www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Uğur Kaymaz davasına çağrı
Ankara’daki dernekler, sendikalar ve partiler, Uğur Kaymaz ve babası Ahmet Kaymaz’ın yargısız infaz edilmesine ilişkin emniyet görevlilerinin yargılandığı, Eskişehir’e alınan duruşmaya katılma çağrısı yaptı.

İHD 19’uncu yaşını kutladı
Tutuklu yakınları, avukatlar, gazeteciler, aydınlar tarafından 17 Temmuz 1986’da kurulan, cezaevleri sorunundan Kürt sorununa, işkenceye kadar her alandaki insan hakkı ihlallerine karşı mücadelesinde 14 yöneticisini yitiren İnsan Hakları Derneği, 19’uncu yaşını kutluyor.

MEB yine sınıfta kaldı
2005 Ortaöğretim Kurumları Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Sınavı (OKS) sonuçları açıklandı. Sınavda birinciliği paylaşan 5 aday da özel okullardan çıktı.

Ölümü beklendi
9 yıl kaldığı cezaevinden tahliye olur olmaz askere alınan ve ilk 9 ayını sorunsuz geçirdiği askerden 4 Ağustos 2004’te ölüm haberi gelen Haydar Erkol’un annesi tarafından açılan tazminat davasında Milli Savunma Bakanlığı savunma verdi.


Uğur Kaymaz davasına çağrı
Ankara’daki dernekler, sendikalar ve partiler, Uğur Kaymaz’ın öldürülmesine ilişkin emniyet görevlilerinin yargılandığı duruşmaya katılma çağrısı yaptı.
İnsan Hakları Anıtı önünde yapılan eylemde, “Katillerden hesabı emekçiler soracak”, “Yaşasın halkların kardeşliği” ve “Bıji bıratiya gelan” sloganları attılar. İHD Ankara Şubesi, Ankara 78’liler Derneği, Halkevleri, Dev Maden Sen, BES 1 No’lu Şube, KESK Ankara Şubeler Platformu, ATO, EMEP Ankara İl Örgütü, DEHAP Ankara İl Örgütü, SDP Ankara İl Örgütü, ESP ve ÖDP Ankara İl Örgütü adına basın açıklamasını okuyan İHD Ankara Şube Başkanı Salih Karaaslan, “Kaymazların katillerinin hâlâ görevlerinin başında tutulması hukuksal açıdan büyük bir trajedidir” dedi.
Karaaslan, kamuoyunu da duyarlılığa ve davayı sahiplenmeye çağırdı.


