www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Pentagon’un örtülü itirafı
Guantanamo toplama kampının komutanı, ABD askerlerinin Kur’an’a yönelik hakaretlerine ilişkin 13 ayrı olay bulunduğunu kabul etti.

Referandumda son kozlar
Fransa’da sendika merkezleri ve Köylü Konfederasyonu; kazanılmış hakların yitirilmemesi ve yeni hak gasplarına yol açılmaması için Avrupa Anayasası’na ‘Hayır’ diyor. Anketler, yarın sandıktan ‘Hayır’ çıkacağına işaret ediyor.

İsrail karşıtı boykot
   baskı altında bitirildi

İngiltere Öğretim Elemanları Sendikası’nın (AUT) işgale destek oldukları için geçtiğimiz haftalarda akademik boykot kararı aldığı İsrail’in Barilan ve Hayfa üniversitelerine yönelik bu kararı iptal etti.


Pentagon’un örtülü itirafı
ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon), Guantanamo işkence merkezinde Kur’an-ı Kerim’e hakaret edildiği yönündeki suçlamaları kısmen kabul etti. Kur’an’a hakaret ile ilgili 13 olayın belirlendiğini söyleyen Guantanamo komutanı Tuğgeneral Jay Hood, bu olayların 5’inde işkenceci askerlerin “yanlış davrandıklarını” itiraf etti. Hood, Kur’an’ın tuvalete atıldığı yönündeki Newsweek haberini ise yalanladı.
ABD askerlerinin Kur’an’a yönelik çirkin davranışları; Afganistan, Filistin, Pakistan ve Endonezya’da protesto gösterilerine yol açmıştı. Afganistan’da devlet güçleri ve ABD askerleri 16 silahsız göstericiyi katletmişti.
Önceki akşam Pentagon’da düzenlenen basın toplantısında Kur’an’a nasıl ‘’yanlış davranıldığı’’ konusunda ayrıntı vermeyen Hood, olaylardan 3’ünde askerlerin “kasıtlı davrandığı” ve 2’sinde ise “kasıt olmadığı” sonucuna varıldığını belirtti.
Pentagon sözcüsü Larry Di Rita ise, ‘’Kur’an’ın tuvalete atıldığını söyleyen Müslüman tutuklu ile görüştük, ve tutuklu böyle bir olayın olmadığını söyledi’’ dedi. Di Rita, Kur’an konusunda ABD’li askerlerin çok dikkatli davrandığını da öne sürdü.
Bir katil daha serbest
İşkence şeflerini aklayan Amerikan adaleti, bir katili daha akladı. Geçtiğimiz sene iki Iraklı sivili kasıtlı olarak öldürdüğü suçlaması ile tutuklanan ABD’li teğmen, serbest bırakıldı. 11 Eylül saldırısının ardından ABD ordusuna katılan Teğmen Ilario Pantano’nun, 2 Iraklıyı “kasıtlı ve önceden planlayarak” öldürdüğü söyleniyordu.
ABD askeri mahkemesi, asker hakkındaki tüm suçlamaların delil yetersizliğinden dolayı düştüğünü ve teğmenin serbest bırakıldığını açıkladı.
Davanın düşmesinde, Pantano lehine tanıklık eden Çavuş Daniel Coburn’un ifadelerinin etkili olduğu belirtildi.
Iraklı görgü tanıkları Teğmen Pantano’nun Iraklıları, Mahmudiye’de bir benzin istasyonunda kasten öldürdüğünü söylüyorlardı.


