www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



SAĞLIK KATLİAMI
Urfa’dan Eskişehir’e tarım işçisi olarak gelen 6 kişilik aile, kaldıkları çadırda ölü bulundu. Yakınları, rahatsızlandıkları için gece hastaneye giden Bilbay Ailesi’nin “grip” teşhisi konularak eve gönderildiğini söyledi. Bilbay ailesinin yakınları hastane yetkililerine tepki gösterirken, Vali, “tüp zehirlenmesi iddiasında bulundu.

Barışseverler daha cesur olmalı
Bölgede özellikle son 7 ayda savaşa doğru yol alındığını ifade eden Baydemir, buna karşı duruşu ortaya koymak gerektiğini dile getirdi.

‘Karar esas duruşta verildi’
Eğitim emekçileri yurt genelinde yaptıkları eylemlerde sendikalarının kapatılmak istenmesine tepki göstermeye devam ettiler.

SSK’ya yalnız gitmeyin
SSK’lılar artık hastaneye en az iki kişi gitmeyi tercih ediyorlar. Bandrol kuyruğu, dosya kuyruğu, muayene kuyruğu, kan alma kuyruğu derken Sağlık Bakanlığı’na devredilen SSK hastanelerinde bürokratik işlemlerin ardı arkası gelmiyor.


SAĞLIK KATLİAMI
Eskişehir’in Alpu ilçesinde, mevsimlik tarım işçisi olarak çalışan 6 kişilik aile, gittikleri hastaneden grip teşhisi konularak taburcu edildikten 3 saat sonra, kaldıkları çadırda ölü bulundu.
Edinilen bilgiye göre, Urfa’dan, Alpu’nun Bahçecik köyüne pancar çapası yapmak için gelen Bilbay Ailesi, önceki akşam kaldıkları çadırda uykuya daldı. Hasan (23) ve Fatma Bilbay (26) çiftiyle çocukları Sibel (5), Ahmet (3), Sara (2) ve Emine (1), saat 00.30 sıralarında rahatsızlanınca, tarım işçileri ve yakınları tarafından Alpu Devlet Hastanesi’ne götürüldü. Burada yapılan tetkik ve muayenede, hastaların gribe yakalandığı, mühim bir şeyleri olmadığı söylenerek taburcu edildi. Aile fertleri, bunun üzerine saat 04.00’te köye geri geldi. Ancak, sabah 07.00 sıralarında uyanan diğer tarım işçileri, Bilbay Ailesi’nin kalkmadığını görünce çadıra girdi. Bilbay çiftiyle çocuklarının cesediyle karşılaşan işçiler, belki yaşıyorlar ümidiyle aileyi hemen Eskişehir Devlet Hastanesi’ne götürdü. Genç çiftle 4 çocuğunun öldükleri tespit edildi.
