www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Kürtleri bölmek istiyorlar
“AKP, sorunu diyalogla çözme yerine, silahlı güçlerle çözme; Kürt sorununu çözme yerine, Kürt hareketini çözme hareketi içine girdi.”

Eskişehir’deki saldırı kınandı
Kızıltepe’de 12 yaşındaki Uğur Kaymaz ve babası Ahmet Kaymaz’ın öldürülmesine adı karışan faillerin yargılandığı davayı izlemek isteyenlere, Eskişehir’de ülkücü bir grup tarafından yapılan saldırı Ankara’da kınandı.

Barınma sorunu sıraya girdi
İstanbul’daki işçi ve emekçilerin barınma sorununun büyüklüğü, Büyükşehir Belediyesi önündeki ucuz konut kuyruğunda kendini gösteriyor. 1000 konut için onbinlerce başvuru yapılması ise umudu eksiltiyor. Ne belediyenin ikramı simit, ne de müzik yüzleri güldürmeye yetmiyor.

Sınavlarda ‘sıfır’ı kim çekti -1-
   Nasıl başarılı olsunlar ki?

Geçtiğimiz hafta açıklanan OKS ve ÖSS sınav sonuçlarında; Muş, Van, Bitlis, Bingöl, Şanlıurfa, Kars, Mardin, Ardahan, Ağrı, Hakkâri ve Şırnak gibi iller son sıraları paylaştı. Bölgedeki eğitimciler, başarısızlığın nedenlerine dikkat çekti:


