www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Sesler ve renklerle barışa...
Bu yıl uluslararası nitelik kazanan “5. Diyarbakır Kültür Sanat Festivali” bugün başlıyor. Beş yıldır olduğu gibi bir çok kültürü, sesi, rengi bir araya getiren festivalde, “Sesler ve renklerle barışa” ana sloganı etrafında bir kez daha ‘barış’ın sesi yükselecek...

Tiyatroyu ‘aşkla yapanlar’
   festivalde buluşuyor

Amatör Tiyatrolar Yayın ve Üretim Kooperatifi’nin (ATÜK) düzenlediği 1. Ankara Amatör Tiyatro Günleri, 1 Haziran’da başlıyor. Oyunlar Ankara Ekin Tiyatrosu’nda izleyici ile buluşacak.

Herakles, kır zambakları
   ve samanyolu...

Her nasılsa bir gün Baştanrı Zeus’un yüreği çok yumuşadı. İnsanları ve onların dünyasını var olan bütün kötülüklerden arındırmak istedi. Bunu isterken aynı zamanda tanrıların da rahatını düşünmedi değil!


Sesler ve renklerle barışa...
Ali Rıza Kılınç / Derya Karaçoban
Bu yıl uluslararası nitelik kazanan “5. Diyarbakır Kültür Sanat Festivali” bugün başlıyor. Beş yıldır olduğu gibi bir çok kültürü, sesi, rengi bir araya getiren festivalde, “Sesler ve renklerle barışa” ana sloganı etrafında bir kez daha ‘barış’ın sesi yükselecek... Bu yılki festivalde, geçmiş yılların deneyimlerinden de yararlanılarak, artık popüler isimler üzerinde kendi sesini duyurmanın sağlıklı bir yol olmadığı fikri ağır basıyor. Bu nedenle, bu yıl Diyarbakır Festivali, aynı duygularla, ama daha farklı bir yöntemle mesajını vermeye çalışacak.
“Ortadoğu’da Barış ve Halkların Barış Hakkı” konulu uluslararası Diyarbakır Konferansı bu mesajın ana omurgasını oluşturacak gibi görünüyor. 11 farklı ülkeden 44 katılımcı, Ortadoğu’daki savaş, halkların barış talebi, Kürt sorununu ve operasyonlar tartışılacak. Akademisyenlerin, hukukçuların, araştırmacıların, gazetecilerin, yazar ve sanatçıların yer alacağı konferansın yanısıra sanatsal etkinlikler de bu yılki festivalde yerini alacak. Festival Tertip Komitesi’nden Metin Kılavuz, festival temasının barış olmasını bölge halkının ve Ortadoğu halkının buna büyük bir ihtiyaç duymasından geldiğini söylüyor. Festival vesilesiyle barış sorununun yeniden ve bu kez daha da etraflıca tartışmak için önemli bulduklarını belirten Kılavuz, festival programının içeriğinin de buna hizmet ettiğini dile getirdi.

Festival turizmle buluşsun
Şeyhmus Diken (Yazar): Bu yıl beşinci festivalin yapılıyor olması, her şeyden önce festivalin kültür sanat dünyasına rüştünü ispatladığını gösteriyor. Gerek konu başlıkları, gerek davet edilen konuklar, gerekse festival içindeki etkinlikleriyle profesyonelliğini kanıtladı. Bundan sonra yapılması gereken bölge kültürünü ve sanatsal dinamiğini yine bölge turizm potansiyeliyle örtüştürerek festival nedeniyle oluşan rantın kentin ortak rantiyesi haline dönüştürülmesine için alt yapı hazırlamak. Festival nedeniyle dışardan gelen insanların bir şekilde kentin kasabıyla, lokantacısıyla, manavıyla, otelcisiyle fotoğrafçısıyla kısaca kent insanıyla ticari ve insani bağ kurması gerekir. Festival ileriki yıllarda daha da geliştirilerek boy vermesi kanımca ancak böyle mümkün olacaktır. Ayrıca bu yıl festival sloganı olan “Sesler ve renklerle barışa” sloganından hareketle “Ortadoğu’da Barış ve Halkların Barış Hakkı” konulu uluslararası konferans bu festival açısında çok önemli. Halkın ihtiyacı haline gelen bölge barışının ete kemiğe bürünmesi anlamında somut veriler alınacağına inandığım bir etkinlik.

