www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Valiye istifa çağrısı
Munzur Kültür ve Doğa Festivali’nin yasaklanmasına tepki gösteren yüzlerce kişi, valiyi istifaya çağırdı.

‘Öldüren yağcılık’a dava
Erdoğan’ın ili ziyareti sırasında yolları trafiğe kapatan ve diyaliz hastası Mehmet Sait Hiçdurmaz’ın ölümüne yol açan Urfa Emniyeti aleyhine, 30 milyar liralık tazminat davası açıldı.

Sansürle sesim kısıldı
Akşam gazetesindeki köşesi sansürlendiği için istifa eden Ahmet Tulgar, köşe yazarı statüsüne gelmiş bir kişiden, statükodan yana tavır almasının beklendiğini söyledi.

Mimarlar seçimini yapmalı
22. Dünya Mimarlık Kongre’sinin açılış oturumunu gerçekleştiren, “insanı koruyan mimarlık” anlayışı üzerine yaptığı ve Irak işgalini eleştiren konuşması ile alkışlanan ve kongre boyunca pek çok oturumda sözleri referans olarak alınan mimarımız Cengiz Bektaş’la kongre üzerine söyleştik.


Valiye istifa çağrısı
Bu yıl altıncısı düzenlenecek olan Munzur Kültür ve Doğa Festivali’nin valilik tarafından yasaklanması, halk tarafından protesto edildi. Valiyi istifaya çağıran yüzlerce kişi “Baskılar bizi yıldıramaz” şeklinde slogan attı. Belediye Başkanı Abdil, halkı provokasyona gelmemeye çağırdı.
Tunceli Emek ve Demokrasi Platformu, Dersim Temel Haklar Derneği, Partizan ve DHP, önceki akşam Yeraltı Çarşısı üzerinde basın açıklaması düzenleyerek festivalin yasaklanmasına tepki gösterdi. Sık sık “Vali şaşırma sabrımızı taşırma”, “Vali istifa”, “Baskılar bizi yıldırımaz” sloganları atan yüzlerce kişi yasak kararının iptal edilmesini istedi.
‘Fiilen yapılacak’
Tunceli Belediye Başkanı Songül Erol Abdil’in de katıldığı basın açıklamasında konuşan ESM Genel Merkez Yöneticisi Hüseyin Ser, Munzur Kültür ve Doğa Festivali’ni yasak kararına rağmen fiilen gerçekleştireceklerini söyledi. Aydın ve sanatçıları Tunceli halkıyla dayanışmaya çağıran Ser, festivalin ertelenmesine neden olarak gösterilen “güvenlik” gerekçesinin gerçekçi olmadığını kaydetti.
Ser şöyle devam etti; “Bu tutum Kürt halkının demokratik haklarına karşı sürdürülen inkar, imha ve şiddet politikalarının bir parçasıdır. Munzur festivali ki barış ve kardeşlik duygularımızı ilan ettiğimiz bütün insanlığın ortak değerleri olan kültürümüze ve doğamıza sahip çıktığımız, Dersim’in çöken ekonomisine büyük katkısı olan, Dersim’i kültürü ve doğasıyla tüm dünyaya tanıtan kapsamlı bir organizasyondur.”
Provokasyon uyarısı
Basın açıklamasında konuşan Tunceli Belediye Başkanı Songül Erol Abdil ise, yasak kararının geri alınması için çalışmaları sürdürdüklerini belirterek, halkı provokasyona gelmemeye çağırdı. Abdil, “Biz inanıyoruz ki festivalimizi coşku içinde kutlayacağız” dedi.