Başa dön


İHD 19’uncu yaşını kutladı
Cezaevlerinde ardarda ölümlerin yaşandığı, yüzbinlerce kişinin işkence tezgahlarından geçirildiği 12 Eylül 1980 askeri darbesi sonrasında yaşananlara karşı bir araya gelen aydınlar, gazeteciler, doktorlar, avukatlar, tutuklu yakınlarının kurduğu İHD, 20’nci yılına adım attı. İnsan Hakları Anıtı önünde yapılan davullu zurnalı, halaylı şenlikte konuşan İHD Genel Başkanı Yusuf Alataş, “Bu ülkede ve dünyada haksızlıklar sona erinceye kadar, herkes özgür ve eşit olana kadar bu yola devam edeceğiz” dedi.
İHD üyeleri ve yöneticileri önceki akşam İnsan Hakları Anıtı önünde “İHD 19 yaşında, hemen yanıbaşınızda” pankartı altında buluştu. Şenliğe İHD eski Genel Başkanı Hüsnü Öndül de katıldı. İHD’liler, davul-zurna eşliğinde halay çektiler, halka İHD’nin bugüne kadar yayınlanan broşürlerinden dağıttılar.
Daha sonra konuşan İHD Genel Başkanı Yusuf Alataş, İHD’nin 19 yıl önce baskıcı düzende şiddete, savaşa ve zulme karşı aydınlar, doktorlar, avukatlar tarafından kurulduğunu, 19 onurlu yılı geride bıraktığını dile getirdi. Bu yıllar boyunca İHD yöneticilerinin, üyelerinin, kurucularının ezilenden, barıştan, haktan, hukuktan, eşitlikten yana mücadele içinde olduğunu söyleyen Alataş, bu mücadele içinde büyük baskılarla karşılaştıklarını, 14 yöneticilerini kaybettiklerini, birçok kişinin ülkesini terk etmek zorunda kaldığını ifade etti.
“İHD, dipdiri ve güçlü bir mücadeleyle hiçbir baskıya pabuç bırakmadan bugüne geldi” diye konuşan Alataş, 19 yıl boyunca Türkiye’nin İHD başta olmak üzere insan hakları örgütlerine ihtiyacının azalmadığını vurguladı. Demokrasinin, eşitliğin, özgürlüğün ve barışın önündeki engellerin bugün de devam ettiğine dikkat çeken Alataş, “Bizler, kurucular, yaşamını yitiren arkadaşlarımızı, aramızda olmayan yöneticilerizimi, üyelerimizi şükranla anarak mücadelemize devam edeceğiz” dedi.
Alataş, “Bizler belki birileri için bu ülkenin gururu değiliz, belki birileri bizimle gurur duymuyor. Ama biz bu ülkenin onuruyuz. İnsanlık onuru uğruna mücadele ediyoruz. Nice yıllar bu ülkede ve dünyada haksızlıklar sona erinceye, hakça bir düzen kuruluncaya ve herkes özgür ve eşit oluncaya kadar bu yola devam edeceğiz. Hiçbir engel İHD’yi bu yoldan çeviremeyecektir” diye konuştu.
Alataş’ın konuşmasının ardından Ankara Gençlik Kültür Merkezi müzik grubu, Kazım Koyuncu’nun anısına onun bir şarkısıyla başlayan bir dinleti sundu. Daha sonra İHD’liler, şenliği izleyenlerle birlikte davul-zurna eşliğinde halaylar çekti.
İHD İstanbul Şubesi üyeleri önceki gün dernek binalarında verdikleri kokteylle İHD’nin 19. yaşını kutladılar. Derneklerinin hak ihlallerine karşı kurulduğuna dikkat çeken İHD’liler, tüm baskılara rağmen insanların sesi olmaya devam edeceklerini dile getirdiler.
Kokteyle İHD İstanbul Şube Başkanı Eren Keskin, İHD’nin ilk üyelerinden yazar Adnan Özyalçıner ile Şair Sennur Sezer, Sosyalist Demokrasi Partisi (SDP) Genel Başkanı Filiz Koçali, İHD İstanbul Şubesi Yönetim Kurulu üyeleri, kayıp yakınları ve çok sayıda insan hakları savunucusu katıldı.
Etkinliğin açılış konuşmasını yapan İHD İstanbul Şube Başkanı Eren Keskin, İHD’nin 12 Eylül sonrasında kurulan ilk insan hakları derneği olduğunu belirterek İHD’nin kuruluşundan bu yana Kürt sorunu, Ermeni soykırımı, eşcinsellerin sorunu, kadın sorunu ve daha birçok sorunu dile getirdiğini söyledi. Türkiye’de konuşulması yasaklanan her türlü sorunun sona ermesi ve hak ihlallerinin sona ermesi için mücadele verdiklerini belirten Keskin, “Biz ezilenlerden yana olan tarafımızla son derece netiz. Bunu da objektif bir bakış açısıyla dile getirmeye çalışıyoruz” şeklinde konuştu.
İhlaller sürüyor
Şair Sennur Sezer, insan haklarını savunan örgütlerin arttığına işaret ederek “Bir çığlık gibi sesimizi yükseltmemiz gerek. Bu işe anneler başlamıştı, biz gençtik yaşlandık ve şimdi bu görevi gençler sürdürüyor” dedi.
Düşünce özgürlüğünün olmadığı yerlerde hak ihlallerinin olduğunu belirten Yazar Adnan Özyalçıner de, “Biz yıllar önce yola çıktığımızda hak ihlalleri son safhadaydı ama ne yazık ki bu ihlaller bugün de devam ediyor. Ama mücadele bitmedi. İnsanların, eşitçe, özgürce, barış içinde yaşayacağı bir düzen gelecek. Bunun adı sosyalizmdir” diye konuştu. Aydınların silahların bırakılması için bildiri yayınladığına da değinen Özyalçıner, çağrının tek taraflı olduğunu, her iki tarafa yapılması gerektiğini ifade etti.
SDP Genel Başkanı Filiz Koçali ise Kürt sorununa dikkat çekerken, Kürtçe konuşan kayıp yakını Hanım Tosun ise faili meçhul cinayetlerin aydınlatılmasını, toplu mezarların açığa çıkarılmasını istedi.


