www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Almanya’da baskın seçim!
Yedi 7 yıl boyunca kazanılmış birçok hakkı gaspeden SPD-Yeşiller koalisyonu, çökme noktasında. Sosyal demokratlar, Kuzey Ren Vesftalya’da alınan yenilgiden sonra sonbaharda erken genel seçim önerdiler.

Irak’a 4 Amerikan üssü
ABD ordusu, Irak’ın kent ve kasabalarındaki askerlerini geri çekmeyi planlıyor. Askerler, kurulacak 4 dev üste toplanacak.

Hücrelerde katledilenler
Genç Afgan hayatının son dakikalarını yaşarken, Amerikalılar onu dövmeye devam ediyorlardı. 22 yaşında taksi şöförü Dilaver, Bagram cezaevindeki hücresinden gece 02:00 sularında sorgulanmak üzere sürüklenerek çıkarılmıştı...


Almanya’da baskın seçim!
Pazar günü Almanya’nın Kuzey Ren Vestfalya (NRW) eyaletinde yapılan parlamento seçimleri ülkede deprem etkisi yarattı. 39 yıldır eyalette hükümette olan Sosyal Demokrat Parti’nin (SPD) seçimlerde ağır yenilgi almasından sonra SPD Genel Başkanı Franz Müntefering ve Başbakan Gerhard Schröder, önümüzdeki sonbaharda erken genel seçime gitmek istediklerini ilan ettiler.
Hükümet ve muhalefet partileri tarafından şaşkınlıkla karşılanan erken seçim önerisi, sermaye örgütleri ve sendikalar tarafından uygun bulundu.
Federal düzeyde iktidara geldiği 1998’den bu yana sürekli oy kaybeden SPD, İkinci Dünya Savaşı’ndan beri elinde bulundurduğu eyalet ve kent yönetimlerini dahi Hıristiyan Demokrat Birlik’e (CDU) kaptırdı.
Böylece, Federal Konsey’de çoğunluk ibresi muhalefet partilerinden yana döndü. Kuzey Ren Vestfalya seçimlerinden sonra 69 sandalyeli Federal Konsey’de hükümetteki SPD-Yeşiller’in oyu sıfıra düşerken, muhalefetin oyu 43’e yükseldi. 26 oy ise, SPD-FDP, SPD-PDS ve SPD-CDU koalisyonlarının olduğu “tarafsız eyaletlere” ait.
Erken seçimle hedeflenen
Sürekli oy kaybeden hükümetin büyük ortağı SPD, Federal Konsey’deki bu dağılımı da öne sürerek, Eylül 2006’de yapılması gereken genel seçimleri bir yıl erkene aldı.
Kuzey Ren Vestfalya’daki sonuçların netleşmesinden sonra önce SPD Genel Başkanı Franz Müntefering, sonra da Başbakan Gerhard Schröder kameraların karşısına çıkarak, genel seçimlerin sonbaharda yapılmasını istediklerini açıkladılar.
Bu gelişmelerin ardından SPD Yönetim Kurulu, Müntefering ve Schröder’in erken seçim önerisini ele alacak. Başbakan Schröder ise, halkın desteğini yitirdiklerini ilan ederek parlamentoda güven oylamasını yapılmasını isteyecek. Oylama sırasında, hükümetten bazı milletvekilleri çekimser oy kullanacak ve Schröder’in düşmesini sağlayacak. SPD-Yeşiller hükümetinin şu anda muhalefetten 3 milletvekili fazlası bulunuyor.