Başa dön


Referandumda son kozlar
Yıldız Eren
Fransa’da yarın Avrupa Birliği (AB) Anayasası için yapılacak referandum öncesinde, anketlerde ‘Hayır’ oyları önde giderken, sermaye, hükümet ve Avrupa ülkelerindeki yandaşları son kozlarını kullanıyor.
Referandum tartışmaları gündeme geldiğinde ülkedeki en büyük işçi ve memur sendikaları konfederasyonu olan Genel İş Konfederasyonu (CGT), genel merkezin görüş açıklamasına fırsat vermeden federasyonlar düzeyinde yapılan genel kurullardan oy birliği ile “Hayır” kararı çıkartmıştı. Bunun üzerine genel merkez de, fazla gönüllü olmamakla birlikte, “Hayır” yönünde eğilim belirtmişti. Sendikanın genel başkanı ve reformist yöneticileri, tabandan gelen kuvvetli eğilimi gördüklerinden dolayı, “Evet” kampanyası yürütemediler. Sendika meclisi genel toplantısında ise, delegelerin yüzde 80’inin oylarıyla, bu anayasaya hayır denilmesi kararı alındı.
Sendikaların tutumu
Genel İş Konfederasyonu’nun diğer sendika ve kitle örgütlerinden önce böyle bir kararı kamuoyuna sunması, diğer sendikaların yöneliminde de etkili oldu. Bir tanesi haricinde hiçbir sendikanın yetkilileri açıktan “Evet” yönünde kampanya yürütemediler.
Anket sonuçları ‘Evet’ cephesini iyice rahatsız ederken eldeki bütün kozlar da kullanılıyor. Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, önceki akşam üçüncü kez tüm radyo ve televizyonlar tarafından naklen verilen bir konuşma yaptı. Chirac, “Hayır” oyu çıktığı takdirde, Avrupa’nın 15-20 sene kaybedeceğini, bu durumun sorumlusu olarak Fransa’nın gösterileceğini söyledi. Ayrıca, sonuç ne olursa olsun, 29 Mayıs sonrasında hükümette değişiklik yapacağını vurguladı.
Dünkü gazetelerde, Chirac’ın bu sözlerle, Başbakan Jean-Pierre Raffarin’i görevden almayı kastettiği yönünde haberler yer aldı. Gazeteler, Chirac’ın bu göreve İçişleri Bakanı Dominique de Villepin’ı getirmek için hazırlandığını yazdılar.
Chirac’ın böyle sık sık devreye gitmesi, arzu edilenin tersi yönünde etki yapıyor. Chirac veya Raffarin’in her ağzını açışlarında, “hayır” oyları biraz daha artıyor. 2002’deki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aldığı ağır yenilgiden bu yana politikadan elini eteğini çekmiş olan eski başbakan Lionel Jospin de, sol cepheden Chirac’la aynı söylemi savunuyor. Jospin, “sol cenahın evet demesi” yönünde kampanya yürütmek için ekran başına çıkarıldı, halka seslenmesi için olanak yaratıldı, önemli toplantıların baş konuğu oldu.
Ama bütün bunlar halkın Avrupa Birliği’nin yıkım politikalarına karşı tepkisini yatıştırmadı.
Dış destek arayışı
Bütün kozlar tükenmeye başlayınca, son çare, Avrupa Birliği’nin diğer ülkeleri oldu. Bir haftadan bu yana Le Monde gazetesi başta olmak üzere, birçok basın yayın organı, birçok Avrupa ülkesindeki sermaye çevrelerinin görüşlerini öne çıkararak, “Hayır”cıları ikna yönünde yayın yapıyor.
Önemli simaların “Fransız dostlarına” seslenen mektuplarından sonra perşembe günü yayınlanan Le Monde gazetesinde Avrupa Sendikalar Birliği’nin (ETUC) çağrısı manşet yapılarak Fransız işçi ve emekçilerinin “diğer ülkelerdeki sendikacılardan ayrı düşmemesi” istendi. İtalyan ve Alman sendika konfederasyonu liderleri “hayır”cı sendikacılara seslenerek, “Anayasa sosyal istemlerimize yanıt vermiyor ama evet demeliyiz” dediler.
Fransız sendikacılar ise, patron cephesinin eteğinin altından kendisine seslenen bu sendika bürokratlarına karşı, “Referandumda hayır çıkarsa sosyal hareketin talepleri daha güçlü duyulacak” yanıtını verdiler.
Medya devlet organı gibi
Referandum kampanyası boyunca yapılan toplantılar, televizyondaki açık oturumlar, mitingler, konferanslar tek taraflı olarak gerçekleştirildi. “Evet”çilerin kampanyası her gün basın ve yayın organlarını işgal ederken, nisan ortalarına kadar hayır yönünde kampanya yürütenlere neredeyse ambargo konuldu.
Bu durum o kadar belirgin bir hale geldi ki değişik basın yayın organlarında çalışan gazetecilerin tepkisini topladı. Ünlü gazeteciler ise “Neden referanduma gidiyoruz, komşularımız gibi yapsaydık daha iyi olmaz miydi?” diye akıl hocalığına soyundular.
Fransız medyasının büyük bir kesimini satın alan silah tekeli patronu ve Senatör Serge Dassault “Avrupa referandumu işini bağladıktan sonra, basının uğraşacağı en önemli konu 2007’deki seçimlerde Sarkozy’nin aday olup olmamasıdır” talimatını vererek, en azından kendisine bağlı basın organlarının kulaklarını çekti.
Aylardır devletin sözcüsü gibi çalışan basın organları sürekli olarak, “hayır”cıların “cahil ve tutucu” olduklarını anlatıp durdular. Ancak bu ülkede hâlâ onurlu haber yapan basın elemanları da tükenmedi. Bu kesim, medyanın tutumunu protesto etmek için eyleme geçti. 150 kadar gazeteci, yaptıkları gösteride “Televizyonu kapat, toplantıya gel” sloganlarını attı.
Ünlü iktisatçı da ‘Hayır’ dedi
Nobel ödüllü iktisatçı Maurice Allais da, “Küreselleşmeden sadece tekeller yararlanıyor” diyerek referandumda hayır oyu kullanılması çağrısında bulundu. 1974’ten bu yana Avrupa Birliği’nin kurulması için çaba harcayan Allais, bugün bu birliğin halkları yoksulluğa sürükleyen tekellerin çıkarlarına göre işlediğini belirtti.
Fransa “hayır“ dediği takdirde, iki gün sonra sandık başına gidecek olan Hollanda seçmeni de, büyük ihtimalle “hayır” diyecek. İngiltere zaten, “Fransa’da hayır çıkarsa, referandum bile yapmama” kararı almış bulunuyor.