Başa dön


MEB yine sınıfta kaldı
Ortaöğretim Kurumları Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Sınavı (OKS) sonuçları açıklandı. Beş adayın birinciliği paylaştığı sınavda en ‘başarısız’ iller sıralaması yine değişmedi. Doğu ve Güneydoğu bölgelerinden Muş, Van, Bitlis, Bingöl, Urfa, Kars, Mardin, Ardahan, Ağrı, Hakkari ve Şırnak en başarısız iller oldu. En başarılı iller ise Edirne, Ankara ve Eskişehir şeklinde sıralandı. Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, dün, Başöğretmen Salonu’nda düzenlediği basın toplantısıyla, OKS sonuçlarını açıkladı. Matematik-Fen (MF) ve Türkçe-Matematik (TM) puan türlerinde birinciliği Bursa Özel Tunçsiper İlköğretim Okulu’ndan Anıl Balkan, İstanbul FMV Özel Işık İlköğretim Okulu’ndan Atakan Özel, Malatya Özel Rahime Batu İlköğretim Okulu’ndan Büşra Eroğlu, Bursa Özel Emine Örnek İlköğretim Okulu’ndan Ece İrem Arslan ve İstanbul Özel Merter Fatih İlköğretim Okulu’ndan Reyyan Ergüder paylaştı. Birinciliği paylaşan adayların sınavda yöneltilen soruların tümünü doğru yanıtladıkları belirtildi.
65 bin kişiye 0 puan
Türkçe-Matematik (TM) alanında 703 bin 533, Matematik-Fen (MF) alanında 703 bin 532 aday, 160 baraj puanını geçerek, okul tercihi yapmaya hak kazandı. Sınavda, 3 yanlışın 1 doğruyu götürmesi kuralının uygulanması nedeniyle geriye 2’den az doğru yanıtı kalan 65 bin 76 adayın puanı hesaplanamadı. Bu adayların tüm testlerden aldıkları ham puanların ortalaması 0.5’ten küçük kaldığı için standart puanlarının hesaplanamadığı kaydedildi.
Kızlar daha başarılı
Sınava giren 402 bin 475 erkek öğrencinin yüzde 89.41’i, 366 bin 161 kız öğrencinin yüzde 93.86’sı baraj puanını geçti. Resmi ve özel fen liselerine yerleştirmede MF puanı, fen liseler dışındaki okullara yerleştirmede de TM puanı kullanılacak.
Adaylar, sınav sonuçlarını bakanlığın “www.meb.gov.tr” internet adresinden ve Avea’nın SMS hizmeti aracılığıyla öğrenebilecekler.
Sınav sonuç belgelerini mezun oldukları ilköğretim okullarından alabilecek adayların adreslerine, ayrıca posta aracılığıyla sınav sonuç belgesi gönderilmeyecek.
Tercihlerin alınması
Bu yıl ilk kez OKS’de tercihler, adayların puanı belli olduktan sonra ve internet aracılığıyla alınacak. Veliler, öğrencilerin mezun olduğu ilköğretim okulu müdürlüklerine başvurarak, tercih işlemlerini gerçekleştirecekler. Tercih başvuruları, 21 Temmuz Perşembe günü başlayacak ve 5 Ağustos’a kadar sürecek. Her iki puan türünün en az birinden 160 puan barajını geçen adaylar, puan türüne göre en fazla 12 tercih yapabilecek.
Başarı ortalaması
Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, düzenlediği basın toplantısında, her yıl adayların en çok zorlandığı testin matematik olduğunu belirterek, yeni müfredatın bu sonuçlar da göz önünde bulundurularak hazırlanacağını kaydetti. Başarı sıralamasında sonlarda yer alan illerin Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde yer aldığına işaret eden Çelik, öğretmen ve ders sıkıntılarının sorun yarattığını anlattı.