Kürtleri bölmek istiyorlar
Fevzi Argun - Sultan Özer
DEHAP Genel Başkanı Bakırhan, Kürtleri hedef alan haber ve yazılara tepki gösterdi:
Ülkede ve bölgedeki çatışma ortamından, her gün onlarca insanın yaşamını yitirmesinden duydukları kaygıyı dile getiren DEHAP Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, bunun sorumlusunun kendileri ve silahlı güçler olmadığını söyledi. Kürt sorununun çözümü noktasında AKP’den beklentilerin olduğu ancak bunun gerçekleşmediğini ifade eden Bakırkan, “AKP, sorunu diyalogla çözme yerine, silahlı güçleri çözme; Kürt sorununu çözme yerine, Kürt hareketini çözme hareketi içine girdi” diye konuştu.
Bakırhan son gelişmelere yönelik sorularımızı yanıtladı.
- Son süreci nasıl değerlendiriyorsunuz? Türkiye nereye getirildi, daha önemlisi nereye götürülmek isteniyor?
- AKP Hükümeti aslında avantajlarını iyi kullanamadı. Hükümet olduğu dönemde çatışmasız bir ortam vardı. Hem ABD’nin hem AB’nin çok ciddi desteğini aldı. Kürtlerin, AKP’nin tek başına hükümet olmasından kaynaklı sorunu çözebileceği konusunda beklentileri vardı. Yine ekonomi, IMF, DB gibi kuruluşların kredileri ile görünüşte de olsa olumlu bir seyir izliyordu. Ama maalesef AKP, lehine değerlendirebileceği bu süreci değerlendiremedi ya da değerlendirmek istemedi. Kürt sorununun çözümüne, Türkiye’nin demokratikleşmesine dönük çok ciddi beklentilere cevap olamadı.
Ekonomide de benzer bir tablo yaşanıyor. AKP, sorunu diyalogla çözme yerine, silahlı güçleri çözme; Kürt sorununu çözme yerine, Kürt hareketini çözme hareketi içine girdi. Meşru savunma pozisyonunda olan silahlı güçlerin üzerine operasyonla gidilmesi, Sayın Öcalan’a dönük tecrit politikası, silahlı güçlerin çok asgari, demokratik taleplerinin şiddet ve inkarla karşılaşması aslında Türkiye’nin ‘99 öncesi tabloyu yaşaması için sadece birkaç sebebten bazıları idi. Yani Türkiye iyi bir yere gidecekken, tam tersine çatışmalı bir ortama, hem de dolu dizgin, ciddi bir şekilde halkları karşı karşıya getirtecek, sorunu daha da derinleştirecek, bilinmeyen bir maceraya doğru sürükleniyor. Bu konuda çok kaygılıyız.
- Hükümete, partinize, Türkiye’deki demokrasi güçlerine böyle bir dönemde ne görevler düşüyor? Neler yapılması gerekir?
- Hükümetin yapması gerekenler çok net. Operasyonların durdurulması; Kürtlerin taleplerinin artık red ve inkâr edilmesi yerine, karşılanması için ciddi bir irade ortaya konması; Kürtlerin demokratik ve legal alanda siyaset yürüten temsilcilerinin parlamentoda temsil edilmelerinin önünün açılması; hem silahlı güçler, hem yurtdışında savaştan dolayı bulunan siyasi ilticacıların, ülke dışında bulunan insanların demokratik yaşama katılması için bir katılım yasası, bir katılım projesi hazırlanması gerekiyor. Bölgenin geri kalmışlıktan çıkarılması için sözde kalan programlar yerine, gerçek anlamda çok ciddi projeler hazırlanabilir, önü açılabilir. Eğitim, sağlık, göç sorunlarına ciddi ve kapsamlı projeler üretebilir. Kısaca AKP bu bahsettiğimiz süreçte bunları yapabilir.
Demokratik çevrelerin de yapabileceği birçok şey var. Türkiye dolu dizgin, bir çatışmaya, ciddi bir savaşa doğru gidiyor. Çatışmaların olması, günde onlarca insanın yaşamını yitirmesi kaygılı bir durum. Bunun önüne geçilmesi için demokratik kamuoyu çatışmaları durdurmanın mücadelesini yürütmeli. Çatışmaların durdurup, tekrar barışçıl bir havanın esmesini sağlamak için hükümet yetkilileri üzerinde demokratik bir baskı oluşturabilir. Demokratik kamuoyu, tek taraflı kınamalardan veya tek taraflı tavır almaktan, tek taraflı mahkûm etmekten bir an önce vazgeçmeli.
- DEHAP olarak bu süreçte ne yapmayı planlıyorsunuz?
- Çok ciddi bir konsept var. Bir taraftan askeri yöntemlerle sınırlandırma, imha etme, bir taraftan uluslararası kamuoyu önünde mahkûm ettirme, bir taraftan Türkiye demokratik hareketi ile Kürt hareketi arasına çok ciddi mesafe koydurtma, en önemlisi son süreçte Kürt hareketinin içerisinde farklılıklar üzerinden oynanarak, bu farklılıklar çok cılız da olsa çatıştırılarak, Kürt hareketine karşı bir konsept uygulanıyor. Bu konuda partimizden daha çok, partimizin de içinde bulunduğu ama sorunun çözülmesini isteyen bütün güçlere çok ciddi sorumluluklar düşüyor.
Hükümete hoş görünmek için onların hassasiyetine uygun mesajlar yerine Kürtlerin demokratik taleplerine, hassasiyetlerine dönük mesajların verilme zamanıdır. Bunu yapacak olan da demokratik, devrimci, ilerici çevrelerdir. Biz bir birliktelik oluşturabilirsek elbetteki bu sürecin önüne geçebiliriz. Ama bir birliktelik oluşturmanın da koşulları vardır. Siz sistemle aynı bakış açısı ile aynı gözle bakıp, sistemin baktığı gibi yorumlayıp sistem gibi mahkûm etmeye çalışırsanız bir araya gelme ve birlikte önlemenin önüne geçmiş olursunuz. Son süreçte kendisine ‘aydınım, demokratım, barıştan yanayım’ diyen çevrelerin -geneli kastetmiyorum- dili sistemden çok farklı değil. ‘Niye çatışma var, niye insanlar tekrar yaşamını yitiriyor’ sorularına verilen yanıtlar da tek taraflı. ‘Niye çatışmaların zemini yaratıldı, niye çatışma yerine, Kürtlerin demokratik talepleri gerçekleşmiyor. Hükümetin Kürt sorununa, bölgenin ekonomik kalkınmasına dönük projesi nedir?’ sorulmalı. Bunları sormanın zamanı iken, maalesef sanki her şey yolunda giderken, sorun çözülüyor da birileri engel oldu gibi bir dil, birlikte mücadele etmeye ve olumsuz gidişata engel olmaz. Tam tersine olumsuz gidişatı güçlendirir.
- Son süreçte yayınlanan ve tartışmalara konu olan bildirilerin Kürt sorununun çözümü konusunda etkileri ne oldu?
- Bu tür süreçlerde çağrılar yapmak, bildiriler yayınlamak önemli. Hele bu bildiriler Türkiye demokrasi güçlerinin ortak fotoğrafı ise önemsenmeli de. Aydınların bildirisi çok kapsamlı olmasa da orta ve uzun vadede çözümler sunmasa da önemli idi. Tabi ‘sonuç aldı mı?’ sorusuna verilecek cevap, maalesef özellikle hükümet çevrelerinden dikkate alınmadı. Ama Türkiye’deki sorunlar sadece bir bildiri ile çözülecek, bir grup aydın, yazar, çizerin bir araya gelerek bir çağrısı ile çözülecek sorunlar değil. Sadece bir bildiri yayınlama yerine, daha kapsamlı, ciddi, sorunun çözümü yönünde hükümete de silahlı güçlere de öneriler sunan, takipçisi olan bir duruşun sergilenmesi gerekir.
- Çok satışlı gazeteler ile kimi yorumcuların iddia ettiği gibi Kürtler arasında bir bölünme, cepheleşme süreci söz konusu mu?
- Özellikle devletin Kürt demokratik hareketi arasında çatlaklar, çatışmalar, farklılıklar olduğuna dönük beş altı aydır işlediği durumun olmadığını belirtmek istiyorum. Farklı düşünenlerin, eleştirel yaklaşanların olduğunu, geçmişte üç, beş, on örnekle ifade edilen bu insanların bugün de var olduklarını, yarın da olacaklarını belirtmek istiyorum. Devletin Kürt demokratik hareketi içerisindeki farklılıklardan medet umması beyhude. Çok sonuç alınacak bir şey değil. Dün de bu eleştirenler, elini taşın altına koymadan söz söyleyen, ama bir şey yapmayanlar vardı, bugün de var.
Bugün devlet, sistem ‘acaba bunları toparlayabilir miyim, farklı bir alternatif ortaya çıkarabilir miyim. Demokratik Kürt hareketine, onun hassasiyetlerine karşı bir güç oluşturabilir miyim’ çabasında. Patroncu köşe yazarları bunu sık sık işliyorlar. Ama yanıldıklarını belirtmek istiyorum. Dün Kürt hareketinin parçalandığını, bölündüğünü, tasfiye olduğunu, artık güçten düştüğünü, üç beş yıl içinde eriyeceğini, biteceğini söyleyenler, savunanlar aslında sistemi, devleti de bu söylemi ile etkileyenler bugün böyle olmadığını görünce devlete, sisteme karşı mahçup durumdadılar. Bu mahçubiyetlerini gidermek için ‘Kürt haraketi içinde bölünme, parçalanma varmış gibi gösteriyorlar.
Kürt halkının, barış ve demokrasi mücadelesi yürüten insanların, hem hassasiyetlerinin, hem saygı gösterdikleri, değer verdikleri sembollerinin hâlâ aynı olduğunu, değişmediğini belirteyim. Bu üç beş, sisteme hoş görünmeye çalışan, sorun çözme yerine kendisini kurtarmaya çalışan, sözde kendisine aydın diyen -tabi aydınları kastetmiyorum- insanlar üzerinden bir parçalanma, bölünme havası yaratanlara da bir yarar kazandırmayacak. Kürtlerin dimdik ayakta olduğunu, tam tersine güç kazandıklarını, daha güçlü çıkışlar, daha güçlü çabalar içerisinde olduklarını hep birlikte görüyoruz, bundan sonra da göreceğiz.
- Bu tartışmalar içerisinde bir de Hikmet Fidan’ın öldürülmesi olayı var. Bu olayı nasıl değerlendiriyorsunuz?
- Devletin uzun süredir Kürt hareketi içerisinde çatlak ve çatışmalar varmış gibi yansıttığı bugün de Hikmet Fidan üzerinden hayata geçirmeye çalıştığı çaba etik değil. Hikmet Fidan olayı faili meçhul bir olaydır. Hikmet Fidan bahsedildiği gibi Kürt hareketini bölecek bir iddia, çaba içerisinde olmayan, ekonomik sorunları ile ilgilenen bir Kürt vatandaşı idi. Daha önce birlikte çalıştığımız, mücadele ettiğimiz, çok ciddi sorunlar yaşamadığımız bir arkadaşımızdı. Ben PKK’nin bugüne kadar yapıp da üstlenmediği bir eyleminin olduğunu hatırlamıyorum. Tam tersine, Kürt hareketi içerisinde bir çatışma, bir çatlak varmış görüntüsü yaratmaya çalışan çeşitli çevreler tarafından yapılabileceğini düşünüyorum. Hikmet Fidan olayı üzerinden, bugüne kadar sesini çıkaramayan, sorunun çözümü yönünde adım atamayan kendisine ‘aydınım’ diyen bir avuç salon aydınlarının da çıkış yapmasını çok etik, çok ahlaki bulmuyorum. Ape Musa’lar Vedat Aydın’lar, Mehmet Sincar’lar ve benzerleri gibi binlerce Türk, Kürt aydını yaşamını yitirdi, birçoğunun faili aydınlatılamadı. Abdülkadir Aygan’ın dediği gibi failleri, adresi belli olmasına rağmen hâlâ aydınlatılamamasına bence bugün ses çıkarmak, tepki koymak gerekiyor. Hikmet Fidan da bunun bir parçasıdır. Faili belli olmayan bir olayı bir yerlere yıkarak bir çıkış yapıp, sisteme ‘ben iyi Kürdüm, senin gibi eleştiriyorum’ demenin Kürt halkı tarafından kabul edilir, benimsenir bir yanı yoktur. Kürt halkı, yanında olmayan, kendisi ile birlikte yürümeyen ama çok söz söyleyen, sadece eleştiren, sisteme hoş görünen o bir avuç ‘aydın’ı zaten yakinen tanıyor, biliyor.

