Çünkü adına layık bir eğitimciler sendikası, tüzüğüne ve faaliyetinin ruhuna “anadilde eğitim hakkını savunma”yı koymadan yapamaz.
Çünkü; “anadilde eğitim özgürlüğü”nden vazgeçmek, baskılar karşısında geri adım atmak; ırkçıların, şovenlerin; “Atatürk ilkelerini değiştirin ve ılımlı İslam ülkesi olun” çağrısı yapılan (Huntington’un konferansı) konferanslara, İstanbul’da Hristiyan şeriatı mahkemesi kuran patriklere ses çıkaramayan, ama tarihçilerin “Ermeni sorununu tartışması”nı “Türk resmi tezine karşı çıkılacak” diye “vatan hainliği” ilan edip yasaklayanlara boyun eğmek demektir. Öğretmenlerimiz, eğitimcilerimiz bunu kabul etmezler.
Yargıtay bu kararıyla, Türkiye’de ne menem bir “demokratik düzen” olduğunu, özgürlüklerin nasıl keyfe keder olduğunu göstermiştir.
Ve Eğitim Sen için bu; demokrasi mücadelesinin önüne geçip yürüme fırsatıdır.
Bu, Türkiye’nin bütün bir halkı için; bir emek örgütünün başını çektiği mücadele ile demokrasi mücadelesine katılma fırsatıdır.
Bu aynı zamanda demokrasinin; burjuvazinin, gericiliğin, halkı kendi amaçlarına yedeklemesinin silahı olmaktan çıkarılıp emekçilerin çıkarlarını gerçekleştirecek kadar ilerletilmesinin fırsatıdır. Onun içindir ki, sorun Eğitim Sen’in tüzüğünün bir maddesinin nasıl olacağı olmaktan çıkmış, Türkiye’nin gerçek bir demokratikleşme yoluna girmesi fırsatına dönüşmüştür.