www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Gıda denetimi çökecek
Sahte rakı, sahte bal olayları, ihraç edilen ürünlerin geri dönmesi gıda alanındaki boşlukları gündeme getiriyor. Gıda alanındaki denetimsizlik sürerken, Tarım Bakanlığı’nın hazırladığı yeni düzenlemeler mevcut durumu mumla aratacak.

Aras Kargo işçisinin kuralsızlığa isyanı
Aras Kargo’nun Gaziantep’teki Bölge Müdürlüğü’ne bağlı şubelerinde çalışan işçiler, “kölelik” diye tanımladıkları çalışma koşullarına karşı TÜMTİS’te örgütleniyor.


Gıda denetimi çökecek
Nur Karaoğlu
İhraç edilen ürünler geri dönüyor, arka arkaya her tür gıda ürünün sahtesi piyasaya çıkarken, Türkiye’de 30 bin kadar gıda işletmesinin sadece 5 bini mevzuata uygun. Ancak tüm bu kötüye tabloya rağmen, hala denetimin kimde olduğu belli değil. Öte yandan kapalı kapılar ardında hazırlanan yeni düzenlemeler ise mevcut durumu aratır nitelikte.
Gıda alanında uzman Ziraat Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Üyesi Fatih Taşdöğen gasetemize yaptığı açıklamada, gıda denetim alanının tamamen özele devredilmek istendiğini ifade ederek, planlananlar yapıldığında Türkiye’nin çok büyük gıda zaafiyeti içinde kalacağını dile getirdi. Taşdöğen’e yönelttiğimiz sorular ve yanıtları şöyle;
Gıda alanında Türkiye’de mevzuat gelişimi anlatır mısınız?
Türkiye’de 1995 yılından önce yedi kurum gıda denetiminden sorumluydu. 1995’de bu üç kuruma indirildi. Biri Tarım Bakanlığı, diğeri Sağlık Bakanlığı, bir diğeri ise belediyeler oldu. En büyük sorun şu; bu işin içinde 1998’den bu yana yer alan insanlar işin ehli değil, tamamen siyaseten bir yerlere getirilen insanlar. Bu insanlar sadece sistemi ucundan bilirler. Sistemin ruhunu bilmezler. Yeni çıkartılan yasa ile ise Sağlık Bakanlığı’nda olan satış yerlerini denetimi Tarım Bakanlığı’na verildi. Yasayla, ihracat, ithalat denetimi tamamen Tarım Bakanlığı’na geçti. Daha sonra Belediyeler Yasası ile denetim, izin verme yetkisi bu sefer belediyelere verildi. Kamu Yönetimi Temel Yasası ile yeni bir anlayış ortaya çıktı, merkezi idarenin yetkisinin bir kısmı il özel idarelere, bir kısmını belediyelere verilmek isteniyor. Ana yasa çıkmadı, ancak ana yasada yer alan gıda denetimini yerele devretme düşüncesi Belediyeler Yasası ile çıktı. Fakat baş olmadığı için, kol ve bacaklar ne yapacağını bilemiyor. Ortada yasa var ancak, belediyeler, gıda denetimi yapacak mı, ithalat, ihracat izni verecek mi belli değil.
Peki yerellerin yapacağı denetim ne kadar sağlıklı olacak?
Yerel otoritenin yapacağı hiçbir denetim Türkiye koşullarında sağlıklı olamaz. Yerel sermaye halkın sağlığını hiçe sayarak, gıda denetim alanını sömürecektir. Bunu rakı olayında gördük, bal olayında gördük. Türkiye’de gıda denetim sisteminin çökeceği gelişmeler içindedir. Eğer böyle devam ederse, yani Kamu Yönetimi Temel Yasası’nın içinde bulunan gıda hizmetlerinin yerelleştirilmesi anlayışı hayata geçerse, Türkiye çok büyük gıda zaafiyeti içinde kalacaktır. Rakı, bal olayları bunların içinde çok küçük kalacak. Dünyada bizdeki gibi bir örnek yok. Bütün Avrupa ülkelerinde gıda denetimi merkezi otoriteye bağlı. Hiçbir ülke gıda denetimini özel sektöre devretmez.
Konuyla ilgili yeni düzenlemeler hazırlanıyor...
Son zamanlarda görüş olarak yeminli gıda müşavirliği konusu var. Gıda denetimini tamamen özel sektöre devretmenin bir ayağı bu. İnsan sağlığını hiçbir konuyla karıştırmamak gerekir. Yol, su elektrik götürmek çok önemlidir ama gıda denetimi ile hiçbir şey karşılaştırılamaz. Bu alan atılan her adımla özelleştirilmesi hedefleniyor. Ancak kime özelleştirilecek. Yeminli mali müşavirler var. Devlet adına denetim yapar. Doğrudur. Mali kaynakların olumsuz şekilde kullanılmasından kayıp ile gıda denetiminin sonucundan doğacak sorunlarla karşılaştırılamaz bile. Gıda alanında doğacak kayıp insan kaybıdır. Herkese bu görev verilemez. Bu işi yapacak insanlar son derece ehil olmalı. Böyle bir düzenleme düşünce aşamasında var. Bunu biliyoruz, ancak henüz somutlanmış değil.