Başa dön


‘Öldüren yağcılık’a dava
Sultan Özer
Başbakan Erdoğan’ın Urfa ziyareti sırasında yolları trafiğe kapatan ve diyaliz hastası Mehmet Sait Hiçdurmaz’ın ölümüne yol açan Urfa Emniyeti aleyhine 30 milyar liralık tazminat davası açıldı.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Urfa’ya 14 Mayıs 2005 tarihinde yaptığı gezi nedeniyle, yolların araç trafiğine kapatılması, üstelik ambulans ve diğer sağlık araçlarının da geçirilmemesi diyaliz hastası Mehmet Sait Hiçdurmaz’ın ölümüne yol açmıştı. Gazetemizin 20 Mayıs 2005 tarihli sayısında, “öldüren yağcılık” başlığı ile manşetten verdiği haberde de yer aldığı gibi, Başbakan’ın ziyareti sırasında Hiçdurmaz’ın içinde bulunduğu, üzerinde “Şanlı Diyaliz Merkezi” yazılı özel diyaliz aracına da geçiş hakkı verilmemişti. Tüm çabalara ve hastanın fenalaştığını söylemesine rağmen polisler diyaliz aracına yolu açmamış ve yürüyerek diyaliz merkezine gitmek zorunda kalan Hiçdurmaz, böbrek yetmezliğine bağlı kalp yetmezliği nedeniyle yaşamını yitirmişti. Hiçdurmaz’ın ölümü, gazetemizde yer alan haber üzerine, Mersin Milletvekili Hüseyin Güler tarafından Meclis’e taşınmıştı. Güler’in, Başbakan’ın yanıtlaması istemiyle verdiği sözlü soru önergesi, Meclis Gündemi’nde bekliyor.
Tazminat davası açıldı
55 yaşında, üç çocuk babası Hiçdurmaz’ın ölümünden Şanlıurfa Emniyeti’ni sorumlu tutan eşi Nihal Hiçdurmaz ise yargı yoluna başvurdu.
Nihal Hiçdurmaz ve çocukları adına, Urfa Emniyet Müdürlüğü’ne izafeten Valilik aleyhine, 20 milyarı manevi, 10 milyarı da destekten yoksun kalmaktan dolayı maddi tazminat istemiyle Avukat Şengül Güzel tarafından tazminat davası açıldı. Dava dilekçesinde, Hiçdurmaz’ın ölüm nedeninin raporda, böbrek yetmezliği ve buna bağlı kalp yetmezliği olarak gösterildiği, bunun ilk bakışta normal bir olay gibi gözüktüğü belirtilerek, “ancak emniyet mensuplarının neden olduğu, görevlerini yerine getirmeme ve meslekleri gereğince korumaları gereken insan hayatına yeterli değeri vermeme sonucu ölüm” olduğunun altı çizildi.
‘Kötü niyet ve ihlal’ iddiası
Dilekçede, “hasta, ambulans ve hasta taşıyan tüm araçların trafikte her koşulda geçiş üstünlüklerinin olmasına, hasta ve araç şoförü tarafından emniyet mensuplarına durumun aciliyetinin anlatılmasına rağmen aracın geçmesine izin verilmemiş ve görevlerini yerine getirmemeleri ve insan hayatına gerekli özen ve değeri vermemeleri nedeniyle ölüme neden olunmuştur” denildi. Polis Vazife ve Selahiyetleri Yasası’na göre de bu durumda polislerin hassasiyet göstermesi, hastanın hayatını tehlikeye atmaması gerektiğine atıfta bulunulan dilekçede, bu görevin yerine getirilmemesinin Hiçdurmaz’ın ölümüne yol açtığı vurgulandı.
Ölüm ile geride kalan aile yaşamının da anlatıldığı, babasını gözleri önünde kaybeden kızının psikolojik olarak toparlanamadığı, üniversite sınavlarına hazırlanan ve başarılı da olan diğer kızının, bu ölümün de etkisiyle bir ay sonra girdiği sınavlarda başarısız olduğu, benzer psikolojik sorunları anne Nihal Hiçdurmaz ile diğer kızının da yaşadığına işaret edilen dilekçede, “ölüme sebebiyet veren olayın tamamen kötü niyet ve ihmalden kaynaklandığı” vurgulandı.