DTH İLE DEHAP ARASINDA BİR SORUN YOK
Bazı bireylerin gücünün, etki alanının abartıldığını, onlardan medet umanların bir sonuç almayacağını belirtmek istiyorum. Kürt hareketi büyük bir hareket. Her şeye rağmen bugüne kadar ayakta kalmış. Israrla devletin -DEP’lilerin çıkışında da benzer şeyler yaşandı- Kürt hareketi ile aralarına mesafe koydurtmaya, tavır aldırtmaya yönelik çok ciddi girişimler oldu. Biraz umut onlara bağlanıldı. O olmayınca farklı çelişkisi, sorunu olan bireylere umut bağlanıldı, onlar üzerinden bir çıkış yapılmaya çalışıldı. Bunların gereksiz olduğunu, Kürt hareketini çok etkilemeyeceğini belirtmek istiyorum. Zaten tabanı ve gücü olan Kürtler parti de kuruyor, yeni örgütler de oluşturuyor. Son dönemde bir yasak yok. Demokratik Kürt hareketi kimsenin tekelinde değil. Üç beş, bilinen Kürt insanına büyük bir umut bağlayarak, 30 yıldır bedel ödeyen, emek veren, çeşitli kazanımlar elde eden ve hâlâ dimdik ayakta duran bir hareketin alternatifini yaratma çalışmaları öteden beri vardı. Bugün de olacak, yarın da. DTH ile DEHAP arasında bir sorun yok. Ben de DTH çalışmaları içerisindeyim. Farklı düşünen, eleştirel yaklaşan insanlar olabilir. Farklı noktalarda biz de eleştirilerimizi sunabiliriz. Ama bunlar bir araya gelmemiz, birlikte çalışma yürütmemiz, yeni bir parti oluşturmamızı engelleyecek durumlar değil. Birlikte yürünebiliyorsa yürünür, yürünemiyorsa bu konuda eleştirel yaklaşıp farklı bir tercihte bulunuyorsa buna da saygı gösterilir. Şu anda böyle çatışma, çatlak, bir hareketi bölecek bir durum olmadığını belirtmek istiyorum.

Dün de elini taşın altına koymadan söz söyleyen, ama bir şey yapmayanlar vardı, bugün de var. Bugün devlet, ‘acaba bunları toparlayabilir miyim, farklı bir alternatif ortaya çıkarabilir miyim çabasında.
Hükümetin yapması gerekenler çok net. Operasyonlar durdurulmalıdı. Kürtlerin inkar ve reddedilmesi yerine, Kürtlerin demokratik ve legal alanda siyaset yürüten temsilcilerinin parlamentoda temsil edilmelerinin önünü açmalıdır.


Başa dön


Eskişehir’deki saldırı kınandı
Kızıltepe’de 12 yaşındaki Uğur Kaymaz ve babası Ahmet Kaymaz’ın öldürülmesine adı karışan faillerin yargılandığı davayı izlemek isteyenlere, Eskişehir’de ülkücü bir grup tarafından yapılan saldırı Ankara’da kınandı.
İHD’nin çağrısıyla İnsan Hakları Anıtı önünde önceki akşam toplanan 100’ü aşkın kişi, “Katliamlara, faşist saldırılara, provokasyonlara karşı birleşelim” ve “Provokasyonları örgütleyenler Uğur Kaymazların katilleridir” pankartı açtı. İHD Ankara Şube Başkanı Salih Karaaslan, yaşam hakkına kast edildiği halde, soruşturma sürecinde faillerin korunduğunu ve kollandığını dile getirdi. Davayı izlemeye gidenlere polis gözetiminde ırkçı bir grup tarafından taşlı saldırıda bulunulduğunu söyleyen Karaaslan, saldırıların “Gerçeğin ortaya çıkmasını önlemek, sorumluların cezalandırılmasının önüne geçmek” için yapıldığına dikkat çekti. Karaaslan, “Suçlular yargılanıncaya kadar bu davanın takipçisiyiz” dedi.