Olayın ardından ailenin yakınları hastanede göz yaşlarına boğuldu.
Amcanın isyanı
Amca İsa Bilbay, Alpu Devlet Hastanesi doktorlarını suçladı. Doktorların gerekli muayene ve tetkikleri yapmayarak hastaları tabur ettiğini belirten Bilbay, “Nöbetçi doktor, üşüttüklerini söyledi. Grip teşhisi koyup, soğuk algınlığı ilacı yazdı. Reçete elimde. Göz göre göre öldüler. İhmali olanların cezalandırılmasını istiyorum” dedi.
Vatandaşlar, ailenin akşam yemeğinde bulgur pilavı, salata ve patates haşlaması yediklerini söyledi. Savcılık çok yönlü soruşturma başlatırken, 6 kişinin kesin ölüm sebebi otopsi neticesinde belli olacak.
Araştırılıyor
Eskişehir İl Sağlık MüdürüSeracettin Çom ise, olayda tıbbi yönden ihmal olup olmadığını araştırdıklarını açıkladı. Ailenin Alpu Sağlık Ocağı’na karın ağrısı şikayetiyle geldiklerini ifade edenÇom, şöyle konuştu: “Görevli doktor tarafından gerekli tedavi yapılmış. Hastalar iğne vurulduktan sonra bir müddet müşahede altında tutulmuş. Sonra kendi istekleriyle çadıra geri dönmüşler. Doktorun hastasını bırakması söz konusu olamaz. Kesin teşhis için otopsi sonuçlarını bekliyoruz. Olayda tıbbi yönden ihmal var mı onu da araştırıyoruz. Gerekli ifadeleri alıyoruz.”
Validen örtbas girişimi
Eskişehir Valisi Kadir Çalışıcı, Alpu ilçesinde çadırda ölen 6 kişilik ailenin ölüm nedeninin, ilk izlenimlere göre “tüp zehirlenmesi” olduğunu öne sürdü.
Vali Çalışıcı, Osmangazi Üniversitesi (OGÜ) Tıp Fakültesi Hastanesi’nde ölenlerin yakınlarını ziyareti sırasında, hastanadeki sağlık skandalını örtbas etmeye çalışarak, görevli doktorun Eskişehir’e sevk etmek istemesine rağmen ailenin kabul etmediğini ve çadıra geri döndüğünü iddia etti.


