www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Rumsfeld istediğini aldı
Orta Asya’daki ABD üslerinin yarattığı rahatsızlık nedeniyle apar topar Kırgızistan’a giden ABD Savunma Bakanı, istediğini elde ett. Kırgız Savunma Bakanı, ABD askeri üssünün ‘gerektiği kadar’ kalabileceğini söyledi.

Mücadeleci bir sendika için
ABD’nin etkin sendikalarından UFCW ile birlikte 4 büyük sendika, AFL-CIO konfederasyonundan ayrılma kararı aldı. UFCW Genel Başkanı Joe Hansen ile, ayrılma sebeplerini ve Bush yönetiminin politikalarını görüştük.

Honda fabrikasında grev
Hindistan’daki ucuz işgücü sayesinde büyük kârlar elde eden otomotiv tekeli Honda’nın Yeni Delhi’deki fabrikasında grev başladı. İşçiler daha iyi çalışma koşulları ve insanca ücret talep ediyorlar.


Rumsfeld istediğini aldı
Kırgızistan’ın başkenti Bişkek’i ziyaret eden ABD Savunma Bakanı Donald Rumsfeld, Kırgız hükümetinin Amerikan üsleri konusundaki tutumunu değiştirmeyi başardı. Rumsfeld ile görüşen Kırgız Savunma Bakanı İsmail İsakov, “Afganistan’daki askeri operasyonlar için gerektiği süre boyunca, ABD ülkemizdeki üssünü kullanabilir” dedi. İsakov, Afganistan’da durumun “istikrara” kavuşması halinde, Amerikan üssünün artık gereksiz olacağını söyledi.
Kırgızistan’daki Gansi üssünde halen 1000 civarında ABD askeri bulunuyor. Amerika, komşu Özbekistan’da da bir askeri üsse sahip.
Gözlemciler, Rumsfeld’in ani ziyaretinin, Orta Asya’daki Amerikan askeri varlığına duyulan tepkiyi dindirmek amacını taşıdığını belirttiler. Daha önce, Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ), Kırgız ve Özbek hükümetleri, Amerikan üslerinin artık kapanmasını istediklerini ifade etmişlerdi.
ABD’ye övgüler
Kırgızistan Devlet Başkanı Kurmanbek Bakiyev, dün Rumsfeld ile bir araya geldi. Bakiyev, basına yaptığı açıklamada, 10 Temmuz’daki seçimlerin demokratik ve yasalara uygun yapılmasında ABD’nin önemli katkısının olduğunu söylerken, “Kırgızistan’ın bağımsızlığına kavuşmasından bu yana ABD ülkemizde demokrasinin gelişmesi ve ekonomik kalkınma için yardımı hiç esirgemedi” diye konuştu.
Bakiyev-Rumsfeld görüşmesinin ardından Kırgızistan Savunma Bakanı İsmail İsakov ile ABD Savunma Bakanı Rumsfeld, ortak basın toplantısı düzenlediler. Donald Rumsfeld, bir soru üzerine, Kırgızistan’daki ABD askeri üssünün bölgeye hiçbir zararı olmadığını öne sürdü. Rumsfeld, “Şanghay İşbirliği Örgütü’nün (ŞİÖ) ‘ABD üslerinin Orta Asya’dan çekilme tarihi belirlenmeli’ şeklindeki kararı hakkında ne düşünüyorsunuz?” sorusunu, “Biz ŞİÖ üyesi değiliz, toplantıda yoktuk. Neye göre böyle bir karar aldıklarını bilmiyorum” diye cevapladı.
İsakov da, Afganistan’da istikrarın henüz sağlanmadığını, bu yüzden de Amerikan üssünün Kırgızistan’daki varlığının süreceğini yineledi.
Rusya’ya suçlama
Diğer yandan, ABD yanlısı Gürcü hükümeti de Rusya ile gerilimi tırmandırıyor. Gürcistan İçişleri Bakanı Vano Merabişvili, şubat ayında bazı Gürcü kentlerinde düzenlenen saldırılardan dolayı Rus ordusunu sorumlu tuttu. Söz konusu saldırıların en büyüğüne sahne olan Gori’de üç Gürcü polisi ölmüştü.