Başa dön


Barınma sorunu sıraya girdi
Elif Görgü
Tadilata girdikten sonra ıssızlaşan Saraçhane’deki İstanbul Büyükşehir Belediyesi binası, “dar gelirlilere ucuz konut” başvurularının başladığı 4 Temmuz’dan beri oldukça hareketli. Belediyenin TOKİ işbirliği ile Halkalı ve İkitelli’de ayırdığı 1118 konut için başvurular yüzbinli rakamlara ulaştı.
Yıllık izinlerini form kuyruğunda tüketenler, yere çömelmiş bir ellerinde belediyenin ikramı çay ve simitleri, diğer ellerindeki formu anlamaya çalışanlar, gençlerden yardım isteyen yaşlılar, ev taksitlerine 6 ayda bir yapılacak zamdan endişe edenler, ikinci hatta üçüncü formu almak için yardım edecek insan arayanlar, form doldurmak için eşlerini bekleyen kadınlar ve yakıcı güneş altında hiç bitmeyen tartışmalar.... Konut kuyruğu aslında İstanbul’daki barınma sorununun ciddiyetinin de bir göstergesi.
Gergin bekleyiş
Çoğu işçi emekçi olan ve Anadolu’nun çeşitli kentlerinden göç ederek İstanbul’a yerleşenlerin oluşturduğu kuyruk en çok, daha ucuz olan İkitelli konutları için uzuyor. Binlerce insanla uğraşmak zorunda olan belediye görevlilerinin ise sinirleri gerilmiş durumda. Yanlış yerden sıraya girmek, “oğluma da alacağım, çalıştığı için gelemedi” diyerek fazla form istemek ya da soru sormak görevlilerin seslerini yükseltmesi için “geçerli” sayılan nedenler.
İkinci form almak için sıraya girmek zaten işe yaramıyor, nasıl oluyorsa görevli bir kere form verdiğinin suratını unutmuyor. Ancak fazla form yasak denilse de “dayılarının” isimlerinini vererek üç form birden alan zabıta bayanlar da gözümüzden kaçmış değil... Görevlilerin hakkını yememek lazım. Bu kadar işin arasında, “Ben hukuk okudum. Fotoğrafımı yayınlarsanız dava açabilirim, benim iznim olmadan yayınlayamazsınız. Zaten ne oluyorsa bu medyanın düzeysizliği yüzünden oluyor” diyerek gazetecilere laf yetiştirecek zamanı da buluyorlar!
Ortamı yumuşatmak için mi bilinmez bir ara klasik müzik sesi yükseliyor bahçeden. Birkaç dakika sonra ise “Dale don dale” şarkısı çalmaya başlıyor. Ancak herhalde işe yaramıyor ki şarkı sona ermeden müzikten vazgeçiliyor.
Yine de form almak buşvurunun en kolay kısmı. Çoğu kişi bir ve iki milyar olan ön peşinatları borç harçla bulabileceğini hesaplıyor. Ancak belgeleri teslim ederken çok dikkatli olmak lazım. Çünkü yanlış ve eksik belge vermek, ön peşinatı geri alamamanız anlamına geliyor.
Umutlar yarım
En çok dikkati çeken ise kimse evlerin kendisine çıkacağından umutlu değil. Katılımın çokluğu ev sahibi olma “hakkı”nı, “şans, kader ve kısmet”le açıklananan bir düzeye düşürüyor.
Umutsuzlardan biri 38 yaşında üç çocuk annesi Gülcan Aslan. Eşinden boşandıktan sonra Akmerkez’de temizlik işine başlayan ve 10 senelik işi olmasına rağmen 350 milyon maaş alabilen Aslan, Pendik’te gecekonduda oturuyor. Rutubetsiz, kendi deyişiyle “küfsüz” ve işe 2.5 saatten az bir sürede ulaşmasını sağlayacak bir evde oturmak hayali. Oturduğu gecekondunun su ve elektirik faturaları ev sahiplerinin üstüne. Başvuru için ise “üzerinde kendi adı olan” fatura istendiğini belirterek söyleniyor, “Bizim hükümetimiz 350 milyon veriyor halkına ama ondan çok şey istiyor” diye. Senelik izinde ama o da belli ki Pendik Saraçhane arasında geçecek.
Eli boş dönenler
Eli boş dönenlerden biri de 55 yaşındaki Mürüvvet teyze. İkitelli konutlarına SSK emeklilerinin 60 yaşlarını geçmeden başvuramadığını öğrendiği için üzgün, ama en çok da formu iyi okumayıp mahçup olduğu için utanmış.
Taksi şoförü eşinin kazandığı paranın çoğunu kiraya verdikleri için üniversiteye hazırlanmak yerine işe giren oğlunu anlatan Aynur Baysan’a da bir umut gelmiş ama, “şans” diyor.
40 yıl yaptığı işçilik kendisine bir ev kazandırmayan 67 yaşındaki Nevzat Akyüz de “Bari oğlanın bir evi olsun” istiyor. Yozgatlı 16 senelik tekstil işçisi İbrahim Murat, artan kiralardan kurtulma umudu beslerken; Samsun’da 150 metrekare arsası olduğu için başvuru yapamayan fabrika işçisi Ahmet Tepe ise düşünceli bir halde evinin yolunu tutuyor...

BUNLARA DİKKAT!
  • Yanlış, eksik ya da geç beyanda bulunanların başvuru ücreti geri verilmeyecek.
  • Kuralar İkitelli için 26 Ağustos’ta başlayacak, Halkalı içinse 28 Ağustos 2005’te gerçekleşecek.
  • Hak sahibi olamayanlara ön peşinat bedelleri 5-6 Eylül itibariyle geri verilmeye başlanacak.
  • Konut seçim ve sözleşme imzalama işlemleri 3-28 Ekim 2005 tarihleri arasında Halkalı, 24 Ekim-30 Kasım arasında ise İkitelli için gerçekleşecek.
  • Konut seçimi yapanlar bankada sözleşme imzalayacak, peşinat düşüldükten sonra kalan peşinatı buraya ödeyecekler.
  • Konut seçimini yapmayan, sözleşme imzalamayan, peşinatını yatırmayan, banka komisyonu ve damga vergisi ödemeyen ve ayrıca konut tesliminde KDV ( şerefiyeli bedelin yüzde 1’i) yatırmayan hak sahiplerinin konut alma hakları iptal edilecek ve ön peşinat bedelleri iade edilmeyecek.
  • Borç bakiyesi ve aylık taksitler her yılın ocak ve temmuz aylarında olmak üzere yıl da 2 kez, bir önceki 6 aylık dönemdeki memur maaş artış oranına göre arttırılacak. İlk dönemsel artış Ocak 2006’da yapılacak.
  • Konutlar sözleşme yapıldıktan sonra 14 ay içinde teslim edilecek.