Başa dön


Barışseverler daha cesur olmalı
Diyarbakır 5. Kültür ve Sanat Festivali kapsamında düzenlenen “Ortadoğu’da Barış ve Halkların Barış Hakkı” konulu konferans çeşitli ülkelerden çok sayıda davetlinin katılımıyla başladı. Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, Ortadoğu ve Türkiye’nin barış dışında hiçbir şansı olmadığına dikkat çekerek, barışseverleri daha cesur davranmaya çağırdı.
Diyarbakır Kültür ve Sanat Festivali çerçevesinde bu yıl ilk kez düzenlenen ve 3 gün sürecek olan “Ortadoğu’da Barış ve Halkların Barış Hakkı” konulu konferans Bağlar Belediyesi Konferans Salonu’nda başladı. Diyarbakır Demokrasi Platformu ve Büyükşehir Belediyesi tarafından organize edilen konferansta, “Ortadoğu’nun dünü bugünü ve geleceği”, “Onyılların çözüm bekleyen sorunları” ve “Ortadoğu’da barış hakkı” konuları ele alınacak.
Iraklılara ‘vize’ engeli
Konferansa Demokratik Toplum Hareketi (DTH) Koordinasyon üyeleri ve DEP eski milletvekilleri Leyla Zana, Orhan Doğan, Selim Sadak, Barış ve Demokratik Çözüm Grubu üyeleri, Marmara Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden Prof. Dr. Büşra Ersanlı, Fransa CIMADE Bölge Temsilcisi Jean Paul Nunez, Araştırmacı Yazar Faik Bulut, İstanbul Kültür Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden Cengiz Çandar, Avrupa Parlamentosu üyesi Feleknas Uca ile çok sayıda akademisyen, gazeteci ve araştırmacı katılım sağladı. Irak’tan gelmesi beklenen katılımcılar, vize alamaması nedeniyle konferansa gelemedi.
Savaşa doğru...
Konferansın açış konuşmasını yapan Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, Ortadoğu ve Türkiye’nin yakın geçmişine bakıldığında hakların elde edilmemesinden kaynaklı birçok savaş ve acının yaşandığının görüleceğini söyledi. Türkiye’de son 6 yıldır geliştirilmeye çalışılan barış ortamının iyi değerlendirilemediğini ifade eden Baydemir, “Maalesef uzun süredir özlemi duyulan toplumsal barışa ulaşamadık. Türkiye’de özellikle 7 aydır savaşa doğru yol alıyoruz. Buna karşı bir duruşu ortaya koymak gerekiyor. Ortadoğu’nun ve Türkiye’nin barış dışında hiçbir şansı yoktur. Savaşın tekrar başlaması, tarihin kendini tekerrür etmesinden başka bir sonuca yol açmayacaktır. Bu nedenle barışseverlerin çatışma stratejisini yürütenlerden daha cesur olması gerekiyor. Barışın bütün ezilen halkların erken ulaşacağı evrensel bir değer olmasını diliyorum” diye konuştu.
Baydemir’in açış konuşmasının ardından konferans, “Ortadoğu’nun dünü, bugünü ve geleceği” konulu oturumla devam etti.
‘Acı bilanço artıyor’
Diyarbakır Demokrasi Platformu Sözcüsü ve İnsan Hakları Derneği (İHD) Diyarbakır Şube Başkanı Selahattin Demirtaş da Ortadoğu topraklarının kutsal, verimli, zengin ve stratejik olması nedeniyle tarih boyunca çekişmelere, savaşlar sahne olduğunu vurguladı.
Medeniyetin ilk tohumlarının atıldığı bu toprakların her bakımdan verimli olmasının yerleşik halklara şans getirmek yerine her dönemde acı ve ızdırıbın kaynağı haline geldiğinin altını çizen Demirtaş, bu nedenle savaşın milyonlarca insanın canına mal olduğunu anlattı. Kürt sorunu kaynaklı olarak sadece Türkiye’de yaşanan savaşta 40 bine yakın insanın hayatını kaybettiğine dikkat çeken Demirtaş, “Bütün barış girişimlerine rağmen geçen yıl içerisinde 196 kişi bu yılın ilk 5 ayında 103 kişi Türkiye’deki çatışmalarda yaşamını yitirmiştir. Ne yazık ki bu acı bilanço her geçen gün artarak kendini güncelemektedir” şeklinde konuştu.