Kaygımız, beklentilerimiz...
Hasan Şeker (Dicle Fırat Kültür Sanat Merkezi Yöneticisi): Bizim önceki yıllarda yapılan festivallere yönelik eleştirilerimiz vardı. Siyasi çevreler popüler kültürü öne çıkarıyordu. Biz bu festivalde bu kaygılarımızı dile getirdik ve kurum olarak böyle bir konsepte sahip olduğumuzu belirttik. Bu yıl popüler ismlerden kaçınılması ve sanatsal arka plana daha ağırlık verilmesi bize göre festival içeriğinin ve fikrinin biçimlenmesinde önemli bir faktör. Bu yıl yine Ortadoğu halklarının bütün renklerinin yansıtılmaya çalışıldı. Teknik nedenlerden dolayı eksiklikler olsa da bunları görebiliyoruz. Festival temasının barış üzerinde olması ve bunun bir konferansla tartışılması herhalde festivali güçlendiren en önemli etkinliktir. Hem bölge hem de Ortadoğu halkı açısında doğru bir yerden yaklaşıldığını düşünüyoruz. Bu insanların barışa ihtiyacı var. Çünkü giderek operasyonlar artıyor bölgede. Kürt sorunu çözümsüz bırakılmaya çalışılıyor. Festival herşeye rağmen önemli bir mesaj olacak.

Tahrip gücü yüksek bir festival
A. Hicri İzgören
Her ne kadar uygarlık kavramıyla ifade edilen yüksek değerlerin yoğunlaşıp bütün insanlığa hükmedecek boyutlara geleceği söyleniyorsa da, dünyada varlığını sürdürmenin kendi kimliğini korumakla mümkün olacağı ve yerel kültürün her şeye rağmen yaşayacağı da bilinmektedir.
Mesafe kavramının giderek önemini yitirmesi ve medyanın en ücra köşelere ulaşması, dünyanın herhangi bir yerinde yaşayan topluluğu bile etkilemekte, dönüştürmektedir.
İnsanlar kendi kimlik ve kültürel değerlerini sahiplenirken aynı zamanda uygarlığa katkı yollarını aramaya ve kültürlerini tanıtmaya yönelmişlerdir. Bu anlamda festival, şenlik ve şölen gibi etkinlik ve pratikler, kültürün korunması ve yaşatılması yanında aynı zamanda bunu çevresine taşımada önemli buluşmalardır. Diyarbakır son beş yıldır gerçekleştirdiği festivallerle bu alanda önemli buluşmalara sahne oldu.
***
Yıllarca hiç istemediği ve hiç de hak etmediği bir imajla anıldı Diyarbakır. Oysa issizliğin, yoksulluğun, göçün, faili meçhullerin ve benzeri pek çok sorunun ve acının kıskacında olsa bile, kültürü ve sanatı hep önemsedi bu kentin halkı. Ancak bu coğrafyanın genelinde olduğu gibi yaşanan acıların o hengamesi içinde uzun bir süre, bu özlemlerini giderecek fırsatları ve koşulları olmadı. Zaman içinde koşullar ve imkanlar el verdiğince bu özlemi gidermeye çalıştılar. Beş yıl önce başlayan ve her geçen yıl giderek zenginleşen festival Diyarbakır’ı bir anlamda kültür ve sanatın merkezi haline getirdi.
Olanaksızlıklara ve zorluklara rağmen kültürleri bünyesinde birleştirmeyi başaran bu festivalin bu yıl beşincisi gerçekleşiyor.
Bu yıl, “Sesler ve renkler barışa” şiarıyla oluşturulan program; atölye çalışmalarından resitallere, resim ve fotoğraf sergilerinden dinletilere, panellerden gösteri ve söyleşilere, konserlerden tiyatro ve sinemaya, dengbejlerden sokak etkinliklerine varan bir performansla, yalnızca Diyarbakırlıları değil; çevre illerden olduğu kadar, uzak diyarlardan yurt dışından gelenleri de bir araya getirecek büyük bir buluşma olacak.
Ayrıca festival haftasında; “Ortadoğu’da Barış ve Halkların Barış Hakkı” başlığı altında üç gün boyunca bir konferans gerçekleşecek...
***
Evet... Diyarbakır yeniden, kaderine rest çeken duruşuyla... Sabah serinliğinden, akşam güneşinden, ağıtlardan ve acılardan topladığı duyarlıklarla, tahrip gücü yüksek bir festivali ateşliyor...
Diyarbakır yeniden ardına kadar açmış kapılarını, kültüre, sanata, barışa, dostluğa ve kardeşliğe yardım ve yataklık ediyor...
Emeği geçenlere selam olsun.