Başa dön


Sansürle sesim kısıldı
Akşam gazetesi yazarlarından Ahmet Tulgar, köşe yazısı gazete yönetimi tarafından sansürlendiği için, ‘sansürün kaldırılışı’nın 97. yıldönümünün kutlandığı bir zamanda işinden oldu. Akşam gazetesinin yazarlarına karşı uyguladığı sansürü protesto eden Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS), Türkiye Yazarlar Sendikası (TYS), Uluslararası PEN Türkiye Merkezi, Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD) İstanbul Şubesi, İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi, 78’liler Girişimi ve Haber Sen, Tulgar’la dayanışma toplantısı düzenlediler.
TGS Genel Merkezi’nde dün saat 11:00’de düzenlenen toplantıda konuşan TGS Genel Başanı Ercan İpekçi, medyada devlet sansürünün yanı sıra patron ve editör sansürü olduğunu da dile getirdi. Yeni TCK’nın gazetecileri otosansür ve hapis makasına sıkıştırdığını ifade eden İpekçi, söz konusu kanunun, gerçek bilginin büyük ölçüde halka ulaşmasını engelleyeceğini ve halkın haber alma hakkını ortadan kaldıracağını vurguladı. Devletin, kanunlar ve kırmızı çizgilerle uyguladığı sansür dışında medyanın kendi içinde uyguladığı otosansür de olduğuna dikkat çeken İpekçi, sınırlı sayıda gazetecinin işsiz kalmayı göze alarak, sansür ve otosansüre karşı direnebilme cesaretini gösterdiğini, Ahmet Tulgar’ın da bu ender gazetecilerden biri olduğunu söyledi. İpekçi, yapılması gerekenin, TCK’nın getirdiği kısıtlamalara adapte olmak değil, basın ve ifade özgürlüğünün sınırlarını zorlayarak, gazetecilik meslek ilkelerine uymayan hükümlerin üstüne gitmek olduğunu ifade etti.
Medya iki sınıflı
Köşesinde, F tipi cezaevinden bir mahpusun mektubuna yer verdiği için sansüre uğrayan Ahmet Tulgar, sansürün gazetelerdeki yaşam tarzıyla ilişkili olduğunu anlattı. Medyada son 10-15 senede iki sınıfın oluştuğunu, bir tarafta medya patronları ve onun etrafında örgütlenen yazı işleri müdürleri, yazarlar ve editörler olduğunu, diğer tarafta ise muhabirler, teknik ekipten matbaa işçilerine kadar inen bir piramit bulunduğunu dile getiren Tulgar, şöyle konuştu: “Birinci kesimin bulunduğu ayrıcalıklı konumdan ötürü gerçeklikle ilişkileri kopmuş durumda. Bu yüzden de köşe yazarı statüsüne gelen bir insandan mutlaka statükodan yana tavır almasını bekliyorlar. Benim ve benim gibi bazı arkadaşları bu iki kesim arasındaki köprü olarak değerlendirebiliriz. Bunun için bize karşı yaklaşımlar ikircikli oluyor. Örgütsüzlük de çok büyük problem olduğu için destek alamayarak iki arada bir derede kalıyoruz.” Akşam gazetesinde hiçbir zaman kalıcı olmayacağını bildiğini aktaran Tulgar, köşesinin sansürlenmesinin kendisinde çok fazla baskı yarattığını ve gazeteyle ilişkisinin bittiğini hissettiği için istifa ettiğini söyledi.
‘Kendi sesim kısıldı’
Tulgar köşesinin sansürlendiğinde yaşadıklarını şöyle anlattı: “Mektubu yayınlamak istememin sebeplerinden biri o insanların ruh halini, nasıl yalnızlaştırıldıklarını ve seslerini duyuramıyor oluşlarının nasıl giderek travmatik bir etki yarattığını göstermekti. Mektup bana, ‘konumumu kaybetmemek için mektuplarını çekmecede sakladığımı’ söylüyordu. ‘Suskunluğumuzun kanıtı çekmecelerimizde’ başlıklı yazıma değinerek beni eleştiren bir mektuptu. Ama gazetenin kararı sanırım F tipinden gelen hiçbir yazıyı gazetede görmek istememeleri yönüydeydi. Bana da yazıyı girmeyeceklerini ve başka bir yazı yazmam gerektiğini söylediler. Bende herkesin sesini duyurduğunu ve bu insanların da duyurması gerektiğini söyledim. Mektuptaki benim sesim değil bir başkasının sesiydi. Ama onun sesi kısılırken gerçekten kendi sesim kısılıyor gibi hissettim ve o yüzden bende ayrılıyorum dedim.”
Destek verdiler
Tulgar’ın gördüğü sansüre karşı çıkarak destekte bulunan Gazeteci Celal Başlangıç, TYS Genel Başkanı Enver Ercan, Uluslararası PEN Türkiye Merkezi Başkanı Vecdi Sayar, ÇGD İstanbul Şubesi Yöneticisi Cengiz Ardıç, İHD İstanbul Şubesi Başkanı Eren Keskin, 78’liler Girişimi Sözcüsü Celalettin Can ve Haber Sen MYK üyesi Mehmet Demir de yaptıkları konuşmayla, sansüre karşı mücadele etmenin önemini anlattılar.


