Böylece yeryüzünde ilk kahramanlığını göstermiş oldu. Ne var ki sarayda kral Amfitriyon’un oğlu olarak bilinen bu bebeğin ve de kendinin bu olaydan sonra tanrıların hışmına uğrama olasılığından korkan kraliçe Alkmene, onu koyun-keçi sürülerinin otladığı bir bayıra bırakıp geldi.
Baştanrı Zeus da, ileride özel bir misyonla görevlendireceği çocuğuna sahip çıktı. Ama onun ölümsüzlük ayrıcalığını kazanabilmesi için de bir Tanrıça’nın sütünü emmesi gerekiyordu! Zeus’un kızı tanrıça Atena, babası Zeus’un ricasıyla araya girdi ve anası Hera’ya durumu anlattı; bebeğin sütanası olması konusunda ona yalvar yakar oldu. Tanrıça Hera, çok sevdiği kızı Atena’nın yalvarıları karşısında onu kıramadı. Bunun üzerine haberci Tanrı Hermes, yeryüzünde terkedilen Herakles’i kucakladığı gibi Olimpos’taki Zeus’un sarayına getirdi. Hera bebeği emzirmeye başladı, ama bu çocuk doymak nedir bilmiyordu! Bir gece uyurken, gene çok acıkan bebek, yeniden Tanrıça’nın memesine saldırdı. O kadar çok sıkı emmeye başladı ki, canı yanan Hera çocuğu kaptığı gibi yatağın ta ötelerine doğru savurup attı…
Ne var ki Hera’nın memesinden hâlâ püsküren süt, dünyanın o yöresindeki yıldızlar üstüne uzun süre yağdı. Tanrıça’nın yağan sütüyle ıslanıp ağırlaşan yıldızlar, gecenin serinliğinde titreşerekten birbirlerine sokuldular ve gökyüzünde upuzun, pırıltılı ve dumanlı bir yol oluşturdular.
Bizim dilimize “Samanyolu” olarak geçen bu sisli kuşağa artık Avrupa dillerinde “sütlü yol” denmeye başlandı(*). Yıldızlardan sıçrayıp dünyamıza savrulan süt damlacıkları da, düştükleri yerlerde bembeyaz kır zambaklarına dönüştüler…
Bundan sonra ölümsüzleşip dünyamıza dönen Herakles, Tebai krallığına yerleşti ve orada çok sıkı bir eğitim görmeye başladı.
Gerçekten de bilici kör Teyresyas’ın söylediği gibi, yeryüzünde on iki insanüstü görevi yerine getirmesi misyonuyla yüklemişti onu tanrılar. Bu misyon artık onun için çok uzun ve çileli bir yazgıya dönüşecekti…Bu yüzden en seçkin uzmanlar; sanat ve zanaat isteyen bazı konularda Herakles’i inceden inceye eğitmeye başladılar.
Atadam Heyron (Kheiron ), onu gökbilim ve hekimlik konularında uzmanlaştırdı. Tanrı Apollon’un torunu müzisyen Linos da, ezgiler yakmasını ve lir çalmasını öğretti. Ama bazı kaynaklar, musiki eğitimi sırasında hocası Linos’la tatsız olaylar yaşadığını; bu yüzden iyice pişmesi için onun müzisyen Orfeus’un tarikatında bir çömez olarak eğitildiğini yazmaktadır. Gene bu arada Herakles; on sekiz yaşına dek, herkesin babası olarak tanıdığı Tebai kralı Amfitriyon’un sürülerini de güdüp yeddi…
On sekiz yaşını bitirdiğinde ve tam kendi yazgısını ellerine alacağı anda, iki genç kadın çıkageldi Herakles’in karşısına. Kendini Saltanat Hanım diye tanıtan allı-pullu genç kadın, altın-yakut takılar içinde boğulacak gibiydi! Durduğu yerde duramayan, pırlanta sandallı bu çıtkırıldım güzel; genç ve güçlü Herakles’e hayran olduğunu, hattâ ona taptığını söyledi. Kendisiyle eş olarak yaşamayı kabul ederse, artık bir dediği iki olmayacaktı.
Saltanat Hanım; Heraklesi el üstünde tutacak ve onu; adına yaraşır şekilde şehvet, sükun ve ihtişam içinde yaşatacaktı… Adının Erdem Hanım olduğunu söyleyen diğer kadının üstünde başında, öyle takıp takıştırılmış süs cinsinden bir şeyler yoktu! Ama bakışları dalgındı; sanki bir yolculuktaymışçasına, bilinmeyen çok uzak serüvenleri yaşıyor gibiydi. Üstündeki giysiler nerdeyse döküldü dökülecekti. Belki de Erdem Hanım’ın en çekici yönü; dalgın bakışlarından yansıyan o umut dolu ışıktı. Yalnızca misyon sahibi insanlara özgü, yaşamboyu hiç silinmeyen sevinçle karışık bir hüzün ve bir çeşit tedirginlik, onun yüzüne nakışlanmış gibiydi…
Erdem Hanım, Herakles’e; dünyayı ve insanlığı saran ama çoğunlukla kendilerinden kaynaklanan kötülüklerden arındırmanın kolay olmadığını söyledi. Ama inat ve inançla sürdürülecek savaşımlar sonunda dünyayı değiştirebileceklerinden söz etti. Haliyle zorlukla kazanılacak bu başarıdan daha kutsal bir şeyin olamayacağını da ekledi sözlerine…Kendisini yoldaş olarak seçerse, bu uzun ve zorlu yolu mutlaka birlikte aşacaklarını söyledi.
Herakles hiç düşünmeden ellerini Erdem Hanım’a uzattı… (Sürecek.)