Başa dön


Ölümü beklendi
Özgül Yıldızer
Cezaevinden tahliye olur olmaz askere götürülen ve askerde hayatını kaybeden Haydar Erkol’un annesi Hediye Erkol’un Milli Savunma Bakanlığı (MSB) aleyhine açtığı tazminat davasında, bakanlık savunma verdi. MSB’nin gönderdiği doktor raporları, Erkol’un ölüm nedenini bile savunma dilekçesinden öğrenen Erkol ailesinin, Erkol’un ölümünde “ihmal ve kasıt olduğu” şüphesini güçlendiriyor.
Haydar Erkol, TDKP/GKB davası nedeniyle aldığı cezalar nedeniyle çeşitli cezaevlerinde 9 yıl kaldıktan sonra, Af Yasası ile gelen ceza indiriminden yararlanarak 22 Temmuz 2003 tarihinde tahliye edilmişti. Cezaevinden askere alınan Erkol, acemiliğinin ardından Mardin 70’inci Mekanize Piyade Tugayı Destek Kıtaları Kışla Hizmet Birliği’ne gönderilmişti. 2004 Mart’ında izne geldiğinde oldukça moralli olan Erkol’un 4 Ağustos’ta ölüm haberi gelmişti.
Kardeşi Hakan Erkol, tesadüfen ağabeyinin GATA’ya sevk edildiğini öğrenmesi üzerine GATA’yı aramış, “Çağırdık gelmiyor” dendiği için görüşememişti. Hakan Erkol, 30 Temmuz akşamı abisini görmek üzere GATA’ya gelmiş, Erkol’un önceki gün Mamak Askeri Cezaevi’ne sevk edildiğini öğrenmişti. Hakan Erkol doktordan “Kardeşiniz bir şey yemiyor, içmiyordu. Şuurunu kaybetti, biz de müdahale ettik. Durumu düzeldi. Cezası olduğu için sevk ettik” bilgisini almıştı. Erkol’un eniştesi İsmail Polat, 4 Ağustos sabahı Mamak Askeri Cezaevi’nden konuştuğu albaydan, Erkol’un durumu için yine “iyi olduğunu”, “serumla tedavi edildiğini, seruma hayır demediğini, yardımla ihtiyaçlarını karşılayabildiğini”, “iki gün sonra Diyarbakır’a gönderileceğini” öğrenmişti. Bu konuşmadan bir kaç saat sonra Erkol yaşamını yitirmişti.
Tazminat davası
Oğlunun ölüm nedenini öğrenmek için Genelkurmay Başkanlığı’na 1 Ekim 2004’te başvuran ancak başvurunun MSB’de işleme konulduğu bildirilmesine karşın bir yanıt alamadığı için maddi ve manevi tazminat davası açan anne Hediye Erkol, dava dilekçesinde, “2004 yılının Mart ayında gayet sağlıklı bir şekilde izinden görevine dönen Haydar Erkol’un Ağustos ayında hayatını kaybetmesi son derece kuşku uyandırıcıdır. Haydar Erkol, Mamak Askeri Cezaevi’nden GATA’ya getirilişinden bir kaç saat sonra hayatını kaybetmiştir. Hastaneye getirildikten bir kaç saat sonra yaşamını yitirecek derecede ağır hasta olan bir kişinin cezaevinde ne işi olduğu anlaşılamamaktadır” demişti.