Başa dön


İsrail karşıtı boykot
   baskı altında bitirildi
İngiltere Öğretim Elemanları Sendikası’nın (AUT) işgale destek oldukları için geçtiğimiz haftalarda akademik boykot kararı aldığı İsrail’in Barilan ve Hayfa üniversitelerine yönelik bu kararı iptal etti. AUT’un boykotu tekrar oylamaya sunmak için önceki gün yaptığı toplantısının ardından, sendika yöneticileri, boykotun bitirildiğini açıkladılar. Ancak boykotun devamında ısrarlı olan işgal karşıtı öğretim üyeleri, kararın tekrar değiştirilmesi için çalışmalara başladı.
Boykot karşıtları ve İsrail yandaşları ise oylamayı “zafer” olarak nitelediler.
40 bin üyesi ile İngiltere’nin en büyük bilim emekçileri sendikası olan AUT tarafından oylamanın ardından yapılan açıklamada “İki üniversiteye uygulanan akademik boykotun kaldırılmasının ardından, Filistinli ve İsrailli öğretim elemanları ile yakın temasımız devam edecektir” denildi.
Akademik özgürlük bahane
AUT Genel Sekreteri Sally Hunt yeni karara ilişkin olarak, “Boykotun kaldırılması AUT’un Filistin’deki işgali desteklediği anlamına gelmiyor. Bundan sonraki amacımız, İsrail ve Filistin’deki sendikalarla işbirliği yapılmasını sağlamak olacak. Bölge barışı için çalışmalarımız devam edecektir” dedi.
Mısır’da beklenen sonuç
Mısır’da, cumhurbaşkanlığı seçiminde birden fazla adayın yarışabilmesine olanak tanıyan anayasa değişikliği için yapılan referandumda, seçmenlerin yüzde 83’ünün “Evet” oyu kullandığı bildirildi. Yeni yasaya göre, seçimlerde bağımsız aday olmak isteyenler, 444 üyeli meclisten en az 65 milletvekilinin desteğini almak zorunda. Diğer bir şart da, muhalefet partilerinin, aday gösterebilmek için, parlamentonun her iki kanadında yüzde 5 sandalyeye sahip olması zorunluluğu. Mısır Parlamentosu’nun yüzde 90’ını iktidar partisi milletvekilleri oluşturduğu için, muhalefet, bu değişikliğin mevcut durumu değiştirmeyeceğini belirtiyor.
Ekvador’un iki kentinde olağanüstü hal
Latin Amerika ülkesi Ekvador’un yeni Devlet Başkanı Alfredo Palacio, devlet petrol şirketinin 114 kuyusunu işletmeye engel olan gösterilerin yapıldığı iki şehirde olağanüstü hal ilan etti. Sucumbios ve Orellana kentlerinde temel hak ve özgürlükler askıya alındı, kamu düzeninin asker ve polise teslim edildiği açıklandı. İki kentte yaşayan halk; eğitim, sağlık ve diğer kamu hizmetlerine daha çok kaynak ayrılması talebiyle cumartesi gününden beri yolları kapatıyor ve petrol işleme faaliyetine engel oluyor. Alfredo Palacio, Lucio Gutierrez’in kitlesel gösterilerin ardından ülkeden kaçmasıyla, 20 Nisan’da devlet başkanı olmuştu. Bu arada, Panama’da, emeklilik ‘reformu’nu protesto için 10 bin kişinin katıldığı gösteride çatışma çıktı. Birkaç gündür devam eden eylemlerin ardından başkentteki çatışmada 240 kadar emekçi gözaltına alındı. Panama hükümeti, emekli olma yaşını yükseltmek istiyor.
Washington’da Bolton krizi devam ediyor
ABD’nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilciliği’ne atayacağı isim konusunda Senato’da yaşanan anlaşmazlık giderek büyüyor. Amerikan Senatosu’nda önceki gece John Bolton’ın bu göreve atanması konusunda yapılan oturumda, Demokratlar Bush yönetiminin adayıyla ilgili olarak daha fazla bilgi talep etti. Bu talep üzerine tartışmalı adayın bu göreve getirilmesi 7 Haziran’a kadar ertelendi. Bush yönetimi, önceki BM Daimi Temsilcisi John Danforth’un istifasının üzerinden 5 ay geçmesine karşın adayı Bolton’ı hâlâ Senato’ya kabul ettiremezken, Demokratların, Dışişleri Bakanlığı’nın Silahsızlanma Dairesi Müsteşarı Bolton hakkında Beyaz Saray’dan daha fazla bilgi talebiyle onayı geciktirmesinin Bush yönetimine yeni bir darbe olduğu belirtiliyor. Demokrat senatörler, ABD’nin önde gelen neomuhafazakârlarından olan Bolton’ın özellikle Suriye’nin “kitle imha silahları edinme girişimi” konusunda yazdığı raporla ilgili meclis tutanaklarının yayınlanmasını istiyor. Massachussetts Demokrat Senatörü Edward Kennedy, BM’nin dünyanın ilk sırada gelen diplomasi sahnesi olduğunu belirterek, “Şu anda Amerika’nın dünyaya en iyi yönünü göstermesine ihtiyaç var. John Bolton’dan daha iyi bir aday bulabiliriz ve bulmalıyız” diye konuştu. Bolton’un, geçmişinde BM’nin varlığına karşı çıkan demeçleri olduğu da biliniyor.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net 