    Başa dön


    Sınavlarda ‘sıfır’ı kim çekti -1-
       Nasıl başarılı olsunlar ki?
    Hazırlayanlar:
    Uğraş Vatandaş, Mehmet Aslanoğlu
    SUNU
    Geçtiğimiz hafta peş peşe açıklanan Ortaöğretim Kurumları Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Sınavı (OKS) ve Öğrenci Seçme Sınavı (ÖSS) sonuçları, gözlerin yeniden eğitim sistemine dönmesine neden oldu.
    Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in, “Mesele abartıldı. Bu öğrenciler hiç soru yapmamış değil. Amerika ve İngiltere’de liseyi bitirme çağına gelip de doğru dürüst okuma-yazma bilmeyen binlercesi var” sözleri de eğitim sistemindeki çarpıklığı değiştirmedi.
    Geçtiğimiz yıl ÖSS’de 32 bin 177, OKS’de ise 64 bin 598 aday sıfır puan almıştı.
    Bu yılki sınav sonuçlarında ise sıfır puan alan aday sayısı, ÖSS’de 57 bin 163, OKS’de 65 bin 76’a yükseldi. ÖSS’de sınavı geçerli sayılan 1 milyon 671 bin 603 adaydan 372 bin 937’si taban puanı aşamazken Bingöl, Ağrı, Bitlis, Ardahan, Şırnak ve Hakkâri sınavda en başarısız iller oldu. OKS’de de ÖSS’ye benzer bir tablo ortaya çıktı. Muş, Van, Bitlis, Bingöl, Şanlıurfa, Kars, Mardin, Ardahan, Ağrı, Hakkâri ve Şırnak en başarısız iller oldu.
    Eğitim sistemini ve sınav sonuçlarını bölgedeki eğitimciler, Üniversite Öğretim Üyeleri Derneği Başkanı Prof. Dr. Tahsin Yeşildere, Prof. Dr. Kadir Erdin, TBMM Eğitim Komisyonu Üyesi ve CHP Denizli Milletvekili Mustafa Gazalcı ile e Prof. Dr. Tülin Polat’la tartıştık.

  • Öğrenciler Kürtçe düşünüp, Türkçe konuşuyor. Bu nedenle bir ikilem yaşıyorlar.
  • Öğretmenler kalıcı değil. Öğrenciler 1. sınıftan, 5. sınıfa kadar 20 öğretmen değiştiriyor.
  • Okullar kapanmadan sınıf mevcutlarının yüzde 30’u batıya ırgat olarak gidiyor
  • Okullar yetersiz. Bu nedenle birçok ilde ikili eğitim yapılıyor.

    PANSİYON YOK, ÖĞRENCİLER NEREDE BARINACAK
    Eğitim Sen Muş Şube Başkanı Nimet Sezgin:
    MEB, Muş’a doldur boşalt bölgesi olarak bakıyor. Bir öğretmen atanıyor en fazla 2 ila 5 ay içerisinde çeşitli mazeretlerle ili terk ediyor. Büyük bir öğretmen sürkülasyonu var. Özellikle AKP iktidarı ile birlikte büyük bir kadrolaşma yaşanıyor. Çocukların eğitiminin geliştirilmesine yönelik projeler geliştirileceğine kadrolaşmaya yoğunlaşıyorlar. Son dört yılda eğitim grafiğinin giderek düştüğünü düşünüyorum. “Haydi Kızlar Okula” diye bir kampanya düzenleniyor ancak köy okullarından mezun olan öğrenciler eğitime devam edebilmek için pansiyon bulamıyor. Muş’ta bu büyük bir sıkıntı. Veliler çocuklarımızın barınacağı yerler yok diyerek ilkokuldan sonra okutmuyorlar.
    Muş’ta 1300 branş ve sınıf öğretmeni açığı var. Geçtiğimiz yıl 600 vekil öğretmen ataması yapıldı. Bu öğretmenlerin büyük çoğunluğu üniversite mezunu bile değil. Lise mezunları vekil öğretmenlik yapıyor. Pedagoji eğitiminden yoksun bu gençler çocuklarımıza eğitim veriyor. Başarı mümkün mü?
    Ekonomik durum da eğitimdeki başarıyı etkiliyor. Muş ekonomik açından Türkiye’nin sondan ikinci ili. Muş’taki şeker fabrikası kapatıldı. Süt fabrikaları kapalı tutuluyor. TEKEL işletmesinin kapasitesi düşürüldü ve zamanla kapatılması planlanıyor.

    BÖLGE, EĞİTİMİN DENEY TAHTASI GİBİ
    Eğitim Sen Siirt Şube Sekreteri Faraç Sevilgen: Sedece liselere giriş sınavlarında değil, ÖSS ve diğer sınavlarda da bölge illeri hep en başarısız iller olarak öne çıkıyor. Bu başarısızlığın nedeni yıllardır süregelen bölgedeki eğitim politikalarından kaynaklanıyor. Okulların fiziki yapısı, öğretmen sıkıntısı ve anadilde eğitim verilmemesi gibi politikalar başarısızlıkta öne çıkıyor. Anadilde eğitim elbette önemli bir sebep ama tek neden değil. Temel nedenlerin başında okullardaki fiziki şartlar, derslik sayısının yetersizliği, sınıf mevcutlarının fazlalığı, stajyer öğretmenlerin bölge illerine atanması, bölgenin adeta eğitim alanında bir deney tahtası olarak kullanılması geliyor.
    Siirt’te öğretmenler hiçbir zaman kalıcı olmuyor. Siirt’e atanan 360 branş öğretmeni var bu yıl. Bunun 15’i İngilizce öğretmeni. Ancak sadece bir İngilizce öğretmeni görevbaşı yaptı. Siirt’te ortaöğrenimde açık olan okulların yüzde 80’i ikili öğretim yapıyor. Yani sabahçı ve öğlenci uygulaması var. Bu uygulama, öğrenci fazlalığı ve derslik sıkıntısından kaynaklanıyor. Bu durumda başarı beklemek mümkün değil.