Merabişvili, Gori saldırısıyla ilgili yapılan soruşturmanın, “saldırganların Rusya topraklarında, Albay Anatoli Sivsoyev tarafından eğitildiğini ortaya çıkardığını” öne sürdü. Gürcü bakan, Rus albayın komutası altındaki bu grubun, başka bombalı saldırılara da karıştığını iddia etti.
Rus ordusu, suçlamalara sert yanıt verdi. Adı açıklanmayan bir sözcü, “Bu açık bir provokasyondur. Tiflis hükümetinin Moskova’ya yönelik düşmanca tutumunu bir kez daha gördük” dedi.
Gori saldırısından sonra yakalanan şüphelilerin sorgularında Albay Sivsoyev’i suçladığı ve onun, Güney Osetya’yı sık sık ziyaret ederek “askeri istihbarat yürüttüğünü” söyledikleri öğrenildi.


Başa dön


Mücadeleci bir sendika için
Cihan Çelik
Evrensel: Uluslararası Birleşik Gıda ve Ticaret İşçileri Sendikası’nın (UFCW), ABD’deki gücünü ve çalışmalarını kısaca anlatabilir misiniz?
Joe Hansen: ABD ve Kanada’da toplam 1.4 milyon üyesi olan UFCW, başta et ve balık işleme imalathanelerinde, kümes hayvancılığı ile uğraşan şirketlerde ve büyük marketlerde çalışan emekçilerin sosyal ve ekonomik haklarını kazanmaları için mücadele veriyor. Sendikamız ayrıca, alkollü-alkolsüz içki ile kimyasal ve tıbbi malzeme üreten fabrikalarda çalışan işçiler arasında da etkinlik gösteriyor.
Faaliyetlerimiz arasında, “Smithfield için Adalet” (Justice for Smithfield) ve “Wal-Mart’ı Uyaralım” (Wake up Wal-Mart) gibi 2 büyük kampanya bulunmakta. “Smithfield için Adalet” çalışmamız, dünyanın en büyük hayvancılık şirketi olan Smithfield Gıda (SF) fabrikalarında, düşük ücret ve tehlikeli koşullarda çalışan işçilerin örgütlenmesini amaçlıyor. Kuzey Carolina eyaletine bağlı Tar Heel kentinde 6 binden fazla işçisi bulunan SF, işçilerin sendikaya katılmalarına izin vermediği gibi, sendikalaşmayı engellemek için “özel güvenlik birimleri” dahi oluşturuyor. İşte UFCW bu durumun son bulması için mücadele ediyor.
UFCW’nin uzun soluklu bir çalışması olan “Wal-Mart’ı Uyaralım” hareketiyle ise, ABD’li perakende tekelinin çalışanlarına yönelik geliştirdiği düşük ücret, kötü çalışma koşulları ve sendika karşıtlığı vs. politikalarına karşı bir halk hareketi yaratılmaya çalışılıyor. Bu kampanyayla ayrıca, ABD ve diğer ülkelerdeki küçük imalatçıları ezen Wal-Mart’ın “az maliyet, çok kâr” politikasına karşı da mücadele veriliyor.
ABD sendikal hareketinin durumunu, Bush’un 2. kez başkanlık koltuğuna oturmasından bu yana özetleyebilir misiniz?
Bush’un 2. başkanlık döneminde, işçilere karşı yapılan en büyük saldırı paketi; “İşgücünün Wal-Martlaştırılması”, yani “düşük ücret ve giderek çekilmez bir hal alan çalışma koşullarının tüm sektörlere dayatılması.” Öte yandan hükümet son günlerde, ülkedeki sendika karşıtılığını olabildiğince körüklüyor. ABD’de son 50 yılın en büyük sendika karşıtı kampanyası için düğmeye basılırken, Washington’dakiler işçilere ve sendikalara karşı diş biliyor. Bu doğrultuda hükümet, sendikal faaliyeti baltalamak için özel bürolar kuruyor, Kongre ve mahkemeler aracılığıyla da işçilere karşı sürekli artan bir nefret dalgası yaratıyor.
Elbette bu durum, son 20 yıldır üyelerimizin kanını emerek, büyük şirketler ve uluslararası tekeller haline gelen eski küçük ölçekli yerel ve bölgesel işletmelerin işine geliyor. Kısacası, güç dengesi son zamanlarda tamamen değişti ve iktidar, bütünüyle devasa şirketlerin tarafına kaydı.