html> Dünya [27.05.05]





www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Mesa hükümeti sarsılıyor
Bolivya’da iki yarbay, Devlet Başkanı Carlos Mesa’yı devirerek halkla birlikte hükümet kurmak istediklerini açıkladı. Yerel yönetimlerin özerklik talebiyle referanduma gideceklerini açıklamaları ise Mesa’ya vurulan ikinci darbe oldu.

‘Asıl hedefleri BM idi’
Kendisine yönelik bütün suçlama ve karalamalara rağmen, emekçilerin desteğini alarak Respect Koalisyonu’nun milletvekili seçilmeyi başaran İskoç politikacı George Galloway, ABD Senatosu’nda yaşadıklarını gazetemize anlattı.

‘Terör’e 191 milyar dolar
ABD’de yayımlanan bir rapora göre, bu yıl dünya genelinde “terörle mücadele” için yaklaşık 191 milyar dolar harcanacak.


Mesa hükümeti sarsılıyor
Halk eylemlerinin hükümeti zor durumda bıraktığı Latin Amerika ülkesi Bolivya’da gerginlik tırmanıyor. Bolivya ordusundan iki yarbayın ordunun müdahale hazırlığında olduğu yönündeki açıklamaları ülke gündemine oturdu. Devlet Başkanı Carlos Mesa’nın istifa etmesi gerektiğini söyleyen yarbaylar cezalandırılırken, Amiral Aranda, müdahale açıklamalarını yalanladı.
Müdahale talebi
Yerel bir radyo kanalına açıklama yapan Yarbay Julio Herrera ve Yarbay Julio Galindo, Bolivya enerji sektörünün millileştirilmesini ve anayasanın değiştirilmesini talep etti.
Sivil-askeri bir halk hükümetinin kurulmasını isteyen yarbaylar, askerlerin ulusal kaynakları korumasını ve yeni bir hükümet kurmasını istediklerini söyledi. Radio Erbol’a konuşan Herrera, “Aslında biz askeri bir hükümet değil toplumun tüm kesiminin katılımıyla oluşan bir hükümet kurmak istiyoruz. Devlet Başkanı’nın istifasını ve Meclis’in kapanmasını talep ediyoruz” dedi.
Amiral Aranda ise yarbaylar hakkında “Onlar darbe gibi aşırı bir istekle askeri kurumunu lekelemek istiyorlar” suçlamasını getirdi. Bu arada, Plaza de los Heroes’de bir konuşma yapan Bolivya İşçi Sendikaları Federasyonu Başkanı Jaime Solares, yarbayların radyoda yaptıkları konuşmaya destek verdi.
Özerklik istediler
Bolivya’yı sarsan ikinci haber ise yerel yönetimlerden geldi. Yerel yöneticiler, özerklik için referandum çağrısı yaptılar. İçişlerinde daha fazla söz hakkı isteyen yerel yönetimler kendi sınırları içerisindeki doğalgaz kaynaklarının yönetimini talep ediyor. Dört belediyeden yöneticiler ve sivil komiteler Tarija kentinde toplanarak Ulusal Meclis’ten ayrılmak istediklerini açıkladılar. Yetkililer, özerklik taleplerinin kabul edilmemesi halinde batıda ve doğuda referanduma gideceklerini belirtti.
Ülkede emekçilerin eylemleri dün de sürdü. Başkent La Paz’da yolları kapatan göstericiler, başkentin diğer kentlerle bağlantısını tamamen kesti. Göstericiler, enerji kaynaklarının millileştirilmesi taleplerini yinelediler.
Aymara köylülerinin tekrar hükümet binasına doğru yürümeleri tedirginlik yarattı. Hükümet binasını saran Aymara köylüleri, binaya girme girişiminde bulunmadı. Bazı sokaklarda polisin göstericileri gözaltına almak istemesine üzerine göstericiler polise dinamitle cevap verdi.


