www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Bir süredir, kadın programları üzerinden yine medya konuşuluyor. Kanal D’de yayınlanan Kadının Sesi programına katılan Birgül Işık’ın, bu programa katıldığı için oğlu tarafından vurulması, başka kanallarda başka isimlerle yayınlanan benzer programları da kapsayan bir “geri çekilme”ye neden oldu.

ÜÇÜNCÜ SAYFA ............ Hakkı Özdal / hakkiozdal@evrenselbasim.com
Peki ya kadınlar ne olacak?
Bir süredir, kadın programları üzerinden yine medya konuşuluyor. Kanal D’de yayınlanan Kadının Sesi programına katılan Birgül Işık’ın, bu programa katıldığı için oğlu tarafından vurulması, başka kanallarda başka isimlerle yayınlanan benzer programları da kapsayan bir “geri çekilme”ye neden oldu. Benzer bir tartışma daha önce de gündeme gelmiş, RTÜK Başkanı Fatih Karaca bir televizyon röportajında “reality show” olarak anılan programların gözden geçirilmesi gerektiğini söylemiş; ama başta Doğan Grubu olmak üzere, yayın holdingleri “özgürlüklerini” hararetle savunarak direnmişti. Artık çivisi çıkmış bir iki çöpçatanlık programının alelacele bitirilmesinin ötesinde de bir “geri adım” atılmamıştı. Aksine, Kanal D, “kaynana gözetiminden” ve “toyluktan” muaf bir takım geçkinlerin katıldığı “İkinci Bahar” isimli “yeni” bir evlilik pazarı kurdu. Hemen her kanalda, gündüz kuşakları, çoğunlukla aile içi sorunları ele alan ve bu sorunların taraflarını “hesaplaştıran” bazı “kadın programlarıyla” doldu. Fakat bunlardan birinde, “Beni vuracaklar, can güvenliğim yok” diyen Birgül’ün, “Vali ve Emniyet sana yardımcı olacak, hiç merak etme” pışpışlamalarıyla gönderildikten sonra, tam da dediği gibi vurulması, bu “kadın” programlarının yayından çekilmesine neden oldu.
Birgül Işık’ın da katıldığı Kadının Sesi programının yapımcısı Yasemin Bozkurt, programların yayından kaldırılmasıyla, bir sorunun sadece üstünün örtülmüş olduğunu, sözkonusu şiddete bu programların yol açmadığını; aksine bu programların o şiddeti görünür hale getirerek toplumun dikkatini çektiğini savunuyor. Söylemek gerekir ki, Yasemin Bozkurt, kendi ateşli eleştirmenlerinin pek çoğundan daha “isabetli” bir noktada duruyor. Kadınlara karşı şiddet; kadınların ve bir bütün olarak toplumun sosyal güvenlik yoksunluklarından kaynaklanan çaresizliklerin, yoksulluğun, gerici gelenek ve törelerin, dinin, türlü iktidar biçimlerinin yarattığı ve beslediği bir büyük sorun olarak, ne yeni bir sorundur ne de salt bir takım kadınların televizyonlara çıkmasıyla zuhur etmektedir. Bu programlar, ülkenin pek çok yerinde dramatik süreçlere ve sonuçlara yol açan bir genel sorunun yaratıcısı değil, olsa olsa istismarcısıdır. Televizyona çıktığı için vurulan Birgül Işık gibi niceleri, “pencereden baktığı”, “radyodan şarkı istediği”, “kocasından ayrıldıktan sonra bir başkasını sevdiği” gibi gerekçelerle şiddete maruz kaldı ve öldürüldü. Bu sancılı konuyu, hiçbir sorumluluk duygusuna sahip olmadan ve tansiyonu yüksek kavgaların izlenme oranında yol açtığı yükselmeden yararlanmak adına çekiştiren; ilgili taraflar arasındaki sorunları, gerçek kaynakları ve sorumlularını açığa çıkarmak yerine bunları birbiriyle ve izleyicilerle hesaplaştıran “kamu mahkemeleri” kuran o programlar; cinayetlerin, saldırıların, şiddetin, geçimsizliklerin oluşturduğu bir büyük tablonun endüstriyel bir devamı niteliğindeydi. Parçalanmış aileleri de dolaysız reklam kârlarına ve kolay şöhretlere çevirmeyi planlamış –ve bunu büyük oranda başarmış– medya kuruluşları, denebilir ki doğru yere dükkan açmışlardı. Birkaç bindolarlık maaşlarıyla sunucu hanımlar, yüzbinlerce dolarlık reklam gelirleriyle medyacı beyler, bir süre –muhtemelen kısa bir süre– “karı-koca kavgaları” matinelerinin tatlı paralarından mahrum kalacak gibi görünüyor.
Bir soruna bu kadar yakından bakıp, ondan yine de sadece bir mahalle kavgası cızırtısı çıkaran, küçük gördükleri, cahillikle, özgüvensizlikle, kabalıkla, akılsızlıkla suçladıkları insanların yazgısında bütün toplumun yüzü göründüğü halde bunu kuru gürültüyle saklayan kavga tellallarına oh olsun. Ama ya kadınlar? Bingöl’de, Diyarbakır’da, Konya’da, Kastamonu’da ve başka yerlerde, katı ve acımasız bir erkek egemenliğinin, sömürücülüğün, yoksulluğun, üstlerine çöken ailelerinin baskısı altıdaki kadınlar… ve erkekler? Onlarla ilgili bir tasarrufu olan var mı? Mecliste kollarını kaldırıp indirerek RTÜK’ü paylaşan iktidarın ve “muhalefetin”… Bu sorunu biz yaratmadık, yalnızca gösterdik, diyen Yasemin, Ayşenur vs. hanımların… Burjuva papatyaların… Aydınlanmacı ve çağdaş (!) Kemalist bürokrasi eşlerinin… Özgürlüklerine düşkün başörtücülerin… Bunlardan herhangi birinin, soruna ilişkin çözüm önerisi var mı?

Başa dön



 
Bize ulaşmak için;

Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net