MSB ise gönderdiği savunma dilekçesinde, Erkol’un 20 Haziran 2004’te bütün hal ve hareketlerinin değiştiğini, mevcut düzen aleyhine konuşmalara ve siyasi sloganlar atmaya başladığını, 21 Haziran’da Tugay Disiplin Tutuk ve Cezaevi’nde sloganlar atarak siyasi eylem başlattığını bildirdi. Erkol’un 24 Haziran’da Türk Silahlı Kuvvetleri’ni alenen tahkir ve tezyiften sevk edildiği 7’nci Kolordu. Askeri Mahkemesi’nde tutuklanarak 7’nci Kolordu Askeri Cezaevine gönderildiğini bildiren MSB, 19 Temmuz’da rahatsızlığından dolayı GATA Psikiyatri ve Ruh Sağlığı Ana Bilim Dalı Başkanlığı’na sevk edildiğini, açlık grevinde bulunduğunu beyan ederek beslenmeyi ve her türlü muayeneyi reddettiğini belirtti.
Erkol’un Ankara’da bulunduğu süre içinde Kara Kuvvetleri Komutanlığı Askeri Cezaevi’nde kaldığı, rahatsızlandığı zamanlarda GATA Acil Polikliniği’ne sevk edildiği ifade edilen dilekçede, “Bakanlığımızın seçimiyle değil askerliği bir ödev olarak yapan kişilerin yapabilecekleri disiplinsiz ve tedbirsiz hareketlerin daha önceden görülerek önleyici tedbirlerin alınmasının beklenmesi idarenin imkânlarını gözden uzak tutan aşırı bir istek olacaktır” denildi.
Doktor raporları durumu anlatıyor
GATA tarafından düzenlenen raporlarda, 19 Temmuz’da GATA’ya getirilen Erkol’un tedaviyi reddettiği için cezaevine gönderilmek üzere taburcu edildiği, durumu kötüleştikçe hastaneye getirildiği, şuurunu kaybettiği sıralarda müdahale edildiği belirtiliyor. Op. Dr. Mehmet Topuzlar’ın düzenlediği rapora göre, Erkol’un, 29 Temmuz saat 15 sularında şuuru kapandı, damar yolu açıldı. 30 Temmuz’da tedaviyi reddettiği için 16.00’da taburcu edildi.
1 Ağustos’ta yeniden hastaneye yatırılan Erkol, Dr. Miraç Pektaş’ın hekim gözlem formuna göre, 1 Ağustos’ta damar yolunun açılmasına ve serumların takılmasına itiraz etmedi. Uyandığında damar yolunu ve serumları çekti. Tedavi istemediğini söyledi. Bu rapor, Erkol’un 2 Ağustos’ta genel durumunun kötü, şuurunun açık olduğunu ama yine de taburcu edildiğini ifade ediyor. Dr. Alper Evrensel tarafından düzenlenen günlük gözlem ve tedavi planına göre, Erkol, 26 Temmuz’dan itibaren gün geçtikçe kötüleşti. Durumu olağanüstü Klinik Konseyi’nde görüşülen Erkol için genel durumunun iyi olmadığı, şuuru kapandığı sıralarda müdahale edilmesi durumunda sakat olarak da olsa kurtarılacağı değerlendirmesi yapıldı. Durumu oldukça ciddi olan Erkol, yalnızca “Tutuklu açlık grevindedir.
Yemeğini yemesi konusunda ısrar edilmeli, yemeklerin dağıtımından sonra 1 saat kadar koğuşta bekletilmelidir” uyarısı ile cezaevine gönderildi.

