Beş arabalı akınlarda çocuklar gibi şendik”cesine Tunceli’den yola çıktık, Munzur Gözeleri’ne doğru. Bombalanan köprüler, yakılan dağlar, aklıma o Alman’ın 1955’te söylediklerini getirdi. Sonra “Doğanın isyanı”nı gördüm. Kıpır kıpır etti içim. Doğa, Sylvester Stallone’lerin yok edicilerini iplemiyordu bile.
Ama şimdi de Munzur Barajı’yla doğayı yok etmeyi istiyor hüdayinabitler. Amerika’lı gencecik bir bilim adamını izlemiştim televizyonda. Güzel mi güzel 3 Amerikan adası, Rantiş’ler (O biçim rantiyeler demenin argocası) turist parası yemek için çok katlı oteller yapar. Biraz deprem ve onun KDV’si toprak kaymaları sonucu oteller toprak düzeyine iner. Genç bilim adamı der ki: “Siz evinizi kiracıya veriyorsunuz. O da evinizi harap ediyor. N’aparsınız? Atarsınız evden... İşte doğa ev sahibi, bizler de o kötü kiracılarız...” Munzur’da da ev sahibi, günü gelince, “Hadi yallah, çıkın evimden,” diyecek, eminim. Tabii baraj ve müştemilatı yapılınca...
Tunceli Belediye Başkanı Songül Erol Abdil, “Munzur’u görmeniz yeterli” diyor. Ahhh keşke, Ankara’da ikâmet edip de, Munzur’u görmeden, Munzur üzerine “Katli vaciptir” kararı verenler bir görseler bu dünya güzeli bölgeyi...
Sonunda Munzur Festivali’ni de yasakladılar. Şimdi geriye bir şey kaldı; fırıncılara emretsinler de Tuncelilere ekmek de verilmesin!..