    EĞİTİMİN ÇÖKÜŞÜ BELGELENDİ
    Prof. Dr. Tahsin Yeşildere (Üniversite Öğretim
    Üyeleri Derneği Başkanı):
    Sınav sonuçlarında ortaöğretimde niteliğin gittikçe düştüğü gözüküyor. Sonuçlarda başarılı okullar içerisinde fen liseleri, anadolu ve özel liseler, meslek liseleri içerisinde ise imamhatiplerin öne çıktığı görülüyor. Sıfır çeken öğrenci sayısının artması ve bölge illerinin sonunculuğu gözler önüne serildi. Devletin İmamhatiplere verdiği önem sonuçlarda ortaya çıkıyor. Eşitlik ilkesinde diğer meslek liselerine ve genel liselere önem verilmesi gerekiyor. Öğretmen niteliğininin artırılması gerekiyor. Sınav sonuçları ortaöğretimde çöküşün bir göstergesi durumunda ve yeniden yapılandırılması gerekiyor.
    Sonuçlara baktığımızda devletin Güneydoğu ve Doğu Anadolu bölgelerindeki okullara gerekli olanağı sağlamadığını görüyoruz. Devletin yıllardan beri dikkat etmediği bir ayıbı olarak yorumlayabiliriz tabloyu. Öğretmen niteliği, araç gereç yoksunluğu ve halkın yoksulluğu önemli sorunlar. Alım gücünün düşüklüğü çocukların beslenme bozukluklarını ve gelişim eksikliğini beraberinde getiriyor. Adaletsizlik bölge insanlarının gelir düzeyinin yükseltilmesi ile giderilebilir.
    Beslenmelerine dikkat edilmesi gerekiyor. Alacağı protein dengesi zihinsel gelişimini de sağlayacak. Öğretmenlerin niteliği yüzde olarak üst düzeye çıkamıyor. Sonuçlarda başarılı öğrencilere baktığımızda belirli düzeyde bir kesimin çocuklarını görüyoruz. Parasal yönden desteklenen çocuklar.
    Müfredat değişikliği ve liselerin 4 yıla çıkarılması eğitim tablosunu değiştirmez, gösterge aynen devam eder. Liselerin alt yapısını değiştirmedikçe çarpık tablo kendisini yine gösterecektir. Eğitimde köklü bir değişiklik yapılarak altyapıya yansıtılması gerekiyor. Köklü değişiklik, sorgulayan, nedenini niçinini anlamaya çalışan, araştırmacı bir şekilde yetişen, labaratuvarla desteklenen bir eğitim olması gerekiyor. Değişimle sosyal yapının, aktüalitenin, yeniden yapılanması ve eşit düzeyde sağlanması gerekir. Devletin eğitim hakkını herkese eşit olarak sağlaması gerekir. Özel okullar ve dersaneler olduğu sürece çarpıklığı gideremezsiniz. Sosyal sistemin değişmesi gerekiyor. Bu da günümüz kapitalist sistemi içinde olması zor gözüküyor. Eğitim sisteminin düzeltilebilmesi için kapitalist sistemin de değişmesi gerekiyor.

    LABORATUVAR, KÜTÜPHANE YOK
    Eğitim Sen Maraş Şubesi Kadın Sekreteri Bedri Yamaç:
    Dersliklerin standart mevcudu 25 iken, Maraş’ta 40’a çıkıyor. Yer yer 70-80 kişilik sınıflar bile bulunabiliyor. Teknik imkanlar, laboratuvar, kütüphane yok. Ekonomik durum da eğitim başarısında belirleyici. Öğrencilerimizin büyük kısmı ailelerine yardım için okul sonrası bir işte çalışıyor. Dikkat edilirse ilk üçe giren iller hep ekonomik olarak daha kalkınmış bölgelerden. Ezberci ve elemeci sınav sistemleri de başarısızlığın en büyük sorumlularından.

    1. SINIFTAN, 5. SINIFA KADAR 20 ÖĞRETMEN DEĞİŞİYOR
    Mayıs ayında sınıf mevcutları yüzde 30 oranında azalıyor, çünkü aileler çocuklarını kendileriyle birlikte batıya ırgat olarak götürüyorlar.
    Eğitim Sen Şırnak Şube Başkanı Nadir Algur:
    Elbette bu başarısızlığın genel nedenleri var. Örneğin Şırnak’ta velinin eğitimsizliği veya eğitim düzeyinin düşüklüğü öğrencinin başarısında çok önemli bir etken. Eğitimin bilimsel ve demokratik olmaması, öğrencinin günlük kullandığı dili ile okulda kullandığı resmi dilin aynı olmaması başarısızlığa neden oluyor. Öğrenci evde ve sokakta kullandığı anadili ile eğitim dili farklı olunca algılamada büyük sorunlar yaşanıyor.
    Ekonomik düzeyin çok düşük olması eğitimdeki başarısızlığın nedenlerinden. Okullar kapanmadan mayıs ayında Şırnak’ta sınıf mevcutları yüzde 30 oranında azalıyor, çünkü aileler çocuklarını kendileriyle birlikte batıya ırgat olarak götürüyorlar. Böyle bir ortamda başarı sağlanması mümkün mü? Şırnak’ta öğretmen kadrosu yeterli değil. Bölgemiz özellikle de Şırnak gibi iller, eğitim fakültelerinin uygulama ve staj alanı gibi görülüyor. Üniversiteyi bitiren öğrenci eline diploma verilip ilimize gönderiliyor. Bir öğrenci, 1. sınıftan 5. sınıfa kadar 20 öğretmen değiştiriyor. Gelen öğretmen öğrenciyi tanıyamıyor, öğrenci bir eğitim altyapısı kazanamıyor.

    ÖĞRENCİLER KÜRTÇE DÜŞÜNÜP TÜRKÇE KONUŞUYORLAR
    Okuldan eve döndüklerinde tekrar Kürtçe konuşuyor ve Türkçe’yi öğrenip öğrenmeme konusunda bir ikileme düşüyorlar.
    Eğitim Sen Hakkâri Şube Sekreteri Ali Asker Yurtsever:
    Hakkâri’nin OKS ve ÖSS sınavlarında son sırada yer alması kadar doğal bir şey yok. Çünkü yerleşik bir eğitim sistemi yok. Yılda 500 öğretmenin tayini çıkıyor Hakkâri’den. Yerlerine yenileri geliyor. Genelde stajer öğretmenler.
    Bugün Hakkâri’nin köylerinde üniversite mezunu pedagojik formasyon almış tek bir öğretmen bile yok. Tüm köy öğretmenleri vekil statüsünde çalışan lise mezunlarından oluşuyor. Bu koşullarda Hakkâri’nin OKS’de başarısız olması doğal. Daha önceki iktidarlar da Milli Eğitim’de kadrolaştılar. Ancak AKP iktidarı en küçük okulun müdür yardımcılarına kadar değişikliğe gitti. Hakkâri’de günlük konuşma dili Kürtçe. Çocuklar 7 yaşına kadar öğrendiklerini zihinlerinde oluşturdukları kavramlarla düşünüyorlar. Okula geldiklerinde ise Kürtçe düşünüp Türkçe konuşmak zorunda kalıyorlar. Türkçe kavramları zihinlerinde yerleştirmekte - örneğin matematik problemlerini anlamakta- zorluk çekiyorlar. Okuldan eve döndüklerinde tekrar Kürtçe konuşuyor ve Türkçe’yi öğrenip öğrenmeme konusunda bir ikileme düşüyorlar. Bu nedenle anadilinde eğitim büyük bir problem olarak durmaya devam ediyor.