Ancak, 2003-04 yılları arasında UFCW, durumu değiştirmek için güçlü bir çalışma yürüttü. Örneğin, Güney California’daki UFCW üyesi süpermarket çalışanları, daha fazla maaş ile sağlık sigortası primi için 4.5 ay süren büyük bir grev örgütlediler. ABD mücadele tarihi dikkate alındığında bu grev “başarılı” bir grev olarak görülebilir. Fakat iktidarın tüm aygıtlarını elinde bulunduran patronlar, grevcilere saldırdılar, talepleri kabul etmediler ve grevi zorla bitirdiler.
Ancak bu ve buna benzer yenilgiler bir “son” değil; aksine işçilere yönelik bir “Ayağa kalk!” çağrısı niteliğindedir. Bu bölgede çeşitli sendikaların katılımı ile oluşturduğumuz “Gelecek Komitesi” (COF) ile, sendikal mücadelenin daha da yayılması ve işçilerin kârdan hak ettiklerini alması davasından vazgeçmeyeceğiz.
UFCW ile birlikte 4 sendika, ABD’nin en büyük konfederasyonu olan Amerika Emek Federasyonu ve Sanayii Örgütleri Kongresi’nden (AFL-CIO) ayrılma kararı aldı. Bu fikir nasıl ve ne zaman ortaya çıktı?
Biz bu ayrılığı, ABD işçilerine karşı diş bileyen ve hak alma mücadelelerine her imkanı kullanarak vahşice saldıran tekelleri püskürtmek açısından gerekli bir ayrılık olarak görüyoruz. Bu ayrılıkta elbette ki, Bush hükümetinin sendika karşıtı tutumu ve hızla değişen dünya ekonomik şartlarının ABD işçi sınıfı üzerindeki baskısı da etkili oldu.
Sonuç olarak, AFL-CIO bu saldırıları püskürtmek, sendika düşmanlığının önüne geçmek, işçilerin gerçek gücünü bütünüyle örgütlemek için yeterli gücü sarfetmiyordu.
AFL-CIO’nun emek mücadelesinin ihtiyaçlarını karşılayamadığını söylüyorsunuz. Peki, sizin planlarınız ne?
Sendikamız, AFL-CIO’dan ayrılan diğer 4 sendikanın -Uluslararası İşçi Sendikası (SEIU), “Burada Birleşin” Sendikası (UH), Kuzey Amerika Emekçilerinin Uluslararası Sendikası (LIUNA), Motorlu Taşıt İşçileri Sendikası (TU)- işbirliği ile ortak bir koalisyon kurdu ve bu birlikteliği “çatı sendikası” şeklinde örgütleme kararı aldı.
“Kazanmak İçin Değiştir” koalisyonu (CTW) adını verdiğimiz bu koalisyon, ABD emek hareketinin yeniden inşası ile işçi sınıfının örgütlü ve bilinçli gücünün tekrardan tesis edilmesi görevini üstleniyor. Son zamanlardaki çalışmaları ile hükümetin ve tekellerin uydusu haline gelmiş AFL-CIO’nun aksine, biz işçilerin sendika kapılarından geri çevrilmediği ve işçilerin birlikteliğinin bilinçli olarak parçalanmadığı bir sendika olma iddiasındayız.
Sınıf mücadelesinde böylesi ayrılıklar kimi zaman harekete güç kazandırır, kimi zaman ise onu zayıflatır. Sizin attığınız bu adım emek mücadelesini
ilerletecek nitelikte mi?
Kuşkusuz, bunun bir garantisi yok. Ancak, gelecekteki kazanımlarımızın, geçmişteki deneyimlerimizinden geleceğini unutmamalıyız. 20. yüzyıldaki emek mücadelesi, 1930’lu yılların üzerinden yükseldi. ABD işçi sınıfı, 1935’teki büyük ekonomik bunalımdan 20 yıl içerisinde çıkmayı başardı ve bu ilerlemeler sayesinde ekonomik ve sosyal hayata damgasını vurdu. Ne yazık ki, yenilgi bunun hemen ardından geldi.
Bunun etkileri günümüze değin olanca acımasızlığı ile yansıdı. Günümüz işçi sınıfı ekonomik hayat ve politik süreçte büyük bir yozlaşma ve erozyonla yüzleşiyor. Son 70 yıldır ABD’deki kâr hırsı, üretim artışı ve gelişen ekonomi beraberinde işçiler için yüksek ücret ve ekonomik güvenlik getirmedi.