Başa dön


İşgal altındaki topraklardan tiyatro geliyor
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nca düzenlenen “2. Uluslararası İstanbul Mekan-Tiyatro-Festivali”, 6-16 Ağustos 2005 tarihleri arasında İstanbul’daki değişik mekanlardaki gerçekleştirilecek. Farklı kültürleri biraraya getirme amacı ve “dostluk ve barışa köprü” temasıyla yapılan festivalde, işgal altındaki Irak ve Filistin’den gelen tiyatrolar dikkat çekiyor, oyunlarda savaş karşıtı vurgular öne çıkıyor.
Filistin ve Irak’ın yanısıra Tunus, Suriye, Lübnan, Kırgızistan, Finlandiya, Sırbistan-Karadağ, Danimarka, Arnavutluk, Makedonya, Türkmenistan, Gürcistan, Özbekistan, Bosna-Hersek, İsveç, Suriye ve Kanada’nın da bulunduğu çeşitli ülkelerden yaklaşık 500 tiyatro sanatçısının katılacağı festivalde, tüm oyunlar ücretsiz izlenebilecek. Açılışı, 6 Ağustos Cumartesi günü tüm toplulukların katılımıyla Dolmabahçe Sarayı’nda yapılacak olan festivalde, Galata Köprüsü, Gülhane Parkı, Harbiye Açıkhava Tiyatrosu, Yerebatan Sarnıcı, Sultanahmet Meydanı, Rumelihisarı, Dolmabahçe Sarayı ve Ihlamur Kasrı gibi pek çok mekan tiyatro sahnesine dönüşecek. Festivalin kapanıış da 16 Ağustos
Salı günü Galata Köprüsü’nde yapılacak. Açılış ve kapanış etkinliklerinde, 200 sanatçının görev alacağı özel gösterimler yapılacak.
İşgal Altındaki Masallar
Festivale Filistin’den katılan Al-Kasaba Tiyatrosu biyografik bir çalışma olan “İşgal Altındaki Masallar”ı İstanbullu izleyici ile buluşturacak. Oyunda sıradan hayatlarına geri dönebilmek için mücadele veren, işsizlik ve sıkıntı içindeki Filistin halkının, uluslararası medya tarafından nasıl bir obje haline getirildiği ele alınıyor. George İbrahim Habaş’ın yönettiği oyun, 1970 yılında kurulan Al Kasaba Tiyatrosu tarafından sahneleniyor. Oyun, 7 Ağustos Pazar günü saat 21.00’de Harbiye Açıkhava Tiyatrosu’nda ücretsiz olarak izlenebilir.
Irak Devlet Tiyatrosu’da “Güle Güle Godot” adlı oyunla festivalde yerini alıyor. Samuel Beckett’in “Godot’u Beklerken” adlı oyununun, Irak’ın savaş sonrası toplumsal yapısına göre yeniden uyarlandığı oyunda, Irak halkının yaşadığı işkence ve zulüm işleniyor. Oyun, tüm acılara karşın Irak halkının barış, kardeşlik ve özgürlük adına, küçük de olsa, taşıdığı umada dikkat çekiyor. Oyunu, 15 Ağustos Pazartesi günü Galata Köprüsü’nde izlemek mümkün.
Her iki işgalin yakın komşusu Suriye de, festivale savaş karşıtı bir oyunla katılıyor. Şam Devlet Tiyatrosu’nun sahnelediği “Benim General”im adlı oyun, bir Amerikan Generali’nin savaştan uzaklaşmak ve rahatlamak için, er Hong’un köyüne gitmesini anlatıyor. Oyunda, ailenin hayatını cehenneme çeviren generalin köyden gitmesinin ardından, köydeki yaşamda bıraktığı olumsuz izler aktarılıyor. Oyun, 14 Ağustos Pazar saat 21.00’de Rumeli Hisarı’nda izlenebilecek.
Finlandiya da, “Bostan Korkuluğunun Ölümü” adlı savaş karşıtı bir oyunu sahneliyor. Adam Darius ve Kazimir Kolesnik’in ikili performansları, savaşın acı veren sesleri üzerine kurulu bir çalışma.
Asya’dan tiyatrolar
İstanbul Mekan Tiyatro Festivali, Ortaasya’dan pek çok tiyatroyu İstanbullularla buluşturması açısından da önem taşıyor. Bu ülkelerin tarihine, kültürüne ve tiyatroya yaklaşımlarına dair önemli bilgiler de veren oyunlar arasında yer alan Kırgızistan’ın sahnelediği “Barsberk” adlı oyun, kaynağını Orhun Yazıtları’ndan alan Kırgız tarihine dair bir oyun. Çuvaşistan’ın oyunu “Ulga Gelin’in Üç Gelini” ise oğullarını en güzel ve zengin kızlarla evlendirmek isteyen bir kadının ilginç durumunu konu alıyor. Türkmenistan’ın “Nusay Aşkı” ve Başkırdistan’ın “Sonbaşkurt” adlı oyunları da konularını tarihten alan oyunlar. Özbekistan’ın “Kızıl Elma” adlı oyunu ise Özbek geleneklerinin nasıl korunduğunu işliyor.
Lübnan’ın “Elmadan Bir Isırık Al”, Sırbistan’ın “Daha Yakın”, Danimarka’nın “Büyük Final”, Arnavutluk’un “Cimri”, Makedonya’nın “Baba”, “Hasan Ağa’nın Karısı” ve “Azizname”, Norveç’in “Yavaş Uçuş”, Gürcistan’ın “Samimiyet” Bosna Hersek’in “Lanetli Avlu” ve “Müfettiş”, İsveç’in “Elektra’nın Erkek Kardeşleri”, Kanada’nın “Uçanlar Sürüsü” adlı oyunları festivalde sahne alacak diğer oyunlar. Tunus ise, “Güzel Hasat” adlı bir sirk tiyatrosu ile İstanbul’a geliyor.