Başa dön


Mimarlar seçimini yapmalı
Elif Görgü
22. Dünya Mimarlık Kongresi, yaklaşık 8 bin yerli yabancı mimar ve mimarlık öğrencisinin katılımı ile sona erdi. Kongre ücretlerinden, ödül törenlerinin bile ücretli olmasına ve bazı ödül alan öğrencilerin bu yüzden törene katılmamasına; “büyük mimarlar”ın konuşmaları ve birkaç başka oturum dışında kalan sunumlara katılımın azlığına kadar birçok tartışmalarla geçen kongre sonuç bildirgesine ise dolaylı yollarla ifade edilmiş olsa bile Irak işgali, küreselleşme eleştirisi ve barınma hakkı damgasını vurdu.
Kongre’nin açılış oturumunu gerçekleştiren, “insanı koruyan mimarlık” anlayışı üzerine yaptığı ve Irak işgalini eleştiren konuşması ile alkışlanan ve kongre boyunca pek çok oturumda sözleri referans olarak alınan mimarımız Cengiz Bektaş’la kongre üzerine söyleştik.
22. Dünya Mimarlık Kongresi oturumları ve kongre organizasyonu ile ilgili kısa bir değerlendirme yapabilir misiniz? Başarılı bir kongre oldu diyebilir miyiz?
Dünya mimarlık kongrelerinin daha önce de bir ikisini biliyorum. 22. Kongre diğerleri ile karşılaştırılamayacak kadar başarılıydı. Sezar’ın hakkı Sezar’a... 800’ün üzerinde bildiri geldi. Bunların görüşülmesini örgütleyebilmek ayrı bir başarı.
Dünyanın ünlü mimarları geldi. Bu gerçekten çok zor bir işti, başarıldı. Giriş elbette ucuz değildi. Ancak bundan 10 yıl önce Londra’da böyle bir kongreye girmek 480 pound idi. Ben bu parayı bulamadığım için girememiştim. Korsan katılarak sergimi açmıştım. İstanbul’da giriş, mimarlara 400 dolar, mimarlık öğrencilerine 150 dolardı; öğrenciler için olabilir bir ücretti. İnsanlar gerçekte olmayacak kadar düzenli ve güzel bir biçimde bir arada bulundular. Ama yine de her yerde olduğu gibi herkes her şeyi izleyemedi.
Kongre’ye, gazetecilerin de çok ilgisini çeken “dünyaca ünlü” mimarlar katıldı. Bu mimarların kongredeki katılımları ve sunumları ile önemli bulduğunuz ayrıntılar var mı?
Önemli şeyler oldu… Örneğin uluslararası düzeyde paranın hizmetinde çalışan, bizde de çok önemli gösterilmeye çalışılan bir mimar, “yanlış yaptık” diye özür dilemiş. Bu sözlerini kendi kulaklarımla duymak isterdim. Bizdeki kopyacıları bakalım ne yapacaklar? Bunun dışında Mario Botta, Zaha Hadid gibi gene moda olarak çok şişirilen mimarlar vardı. Zaha Hadid Iraklı. Kongrede mallarını sergiledi. Irak üzerine bir laf söylesene, ben mi söyleyeceğim senin yerine! Gidip oraya silah deneyen insanlara yapı yapmak neyin nesi? Bunlar çok önemli. Ayrıca Türkiye’deki genç mimarların da, öğrencilerin de kimin ne söylediğini görebilmeleri konusunda da başarılı bir kongre oldu. Ne olursa olsun bütün bu insanları, bir araya toplamak öyle her örgütlenmenin başarabileceği bir iş değildi. Bunu sağlayanlara kendi adıma teşekkür ediyorum