    NİTELİK YÜKSELTİLMELİ
    Prof. Dr. Tülin Polat (İstanbul Üniversitesi öğretim üyesi):
    Sınav sonuçları benim için beklenmedik bir sonuç değil. Eğitim sisteminin bilinen sorunları sınav sonuçlarıyla daha göze görünür bir biçimde ortaya çıktı. Sınavlara mevcut okul kapasitelerinin çok daha üzerinde öğrenci giriyor. Ülkede okullaşma oranının artması eğitimin niteliğini artırmıyor. Belli yerlerde eğitimin niteliğine ve gelişimine yansıyor sadece.
    Okullaşma oranıyla eğitim sistemine yapılan nicel gelişmeyi, altyapı, öğretmen niteliği ve tek tek tüm eğitim süreçlerinin geliştirilmesi ile yükseltmek gerekir.
    ÖSS sadece okulla sınırlı bir öğretimin uzantısı olarak görülmüyor. Okullarda alınan derslerin yanında dersanaler ve özel dersler de süreç içerisinde sayılıyor. Sadece öğrenciler değil aileler de yarışıyor bu süreçte. Milli Eğitim müfredatının değişmesi ve liselerin eğitiminin yenilenmesi konusunun da dünden bugüne hızlıca bir çözüm getireceğini açıkça beklemiyorum. Biraz süre geçmesi ve incelenmesi gerekiyor.
    YARIN: SINAVA ENDEKSLİ EĞİTİM