‘Ölüm nedeni saklandı’
Hediye Erkol’un avukatı aracılığıyla gönderdiği savunmaya cevap dilekçesinde ise Erkol, daha önce siyasi nedenlerle cezaevinde kaldığı için “siyasi sloganlar attığı ve mevcut düzen aleyhine konuşmalar yaptığı”nın kolaylıkla iddia edildiği dile getirildi. Erkol’un askerliğinin uzayacağını bildiği ve hayatına bir an önce düzen vermeyi düşündüğü vurgulanan dilekçede, iddia edilen eylemlere girişmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğu, bu yöndeki tanık tutanaklarının da yönlendirme ile bu iddialara dayanak olması için alındığının açıkça görüldüğü belirtildi. Erkol’un ölümü konusunda ailesine bilgi verilmediği hatırlatılan dilekçede, savunmada belirtilen iddiaları Erkol ailesinin ilk kez duyduğu ifade edilerek, “Ölüm nedeninin saklanmasının idarenin ciddi kusurundan kaynaklandığını düşünmekteyiz” denildi. 9 ay gayet sorunsuz bir askerlik geçiren Erkol’daki ani değişikliğin tıbbi açıdan hiç değerlendirilmediği ve cezai yaptırımlara başvurulduğuna dikkat çekilen dilekçede, Erkol’un cezaevine sevk edilmesi nedeniyle tedavisinin geciktirildiği ve hastalığının ilerlemesine yol açıldığı kaydedildi.

1 aylık gecikme
MSB’nin gönderdiği savunma dilekçesinde Erkol’un birliğinin 28 Haziran’da Erkol’un mahkemeye sevk edildiğini, tutuklandığını ve tutukluluk halinin yakınlarına bildirilmesi için Karakoçan Askerlik Şubesi’ne yazı yazdığı iddia ediliyor. Ancak Erkol ailesi, gazetemize yaptıkları açıklamalarda, Erkol’un birliğinde olmadığını kardeşi Hakan Erkol’un 28 Temmuz’da ağabeyinin birliğini aramasından sonra öğrendiklerini belirtmişlerdi. Hakan Erkol, ağabeyinin nöbet arkadaşından önce “Burada olmaması lazım”, sonra “Tam bilmiyorum ama galiba Diyarbakır’a askeri cezaevine göndermişler”, sonra da “Bugün abinin Ankara’ya, GATA’ya sevk edileceğine dair bir emrin gelmiş olması lazım” yanıtını almıştı.