Başa dön


‘Karar esas duruşta verildi’
Eğitim Sen’in kapatılmak istenmesine karşı eylemler sürüyor. Yurt genelinde sokaklara çıkan eğitim emekçileri, sendikalarının kapatılmasına izin vermeyeceklerini dile getirdiler.
Ankara’da; Kızılay’dan Meclis Dikmen Kapısı’na yürüyen eğitim emekçileri, Genelkurmay binasının önünde, “MGK-Yargıtay elele demokrasi nerede”, “Vur vur inlesin genelkurmay dinlesin” sloganı attılar. Dinçer, Yargıtay’ın kararı esastan bozmadığını, esas duruşta verdiğini söyledi. Ankara’daki kitle ve meslek örgütleri, sendikalar ve partiler ile KESK’e bağlı diğer sendikalardan da destek verilen yürüyüşte zaman zaman polisle yürüyüşçüler arasında gerginlikler yaşandı.
Bu nedenle kısa süreli itiş kakış yaşandı. Ağızlarında bantlarla bir dakika kadar Meclis önünde bekleyen eğitim emekçileri, “Eğitim sen susturulamaz”, “anadil bölmez, bütünleştirir”, “Susma haykır, kapatmaya hayır” sloganları attılar.
Eğitim Sen Genel Başkanı Alaaddin Dinçer burada yaptığı açıklamada, Genelkurmay’ın talimatı doğrultusunda sendikaları hakkında açılan kapatma davası sürecini anlattı. Eğitim Sen’in önümüzdeki dönem de örgütlü gücü ile yeni kazanımlar elde etmek için mücadeleye devam edeceğini dile getiren Dinçer, hak ve özgürlüklerin yasalardan önce geldiğinin altını çizerek, “Hak verilmez alınır” şiarlarına atıfta bulundu. Yargıtay’ın kararını esastan bozmadığını, esas duruşta karar aldığını belirterek, “Kurul dosyada Genelkurmay imzasını görünce, esastan bozma değil, esas duruşa geçmiştir. Dosya incelenmemiş, karar esas duruşta verilmiştir” diyen Dinçer, kararın Türkiye demokrasi tarihine kara harflerle yazılacağını söyledi.
İstanbul’da oturma eylemi
Eğitim Sen İstanbul şubeleri, sendikalarının kapatılmak istenmesine karşı oturma eylemi yaptılar.
Taksim Gezi Parkı’nda biraraya gelen 200’e yakın eğitim emekçisi, “Eğitim Sen’i kapattırmayacağız” yazılı pankart açarak, “ Eğitim Sen değil, İncirlik kapatılsın”, “Direne direne kazanacağız” sloganları attılar.
Eğitim emekçileri adına açıklama yapan KESK Denetleme Kurulu Üyesi Ali Ekber Işık, kamuoyunda Eğitim Sen’in kapatılmış gibi gösterilmesini doğru bulmadıklarını belirterek, yargısal sürecin henüz tamamlanmadığını söyledi. Eğitim Sen’in faaliyetlerini sürdürmeye devam edeceğini vurgulayan Işık, sendikanın hukuksal ve örgütsel anlamda tüm imkanları sonuna kadar kullanacağını ifade etti.
Önümüzdeki süreçte nasıl bir yol izleneceğini tartışmak için Eğitim Sen Başkanlar Kurulu’nun olağanüstü toplandığını hatırlatan Işık, yapacakları eylemleri şöyle açıkladı; “1 Haziranda AKP Genel Merkezi’ne demokrasi ayıbı karşısında sessiz kaldığı için “karartılmış ampul”, “bırakma eylemi yapılacaktır. Ayrı gün tüm illerde AKP il başkanlıkları önüne de karartılmış ampul bırakılacaktır. 4-5 Haziran arasında ise, “Örgütlü toplum, Demokratik Türkiye” gündemli olarak Türkiye çapında 9 ilde geniş katılımlı bölge mitingleri yapılacaktır.”
Çok sayıda siyasi parti ve kitle örgütü temsilcisininde destek verdiği eylem, zılgıt, slogan ve alkışlarla sona erdi.
İzmir’de polis barikatı
İzmir’de ise Konak Sümerbank önünde toplanan eğitim emekçileri, İzmir İl Milli Eğitim Müdürlüğü’ne yürümek istediler. Ancak eğitimcilerin önü polis tarafından kesildi. Bunun üzerine oturma eylemine başlayan Eğitim Sen üyeleri, “Susma haykır, anadil haktır”, “Sokakta kurduk, sokakta savunacağız” sloganlarını attı. Eğitim emekçileri konuşan Eğitim-Sen 1 No’lu Şube yöneticisi Yusuf Altun, sendikalarının kapatılmasına izin vermeyeceklerini söyledi.
Eğitim emekçileri, Diyarbakır, Gaziantep, Van, Malatya, Sivas, Antalya ve Balıkesir’de de alanlara çıkarak Eğitim Sen’nin kapatılmak istenmesine tepki gösterdiler.