Bunun ardından Schröder, Cumhurbaşkanı Horst Köhler’e istifasını sunacak. Köhler’in istifayı reddetme hakkı bulunuyor. Ancak bu beklenmiyor.
SPD ve Schröder, erken seçim sayesinde, yaşadıkları erozyonu en az zararla atlatmayı hesaplıyorlar. SPD içinde yükselen muhalefeti cbastırmak için de erken seçimin bir adım olduğu kaydediliyor.
Bazı yorumcular ise, SPD’nin son haftalarda başlayan “kapitalizm tartışması”ndan hareketle, “sol strateji” izleyeceğini ve seçimleri kazanmaya çalışacağını belirtiyor.
Muhalefet ne yapacak?
“Baskın seçim” duygusuna kapılan muhalefet partilerinde ise şimdiden başbakan adayı tartışması başladı. Özellikle CDU ve sadece Bavyera’da örgütlü kardeş partisi Hıristiyan Sosyal Birlik (CSU) arasında başbakan adayı başta olmak üzere çeşitli konularda yaşanan fikir ayrılığı yeniden alevlenebilir. Schröder, sağ partiler içindeki bu çekişmeden de yararlanmak istiyor. Ancak CDU/CSU, önümüzdeki hafta sonuna kadar başbakan adayını netleştireceğini duyurdu. Schröder’in karşısına büyük olasılıkla CDU Genel Başkanı Angela Merkel çıkacak.
CDU’nun Helmut Kohl’den sonra en parlak günlerini yaşadığı şu günlerde, havayı arkasına alan Merkel’in Schöder karşısında kadın seçmenlerin oyunu alabileceği belirtiliyor. Kısacası Almanya, ilk kez bir kadın başbakan adayı ile karşı karşıya.
Sol partilerin tutumu
2002’deki genel seçimlerde yüzde 4 oy alarak parlamento dışında kalan Demokratik Sosyalizm Partisi (PDS) ve SPD’den ayrılan sendikacılar ve politikacıların kurduğu Emek ve Toplumsal Adalet Partisi-Seçim Alternatifi’nin (WASG) nasıl bir tutum alacakları, önemli soru işaretlerinden biri. Pazar günü ilk kez katıldığı seçimlerde yüzde 2.2 oy alan WASG sonuçtan memnun görünüyor. PDS ise, kamuoyunda popüler olan eski Genel Başkanı George Gysi ile seçimlere katılmaya hazırlanıyor. Gysi’nin, WASG ile seçim ittifakına sıcak baktığı biliniyor. Ayrıca, WASG ile dirsek temasında olan SPD eski Genel Başkanı ve Maliye eski Bakanı Oskar Lafontaine’in de bu yeni partiye katılarak seçim kampanyası yürütmesi, siyaset dengelerini değiştirmeye aday gibi.
Bu olasılıkların gerçekleşmesi halinde. SPD’nin neoliberal politikalarına karşı çıkan işçi sendikalarının da bu ittifaka destek vermesi mümkün olabilir.