Başa dön


YÖK’ten sert açıklama
Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yücel Aşkın ile yardımcılarının konutunda polisin arama yapması ve bazı tarihi eserlere el koyması, YÖK’ün sert tepkisine neden oldu. YÖK’ten yapılan açıklamada, rektörün konutunda yapılan aramanın hem rektörün, hem üniversitenin manevi şahsiyetini rencide ettiği öne sürülerek, “Böylesi bir uygulama, son aylarda yükseköğretim kurumlarına ve yöneticilerine karşı oluşturulmaya çalışılan yıpratma ve küçük düşürme gayretlerinin dehşet verici bir ifadesi niteliğindedir” denildi. Rektör Aşkın’a sahip çıkan YÖK, konuya ilişkin şu açıklamada bulundu: “Van Cumhuriyet Savcılığı’nın kararı üzerine, 14 Temmuz 2005 tarihinde Yüzüncü Yıl Üniversitesi Rektörü ve yardımcılarının görev yerlerinde ve konutlarında amacı kat kat aşan ve bugüne kadar benzeri görülmemiş bir uygulama ile arama yapılması ve bu sürecin rektörün gıyabında gerçekleştirilmesi, yükseköğretim camiasında derin bir üzüntü ve infial yaratmış, bunun ötesinde gelecekle ilgili ciddi endişelere yol açmıştır. Hukuk devletine duyulan güvenin sarsılmasına yol açan bu tür uygulamaların ve yükseköğretim kurumları ile mensuplarına yönelik basında giderek artan ölçüde duyulmaya başlanan tehditkar ifadelerin bir daha tekrarlanmaması en büyük temennimizdir.”
BERGAMA KÖYLÜLERİ Valiliği “temizledi!”
İzmir Valisi Yusuf Ziya Göksu’nun emekliye ayrılması dolayısıyla düzenlenen veda töreni, Bergama köylülerinin eylemine sahne oldu. 16 Temmuzda emekli olan İzmir Valisi Göksu için düzenlenen törene ellerinde süpürge, fırça ve dezenfekte gereçleriyle katılan Bergama köylüleri, “Siyanürlü yöntemle altın madeni işletilmesine izin veren valinin kirlettiği yerleri temizlemeye geldik” şeklinde bağırdılar. Bergamalıların eylemine müdahale eden polis, aralarında Bergama köylülerinin sözcüsü Oktay Konyar’ın da bulunduğu eylemcileri gözaltına aldı. Batık bankacı Halis Toprak’ın kredi kartı puanlarıyla İngiltere’ye uçak bileti aldırdığının ve orada Toprak’ın sağladığı lüks bir otomobille havaalanından alındığının ortaya çıkmasından sonra yoğun eleştirilere uğrayan İzmir Valisi Yusuf Ziya Göksu, İçişleri Bakanlığı’nın konuyla ilgili soruşturma yapmak üzere müfettiş atamasının ardından 16 Temmuz itibariyle emekliye ayrılacağını açıklamak durumunda kalmıştı. İzmir’de özellikle işadamları tarafından oldukça “sevilen” valinin emekliye ayrılma kararını geri alması için, öncülüğünü yerel Yeni Asır gazetesinin yaptığı kampanyalar düzenlenmişti. Olayın daha fazla tartışılmasını istemeyen ve Vali Göksu’nun yakın akrabası olan İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu, valinin emeklilik dilekçesini hemen işleme koyarak, emekliliğini onaylamıştı. Vali Göksu’nun valilikten ayrılacağı gün vilayet önünde yapılan uğurlama töreni, Bergama köylülerinin “anlamlı” eylemi ile vali açısından kabusa döndü. Birbiri ardına övgü dolu sözler, alkışlar duymak isteyen vali, ellerinde süpürge ve temizlik malzemeleriyle tören alanına gelerek, “Buralar kirlendi, biz temizlemeye geldik” diyen Bergama köylülerinin bu davranışı karşısında soğukkanlılığını korumaya çalıştı. Valinin eşi ise eylem sırasında gazetecilere tepki gösterdi. Temizlik malzemeleriyle tören alanını süpüren Bergama köylüleri, gözaltına alınarak törenin yapıldığı alandan uzaklaştırıldı. Tören alanının yakınındaki Kemeraltı polis karakoluna götürülen Bergamalılar, daha sonra gözaltı prosedürü gereği Yeşilyurt Devlet Hastanesi’ne götürülerek muayeneden geçirildi. Gözaltına alındıktan sonra görüştüğümüz köylülerin sözcüsü Oktay Konyar, “İzmir