İthalatta durum nasıl?
Bu ülkede ne idiğü belirsiz 5-6 milyona viski satılıyor. Bazı ülkelerde etil alkol, viski aroması karamel ile viski üretiliyor. Bunların Türkiye’ye girişine de izin veriliyor. Alt yapı yetersiz. Her türlü ürün ithal ediliyor. Ancak denetimden vazgeçilmiş durumda. Şu anda sanayicinin kullanmış olduğu hammadde mahiyetindeki ürünlerde her seferinde numune alma, her partide denetim yapma zorunluluğu yok. Örneğin sanayicilerinin ithal ettiği ayçiçeği, nişasta bazlı şeker üretimi için getirilen mısırda denetim yok. Bu mısırların GDO’lu olma olasılığı çok yüksek, ancak bunun kontrolü yok. 1996’ya kadar et ithalatı yapıldı. Almanya’da yaptığım bir çalışma da gördüm ki AB’nin Türkiye’ye gönderdiği et ile kendi piyasalarında satılan arasında çok büyük fark var. 1250 mark ile et ihraç edildi o dönem. Bu etler kendi piyasalarında 12 bin 500 marktı.
İthalat ile ilgili de yeni bir düzenleme yapılıyor...
Tarım Bakanlığı kapalı kapılar ardında bir ithalat yönetmeliği hazırladı. Buna göre üç gün içinde ürünle ilgili denetim yapılacak, eğer üç gün içinde sonuçlanmazsa otomatikman ürün içeri girecekti. Bir tarım ülkesi için yıkımdı bu düzenleme. Bunun sanayiciyi korumakla ilgisi yok, sadece birilerine rant kapısı açılıyor. Bizim ve TMMOB’un ciddi karşı çıkışı ile bu düzenlemenin değiştirileceği söylendi, üzerinde şu anda değişiklik yapılıyor. Çıktığı zaman göreceğiz.
İhracatta son dönemde sık sık sorunlar yaşanmaya başlandı...
İhraç denetimi sırasında alıcı ülkelerin kuralları geçerlidir. Ancak bizde sık sık ihracata dönük olmak kaydıyla üretim yapılıyormuş gibi gösterilerek, bu mallar iç pazarda satılıyor. İçerde üretim yapmak için Tarım Bakanlığı’ndan gıda kodeksine uygun izin alınarak, üretim yapılması gerekir. Tesisin üretime uygun olup olmadığını tespit ettirmek, ürün için üretim izni almak zorundadır. Fakat ihracata yönelik üretimde o ülkenin isteği doğrultusunda iç pazara yönelik kurallardan muaf tutularak üretim yapılıyor, ancak bazı firmalar ihracata yönelik üretim yapıyorum diyerek, üretilen ürünleri iç pazarda satıyor. Balda olan budur. Balda glikoz, bal aroması, birde karamel var. Bunun iznini bal üretececeğiz diyerek almıyorlar. İhraç edeceğimiz herhangi bir ürün için izin alıyoruz diyorlar. Bal olarak mı ihraç ediyorlar hayır, bunu sanayide kullanılan ürün gibi gösteriyorlar. Çıkış yapana kadar. Çıktıktan sonra bunu bal olarak satıyorlar. Aynı zamanda içerde satılıyor. Bu koca bir zaafiyettir. Türkiye ciddi bir tarım ülkesidir, ciddi bir sanayi ülkesi olma yolundadır. Kendi adını karalayacak gıda sanayini yok edecek girişimleri önlemeli.


Başa dön


Aras Kargo işçisinin kuralsızlığa isyanı
Mehmet Türkmen
Aras Kargo’nun Gaziantep’teki Bölge Müdürlüğü’ne bağlı şubelerinde çalışan işçiler, “kölelik” diye tanımladıkları çalışma koşullarına karşı TÜMTİS’te örgütleniyor.
200 civarında işçinin çalıştığı işyerinde, günde 12-13 saatlik çalışma karşılığında asgari ücret veriliyor. Üstelik işçiler bu ücreti bile doğru dürüst alamıyor. Bir kaç aylık ücretleri sürekli içerde kalan işçiler, bu ay ancak Nisan ayının ücretini alabildiklerini belirtiyor. İşçilerin en çok yakındığı sorunların başında insan yerine konmamak ve gururlarının krılmasına neden olan keyfi uygulamalar geliyor.