Sizin deyiminizle kongrede herkes her istediğini söyledi. Her şey söylenince nasıl sonuçlar ortaya çıktı?
Çok önemli sonuçlar çıktı. Örneğin görüldü ki o ağababalar, “şişman kediler”, “yıldız” sayılan mimarlar pek de yıldız değildirler… Kendi mallarını satmak için buraya gelmiş esnaflardır. Bir manavdan çok büyük farkları yoktu. Bunları herhalde aklı başında insanlar değerlendireceklerdir. Onlara karşın Hindistanlı bir mimar, Charles Corea şunu söyledi; “Ben buraya gelirken malımı sergilemeye gelmedim. Ben sanıyordum ki kentleri, yaşama biçimlerini ve mimarlığı tartışacağız”. Ne yazık ki benden, Charles Corea’dan başka buna çok değinen olmadı. Bir başka sonuç da şu. Zaha Hadid gibi mimarlar bizim dergilerde, yayınlarda, okullarda pazarlanıp durdular. Bu yüzden öğrenci de onların konuşmalarını doldurdu. Bu da bizdeki eğitimin düzeyini gösteriyor. Kime göre eğitim yapılıyor? Dünya tüccarlarına göre eğitim yapılırsa sonuç bu olur elbette. Ama olsun, bunlar görüldü. Benim açılış konuşmasında söylediklerim ile ilgili yurdışından ve içinden insanlar “Bunlar bildiriye girmeli” dediler ve gerçekten de girdi.
İstanbul Deklarasyonu’nda Irak işgali ve küreselleşme eleştirisi oldukça dolaylı anlatımlarla yer aldı. Dünya Mimarlık Kongresi’nin, işgal ve tüm kültürel ve yaşamsal değerlerin yok edilmesine daha net bir karşı çıkışı olması gerekmez miydi?
Bu kadarını bile önemli saymak gerekiyor. Niye? Az önce anlatmış olduğum bir ortamın yarattığı örgütlerin içinde, böyle sözleri söyleyecek insanlara söz verilmesi ve bunun sonuç bildirisine girebilmesini bir ilk adım saymak gerekiyor. Önemli olan şimdi bunun üzerine ne koyacağız? Gerçekten bugünkü gibi paranın, gücün buyruğunda olmayı sürdürecek mi mesleğimiz, dünya pazarında küreselleşmenin aracı mı olacağız; yoksa farklı mi bakacağız mesleğimize; insancıl mimarinin ve kentlerin yaratılması için mi bir araya geleceğiz?
Kapanış bildirgesindeki kararların mimarlık meslek kararlarına ve uygulamalarına yansıması nasıl gerçekleştirilecek?
İstanbul bildirisi yalnızca açıklanmakla kalmadı, bildiri artık Dünya Mimarlar Birliği’nin (UIA) elinde. UIA bir dünya örgütü ve göz ardı edilemeyecek bir kuruluş; belirli bölge örgütleri, ulusal örgütleri var. Bu nedenle bütün dünya mimarlarına ses verebiliyor. Belki kimileri bundan rahatsız bile olacak. Bu yüzden bildiri birçok yerde yuvarlatılmış, tam açık seçik söylenememiş bazı kimi şeyler, laf dolandırılmış ama bu kadarıyla bile önemli.