valilisinin şaibeli ilişkiler içinde olduğu bilinen, bankasını batıran Halis Toprak’ın aldığı biletle yurt dışına gitmesi yurttaşı rencide etmiştir. Bu ilişki valinin bulunduğu makamı ve hukuk devletini kirletmiştir. Vali Göksu aynı zamanda Bergama’daki siyanürlü altın madenine izin vererek de bir başka kirliliğin devamını sağlamıştır. Bu işleri hep ahbap çavuş ilişkisi ile yapmıştır. Valinin kirlettiği Valiliği Bergama Köylüleri olarak temizlemeye ve dezenfekte etmeye geldik” diye konuştu. Bergama köylüleri, tüm raporlara ve mahkeme kararlarına karşın topraklarında işletilmeye devam eden siyanürlü altın madenine, İl Genel Meclisini by-pass ederek izin verdiğini söyledikleri valiye olan tepkilerini her fırsatta dile getiriyorlardı.
Düğün konvoyuna kurşun!
Tunceli Pülümür’de gittikleri bir düğünün ardından Nazımiye ilçesine dönen düğün konvoyuna silahlı bir grup tarafından saldırı düzenledi. Olayda şans eseri ölen yada yaralanan olmazken, bir araçta küçük çaplı hasar meydana geldi. Olay, önceki gece saat 23.30 sularında Tunceli-Pülümür karayolu Ağlayan Kayalar mevkiinde gerçekleşti. Pülümür’de katıldıkları düğünden dönen yaklaşık 100 kişiyi taşıyan konvoy, Ağlayan Kayalar bölgesi 15. Çığ tüneline geldikleri sırada silahlı grubun saldırısına uğradı. Açılan ateş sonucu, bir araç isabet aldı. Olay sonrası Pülümür’e geri dönen vatandaşlar geceyi Kırmızıköprü nahiyesinde geçirdi. Burada güvenlik güçlerine bilgi veren görgü tanıkları, askerin olay yerine gidip geldiğini fakat kendilerine herhangi bir bilgi verilmediğini belirttiler. Saldırı sırasında konvoyda bulunan Mehmet K. isimli vatandaş olayı gazetemize anlattı. Mehmet K. gece saat 23.30 sularında Pülümür’den döndüklerini belirterek, 15. Çığ tüneline yaklaştıkları sırada, araçların üstüne ateş açıldığını söyledi. Mehmet K. şöyle devam etti; “Pülümür’den düğünden dönüyorduk tünele yaklaştığımız sırada araçların sağına soluna ateş açılmaya başlandı. Bu sırada bir aracın aynasına bir kurşun isabet etti. Ateş açıldıktan sonra çocuk ve kadınlardan bayılanlar oldu. Tünelin üstünde 3-4 kişi vardı silahlılardı. Bunların dışında etrafta tam göremedik ama silahlı bir çok kişi daha vardı. Biz hemen araçların yönünü çevirerek Kırmızıköprü’ye döndük. Döndüğümüzde durumu askere anlattık. Geceyi Kırmızıköprüde geçirdikten sonra sabahta Nazımiye’ye döndük.” Bu arada Mazgirt’e bağlı Ataçınar köyü ve Dereçakır mevkiinde üç gündür çıkan orman yangını devam ediyor. Yerel kaynaklardan alınan bilgilere göre; cumartesi gününden bu yana Ataçınar köyü, Derik ve Dereçakır bölgelerinde orman ve meraların yandığı bildirildi. Şu ana kadar yangına, herhangi bir müdahalede bulunulmadığı belirtildi. Yangının Nazımıye ilçesi Düzgün baba dağına doğru kaydığı da gelen bilgiler arasında. Yine yerel kaynaklar, yangının operasyondan sonra başladığını iddia ediyor.
Kâr etmiyor diye Kızılay’ı kapattılar
Diyarbakır Kızılay Tıp Merkezi kapatıldı. Diyarbakır Kızılay Tıp Merkezi İdari Müdürü Güçhan Tekin, Kızılay Genel Müdürlüğü’nün, sağlık merkezinin kapatılması yönünde kendilerine yazı gönderdiğini bildirdi. Genel müdürlükten bir süre önce modern cihaz talebinde bulunduklarını belirten Tekin, şunları kaydetti: “Talebimize karşılık, sağlık merkezinin kârlı olmadığı ve diğer sağlık kuruluşları karşısında yetersiz kaldığı gerekçesiyle merkezin kapatılmasının kararlaştırıldığı bildirildi. Toplanıp konuyu görüşeceğiz. Türkiye’de yaklaşık 40’a yakın Kızılay Tıp Merkezi bulunuyor. Bir süre önce de Mersin’deki merkez bu gerekçeyle kapatılmıştı.”

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net