Ağır çalışma koşullarına, kuralsızlığa ve keyfi uygulamalara daha fazla dayanamayan Aras Kargo işçileri TÜMTİS’te örgütlenmeye başladı. Ancak 10 işçi sendikada örgütlendikten kısa bir süre sonra işten atıldı. Sendikadan istifaya zorlanan ve istifa etmedikleri için atılan işçiler işe iade davası açtı. Davadan sonra işten atmaları durduran patron, sendikalı işçilere her türlü baskıyı yapıyor. Daha düşük zam yapılan sendikalı işçiler, sürgüne gönderilerek, sık sık iş değiştirerek yıldırmaya çalışıyor. İşçiler ise baskılara rağmen TÜMTİS’te örgütlenmekte kararlı.
Sürgün edildiler
Aras Kargo’da çalışan işçilerden Ahmet Değirmenci, sendikalı olduğu için Maraş’a sürgün edilmiş. Ağır çalışma koşullarının yanısıra evin ihtiyaçlarını karşılayamadığı için bir buçuk yıl önce eşinden boşanmak zorunda kaldığını anlatan Değirmenci, “Sendikalı olduğumuzda bizi böyle köle gibi çalıştıramayacakları için, sendikalı olmamıza engel olmaya çalışıyorlar, her türlü baskıyı yapıyorlar” diyor.
Ali Şahin de sendikaya üye olduktan sonra Adıyaman’a sürgüne gönderilmiş. “Aras Kargo’nun hiçbir müdürü ve yetkilisi çalışanlara insan gözüyle bakmıyor” diyen Şahin, müdürün kendisine “eğer istifa ederse en rahat işe verileceğini” söylediğini, kabul etmeyince de Adıyaman’a sürgün edildiğini anlattı. Şahin, “Adıyaman’dan döndükten sonra da kendi isteğimle işten ayrılmam için her yolu denediler. Antep’te bulunan 15 şubeye 2’şer, 3’er kez gönderildim. Ama ne yaparlarsa yapsınlar, boşuna! Kölelikten kurtulmak için sendikalı olmaktan başka çaremiz yok” diye konuştu.
‘Vazgeçmeyeceğiz’
Üç aydır işsiz olan Gökhan Akar, yıllardır çok kötü koşullarda çalıştığını, bu duruma son vermek için sendikaya üye olduğunu, ancak suç işlemiş gibi işten atıldığını söyledi. İşyerindeki kuralsızlığın ve ağır çalışma koşullarının düzeltilmesi için Bölge Çalışma Müdürlüğü’ne dilekçe verdiklerini, ama hiçbir cevap alamadıklarını aktaran Akar, “Biz de çözüm olarak TÜMTİS’te örgütlendik” dedi.
Turab Çulcu da sendikalı olduktan sonra atılan işçilerden. “Ben masa başı işi yapıyordum. Benim işim diğer arkadaşlarıma oranla daha rahattı. Ama koşulların ağırlığına ben bile dayanamadım” diyen Çulcu, 2 ay önce evlendiğini ve çok zor durumda olduğunu ama sendikalaşma mücadelesinden asla vazgeçmeyeceğini söyledi.
İşçilerden Akbank’a tepki
İzmir Hilton Oteli’nde patronun grevde olan OLEYİS üyesi işçileri engelleme çabaları devam ediyor. Geçtiğimiz günlerde işçilerin Akbank kredi kartlarının limitleri onda birine düşürüldü. İşçiler dün otel önünde yaptıkları basın açıklamasının ardından Akbank Gazi Şubesi önüne gelerek siyah çelenk bıraktı. Otel önünde açıklama yapan OLEYİS Ege Bölge Başkanı Hüseyin Güler işverenin grevi engellemek için her yolu denediğini belirterek, “İşverenin destekçileri kendilerini ele vermeye başladılar. Bunlardan en son Akbank ortaya çıktı” dedi. Banka yetkililerinin uygulamayı, çalışanların talebi üzerine yaptıklarını söylediklerini hatırlatan Güler, “Bu uygulama Hilton grevi vesilesiyle gerçekleşen toplumsal dayanışmaya karşı bir tavırdır. Bu tutumu nefretle kınıyoruz” dedi. Güler, şöyle konuştu: “Uygulama emek-sermaye çelişkisinin kıran kırana bir mücadele olduğunu göstermiştir. Elbette başlatacağımız kampanya ile işçilere destek verilmesi zor olmayacaktır” “Bankaya, patrona teslim olmayacağız”, “Akbank şaşırma sabrımızı taşırma”, “İşveren uşağı banka istemiyoruz” sloganlarını atan işçiler kredi kartlarını kırdıktan sonra bankaya girerek iptal ettirdiler. İşçiler, “Bundan sonra Akbank’la işimiz olmayacak” dediler.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net