Şişman kedi olursunuz, paranız da olur
Kongre’de tartışılan konulardan biri de küreselleşme ve mimarlık ilişkisiydi. Sizce küreselleşmenin mimarlık ve dolayısıyla da kentleşmeye nasıl etkileri oldu ve oluyor? Türkiye’deki mimarlık nasıl etkileniyor?
Avrupa Birliği’ne bakalım. İsveçli istemiyor AB üyeliği içinde kendi kültürünün eritilip yok edilmesini, Alman da istemiyor. Biz ise neredeyse her şeyimizden vazgeçeceğiz oraya katılalım diye… Neden? Üç kuruşluk yaşam düzeyim düzelecekmiş. Nasıl düzelecek? Hitler ne yaptıysa silahıyla, bunlar da başka araçlarla bunu yapmaya çalışıyorlar. Neyimiz kalıyor bize? Türkiye’de yeniden Düyun-u Umumiye çağıdır şimdi. Bunların buyruğunda mimarlık yapabilirsiniz. Şişman kedi olursunuz, paranız da olur. Ancak İnsan odaklı, gerçekten insancıl ortamın yaratılması için, geleceğe karşı sorumluluğunuzu düşünerek seçiminizi de yapabilirsiniz. Türkiye’de sanırım 1972’de belirlenmişti, ülkenin yalnızca 3 bin mimara gereksinimi var diye. Oysa bugün 37 bin... Bu iyi bir planlama olmadığını gösteriyor. İkincisi, 4 yıl okutup da insanın eline bir mimarlık diploması veriyoruz, dünyanın hiçbir yerinde olmadığı gibi hemen yapı yapabilme olanağına kavuşuyor. Mimarlık bir deneyim işi. Sinan’ın döneminde bile böyle değildi... Taşçıdan, marangozluk işlerinden, dülgerlikten, metal, cam işlerinden ayrı ayrı icazet (diploma) almak zorundaydınız. Ancak ondan sonra küçücük bir onarım işi alabilirdiniz. Bunca çok mimarın olduğu yerde elbette işsizlik de olur. Çok iş yapıyor gözüken mimarlar da günün birinde işsiz kalacak… Almanya’dan, İtalya’dan, her yerden proje alıyor bizim sonradan görme anamalcılar… GATS’ı 1995’te imzaladık. Yabancı mimarlar gelip burada çalışabilecekler ama biz orada çalışamayacağız. Bu uyarıyı yıllarca önce yaptım genç mimarlara, “günün birinde ancak taşeronluk yapabileceksiniz” diye. Mimarların iş bulması bile yabancı mimarlık büroları üzerinden olabilecek.
Yarın: Mimar Mücella Yapıcı ile söyleşi