Başa dön


SSK’ya yalnız gitmeyin
Fadime Alkan - Cemal Dursun
SSK hastanelerinin Sağlık Bakanlığı’na devrinin ardından AKP Hükümeti’nin ‘kuyruklar bitecek’ söylemi havada kaldı. SSK’lı hastalar devirden önce işlemlerini tek başına hallederken şimdi yanında en az bir kişi daha götürmek zorunda kalıyor. Hastanenin belirli sayıda hasta kabul etmesi de hastaların tedavi olabilmesi için sabahın 6’sında sıraya girmelerine neden oluyor. Geç kalanlar ise şanslarını ertesi gün denemek üzere ayrılıyorlar. Üstelik, SSK’lılar birçok tedavi malzemesini kendileri alıyor.
Her işlem için ayrı bandrol
Sağlık Bakanlığı’na devredilen SSK Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde görüştüğümüz hastaların tamamı, bürokratik işlemlerin ve buna bağlı olarak kuyrukların artmasından şikayetçi oldu. Raporlu hasta olduğu halde hastaneye her gelişinde aynı işlemleri tekrar yaptırmak için kuyruğa girmekten yakınan Saliha Aldemir, hükümetin ivedilikle bu soruna çözüm bulmasını istedi. Her işlem için ayrı bandrol almak zorunda kaldıklarını belirten Aldemir, hastaneye ayak bastıktan itibaren yapılması gerekli işlemleri şöyle anlattı: “Benim kan problemim var ve düzenli olarak hastaneye geliyorum. Her defasında, önce bandrol, ardından dosyayı alıyoruz. Örneğin, kan tahlili yaptırmak için ayrı bir fiş almak üzere kuyruğa giriyoruz, ardından da aldığımız bu sonucu doktora göstermek için bekliyoruz. Hepsi için de kuyruk beklemek zorunda kalıyoruz. Doktor ilaç yazdıktan sonra serbest eczanelerden ilaç bulmak zaten başka bir zulüm.”
Bürokratik işlemlerin çokluğu nedeniyle eşiyle birlikte hastaneye gelen Hüseyin Aldemir ise, bu kadar çok sıra beklemediğini ifade ederek, “Her şey karmakarışık olmuş. Bazen de doktor ilaç yazdıktan sonra eczanede beklemeye takatimiz kalmıyor, ilaçları para ile alıyoruz” dedi.
Malzemeler karşılanmıyor
Bağırsağı kesildiği için idrar torbası kullanmak zorunda kalan Deysanik Anuş, 30 milyon lira verip idrar torbasını kendisi almak zorunda kalmış. “Sözleşme yapmadıkları” gerekçesiyle serbest eczanelerden idrar torbası alamadıklarını belirten Anuş, “Bizim için ekmek su gibi önemli olan bu malzemeye para vermek zorunda kalıyoruz. Önceden ilaç almak için kuyruğa giriyorduk ama en azından parasız alabiliyorduk. Şimdi daha kötü oldu, hem daha çok kuyruk bekliyor hem de alacaklarımızı parayla alıyoruz” diyerek, tepkisini dile getirdi.
Kemoterapi için annesi Münevver Akyüz’ü getiren Zeynep Akyüz de kemoterapi malzemelerini kendilerinin aldığını belirtti. Önceden SSK tarafından karşılanan kemoterapi için gerekli malzemeyi artık 10 milyon lira karşılığında satın almak zorunda bırakıldıklarını vurgulayan Akyüz, önümüzdeki yıllarda hastalara çıkartılacak faturanın daha da artacağını düşündüğünü söyledi.
SES yürüyüşü başlıyor
Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) İzmir Şube Başkanı Ergün Demir, 30 Mayıs’ta İzmir’den Ankara’ya ‘Sağlık Hakkına Sahip Çıkıyoruz Yürüyüşü’ başlatacaklarını bildirdi. Ergün Demir, düzenlediği basın toplantısında, son 20 yılda Türkiye’de uygulanan özelleştirme politikaları sonucunda kamu kuruluşlarının çoğunun kapatıldığını, işsizlik ve yoksulluğun arttığını söyledi. Hükümetin sağlık ve sosyal güvenlikte reform yapacağını belirttiğini kaydeden Demir, şöyle konuştu: “Yıllarca bizi hastane kuyruklarına, aylar sonrasına verilen