Orgeneral Başbuğ’un önceki günkü açıklamaları büyük yankı yarattı. Özellikle kitle örgütlerini, yasal yayınları, bazı medya kuruluşları ile aydınları “terör faaliyeti” çerçevesinde değerlendirmesi, hukukçuların ve partilerin tepkisini çekti.
Bir süreden beri 1980’li yıllardaki konseptlerin yeniden geri getirilmeye çalışıldığını ifade eden İHD Genel Başkanı Yusuf Alataş da “Öldürmeye kilitlenmiş bir terörle mücadele anlayışı”nın sürdüğünü, şiddetin şiddetten beslendiğini dile getirdi. Bu nedenle birilerinin şiddetin sona ermesini istemediğine dikkat çeken Alataş, Başbuğ’un, topyekün terörle mücadele adı altında insan hakları ve demokrasiyi unuttuğunu belirtti. Terörle mücadelenin insan haklarından, hukuktan vazgeçmeyi gerektirmediğini vurgulayan Alataş, bir devleti devlet yapanın da hukuk devleti ilkesi olduğunu da ekledi. “Genelkurmay, kendisini hiçbir kurala bağlı görmek istemiyor. İnsan hakları, demokrasi, hukuk, uluslararası ilkelerin kurallarına bağlı görmek istemiyor, bu ülkeyi ben yöneteyim diyor. Ne yazık ki şiddet ortamı da bu fırsatı veriyor” diyen Alataş, bir hukuk devletinde bunu kabul etmenin mümkün olmadığını söyledi.
Başbuğ’un açıklamalarını gazetemize değerlendiren Mazlum-Der Genel Başkan Yardımcısı Ayhan Bilgen, Başbuğ’un açıklamalarının askeri bürokrasi tarafından yapılıyor olmasının, Türkiye’de hâlâ sivil siyasetin değil, güvenlik bürokrasinin belirleyici olduğu görüntüsü verdiğine dikkat çekti. Bu görüntünün bir süredir AB süreci dolayısıyla “makyajlanmaya” çalışıldığını dile getiren Bilgen, bu açıklamalarla bir gerçekle yüzleşildiğini, bunun en az açıklamaların içeriği kadar önemli olduğunu ifade etti.
‘Genel affın önü tıkanıyor’
Bilgen, genel af gibi, bir “siyasetçi sorumluluğunda, siyaset alanında, parlamentonun alanında” olan bir konunun, peşinen önünü kapatmanın tehlikeli olacağına dikkat çekti. Genel affın tehlikeli olduğunun, karşı olunduğunun belirtilmesinin, “yasama organının önünü kesmek” anlamına geldiğini ifade eden Bilgen, “Bu tutum Türkiye’de aslında güçler ayrılığı söylemlerinin ciddi ve inandırıcı olmadığını gösteriyor” dedi.
Terörle mücadele adına söylenenlerin, davranışların Türkiye’de toplumsal bir çatışmayı getirecek içeriğe sahip olduğunu belirten Bilgen, bu anlayışın geride kaldığına işaret etti. Dünyada güvenlik doktrinleri tartışılırken, “silah yoluyla hak arayanların elinin güçlendirilmemesi” gerektiğini dile getiren Bilgen, sivil siyasetin güçlendirilmesi gerekirken, Türkiye’nin tersini yaptığını ifade etti. Bilgen, bu tutumun, “Yürütülen çalışmaların anlamsız olduğu, sorunun silahla aşılabileceği kanaatini ve şiddetin politik araç olarak kullanılmasını yaygınlaştırdığına, şiddete toplumsal arka plan oluşturduğuna” dikkat çekerek, “Bu tecrit değil kitleselleştirmedir” diye konuştu.
‘Tedirginlik hakim’
Diyarbakır Barosu Kadın Hakları Danışma ve Uygulama Merkezi Başkanı Av. Meral Danış Beştaş ise Genelkurmay’ın yaptığı açıklamaların kaygı verici olduğunu söyledi. Beştaş, “Operasyonlar giderek artıyor. Bölgede bir tedirginlik var. Bir süre öncesine kadar AB uyum sürecinde uyum için nasıl demokratik adımların atılması gerektiği tartışılıyordu. Halkın bu yönde bir beklentisi vardı. Ama şu anda psikolojik de olsa insanlarda bir tedirginlik gözleniyor” diye konuştu.