Başa dön


‘Asıl hedefleri BM idi’
Kendisine yönelik bütün suçlama ve karalamalara rağmen, emekçilerin desteğini alarak Respect Koalisyonu’nun milletvekili seçilmeyi başaran İskoç politikacı George Galloway, ABD Senatosu’nda yaşadıklarını gazetemize anlattı. Galloway, Amerikan yönetiminin asıl hedefinin kendisi veya bir başkası değil, bir kurum olarak Birleşmiş Milletler olduğu kanısında.
Evrensel: Geçtiğimiz aylarda Daily Telegraph gazetesinin suçlamalarına, son olarak Amerikan Senatosu’nun “yargısız infazına” maruz kaldınız. Sizce bütün bunların sebebi ne?
George Galloway: Ben olanları, “tüm sis perdelerinin anası” olarak tanımlıyorum. Senato komitesinin asıl hedefi ben değilim; hedef Birleşmiş Milletler ve özellikle BM Genel Sekreteri Kofi Annan. Neomuhafazakâr Amerikan balonu yüksek derecede zehirli madde içeriyor; neoMuhafazakârlar Kofi Annan’dan Irak işgalini “yasadışı” ilan ettiği için nefret ediyorlar. Çünkü bu tanımlama Amerika’nın diplomatik konumunu zora soktu. Bundan ötürü Birleşik Milletler “içerdeki düşman” olarak görülüyor.
BM’nin böyle nitelendirilmesindeki sebep şöyle açıklanabilinir: Amerika
Irak’ta var olduğunu iddia ettiği kitle imha silahlarını bulamadığını kabul etti. Ardından yeni düşmanlar veya hedefler arayışına çıktı. Bu arayış başta BM olmak üzere savaş karşıtı birçok kişi ve kurumun hedef listesine alınmasıyla sonuçlandı. Bugüne kadar yaşanan gelişmelerin ışığında görüldüğü gibi, Amerika hedef listesinde bulunan kişileri alaşağı etmede başarılı olamadı. Benim de adımın yer aldığı Komite Raporu esasında bu başarısızlığın yatıştırılması için hazırlandı. Bu rapordaki isimler Ahmed Çelebi tarafından yazılmıştır. Çelebi,
Amerikalılar tarafından petrol bakanlığına getirildi ve bugün Irak’taki en güçlü kişilerden biri.
Senato’daki savunmanız öncesinde, eski solcu, yeni Bush yanlısı yazar Christopher Hitchens’e yönelttiğiniz suçlamalar dünya basınının ilgisini çekti. Neden Hıtchens’e karşı böyle bir tutum aldınız?
Hitchens, bana yanaşıp, Filistinli eylemcileri “intihar katilleri” olarak tanımlayan bir cümle kurdu. Ben şaşkınlık ve nefret içinde ona, “Senin bir neomuhafazakâr olduğunu biliyordum, ama azgın bir siyonist olabileceğini hiç düşünmemiştim” dedim. Çünkü Hitchens, Filistin sorununa ilişkin zamanında çok iyi kitaplar yazmış biriydi. Onu çok iyi tanıyorum ve bugün sürdürmekte olduğu hayatı da biliyorum. Onun için ekledim: “Sen şişmiş ve sırılsıklam sarhoş bir Troçkist papağansın!” Tabii o sadece “papağan” ifadesine kızdı. Ama Hitchens’i tanıyan herkes onun bir papağan olduğunu bilir.