Bush kabinesinin yeni sosyal güvenlik ‘reformu’na ilişkin düşüncelerinizi özetleyebilir misiniz?
İşçi ailelerinin teminatı olan sosyal güvenlik, özelleştirilmeyi değil, daha da güçlendirilmeyi ve desteklenmeyi hak ediyor. Patronlara büyük vergi kıyakları yapan Bush hükümetinin, sosyal güvenlik konusundaki tutumu kabul edilemez. Bu sebeple UFCW de ‘reform’ları geri püskürtmek için uğraş veriyor.
Bu doğrultuda, uluslararası tekellerin üst düzey yöneticilerine ve CEO’larına bahşedilen “Zenginler için yüksek emeklilik primi” son bulmalı ve bu kast, ortalama bir işçi ile aynı sosyal haklara sahip olmalıdır. ABD’nin yüzde 1’lik bir elit kısmına hizmet eden “Vergi İadeleri Kanunu” kabul edilmemelidir. ABD hazinesinde tutulan sosyal güvenlik fonu, Sosyal Güvenlik Kurumu’na derhal iade edilmelidir.
Son olarak, UFCW, ABD’nin Irak işgali ve İran ile Suriye gibi ülkelere yönelik tehditleri karşısında ne gibi bir tutum takınıyor?
Aslına bakarsanız, UFCW’nin, Irak işgaline ilişkin resmi bir programı bulunmuyor. Elbette, savaş nedeniyle yaşamını yitiren Iraklılara ve ailelerinin acısına kayıtsız kalmak mümkün değil. Fakat Irak’ta ölen ABD’liler de, ülkemiz işçileri ya da bunların çocukları. İnsan hayatı bu kadar ucuz olmamalı ve sebebi ne olursa olsun hayatlar böyle harcanmamalı.

Joe T. Hansen
Uzun yıllar ABD’li et ve balık tekeli Ulusal Gıda (NF) fabrikalarında et parçalama işinde çalışan UFCW Genel Başkanı Joe Hansen, sendikal mücadeleye 1962 yılında katıldığı Birleşik Gıda İşçileri Sendikası’nda (MWNA) işyeri temsilcisi olarak başladı. NF’nin Milwauke eyaletindeki şubesinde çalışan Hansen, burada sendikal mücadelenin aktif bir üyesi haline geldi ve MWNA’nın Yönetim Kurulu’na girdi. 1960 yıllında NF fabrikalarında yapılan grevlerde etkin rol oynadı ve 1973 yılında MWNA Genel Başkanı seçildi.
1979 yılına değin başkanlık görevini yürüten Hansen, 1985 yılında UFCW Kuzey Bölgesi Temsilcisi ve bir yıl sonra Uluslararası Başkan Yardımcısı oldu. 1986-97 yılları arasında sırasıyla, UFCW Pasifik Bölgesi Temsilciliği (1990), Gıda İşleme, Paketleme ve İmal Bölüm Başkanlığı (1994) ve Uluslararası Mali Sekreterlik (1997) görevlerini de yürüttü. Hansen 2001 yılında ise, çeşitli ülkelerdeki 900 sendikayı kapsayan ve 15 milyon üyesi bulunan Uluslararası Sendika Ağı başkanı seçildi. 2004’ten beri UFCW Uluslararası Başkanı.


Başa dön


Honda fabrikasında grev
Japon otomotiv devi Honda’nın Hindistan’da bulunan fabrikasında çalışan işçiler, dün büyük bir greve başladılar. Honda’nın Yeni Delhi’deki üretim merkezinde devam eden grevin, 4 işçinin sebepsiz yere işlerine son verilmesi ve 15’nin “asi” davranışlarından dolayı 1 ay uzaklaştırılmalarını protesto etmek için başladığı belirtildi.
Atılan 4 işçinin işe geri alınmaları ve 15 işçiye verilen uzaklaştırma cezalarının kaldırılması talebiyle fabrikiya işgal eden işçiler, üretimi tamamen durdurdu. İşçiler, arkadaşlarının işe geri alınmasının yanı sıra, emeklilik primlerinin ve ücretlerin artırılmasını talep ediyorlar.