Başa dön


Tiyatroyu ‘aşkla yapanlar’
   festivalde buluşuyor
Amatör Tiyatrolar Yayın ve Üretim Kooperatifi (ATÜK) tarafından düzenlenen 1. Ankara Amatör Tiyatro Günleri, 1 Haziran’da başlıyor. Emek örgütlerinin desteğiyle gerçekleştirilen ve 5 gün sürecek tiyatro günleri kapsamında amatör tiyatro toplulukları oyunlarını, Ankara Ekin Tiyatrosu’nda Ankaralı tiyatroseverlerin ilgisine sunacaklar.
Festival koordinatörü Selim Kalıç, amatör tiyatro gruplarının “Anadolu Tiyatrosu’nun gururu” olduğunu belirterek, “sermaye düzenine karşı emekten yana tavır aldıklarını” belirtti. Destek taleplerine Ankara Büyükşehir Belediyesi ve Çankaya Belediyesi’nin olumlu ya da olumsuz yanıt vermediklerini bildiren Kalıç, “İkisi de çok farklı dünyaların temsilcileri gibi gösterilse de, sanata ve tiyatroya yaklaşımları konusunda birbirinden beter durumdalar” dedi. Tiyatro Günleri’ni emek örgütlerinin destekleriyle gerçekleştirdiklerini söyleyen Kalıç, “Anadolu Ttiyatrosu’nun gururu olmaya devam edeceğiz, desteğimizi beslendiğimiz yerden emek örgütlerinden, emekçilerden alacağız” diye konuştu.
‘Parayla aşık olunmaz’
ATÜK Başkanı Özgür Başkaya ise, amatörlüğün “profesyonelliğe giden yolda bir basamak” olmadığını vurgulayarak, “Amatörlük bir seçimdir. Devletten, patronlardan, kurumlardan destek almamayı seçmektir. Amatörlük ‘acemi’lik değil, bir işi aşkla yapmak, gönül bağıyla bağlı olmak demektir” dedi. Sponsorları “ölü seviciler” diye nitelendiren Başkaya, sponsorların sanatı ve sanatçıyı öldürdüklerini ve sanat üzerinden rant sağladıklarını söyledi. Başkaya, “Sanat çiçek koklamak gibidir, çiçeği parayla koklayabilir misiniz? Sanat aşık olmak gibidir. Parayla aşık olunmaz” diye konuştu.
1’inci Ankara Amatör Tiyatro Günleri, Eğitim Sen ve Tüm-Bel-Sen Ankara Şubeleri, Ankara Tabip Odası, ASMMO, İHD Ankara Şubesi, Ankara 78’liler Derneği, Genel-İş, Dev Maden-Sen, Sosyal-İş, TÜMTİS, Petrol-İş ve Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı’nın destekleriyle gerçekleştirilecek.


