Yarınlara yürüyen bir şair: Adnan Yücel
Postmodern... Yani günümüzde sanatın her alanına, bu arada şaire de, yansıması popülist olan anlayış. Gerçekten uzak, düşündürmekten uzak sözcük oyunları, halk değerlerini yok sayan bir yaklaşım... Oysa şair hem estetik yaşantımıza katkı sağladığı için, hem de hayatın bir parçası, yani gerçeğin bir parçası olduğu için tercih edilmeli ve okunmalıdır. Gerçek şiirle sözde şiir arasında belirleyici ayrım budur. İşte bir 24 Temmuz günü yitirdiğimiz Adnan Yücel, şiir dünyamızdaki bu belirleyici ayrımda önemli bir yere sahip. Aşkın, namusun yok edilmeye çalışıldığı, insanlığın hala savaşları, yoksulluğu, eğitimsizliği yenemediği günümüzde o, safını iyi tutmuş, kavgasının bilincinde olan bir şairdi. O dizelerini tatile göndermemiş, bunalımlara tutsak etmemiş, sevgilinin gözlerinde boğmamıştır. Doğrudan anlamlı kavgalara sürmüştür. “Bir Özlem Bir Türkü” ( ilk baskı 1984) de yarınları sezdiren, düşleten özleten dizelerle ses veriyordu yaşama. Bunun için acılara karşı öyle bir silah kuşanıyor ve öylesine sevinç doldurmuştu ki koynuna, artık tüm sabahlar acı renginde de gelse, inancın yürekli türküleri yine de düşmüyordu kaleminin ucundan.... Popülizme, her türlü kirli işleyişlere inat.... Yani hayatın içinden, hayatın bir parçası olarak. “İşte gün başlıyor yine / Dağların yüreği patlamak üzere....” diyen A. Yücel yeryüzünü yeşerterek yazdı dizelerini. Cemre yüzlü çocuklara, sıcak maviliğe, içinde çırpınan yaralı kuşa.... çöllerde ağlaya ağlaya boğulan sulara seslenerek. Çelişkili yaşama, sabahın yüzündeki Filistin yarasına Afrika sarısı acılara, zulme sömürüye öfkelenerek... Yaşadığı coğrafyaya ve bu coğrafyada yaşayan namuslu, üretken, yoksul insanlara ise içten bağlıydı A.Yücel. Bazen çığlık çığlığa Fırat olur bazen uzunyayla da yolcu, kimi zaman baştan başa bir hüzün. Suları güneşi bile oynatan Munzur Dağlarındaki kanlı tuzaklar dertli eyliyordu yaşadığı toprakları. Bu yüzden öfke renginde açıyordu bütün çiçekler... Fakat acılara gülmek zamanıdır da dedi şair, Bir özlem bir türkü’ de. “Acılara inat yaşamak zamanıdır şimdi \ Alabildiğine sevmek zamanıdır \ Varsın turuncular konuşsun ağaçlarda \ Özlemini çektiğimiz yeşil \ İsterse bir yalan olsun \ Bahçeleri kıskanıp dursun saksılarda \ Irmakları aşmak zamanıdır şimdi..” (Acılara Gülmek Zamanıdır-S.64) Gözleri şiir yazan çocuklar’ da ise yine bir şairin olmazsa olmazı olan geleceğe dair umutları kanatlanıyor sanki; “Ey gözleri şiir yazan çocuklar \ Dünya nasılda yenik ve yaralı \ Yorgun düşmüş avuçlarınızda \ Birtek sizin gülüşünüz var onu güldürecek \ Bir de filiz veren tohum elleriniz \ Bugünün yorgun ayaklarını \ Yarının güzel sabahlarına götürecek” ( Acıya Kurşun İşlemez s.29) Adnan Yücel’e göre aslında bütün çocuklar dalları zorlayan tomurcuklardır. Ve onlar yüreklerini sonsuz geleceğin akışına koyup büyüyor korkuların olmadığı bir dünyanın güzelliğini birgün mutlak görecekler. Adnan Yücel’in şiirlerinin toplamına baktığımızda toplumcu gerçekcilikten ödün vermediğini görürüz. Her olayı ve olguyu toplumsallığa ulaştırdığına tanık oluruz. Bu nedenle gelecekte postmodern anlayışlarla yazılanlar zamanın uzun yolculuğunda dökülüp saçılırken, toplumsal gerçekçilikten ödün vermeyenlerin ayakta durduklarına tanık olacağız. Adnan Yücel, insanın içindeki kıpırdayan coşkudan yanadır. İnsanca hiç başlanmamış çok sesli aşklara, hiç koklanmamış güzelliklere, ateşsiz yanan özlemlere seslenir. Ve dostları O’ nu hep öyle bilir. Yani büyüttüğü dirençli çiçeklerle anılıyor bugün ve böyle anılacak gelecekte...
|