İngiltere’de BBC çalışanları grev yaptılar. Yakın gelecekte diğer sektörlerde de grevler bekleniyor. Sizin ve Respect hareketinin bu gelişmelere ilişkin görüşü ne?
Ülkedeki ekonomik iklimin değişeceğine, yaşadığımız ekonomik canlılığın sona ereceğine inanıyorum. İktidardaki İşçi Partisi, bu nedenle prestijini korumakta sıkıntılar yaşayacak. Emekçilerin yaşam şartları kötüleşecek. Gerhard Schröder hükümetinin Almanya’da yaşadığı sıkıntıların da gösterdiği gibi; kendi seçmen tabanına yapabileceğin ve uygulayabileceğin saldırıların bir sınırı vardır. Ancak Almanya’nın Kuzey Ren Vestfalya eyalet seçimlerinde görüldüğü gibi, bu durumdan muhafazakârlar faydalanıyor.
Almanya’da SPD’nin izlemiş olduğu yolun aynısını “Yeni İşçi Partisi” de izliyor ve izlemeye devam edecek. Kanımca Alman işçi ve emekçilerin göstermiş olduğu direniş ve tepkiyi, İngiliz işçi ve emekçileri de gösterecektir. Bu da İşçi Partisi hükümetinin büyük bir sarsıntı ve tahribat yaşamasını sağlayacak. Bugün bunu İşçi Partisi’nin parlamento çoğunluğunun tehlikeli bir sınıra inmesiyle görüyoruz.
İngiltere’deki genel seçimleri değerlendirir misiniz?
Seçimlerden önce, ‘İşçi Partisi bu genel seçimlerde büyük kan kaybına uğrayacak’ demiştik. Bu tahminin doğruluğunu bugün İşçi Partisi’nin kaybettiği milletvekili sayısında görebiliriz. Bunun yanı sıra Respect Koalisyonu’nun başarılı bir sonuç alacağı öngörüsünde bulunmuştuk, bu öngörümüz de hayat buldu.
Biz, Respect’in aynı zamanda İşçi Partisi’nin güçlü olduğu seçim bölgelerinde ikinci olabileceğini iddia etmiştik. Doğu Londra’da böyle oldu. Hareketimizin büyük şehirlerin yoksul ve emekçi bölgelerinde iyi oy alabileceğini söylemiştik ve bu gerçekleşti.
İki yıla yakın bir geçmişi olan Respect Koalisyonu, bugün birçok emekçi tarafından biliniyor. Bunun bir başarı olduğu kesin. Çünkü Respect kurulduğu günden beri medya bize savaş açtı. Buna rağmen, birçok partinin yıllarca başaramadığını 2 yıl içinde başardık.
Başbakan Tony Blair, seçimleri ‘kazandı’ ama kaybetti. Sonuçlar, İşçi Partisi’nin parlamentodaki manevra alanını daraltacaktır.
Blair’in bir dahaki seçimlere kadar hükümetin başında olacağını düşünmüyorum. Bu ümidimizi Respect’in ‘Blair hâlâ burada mısın?’ sloganı ile ifade ediyoruz. Orta vadede hükümetin başına Gordon Brown geçecektir. Brown’u uzun yıllardır tanıyorum. Gönül rahatlığı ile şunu söyleyebilirim ki, başarılı bir başbakan olamayacaktır.
İngiltere’deki seçim modeli de politikadaki bu çözülmeyi engelleyemeyecek. Eğer İngiltere’de çoğulcu bir seçim modeli olsa bu çözülme daha hızlı yaşanır.