Tarık Ziya Ekinci de Genelkurmay’ın “Kürt aydını demeyin” ifadesini gerçekçi bulmadığını vurguladı. “Eğer Kürt toplumu varsa, Kürt kültürü ve dili varsa Kürt aydını da vardır. Türkiyelilik üst kimliği altında Türkler, Kürtler ve diğer azınlıklar vardır. Nasıl ki Türk dili varsa Kürt dili de vardır” diyen Ekinci, bir ayrım yapmanın gerçekçi olmadığını, bunun Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere ve Anayasal vatandaşlık hakkına aykırı olduğunu belirtti.
EMEP Genel Başkan Yardımcısı
Memet Kılınçaslan:
AKP HÜKÜMETİ SESSİZLİĞİNİ KORUYOR
Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’un açıklamaları, Kürt sorununun demokratik çözümü yönündeki taleplerin kolaylıkla “teröre destek” olarak değerlendirmesine kapı açan bir niteliktedir. Açıklamada, basın yayın organlarından, kitle örgütlerine kadar geniş bir kesim “teröre destek verenler” ve “vermeyenler” olarak bölünmüş, nelerin yazılıp nelerin yazılmayacağına dair bile telkinler de bulunulmuştur. Ayrıca geçmişte bu tür açıklamaların ardından, “andıç” yöntemleriyle bazı kurum ve kişilerin hedefe konulduğu, İHD eski Başkanı Akın Birdal’ın bu yöntemlerin bir sonucu olarak saldırıya uğradığı bilinmektedir. Seçilme vasfı olmayan bir kurumun demokratik bir ülkede, bu türden açıklamalar yapması kabul edilemez. Ancak seçilmiş olan AKP Hükümeti bu açıklamalar karşısında şu ana kadar sessiz kalmıştır. Bu tutum bile, demokratikleşme adı altında yapılan bazı yasal düzenlemelerin sadece AB için yapılmış bir makyaj niteliğinde olduğunun açık itirafıdır.
Ayrıca açıklamalarda operasyonda ısrar anlayışı da dikkat çekmektedir. Her milliyetten Türkiye halkı, Kürt sorununun çözümünde baskı yöntemlerinin sorunu çözmekten öte derinleştirmeye hizmet ettiğini yaşayarak öğrenmiştir.
DEHAP Genel Başkan Yardımcısı Veli Büyükşahin: TÜRKİYE’YE BÜYÜK KÖTÜLÜK YAPIYORLAR
Bu tür yaklaşımlar Türkiye’ye bir şey kazandırmadığı gibi, demokratik gelişmeyi engelleyen bir sürece de neden olmaktadır. Aydınların, basının, siyasi partilerin demokrasi, barış ve özgürlüklerin gelişebilmesi, emekçilerin haklarını alabildiği bir ortam için yürüttükleri çalışmaların kriminal olay gibi ya da terörle mücadele kapsamında değerlendirilmesi, Türkiye’ye yapılacak en büyük haksızlıktır. Bu açıklamalar demokratik gelişmeyi engeller. Türkiye’de artık haklar ve özgürlükler mücadelesini hiçbir güç engelleyemez. Geçmişte bu tür çalışmalar “bölücülük”, “terör”, “dış güçlerin oyunu” biçiminde nitelendirildi. Ama toplum, demokrasi özgürlük mücadelesi yürütenlerin ülkeyi geliştirmeye çalıştığını gördü. Ülkeyi koruduğunu savunanlar, milliyetçiliğe sığınanlar, “ülkeyi böldürmeyeceğiz” diyenler, bu ülkeye kötü şeyler yapıyorlar. Genel af özellikle Kürt sorununun çözümünde önemli bir adım olabilir. Buna Türkiye toplumunun karar vermesi gerekiyor.