randevulara mahkum ettiler. Yıllarca, ülkesi için emeğini ve alın terini vermiş kişilere açlık sınırının altında emekli maaşını ve banka kuyruklarını reva gördüler. Yoksullara aktarılacak sosyal fonları batık bankalara harcadılar. Şimdi bu tablo kendi eserleri değilmiş gibi IMF ve Dünya Bankası dayatması programı, reform diye yutturmaya çalışıyorlar.” Demir, Ankara’da tamamlanacak yürüyüşü 30 Mayıs Pazartesi günü Konak’taki Yeni Karamürsel’in önünden SES Genel Başkanı Köksal Aydın ve KESK Genel Başkanı İsmail Hakkı Tombul’un katılımıyla başlatacaklarını bildirdi.
Kaymazların davasına katılmak da suç oldu
Mardin Cumhuriyet Başsavcılığı, Emek Gençliği Yöneticisi Osman Zorlucan hakkında Uğur Kaymaz davasına katıldığı gerekçesiyle soruşturma başlattı. Mardin’in Kızıltepe ilçesinde güvenlik güçleri tarafından öldürülen Ahmet ve oğlu Uğur Kaymaz hakkındaki dava, 21 Şubat 2005 tarihinde Mardin’de görülmüştü. Dava daha sonra güvenlik gerekçesiyle Eskişehir’e sevk edilmişti. Hakkında “Halkı ırk, din, dil ve mezhep ayrımı yaparak kin ve düşmanlığa sevkettiği” suçlamasıyla soruşturma başlatılan Osman Zorlucan, Uğur Kaymaz davasını bugüne kadar işlenen yargısız infazların dönüm noktası olarak gördüklerini söyledi. 12 yaşındaki Uğur Kaymaz’ın ‘terörist’ ilan edilerek öldürülmesinde sorumluluğu bulunanların cezalandırılması gerektiğini belirten Zorlucan, “Böyle bir süreçte, Emek Gençliği olarak bu davanın takipçisi olacağımızı belirtmiştik. Uğur Kaymaz ve babası Ahmet Kaymaz nezninde tüm yargısız infazlar bir demokrasi sorunudur. Biz de bu mücadelenin bir parçası olarak dava günü Uğurlar’ın yanında olduk” dedi. Zorlucan, sorumlular yargılanana kadar davanın takipçisi olacaklarını dile getirdi.
3 kuşak tecriti anlattı
Mahpushanelerdeki tecrit, 3 kuşağın tanıklığıyla anlatıldı. 78’liler Vakfı, Dayanışma Ağı, TOHAV ve TUAD’ın düzenlediği “Her kuşaktan yaşayanlar tecriti anlatıyor” başlıklı forumda, 1970’li, 1980’li ve 2000’li yıllarda mahpuslar, cezaevinde yaşadıkları uygulamaları anlatarak, tecritin işkence olduğunu dile getirdiler. Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde düzenlenen forumda konuşan Sırrı Öztürk, THKO önderlerinden Ömer Ayna ve Cihan Alptekin’e mahpushanede yapılan tecrite tanıklık ettiğini belirtti. 19 sene mahpushanede kalan Celalettin Can’da Elazığ’da eski askeri hastane morgunun kendileri için 18 kişilik hücreye çevrildiğini ve 6 yıl tek başına bir hücrede kaldığını belirterek, bu süre içerisinde konuşmasının bile değiştiğini ifade etti. 5 yılı Diyarbakır’da, 3.5 yılı da Sinop’ta tek kişilik hücrede olmak üzere toplam 20 sene mahpushane’de kalan Yılmaz Sezgin ise ihanet ve itirafın dayatıldığını, maruz kaldığı uygulamalar nedeniyle psikolojik bozulmalar yaşadığını anlattı.
Orduevine yürüdüler
Vicdani redçi Mehmet Tarhan’la Dayanışma İnsiyatifi, Tarhan’ın tutuklanmasını ve cezaevinde gördüğü baskının sona ermesi için Harbiye Orduevi’ne yürüdü. Taksim Meydanı’nda biraraya gelerek “Saçmalamayın Mehmet’i bırakın”, “İmdat ordu var”, “Asker malı değilim” yazılı pankart ve dövizler taşıyan İnisiyatif üyeleri, Harbiye Orduevi önüne kadar yürüdü. İnisiyatif adına konuşan Ufuk Ahızka, Tarhan’ın tutuklanmasının Uluslararası Sivil Siyasal Haklar Bildirgesi’nin 18. maddesine aykırı olduğunu söyledi.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net