Başa dön


Herakles, kır zambakları ve samanyolu...
Yaşar Atan / yatan@ngi.de
Her nasılsa bir gün Baştanrı Zeus’un yüreği çok yumuşadı. İnsanları ve onların dünyasını var olan bütün kötülüklerden arındırmak istedi. Bunu isterken aynı zamanda tanrıların da rahatını düşünmedi değil! Kendi buyruğunda olacak öyle bir kahraman yaratmalıydı ki, anında gidip bu kötülük yuvalarını kurutmalıydı. Böylece yeryüzünden kendisine ya da tanrıların ülkesi Olimpos’a bulaşabilecek kötülükleri de bu yolla engellemiş olacaktı.
Bu amaçla bir gece Baştanrı Zeus; savaşa çıkmış ve bu yüzden karısı Alkmene’yi yalnız bırakmış olan kral Amfitriyon (Amphytrion) kılığına büründü. Doğruca saraya gidip güzel kraliçeyle çok uzun bir gece geçirdi. Bazı kaynaklara göre o gece ay; üç kez doğdu, üç kez battı! Günü gelince de Alkmene, sonradan Herakles adını alacak nurtopu gibi bir oğlan çocuğu dünyaya getirdi. Tanrıça Hera da bu çocuğun, kocası Zeus’tan olduğu dedikodusunu duyunca haliyle küplere bindi. Duyduklarını doğrulamak için yeni doğan bebeğin odasına iki azman yılan gönderdi. Zeus’un aniden uyandırdığı çocuk, yılanlardan birini sağ, ötekini sol koluna doladı ve onları boğup öldürdü!
Böylece yeryüzünde ilk kahramanlığını göstermiş oldu. Ne var ki sarayda kral Amfitriyon’un oğlu olarak bilinen bu bebeğin ve de kendinin bu olaydan sonra tanrıların hışmına uğrama olasılığından korkan kraliçe Alkmene, onu koyun-keçi sürülerinin otladığı bir bayıra bırakıp geldi.
Baştanrı Zeus da, ileride özel bir misyonla görevlendireceği çocuğuna sahip çıktı. Ama onun ölümsüzlük ayrıcalığını kazanabilmesi için de bir Tanrıça’nın sütünü emmesi gerekiyordu! Zeus’un kızı tanrıça Atena, babası Zeus’un ricasıyla araya girdi ve anası Hera’ya durumu anlattı; bebeğin sütanası olması konusunda ona yalvar yakar oldu. Tanrıça Hera, çok sevdiği kızı Atena’nın yalvarıları karşısında onu kıramadı. Bunun üzerine haberci Tanrı Hermes, yeryüzünde terkedilen Herakles’i kucakladığı gibi Olimpos’taki Zeus’un sarayına getirdi. Hera bebeği emzirmeye başladı, ama bu çocuk doymak nedir bilmiyordu! Bir gece uyurken, gene çok acıkan bebek, yeniden Tanrıça’nın memesine saldırdı. O kadar çok sıkı emmeye başladı ki, canı yanan Hera çocuğu kaptığı gibi yatağın ta ötelerine doğru savurup attı…
Ne var ki Hera’nın memesinden hâlâ püsküren süt, dünyanın o yöresindeki yıldızlar üstüne uzun süre yağdı. Tanrıça’nın yağan sütüyle ıslanıp ağırlaşan yıldızlar, gecenin serinliğinde titreşerekten birbirlerine sokuldular ve gökyüzünde upuzun, pırıltılı ve dumanlı bir yol oluşturdular.
Bizim dilimize “Samanyolu” olarak geçen bu sisli kuşağa artık Avrupa dillerinde “sütlü yol” denmeye başlandı(*). Yıldızlardan sıçrayıp dünyamıza savrulan süt damlacıkları da, düştükleri yerlerde bembeyaz kır zambaklarına dönüştüler…
Bundan sonra ölümsüzleşip dünyamıza dönen Herakles, Tebai krallığına yerleşti ve orada çok sıkı bir eğitim görmeye başladı.
Gerçekten de bilici kör Teyresyas’ın söylediği gibi, yeryüzünde on iki insanüstü görevi yerine getirmesi misyonuyla yüklemişti onu tanrılar. Bu misyon artık onun için çok uzun ve çileli bir yazgıya dönüşecekti…Bu yüzden en seçkin uzmanlar; sanat ve zanaat isteyen bazı konularda Herakles’i inceden inceye eğitmeye başladılar.