Başa dön


Irak’a 4 Amerikan üssü
ABD ordusu, Irak’ın kasaba ve kentlerindeki askerlerini çekerek, birliklerini 4 dev askeri üste toplamayı planlıyor.
Amerikan planı, Mart 2003’ten sonra kurulan 100’den fazla askeri üssün komutasının da Bağdat hükümetine devredilmesini
içeriyor.
ABD birliklerine evsahipliği yapacak dört dev askeri üssün kurulmasına ilişkin planlar, ABD’nin
Irak’ta kalıcı olmak istediğinin en önemli işareti olarak değerlendiriliyor. Sünni Irak İslam Partisi’nin bir sözcüsü, “Bu durum teröristleri daha da kızdıracak” diyerek, Amerikan planına itiraz etti.
Ülkenin kilit noktalarında
Plan uyarınca, tahkim edilmiş üslere çekilecek olan birlikler, “Irak ordusuna gerektiği anda yardım etmek üzere” hazır olacaklar. Üsler; Irak’ın kuzey, güney, batı ve orta kesimlerinde kurulacak. Hangi üsse ne kadar asker konuşlandırılacağı, işgal karşıtı direnişin durumuna bağlı olarak belirlenecek.
Önceki gün Washington Post gazetesinde yayınlanan habere göre, yeni üsler, mevcut havaalanlarının çevresinde yer alacak. Buna göre, olası üs mekanları güneyde Talil, batıda El Esad, orta Irak’ta Balad ve kuzeyde Erbil.
Amerikan üslerinin, havan topu ateşine dayanıklı olacak bir biçimde inşa edileceği de kaydedildi.
Caferi’nin danışmanı öldü
Irak’ta son ayların en önemli siyasi suikasti dün gerçekleştirildi. Irak Başbakanı İbrahim Caferi’nin bakanlar kurulu danışmanlarından Vail El Rubai, Bağdat’ta dün sabah öldürüldü. Polis yetkilisi Mecid Zeki, saldırının, Bağdat’ın merkezindeki Mansur bölgesinde düzenlendiğini söyledi. Zeki, işyerine giden El Rubai’nin içinde bulunduğu araca, iki araçtan yaylım ateşi açıldığını ve saldırıda El Rubai ile birlikte şoförünün de öldüğünü söyledi.
Bağdat’ta önceki gün düzenlenen bir diğer saldırıda ise, Ticaret Bakanlığı üst düzey yetkililerinden Ali Musa öldü.
‘Kurtlar’ bir günde 12 kayıp verdi
Bu arada, Irak İçişleri Bakanlığı’nın övündüğü elit komando birimi, direnişçiler karşısında ilk ağır kaybını verdi. “Kurt Tugayları” olarak bilinen birlik, önceki günkü saldırılarda 12 mensubunu yitirdi. Samarra’daki iki ayrı bombalı saldırıda 6 tugay üyesi ve bir sivil öldü. Kuzeydeki Beyci’de çıkan şiddetli çatışmada da 6 tugay üyesi can verdi.
Bağdat’ta
büyük operasyon
Bağdat’ın batısındaki Ebu Garib bölgesinde, Amerikan askerlerinin desteklediği Irak asker ve polis taburları, direnişçilere karşı operasyon başlattı. Operasyonda 300’den fazla Iraklı, “direnişçi” oldukları iddiasıyla tutuklandı.
Irak’taki diğer saldırı ve çatışmalar şöyle:
  • Bağdat’taki bombalı sal-dırıda 3 kişi öldü, 70 kişi yaralandı. Patlamada 40’a yakın araç tahrip oldu.
  • Amerikan ordusu, ülkenin kuzeyinde 2 ABD askerinin öldüğünü açıkladı. Musul’da direnişçilerin düzenlediği iki ayrı saldırıda 3 Amerikan askeri öldü. Tikrit yakınlarında da bir Amerikan askeri öldürüldü.
  • El Kaide örgütü, Amerikalı bir pilotu ele geçirerek öldürdüğünü ileri sürdü.
  • Ensar El Sünnet örgütü üyesi 3 kişi idama mahkûm edildi. Böylece yeni Irak hükümeti, ilk idam cezasını da vermiş oldu. Mahkûmların 10 gün içinde idam edileceği açıklandı. Geçen yıl Felluce’de yakalanan Suriye uyruklu 2 kişi de, ömür boyu hapse mahkûm edildi.
  • Samarra kentinde dün sabah 3 intihar saldırısı düzenlendi. Saldırılarda kentteki ABD üssünün hedef alındığı ve 3 Amerikalı askerin yaralandığı bildirildi.
  • Kerkük yakınlarındaki Tuzhurmatu’da patlayıcı yüklü araçla düzenlenen saldırıda 5 kişi öldü, 18 kişi yaralandı. Saldırıda hedef alınan Kürdistan Yurtseverler Birliği yetkilisi Muhammed Mahmud Cigareti, yara almadan kurtuldu.