Greve, Hindistan polisinin cevabı ise oldukça sert oldu. İşbırakma eylemini sona erdirmek için grevcilere saldıran polis, yüzlerce işçinin yaralanmasına neden olurken, onlarca işçiyi de gözaltına aldı. Polis saldırısının ardından konuya ilişkin açıklamada bulunan Hindistan Başbakanı Manmoham Singh, çatışmaları “acı bir gelişme” olarak niteleyerek, devlet güçlerinin görevlerini yaptıklarını savundu. Singh, “Olaylara ilişkin soruşturmalara acilen başlayacağız. Bölge polisi suçlu ise gerekli işlemler yapılacaktır” dedi.
700’ü aşkın yaralı
Van Gogh’un katiline müebbet
Amsterdam’daki mahkeme, yapımcı Theo Van Gogh cinayetinin bir terör eylemi olduğuna hükmetti ve cinayeti işlediğini kabul eden Fas asıllı Hollanda vatandaşı Muhammed Buyeri’yi ömür boyu hapis cezasına çarptırdı. Dün tamamlanan davada, mahkeme heyeti zanlının sinemacı Theo Van Gogh’u öldürdüğünün kanıtlandığını bildirdi. Mahkeme heyeti, zanlının olay sırasında yoldan geçen iki kişi ile 8 polisi de öldürmeye tam teşebbüsten suçlu buldu. Sanık Muhammed Buyeri, cinayeti işlediğini itiraf etmiş, pişman olmadığını belirtmişti.
ABD lejyonerleri
Irak’ta, aralarında Iraklılıarın da bulunduğu Amerikan üniforması altında görev yapan 46 ülkeden 147 yabancı asker, yemin ederek Amerikan vatandaşı oldu. Amerikan vatandaşlığını elde eden yabancı askerlerin 27’sinin Meksikalı, 15’inin Filipinli, 9’unun Jamaikalı, 8’inin Nikaragualı ve 5’inin Nijeryalı olduğu, Çin, Hindistan, Tayvan ve Vietnam gibi ülkelerden de asker bulunduğu belirtildi. Cezayir ise, Irak’ın başkenti Bağdat’tan, ülkede kalan son diplomatik personelini de geri çekti. Irak’ta Cezayirli bir ataşe kaçırılmıştı. AP televizyonu ise, Saddam Hüseyin’in yönetim kadrosunda bulunan üst düzey yetkililerin sorgu kasetini ele geçirdi. Kasette, Devlet Başkanı Yardımcısı Taha Yasin Ramazan, Savunma Bakanı Ali Hasan El Mecid, Saddam’ın üvey erkek kardeşleri Barzan ve Vatban İbrahim El Hasan, Irak’ın eski Kahire Büyükelçisi Samir Abdülaziz El Necim ve Saddam’ın yardımcısı Ahmed Hüseyin Kudayer’in sorgulandıkları görülüyor.
Bedevilere saldırı
Mısır’ın Şarm El Şeyh kentindeki bombalı saldırılardan iki gün sonra Mısır polisi, kentin kuzeyindeki dağlık bölgede yürüttüğü operasyonlarda Bedeviler ile çatıştı. Polisin, bölgede saldırılarla bağlantısı olduğu iddia edilen bir grup Bedevi’yi kuşattığı ve El Ruvaysat köyü yakınında çıkan çatışmada 25 Bedevi’nin gözaltına alındığı belirtildi. Mısır’daki saldırıları bir örgüt daha üstlendi. ‘Abdullah Azzam Tugayları’ ve ‘Mısır’ın Kutsal Savaşçıları’ adlı örgütlerden sonra, ‘Mısır’da Tevhid ve Cihad Grubu’ adlı örgüt de, cumartesi günkü saldırıları üstlendi. Bu arada, Mısır’ın Pakisktan Büyükelçisi Hüseyin Haridi, Şarm El Şey’deki saldırıları düzenledikleri iddiasıyla aranan 6 Pakistanlı’nın patlamalarla ilgisi bulunmadığını açıkladı. Haridi, “Pakistan vatandaşları ile bu olay arasında herhangi bir bağ olduğunu kabul etmiyoruz” dedi. İtalya hükümeti ise, Mısır’da 2 İtalyan’ın öldüğünü, 4 İtalyan’ın kayıp olduğunu açıkladı.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net