www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



IMF bizden ne ister?
IMF Başkan Yardımcısı Anne Kruger’in 6 Mayıs’ta, “AB’ye Katılım İçin Makroekonomik Politikalar” konulu konferans çerçevesinde verilen öğle yemeğinde yaptığı konuşma halen tartışılıyor.

Özelleştirmenin hedefinde insan var
Türk-İş, Hak-İş, DİSK, KESK, TTB ve KİGEM’in, TMMOB’nin öncülüğünde düzenlediği, “20. yılında Türkiye’de Özelleştirme Gerçeği” konulu sempozyum sona erdi.

Wal-Mart kan kaybediyor
Dünyanın en büyük perakende satış tekeli Wal-Mart’ın, düşük gelirli tüketicilerin Wal-Mart mağazalarına ilgisinin azalması, müşterilerin ihtiyaçlarını karşılayaması ve son zamanlarda yapılan işçi boykotları nedeniyle, satış hacmi giderek daraldı.


IMF bizden ne ister?
Sinan Alçın
IMF Başkan Yardımcısı Anne Kruger’in 6 Mayıs’ta, “AB’ye Katılım İçin Makroekonomik Politikalar” konulu konferans çerçevesinde verilen öğle yemeğinde yaptığı konuşma halen tartışılıyor. Kruger bu toplantıda; Türkiye’de çalışma koşullarını düzenleyen mevzuata uymanın maliyetinin yüksek olduğunu savunarak çalışma saatlerinin katılığı, işçi çalıştırmayı düzenleyen hükümetlerin ağırlığı gibi kıstaslar açısından, Türkiye’nin uluslararası standartların gerisinde kaldığını savundu. Ayrıca, mevzuatın katılığı ve asgari ücretin yüksekliğinin istihdam önünde caydırıcı bir işlev gördüğünü, buna karşılık kayıt dışı sektöre kaymanın teşvik edildiğini öne sürdü.
Ardından IMF yayınladığı raporunda ise “asgari ücretteki artıştan üzüntü duyulduğu, kamu ücretlerinin sınırlandırılması çabalarının ise memnuniyetle karşılandığı bildirildi. Yayınlanan 142 sayfalık rapor gazete ve TV ekranlarından böyle yansıdı bizlere. Oysa bu rapor Türkiye’nin dış ticaretinden büyüme oranlarına kadar bir çok değişkene ilişkin verileri, değerlendirme ve öngörüleri içeriyordu. Bunlar içerisinde dikkat çekici bir nokta büyüme hızlarına ilişkin. IMF’nin Nisan ayı içerisinde Türkiye’ye ilişkin yayınladığı büyüme rakamları DİE’ninki ile örtüşüyordu. Yani DİE’nin şu evlere şenlik 2004 yılındaki 9.9 büyüme oranı. Fakat ne olmuşsa olmuş ve IMF’nin geçtiğimiz hafta içinde yayınlanan raporunda Türkiye’nin 2004 yılı büyüme oranı 5.0 olarak açıklanmış.
Elbette burada IMF’nin kuruluşundan bugüne önerdiği politikaların uygulayıcı ülkelerde ne tarz krizler yarattığına değinmeyeceğiz ama son raporunda yaptığı vurgular kapitalizmin yol haritasını gözler önüne sermektedir.
Erken kapitalistleşmiş merkez ekonomileri (ABD, İngiltere, Fransa, Japonya gibi) 1970’li yıllarla beraber “aşırı birikim” ve “kâr oranlarında düşüş” nedeniyle kriz içerisine düşmüşlerdir. Erken kapitalistleşen ülkeler üretim içerisinde sabit sermayenin (makine, teçhizat) oranını arttırırken, değişken sermayenin (işgücü) oranını düşürmüştür. Bu durum toplam üretimde artış yaratırken, kârlılık oranının belirleyicisi olan işgücünün giderek toplam içerisinde payının azalmasına paralel olarak kâr oranlarının düşmesine yol açmıştır. Ardından gelişen süreçte merkez ekonomiler yaşanan bu krizi sabit sermaye yatırımlarını arttırarak çözmeye çalışmışlardır. Bu da “aşırı birikim krizi” adı verilebilecek bir durum yaratmıştır. Öyle ki, bir taraftan toplam üretim hızla artmakta, ancak bu üretim artışı talep ile karşılanamamakta ve dolayısıyla “realizasyon krizi (talep yetersizliği)” ortaya çıkmaktadır.
Böyle bir tablo içerisinde üretken sermaye mevcut üretim organizasyonlarını bir taraftan kısa dönemli ticari sermaye yaratacak biçimde imalattan ağırlıklı perakende alanlara kaydırırken, bir yandan da faiz getirilerine yönelerek üretkenlikten uzaklaşmıştır.
İşgücü maliyetinin düşürülmesi
Bu noktada günümüz açısından asıl önemli olan gelişme ise “yoğunlaşma etkisi”dir. Bunun anlamı mevcut yatırımda artı-değer’in arttırılabilmesi amacıyla, sözleşme esnekliği, esnek çalışma politikaları ve sınırlanmış toplu sözleşme tekniklerinin uygulanmasıdır. Böylelikle sabit sermaye yatırımlarının maliyet arttırıcı etkisi üretken işgücü maliyetlerinin düşürülmesiyle giderilecektir. Elbette diğer taraftan erken kapitalistleşen ülkelerin, bir anlamda sürtünme katsayısını artıran sabit sermaye yatırımlarından kurtulması gerekmektedir. Bunu sağlayabilmek kolay olmamıştır. Teknolojik yenilik (inovasyon) alanındaki adımlar üretimde otomasyonun gerçekleşmesine yol açmış ve böylelikle de üretimin parçalara ayrılması kolaylaşmıştır. Artık kapitalist merkez ekonomileri buzdolabının hammaddesini bir ülkede edinip, başka bir ülkede parçalarının üretimini ve diğer bir ülkede de üretilen parçaların montajını gerçekleştirmeye başlamıştır. Burada üretimin modülerleşmesinden bahsedebiliriz. Modülerleşme bize standartlaşmayı hatırlatır yani üretilen her bir parça bir araya sorunsuz gelebilmektedir. Standartlaşma kavramı ise “kalite”den başka bir şey değildir. Toplam kalitenin arttırılması modüler sistemlerin azgelişmiş ülkelerde işlerliğine bağlıdır.
Peki erken kapitalistleşen ülke onlarca ülke arasından hangisinde tasarım, hammadde tedariki, hangisinde parça üretimi ve hangisinde bir araya getirme işini yapacak? Bu sorunun cevabı basit, ABD’ de, İngiltere’de, Fransa’da “silikon vadilerinde” tasarımladığı ürünlere, Afrika ve Asya ülkelerinde hammadde bulacak, nerede işgücü ucuz-sendikasız-sigortasızsa orada parçaların üretimini yapacak ve merkeze yakın ülkelerde montajını gerçekleştirecektir. Böylelikle bu “küresel saçılmış üretim” içerisinde değer yaratan faaliyetleri kendisine, geri kalanı ise azgelişmiş ekonomilere kaydıracaktır.
Yazının başlığına tekrar dönersek “IMF bizden ne ister?”. IMF bizden uluslararası paylaşım mekanizmasındaki rolümüzü yerine getirmemizi ister. Eğer yerine getirmezsek kirli çamaşırlarımızı ortaya serer. Peki nedir bizden beklenen? Bizden beklenen sendikasız, sigortasız, ucuz işgücü deposu olmamızdır. Bu “kutsal” görevi yerine getirdiğimiz ölçüde paylaşım mekanizmasında bize reva görülen payı almayı hak ederiz.