Başa dön


‘Terör’e 191 milyar dolar
ABD’de yayımlanan bir rapora göre, bu yıl dünya genelinde “terörle mücadele” için yaklaşık 191 milyar dolar harcanacak. Washington’daki ‘Homeland Security Research Corporation’ (HSRC) adlı kurumun yaptığı araştırmaya göre, bu rakamın 10 yıl içinde üç kat artış göstereceği öngörülüyor.
Terör harcamalarında ilk sırayı ABD alıyor. HSRC raporuna göre, dünyada bu yılki harcamaların yüzde 44’ünü, yani 84 milyar dolarını ABD yapacak.
Rapora göre, 2010 yılına gelindiğinde dünyada “terörle mücadele” adı altında yapılan harcamalar 350 milyar doları bulacak, bunun yüzde 36’sını tek başına ABD karşılayacak. Bu rakam, 2015’de ise 517 milyarı aşacak.
Raporu hazırlayan uzmanların, bu tahmini rakamları, ‘bir ülkenin iç güvenlik ve iç savunma harcamalarından’ hareketle belirledikleri ifade edildi.
Hesaplamaların, 11 Eylül’dekine benzer büyük bir saldırı ihtimal dışı tutularak sadece ‘bugünkü tansiyonun süreceği’ varsayımına dayandığı belirtildi.
Saldırılarda üç kat artış
İdam cezası yine sahnede!
Saddam Hüseyin döneminde sıkça kullanılan bir ceza olan idam, Amerikan işgalin hemen ardından askıya alınmıştı. Ancak Ebu Garip, Bucca Kampı ve bunlara benzer birçok cezaevinde Iraklıların, ABD askerlerinin yaptıkları işkenceler altında ölüme itildikleri biliniyordu. Saddam Hüseyin rejimi döneminde 114 ayrı suç nedeni ile idam cezası verilebiliyordu. ABD’li işgal valisi Paul Bremer, bu cezayı kaldırmıştı. Fakat ülkedeki “suç oranını” gerekçe gösteren yeni Irak hükümeti, cezayı yeniden yürürlüğe soktu. Hükümetin bu kararı, bizzat ABD’li danışmanların önerisi ile aldığı belirtiliyor. Irak hükümeti, idam cezasının suç oranını azaltacağını öne sürüyor.
Sünnilerden ittifak çağrısı
Irak Sünnilerinin en etkili örgütü olan Müslüman Din Adamları Birliği (AMS), ABD işgaline karşı sürdürülen direnişin güçlendirilmesi ve etnik ayırımcılıktan uzak tutulması için kararlar aldı. Irak’taki tüm siyasi partilerin “sekterizm ve etnik ayrımcılığa” karşı mücadele etmeleri gerektiğinin dile getirildiği AMS bildirisinde, işgalcilerin ülkeyi en yakın zamanda terketmeleri gerektiği, Sünni-Şii tüm güçlerin aynı safta savaşmaları gerektiği dile getirildi. ABD işgali ve hegemonyasının kesinlikle kabul edilemeyeceğini belirten AMS, bildirisinde, “İşgalcilerin, ülkemizden kovulması için yasal veya değil, tüm imkanlar sonuna kadar zorlanmalı ve bir arada kullanılmaldır” denildi. AMS tarafından hazırlanan bildiri, genç Şii lider Mukteda Sadr’a da iletildi. Şii halk içinde önemli bir yere sahip olan Sadr’a gönderilen metindi, Sünni ve Şii direniş güçlerinin ittifak yapması önerisi getirildi.
Basklı lider tutuklandı
Bask’ın bağımsızlığını savunduğu için kapatılan Batasuna partisinin lideri Armando Otegi tutuklandı. İspanya Yüksek Mahkemesi, Otegi’yi, silahlı örgüt ETA ile ilişkisi olduğu gerekçesiyle tutukladı. Otegi’nin 400 bin Avro karşılığında bırakılacağını açıklayan mahkeme ayrıca, çarşamba günü Madrid’te ETA’nın düzenlediği bombalı saldırıda Otegi’nin parmağı olabileceğini öne sürdü. Otegi ise, cezaevinden, barış süreci için diyalog çağrısında bulundu.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net