FESTİVALE KATILAN TOPLULUKLAR
Filistin / Al-Kasaba (İşgal Altındaki Masallar); Bosna-Hersek / Bosna Halklar Tiyatrosu-Zenica (Lanetli Avlu - İvo Andriç); Finlandiya / Adam Darius-Kazimir Kolesnik (Bostan Korkuluğu’nun Ölümü); Danimarka / Batida (Grand Finale); Sırbistan Karadağ / Karadağ Halk Tiyatrosu (Daha Yakın (Closer) Patrick Marber); Çuvaşistan / Ioakim Maksimov-Konskinskiy Çuvaş Dram Tiyatrosu (Ulga Nine’nin Üç Gelini); Arnavutluk / A.Z. Cajupi Tiyatrosu (Micer Cimri -Moliere); Başkırdistan / M. Gafuri Akademik Devlet Tiyatrosu (Başkurt’un Rüyası); Makedonya 3 / B.M. Tiyatro ve Film Prodüksiyon Şirketi (Baba-August Stryndberg); Gürcistan / Tiyatro Padval (Samimiyet); Kırım Tatar / Akademik Milli Dram Tiyatrosu (Dubaralı Toy ); Özbekistan / Akademik Devlet Dram Tiyatrosu (Kızıl Elma); Tunus / Tunus Devlet Tiyatrosu (Güzel Hasat); İsveç / Unga Riks İsveç Ulusal Gezi Tiyatrosu (Electra’nın Erkek Kardeşi); Makedonya 2 / Üsküp Türk Tiyatrosu (Azizname - Yücel Erten); Makedonya 1/ Bitola Halk Tiyatrosu (Hasan Ağa’nın Karısı-Lyubomir Simoviç); Bosna Hersek 2/ Saraybosna Halk Tiyatrosu (Müfettiş - Gogol); Suriye / Şam Devlet Tiyatrosu (My General); Kanada / Corpus Theatre (A Flock Of Flyers); Irak / Irak Devlet Tiyatrosu (Good Bye Godo), Türkmenistan /Alp Arslan Türkmen Milli Gençler Tiyatrosu (Nusay Aşkı); Kırgızistan/T.Abdumomunov Milli Akademik Dram Tiyatrosu (Barsbek),Katar / Katar Devlet Tiyatrosu (Müziğin Pırıltısı) Lübnan/ Zico House (Elmadan Bir Isırık Al); Norveç / Her Stay Dans Tiyatrosu (Yavaş Uçuş).


Başa dön


Mersin’de köylerde tiyatro
Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde yazlık sinema
Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde ağustos ayında kültür, neo-liberalizmin ve küreselleşmenin, emekçiler ve insanlığın geleceği üzerinde yarattığı yıkımın toplumsal boyutlarını anlatan filmler gösteriliyor. Etkinlikler kapsamında 1-5 Ağustos tarihleri arasında Ken Loach’ın “Demiryolcular”; 8-12 Ağustos tarihleri arasında Mark Herman’ın “Borunu Öttür”; 15-19 Ağustos tarihleri arasında Bahman Ghobadi’nin “Sarhoş Atlar Zamanı”; 22-26 Ağustos tarihleri arasında Fernando Solanas’ın “Yağma Anıları: Toplumsal Kıyım” isimli filmleri gösterilecek. Bu arada 17 Ağustos akşamı “Sarhoş Atlar Zamanı” filminden önce, gerçekleştirilecek anma etkinliği çerçevesinde kültür merkezi sinema biriminin gerçekleştirdiği “Nazım Çadırkent” belgeseli de gösterilecektir. Film gösterimleri hafta içi her akşam, saat 21.15’te başlıyor ve ücretsiz. 5-19 Ağustos tarihleri arasında Bahman Ghobadi’nin “Sarhoş Atlar Zamanı” isimli filmi izlenebilir.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net