Başa dön


Özelleştirmenin hedefinde insan var
Türk-İş, Hak-İş, DİSK, KESK, TTB ve KİGEM’in, TMMOB’nin öncülüğünde düzenlediği, “20. yılında Türkiye’de Özelleştirme Gerçeği” konulu sempozyum sona erdi. Özelleştirmenin sonucunun sadece işsizlik ya da kamu kurumlarının özel sektöre devri olmadığına dikkat çekilen sempozyumda, özelleştirmeler ve kamusal alandaki diğer saldırılara karşı ortak mücadele edilmesinin zorunluluğuna dikkat çekildi.
Özelleştirmenin kapsamlı bir ideolojik saldırının bileşeni olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Fikret Başkaya, bu saldırının amacının insani olan her şeyi yok etmek olduğunu söyledi. Özelleştirmeyle birlikte insanın özne olmaktan çıkarıldığını vurgulayan Başkaya, bir fabrikanın özelleştirilmesinin sadece o fabrikada çalışanları ilgilendirmediğini ifade etti.
Dr. Sonay Bayramoğlu, özelleştirmeler için rekabet ortamı sağlamak ve kaliteyi artırmak gibi gerekçeler öne sürüldüğünü ancak bugüne kadarki uygulamaların bu gerekçeleri yalanladığını belirtti.
‘Toplumun geleceği teslim alınıyor’
İşsizlikle korkutulan işçilerin ve sendikacıların her türlü koşula razı olduklarını vurgulayan Doç. Dr. Yüksel Akkaya ise kapitalist sistemin amacının kendine uygun insan, işçi ve sendika yaratmak olduğunu söyledi. “Kapitalistler kendi sınıf çıkarlarının gereğini yerine getiriyor” diyen Akkaya, özelleştirmelerle işçi sınıfının ve toplumun geleceğinin teslim alındığının altını çizdi.
Sempozyumda konuşan Doç. Dr. Aziz Konukman, ‘Her şey piyasa için’ sloganıyla hareket eden kapitalist sistemin, piyasa sinyallerine göre davranmayan her türlü kamusal müdahale alanını en aza indirmeye çalıştığını ifade etti.
20’nci stand-by anlaşmasını değerlendiren Prof. Dr. Türkel Minibaş, bu anlaşma sonrasında Türkiye’de yaşayan herkesin müşteri olarak nitelendirildiğini belirtti. Devletin sosyal devlet misyonunun ortadan kaldırıldığını kaydeden Minibaş, geriye sadece denetleyen ve cezalandıran bir devlet kaldığını dile getirdi. Dünyada kapitalizmin genel bir kriz içinde bulunduğunu söyleyen Doç. Dr. Ahmet Haşim Köse ise küresel kapitalizmi göz ardı ederek özelleştirmelere karşı durmanın milliyetçilikle sonuçlanabileceği uyarısında bulundu.
Sempozyumun forum kısmında ise özelleştirmeler hakkında geniş halk kesimlerine dönük aydınlatma faaliyetlerinin hızlandırılması ve Türkiye genelinde özelleştirme karşıtı mücadelenin örülmesinin önemine dikkat çekildi. Forumda söz alan Haber Sen Genel Başkanı Esin Yelekçi, Telekom daha önce satılmadığı için zarar edildiği gibi propagandalara karşı gerçeklerin savunulması gerektiğini ifade etti.
Ali Millioğulları, sempozyumu oluşturan bileşenlerin öncülüğünde Emek Direniş Cephesi kurulmasını önerirken, Gıda İş Genel Sekreteri Seyit Aslan, eksik yönlerine rağmen Emek Platformu’nun (EP) tekrar aktif hale getirilmesi gerektiğini ifade etti. Özelleştirme ve kapatma sorunuyla karşı karşıya kalan işyerlerinde bile ortak hareket etmenin olanaklarının yaratılamadığına dikkat çeken Aslan, sorunun yeni platformlar kurmak değil, var olan platformları işler hale getirmek olduğunu dile getirdi. Aslan, EP’nin Eğitim Sen’in kapatılması, özelleştirmeler ve sosyal güvenlik sisteminin tasfiyesi gibi konulara karşı mücadele eder duruma getirilmesinin zorunlu olduğunu belirtti.