    Başa dön


  • Sorumlular hâlâ görevde
    Pamukova’da 22 Temmuz 2004’te meydana gelen ve 40 kişinin ölümüyle sonuçlanan hızlı tren faciası, yapılan eylemlerle bir kez daha hatırlatıldı. Ankara Garı önünde yapılan basın açıklamasında “Eski raya yeni hız”, “Bilim mi siyaset mi” dövizleri taşıyan grup adına konuşan BTS Genel Sekreteri Coşkun Çetinkaya, eylemi yapmamaları için TCDD yetkililerinden tehditler aldıklarını, “olay kapandı” denildiğini, dış görevlere gönderilmek istendiklerini, duyurularının panolardan TCDD yetkilileri tarafından indirildiğini söyledi. BTS’nin bu tavrından vazgeçmemesi üzerine eylemin yapıldığını belirten Çetinkaya, hızlandırılmış treni uygulamaya sokanların hâlâ yargılanmadığını hatırlattı. Çetinkaya, birinci muhatap olan ve hakkında verilen soruşturma izni mahkemece iptal edilen Süleyman Karaman’ın göreve iade edildiğini belirtti. Kaza ile ilgili 4 bilirkişi raporunun da işletmecilik hatasını vurguladığına dikkat çeken Çetinkaya, bu hatanın muhatabı olan bakan görevde, Karaman da göreve iade edilmişken, makinistlerin işten atılmasının kabul edilemez olduğunu söyledi. Tavşancıl’da meydana gelen kaza sonrasında da konuyla en az ilgisi olan 1’inci Bölge Cer Müdürü ve Haydarpaşa Loko Bakım Atölye Müdürü’nün sorumlu tutulduğunu belirten Çetinkaya, yaşanan faciaların nedenlerinin en başında siyasi kadrolaşma geldiğini ifade etti. Vekaleten atamaların demiryollarında da gerçekleştiğini kaydeden Çetinkaya, kurumun üst düzey kadrolarının meslekten olmayanlarla doldurulduğunu, demiryollarında artan kazaların da bu çerçevede değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Çetinkaya, demiryollarının ve limanların emekçi halka kapatılmak istendiğini de belirterek, bugünkü sorunların nedenleri arasında şu gelişmeleri saydı:
  • Limanlar kapatılmak isteniyor.
  • Haydarpaşa ve bölgesi beton yapılanmaya açılmak isteniyor.
  • Marmaray projesi için en az iki yıllığına banliyö hatları kapatılacak.
  • Belediyeye devir ve tadilat gerekçesiyle eylülden itibaren hiçbir tren İzmir’e sokulmayacak.
  • Erdemir ile yapılan özel tren işletmeciliği anlaşması dayanak tutulan yönetmelik mahkemelik olmasına karşın uygulanmak isteniyor.
  • Bütün kurumların elindeki hurda malzemelerinin MKE’ye satılması gerekirken TCDD yönetimi kimi belediyelere yasadışı biçimde hurda ray satışı yapıyor.
  • Kurum, IMF ve DB direktifleriyle hazırlatılan raporlarla tasfiye edilmek isteniyor.
  • Personel sayısı sürekli azaltılıyor, tren üzerindeki personel ayda 250-300 saat mesaiye zorlanıyor. Yüksel Caddesi’nde yapılan eylemle de, kazada hayatını kaybedenler anıldı. Eyleme, Ankara 78’liler Derneği, BTS, Dev Maden-Sen, Halkevleri, İHD Ankara Şubesi, KESK Ankara Şubeler Platformu, ÖDP, ÖZDER, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, SDP üye ve yöneticileri katıldı. Makine Mühendisleri Odası (MMO)’dan dün yapılan yazılı açıklamada ise, demiryollarının yeniden yapılandırılması adı altında TCDD’de 1995 yılından beri nitelikli personel ve yatırımın azaltıldığı, bakım atölyelerinin büyük bir kısmının kapatıldığı kaydedildi. Karayolu yapım maliyetine göre demiryolu yapım maliyetinin düz arazide 8 kat daha ekonomik olduğuna dikkat çekilen açıklamada, kazalarda ölüm riskinin 1 milyar yolcu-km başına demiryollarında 17 kişi iken, karayollarında 140 olduğu vurgulandı. Açıklamada, ciddi bir Ulaşım Master Planının ve bu kapsamda demiryolu ağının genişletilmesi gerektiği ifade edildi. BTS İstanbul 1 No’lu Şubesi, Haydarpaşa Garı önünde basın açıklaması yaptı. BTS’nin 40 kişinin ölümüyle sonuçlanan tren kazasını protesto edişini, TCDD Bölge Eğitim Müdürlüğü çalışanı Erkan Süren’in kamera ile görüntülemesi gerginlik yarattı. Süren yapılan uyarılara rağmen çekim yapmayı sürdürdü. BTS Genel Eğitim ve Örgütlenme Sekreteri Mithat Eran ve BTS MYK Üyesi Soner Önal yaptıkları açıklamada facianın birinci senesini doldurmasına rağmen hızlandırılmış treni uygulamaya sokan karar vericilerin yargı önüne çıkarılmadığını belirttiler. Eylemde “Ne kural, ne fren, al sana hızlı tren”, “Bilim mi, siyaset mi” ve “22 Temmuz’u unutmadık” dövizleri ile facia ve faciaya sebep olan anlayış protesto edildi. BTS üyeleri Adana garında da benzer bir açıklama yaptı. KESK’e bağlı sendikalar da destek verdi.
    78’lilerden mitinge çağrı
    78’liler Vakfı, 11 Eylül günü yapacakları “Adalet ve demokrasi için anayasanın geçeci 15. maddesi kaldırısın” mitinginin hazırlıklarına başladı. 78’liler Vakfı tarafından yapılan açıklamada şöyle denildi: “78’liler girişimi olarak diyebiliriz ki tüm demokratik kitle örgütleri, sendikalar ve siyasi partilerin katılımıyla 11 Eylül 2005 pazar günü saat 11.00’de Kadıköy’de “Adalet ve demokrasi için anayasanın geçici 15. maddesi kaldırılsın” mitingini gerçekleştireceğiz. Demokrasi özgürlük, barış, kardeşlik, adalet isteyen; Darbecilerin ve darbe rejiminin tüm suçlarının açığa çıkmasını, sorgulanmasını, ve yargılanmasını isteyen tüm halkımızı mitinge davet ediyoruz.”
    Okul mu hanedanlık mı?
    Eğitim-Sen, Torbalı Anadolu Lisesi’nde görev yapan öğretmenlere okul müdürü tarafından uygulanan baskıların saldırı boyutunu açıkladı. Saldırıları kınamak için Torbalı Anadolu Lisesi önünde gerçekleştirilen basın açıklamasına İzmir Eğitim-Sen 1 No’lu Şube başkanı ve yöneticileri, İzmir ve Torbalı’dan eğitim emekçileri katıldı. Basın açıklaması için okul bahçesine girmek isteyen eğitimciler, okulun iki kapısının da zincirlerle kilitlenmiş olduğunu görerek, müdürün bunu yapmaya yetkisinin olmadığını dile getirdiler. Basın açıklamasında konuşan Eğitim-Sen Torbalı Baştemsilcisi Naci Daştan, geçen yıl Torbalı Anadolu Lisesi’ne atanan müdür Yakup Atasever’in göreve başlaması ile birlikte üyelerine yönelik baskıya başladığını belirterek, bu geçen süre içerisinde müdürün baskıları ile ilgili birçok adli ve idari soruşturmanın açıldığını dile getirdi. Okul müdürünün haksız suçlamaları ile sürgün edilen Eğitim-sen üyesi öğretmenlerden ikisinin mahkeme kararı ile okula dönmesinden sonra da müdür Atasever’in baskı ve hakaretlerinin sürdüğünü aktaran Daştan, mahkeme kararıyla okula dönen Nuran Koyuncu adlı öğretmeni tehdit eden müdürün, birgün sonra yine mahkeme kararıyla okula dönen Turan Horzum adlı öğretmeni kendi odasında darp ettiğini söyledi. Öğretmen Turan Horzum’un saldırının ardından Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulunduğunu ve hastaneden 10 gün işgöremez raporu aldığını söyleyen Daştan, “Müdür, burada kendi kafasına göre bir hanedanlık yönetmeye çalışmaktadır. Sürgün edilen iki arkadaşımızın yargı kararıyla geri dönmesini içine sindirememiş, durumu fiili saldırıya kadar ilerletmiştir. Bu saldırıları nefretle kınıyoruz” dedi. Eğitim-Sen 1 Nolu Şube Başkanı Mahir Ulus ise okul müdürlerinin sendikalılara yönelik bu baskılarının artık neredeyse gelenek halini aldığına vurgu yaparak, “böylesi kişileri milli Eğitim camiasının dışına itmek gerekiyor” diye konuştu. “Baskılar bizi yıldıramaz, “Zorba müdür istifa”, “Burası okul hanedanlık değil” sloganlarının atıldığı eylem sonrasında okul kapılarının zincirlerle kilitli olduğu tutanaklara geçirildi.
    Güzeltepe’de yıkım kiracıları vurdu
    Güzeltepe’de yıkım kararı alınan gecekondularda oturan kiracıların, yıkım ekiplerinin gelmesi ihtimaline karşı kurdukları barikat polisin gaz bombalı müdahalesi ile dağıtıldı. Belediye ile anlaşan ev sahiplerinin gecokundulara zarar verdiğini ileri süren kiracılar gidecek başka yerleri olmadığın söylüyorlar. Okmeydanı’nda meydana gelen yıkımın ardından sıranın kendilerine geleceğini düşünen Kağıthane Güzeltepe’deki 10 gecekonduda yaşayan mahalle sakinleri, Yenibayır Sokak üzerinde barikat kurdular. Polisin barikata müdahalesini taş atarak engellemeye çalışan gruba karşı çevik kuvvet gaz bombası kullandı. Mahallelilerin verdiği bilgiye göre 12 yaşında olaylarla ilgisi olmayan bir çocuk gözaltına alındı. Sorularımızı yanıtlayan Telli Yön (65), “Ev sahipleri belediye ile anlaşma yaptı. Gidecek yerimiz yok. Hem devletten baskı görüyoruz hem ev sahiplerinden. Ev sahipleri evdeki klozeti, kapıları sökerek götürdü. Sularımız da kesildi. Barikat kurmamızın sebebi mağduriyetimizin giderilmesini istemek.” dedi. Kiracıların, evlerini boşaltarak eşyalarını Güzeltepe otobüs durağına yığma kararı aldıkları ve sorunları çözülene kadar burayı terketmeme kararı aldıkları öğrenildı.

  • Bize ulaşmak için;

    Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net