ÖDP Genel Başkan Yardımcısı Hakan Tahmaz: KÜRT SORUNU TOPLUMSAL BİR SORUNDUR
Biz Kürt sorununun siyasal bir sorun olduğunu düşünüyoruz. Doğal olarak da bu işin nasıl
çözüleceğine ilişkin tartışmanın Meclis’te siyasal iktidar tarafından yapılması gerekir. Son dönemlerde ortaya çıkan çatışma ortamından kaynaklı olarak ordunun bir siyasal iktidar gibi davranmasını demokratik bir tutum olarak görmüyoruz ve bunu ordunun siyasete müdahelesi olarak görüyoruz. Yine son zamanlarda çatışmanın yeniden başlaması ile birlikte demokratik hakları ortadan kaldırmaya yönelik girişimlerin çözüm olmadığını son 25 yıllık süreç bize gösterdi. Genelkurmay 2. Başkanı İlker Başbuğ’un konuşmasından önce siyasi iradenin konuşması gerekirdi. Bu şekilde hiçbir toplumsal sorun çözülmez. Bu doğrultuda yaklaşık bir ay önceki aydınların çağrısının ne kadar anlamlı olduğunu bu gelişmeler ortaya çıkarmıştır. Başbuğ’un açıklamasında yer verdiği ‘sınır dışı operasyon’ da toplumu germekten başka bir sonuç üretmez. Bu sorun toplumsal bir sorundur.
Çağdaş Gazeteciler Derneği Genel Yönetim Kurulu BASINA OTOSANSÜR KABUL EDİLEMEZ
11 Eylül sonrası ABD’nin başını çektiği “terörizmle savaş” ve “güvenlik” anlayışı, hemen her ülkede özgürlükler aleyhine gelişmelere yol açtı. Batı demokrasilerinde, yeni anti-terör yasalarıyla özgürlükler sınırlanıyor, “daha çok güvenlik için” ifade ve basın özgürlüğünden fedakarlıklar yapılması isteniyor. Genel Kurmay Başkanlığı’nın verdiği mesajların önemli bir hedefi de medyaydı. Çağdaş Gazeteciler Derneği; terörü, şiddeti ve savaşı övüp, özendiren bir gazetecilik anlayışını reddeder ve hiçbir şekilde kabul etmez. Ancak, “önce güvenlik” anlayışıyla özgürlüklere sınırlamalar getirilmesi, yeni terörle mücadele yasalarıyla daha baskıcı yapılara yönelinmesi de kabul edilemez. “Terörle mücadele” adı altında, kimi sivil toplum örgütleri, basın kuruluşları ve kişilere dönük hukukun ve çağdaş demokrasinin sınırlarını aşan uygulamalara izin verilmemelidir. Türkiye’de gazetelerin, kitapların yasaklandığı, belli bölgelere sokulmadığı dönemler de oldu. Bugün gelinen nokta, bu türden önlemlerle amaçlanan hedeflere ulaşılmadığını ortaya koymaktadır.
Başa dön
ABD Başbuğ’u yalanladı
Genelkurmay İkinci Başkanı İlker Başbuğ’un “ABD, PKK lider kadrosuna operasyon emri verdi” sözü, ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Adam Ereli tarafından yalanlandı. Ereli, böyle bir emir hakkında elinde bir bilgi bulunmadığını söyledi.
Ereli, Başbuğ’un, PKK liderliğinin yakalanması yönünde ABD’nin emir verdiği yönünde basında yer alan sözlerine karşılık, “Bu haberleri ben de gördüm. Doğruluğunu kanıtlayacak bir bilgi elimde yok” dedi.
Adam Ereli, düzenlediği günlük olağan basın toplantısında, Türkiye ve Irak ile birlikte, Irak topraklarının PKK faaliyetleri için kullanılmasının engellenmesi için yakın çalıştıklarını belirtti.
Ereli, ABD’nin emir verip vermediği konusundaki ısrarlı sorular üzerine, “Elimde böyle bir emrin verildiğine dair, ABD Dışişleri Bakanlığı olarak bir bilgi yok. Askeri bir konu olduğuna göre ABD Savunma Bakanlığı’na sorabilirsiniz” dedi.