Başa dön


Wal-Mart kan kaybediyor
Dünyanın en büyük perakende satış tekeli Wal-Mart’ın, düşük gelirli tüketicilerin Wal-Mart mağazalarına ilgisinin azalması, müşterilerin ihtiyaçlarını karşılayaması ve son zamanlarda yapılan işçi boykotları nedeniyle, satış hacmi giderek daraldı. “Sürekli fiyat indirimi” ilkesi ile, bugüne kadar piyasadaki tüm rakiplerini ekarte etmesi ile tanınan ABD’li tekelin müşterilerini, daha zayıf rakipleri Target ve Kmart gibi market zincirlerine kaptırıyor.
Wal-Mart’a yönelik rağbet azalmasının, yıllık kâr hesaplarında daha net bir biçimde gözlenebileceğini söyleyen uzmanlar, bu hesaplar sonucunda Wal-Mart’ın 2005 yılında hedeflediği rakamın altında olacağını ifade ettiler. 2004 yılında 300 milyar dolarlık ciro elde eden tekelin, yılın ilk 3 aylık dönemindeki kârının göreceli arttığını belirten uzmanlar, ancak bu artışın piyasa beklentilerinin oldukça altında kaldığını da dile getirdiler. Uzmanlar ayrıca, Wal-Mart’ın yaşadığı bu sorunlar karşısında, müşterilerin ilgisini çekmek için daha fazla ürün sunduğunu ve daha hızlı hizmet vermeye çalıştığına dikkat çektiler.
Bu değerlendirmelere yakın açıklamalarda bulunan Wal-Mart CEO’su Lee Scott, 2005 hesaplarında yıllık kâr hedefinin yakalanmasının zor olacağını kabul etti. Yaşananların Wal-Mart’ın, iç uygulamalarından kaynaklanmadığını iddia eden Scott, yüksek benzin fiyatları ve soğuk havanın kendilerini olumsuz yönde etkilediğini savundu. Gerekli önlemleri aldıklarını belirten Scott “2. çeyrekte daha iyi bir sonuç elde edeceğimizi tahmin ediyorum” dedi. Scott’ın bu açıklamalarına karşın, petrol fiyatlarının ve soğuk havanın diğer perakende mağazalarını da etkilediği belirtilirken, bu mağazaların Wal-Mart kadar zor duruma düşmediği söylendi.
Protestolar ve kötü şöhret etkili
‘Buğday fiyatı şoke etti’
Isparta Ziraat Odası Başkanı Ünal Kökmen, hükümetin buğday fiyatını çok düşük açıkladığını belirterek, “Buğday fiyatı bizi şoke etti” dedi. Kökmen, hükümetin buğday fiyatlarıyla ilgili yaptığı düzenlemeyi doğru bulmadıklarını söyledi. “Buğday üreticisi bir kilo buğdayı 405 bin liraya mal ediyor. Hükümet ise 352 bin lira veriyor. Yani, çiftçiler her bir kilo buğdayda 53 bin lira zarar ediyor” diyen Kökmen, gübre ve mazot gibi buğday üretiminde kullanılan girdilere ise sürekli zam yapıldığını vurguladı. Köknel, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın 14 Mayıs 2005 tarihinde Ankara’da düzenlenen toplantıda “Çiftçimizi mağdur etmeyeceğiz, gereken desteği her zaman vereceğiz” dediğini de hatırlattı.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net