Atadam Heyron (Kheiron ), onu gökbilim ve hekimlik konularında uzmanlaştırdı. Tanrı Apollon’un torunu müzisyen Linos da, ezgiler yakmasını ve lir çalmasını öğretti. Ama bazı kaynaklar, musiki eğitimi sırasında hocası Linos’la tatsız olaylar yaşadığını; bu yüzden iyice pişmesi için onun müzisyen Orfeus’un tarikatında bir çömez olarak eğitildiğini yazmaktadır. Gene bu arada Herakles; on sekiz yaşına dek, herkesin babası olarak tanıdığı Tebai kralı Amfitriyon’un sürülerini de güdüp yeddi…
On sekiz yaşını bitirdiğinde ve tam kendi yazgısını ellerine alacağı anda, iki genç kadın çıkageldi Herakles’in karşısına. Kendini Saltanat Hanım diye tanıtan allı-pullu genç kadın, altın-yakut takılar içinde boğulacak gibiydi! Durduğu yerde duramayan, pırlanta sandallı bu çıtkırıldım güzel; genç ve güçlü Herakles’e hayran olduğunu, hattâ ona taptığını söyledi. Kendisiyle eş olarak yaşamayı kabul ederse, artık bir dediği iki olmayacaktı.
Saltanat Hanım; Heraklesi el üstünde tutacak ve onu; adına yaraşır şekilde şehvet, sükun ve ihtişam içinde yaşatacaktı… Adının Erdem Hanım olduğunu söyleyen diğer kadının üstünde başında, öyle takıp takıştırılmış süs cinsinden bir şeyler yoktu! Ama bakışları dalgındı; sanki bir yolculuktaymışçasına, bilinmeyen çok uzak serüvenleri yaşıyor gibiydi. Üstündeki giysiler nerdeyse döküldü dökülecekti. Belki de Erdem Hanım’ın en çekici yönü; dalgın bakışlarından yansıyan o umut dolu ışıktı. Yalnızca misyon sahibi insanlara özgü, yaşamboyu hiç silinmeyen sevinçle karışık bir hüzün ve bir çeşit tedirginlik, onun yüzüne nakışlanmış gibiydi…
Erdem Hanım, Herakles’e; dünyayı ve insanlığı saran ama çoğunlukla kendilerinden kaynaklanan kötülüklerden arındırmanın kolay olmadığını söyledi. Ama inat ve inançla sürdürülecek savaşımlar sonunda dünyayı değiştirebileceklerinden söz etti. Haliyle zorlukla kazanılacak bu başarıdan daha kutsal bir şeyin olamayacağını da ekledi sözlerine…Kendisini yoldaş olarak seçerse, bu uzun ve zorlu yolu mutlaka birlikte aşacaklarını söyledi.
Herakles hiç düşünmeden ellerini Erdem Hanım’a uzattı… (Sürecek.)
(*) Samanyolu’na “ sütlü yol” anlamında; Almanca’da “Milchstrasse”, Fransızcada “Voie lactée”, İngilizcede “Milky Way” denmektedir.


Başa dön


5 dilden şarkılarla...
Urfa’da sahne alan Kardeş Türküler, seslendirdiği 5 dilde şarkılarla dinleyicileri coşturdu. Kardeş Türküler, Atatürk Kapalı Spor Salonu’nda dün akşam verdiği konser büyük ilgi gördü. Yaklaşık 2 bin kişi tarafından izlenen konserde, Kürtçe’nin Kurmanci ve Zazaki lehçeleriyle, Türkçe, Arapça, Ermenice ve Rumca şarkılar seslendirildi. Konsere büyük katılım gösteren gençler, halaylar çekerek şarkılara eşlik etti. Kardeş Türküler solisti Vedat Yıldırım, 4 yıl aradan sonra yeniden Şanlıurfa’da konser verdiklerini söyledi. Konsere olan ilgi ve katılımın çok yüksek olduğunu belirten Yıldırım, “Dün Diyarbakır’da konser verdik. Ancak Urfa’daki coşku ve katılım daha fazlaydı. Bölgedeki amacımız hem kitlemizle yeniden buluşmak, hem de yeni albümümüzü tanıtmaktır” dedi.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net