Başa dön


İşte AKP’nin tarih anlayışı
AKP Bergama İlçe Başkanlığı, Yortanlı Barajı’nda, kasım ayında su tutulmaya başlanmasıyla birlikte sular altında kalması beklenen Alliani Antik Kenti’nin kurtarılması için yürütülen “Allianoi Sular Altında Kalmasın” kampanyasının, baraj inşaatını yavaşlattığı gerekçesiyle köylülerin katılımıyla traktörlü eylem düzenleyecek. İzmir milletvekilleri Fazıl Kahraman ve İsmail Katmerci’nin de katılımıyla gerçekleştirilen toplantıda, kampanya ele alındı. İlçe Başkanı Ali Yazıcıoğlu, toplantının ardından yaptığı açıklamada, Allianoi’nin sular altında kalmaması için yürütülen kampanyadan duyduğu rahatsızlığı ifade etti. Yazıcıoğlu, bu etkinlikleri düzenleyenleri Bergama’nın acil ihtiyacı olan baraja karşı çıkmakla suçladı. Yazıcıoğlu, bu ihtiyacın dile getirilmesi ve baraj yapımına destek olunması amacıyla 15 Ağustos’ta köylülerin katılımıyla bir eylem düzenleyeceklerini belirtti. Antik kentin kurtarılması ve baraj inşaatının durdurulması için kampanya yürüten “Allianoi Girişim Grubu”ndan yapılan açıklamada ise, hiç kimsenin baraja karşı olmadığını, yürütülen kampanyanın da barajın bitirilmesini engellemeye yönelik olmadığını bildirildi. Açıklamada, şunlar kaydedildi: “Açıklamaları üzüntüyle karşılıyor, ferdi olduğuna inanmak istiyoruz. Allianoi, bir dünya ve kültür mirasıdır.”
Musa Anter Davası’nda Türkiye dostane çözüm istedi
Diyarbakır’da çağrıldığı bir konferans öncesinde 1992 yılında “faili meçhul” cinayetle öldürülen Musa Anter’in Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde süren davası kapsamında Türkiye’nin dostane çözüm teklif ettiği ortaya çıktı. Türkiye, Anter Ailesi’ne 15 bin Avro tazminat ödemeyi teklif etti. MHA’nın haberine göre Anter hakkında açılan soruşturmanın bir türlü sonuçlandırılamaması üzerine, Anter Ailesi AİHM’e dava açtı. Dava son aşamaya geldi. Dava kapsamında, Türkiye’nin “Anter cinayetinde hatasını kabul ederek”, dostane çözüm önerdiği öğrenildi. Türkiye, bu kapsamda, Anter Ailesi’ne de 15 bin Avro tazminat önerdi. Anter Ailesi’nin Türkiye’nin dostane çözüm önerisini kabul etmesi halinde, Türkiye teklif ettiği 15 bin Avro’yu aileye ödeyecek ve dava ortadan kalkmış olacak. Aile, dostane çözüm önerisini kabul etmezse, AİHM, Türkiye’yi yargılayacak. Bu kapsamda, Türkiye mahkum olabilecek. Ailenin önümüzdeki günlerde, kararını mahkemeye bildireceği öğrenildi.
Hastanede yangın paniği
İzmir’in Bornova ilçesinde bulunan Acil Yardım ve Travmatoloji Hastanesi’nin mutfak kısmında gece yangın çıktı. Yangın büyemeden kısa sürede söndürülürken duman altında kalan hastanenin “Acil Servis” bölümündeki hastalar dumanlar çekilene kadar tahliye edildi. Alınan bilgiye göre, Bornova Acil Yardım ve Travmatoloji Hastanesi’nin zemin katında bulunan mutfak kısmında saat 04.00 sıralarında ocakta unutulan yağ sonucu yangın çıktı. Yangın sebebiyle hastaneyi kısa sürede dumanlar kapladı. Duman altında kalan servislerde tedavi gören hastalar, sedyelerle kısa sürede hastanenin dışına çıkarıldı. Bazı hastalar, dumanın çekilmesini hastane bahçesinde beklerken bazıları ise acil servis girişinde bekledi. Yangının söndürülmesinin ardından hastalar tekrar içeri alındı.
Başarısız öğrencilere sınav hakkı
Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik tarafından yayımlanan genelgeye göre, bu yıla mahsus olmak üzere, 2004-2005 öğretim yılında, 9, 10, 11 ve 12. sınıflarda öğrenim gören öğrenciler ders sınırlaması olmaksızın istedikleri derslerden ortalamayükseltme sınavına, hazırlık sınıfında başarısız olanlar ise seviye tespit sınavına alınacak. Sınavlara girecek öğrencilerin talepleri 5 Ağustos 2005 tarihine kadar ilgili okul müdürlüklerince alınacak. Devamsızlık sebebiyle başarısız duruma düşen öğrencilerin başarılarının değerlendirilmesinde devamsızlık durumlarının dikkate alınmayacağı kaydedildi.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net