    Başa dön


    Hücrelerde katledilenler
    Tim Golden
    Genç Afgan hayatının son dakikalarını yaşarken, Amerikalılar onu dövmeye devam ediyorlardı. 22 yaşında taksi şöförü Dilaver, Bagram cezaevindeki hücresinden gece 02:00 sularında sorgulanmak üzere sürüklenerek çıkarılmıştı. Genç şoförden, birkaç gün önce ABD askeri üssüne yapılan ve hakkında hiçbir şey bilmediği füze saldırısı ile ilgili soruları cevaplaması bekleniyordu.
    Yanlış zamanda...
    Dilaver sorgu odasına getirildiğinde tercümana, ayak ve ellerinin kontrolsüzce zincirlendiğini ve bu yüzden uyuştuklarını söyledi. Zaten genç Afgan, önceki birkaç gününü hücrede, bileklerinden tavana asılı halde geçirmişti. ABD’li sorgucular odaya girdiğinde, genç adamı diz çökmeye zorladılar. Fakat Dilaver, cezaevinde tutulduğu günler boyunca acımasızca dövüldüğü için dizlerini kıramaz hale gelmişti. İşkenceciler, Dilaver’in doktora gitmesine izin vermedikleri gibi ona prangalarını tekrar geçirerek, hücresine yolladılar. Cezaevi doktoru ancak, uzun bir aradan sonra Dilaver’in hücresine gönderildi.
    Ama Dilaver ölmüştü.
    İşkenceciler de biliyordu
    Asıl korkunç gerçek ise birkaç ay sonra anlaşıldı. Dilaver’i sorgulayanlar, genç adamın masum olduğunu biliyor ve onun yapmadığı bir şeyi itiraf etmesini istiyorlardı. Müfettiş raporlarına göre Dilaver’in tek suçu yanlış zamanda yanlış yerde olmaktı. ABD üssüne füze saldırısı yapıldığında oradan geçme ‘hatası’nı işlemişti.
    Bagram cezaevinde yaşananları gözler önüne seren bu rapora göre, mahkûmlara işkence yapan 7 ABD askeri, çıkarıldıkları ordu mahkemesinde “2 kişiyi kasten öldürmekten” suçlu bulundu. Oysa tanık ifadelerine göre asıl suçlular, askerlere emirleri veren sorgu subaylarıydı ve bu uygulamalar ‘cezalandırma ve yıldırma’ yöntemleriydi. Öyle ki bazı hallerde sorgu subayları, sırf canları sıkıldığından mahkûmlara işkence ediyorlardı.
    İşkenceden suçlu bulunan bir asker, kadın bir sorgu memurunun yüzü koyun yatmış bir mahkûmun üzerinde tepindiğini, aynı anda bir diğerinin hayalarını tekmelediğini itiraf ediyordu. İşkenceciler mahkûmların, ayaklarındaki prangalara rağmen ileri-geri hareket etmeye ve sorgucuların postallarını öpmeye zorlandıklarını anlatıyorlardı. Şeflerinin bununla yetinmediğini söyleyen askerler, mahkûmların suratına kendi dışkılarının bulandığını itiraflarına ekliyorlardı.
    412 nolu tutsak
    2002 Aralık ayında ölen Habibullah’ın hikayesi de özünde, Dilaver’in yaşadıklarından çok farklı değildi. “412 Numaralı Tutuklu” olarak adı geçen Habibullah, orta halli bir aileden geliyordu, iyi bir eğitim almıştı. Genç Afgan, iş güzar bir ABD’li yetkilinin adını ‘yanlış’ anlamasından ötürü kayıtlara ‘Molla Habibullah’ olarak geçmişti ki, adı geçen bu molla, bir Taliban komutanının halen ABD’li askerlere karşı savaşan erkek kardeşi idi. ABD’li yetkilinin bu yanlışı üzerine birden “savaş ağası” olan Habibullah, 28 Kasım 2002’de sözde ‘CIA ajanlarının operasyonu’ ile yakalandı ve Bagram cezaevine gönderildi. Burada, ‘kafa tutan bir asi’ olarak Filistin askısına alındı.
    Habibullah’ın ölümü
    Mahkûmiyetinin ikinci gününde sorguya alınan Habibullah, ‘işbirliği’ yapmadı. ABD üslerine saldırılar ve diğer birçok olaydan sorumlu tutulan Habibullah, tüm baskılara ve işkenceye rağmen bu tutumunda ısrar etti. Çilesi günlerce sürdü ve ayağa kalkamaz hale geldi. Aslında anlatacak hiç bir şeyi olmayan Habibullah, sırf direnmesi nederiyle açık hedef haline geldi. Her işkence şefinin ayrı ayrı defalarca ağır zararlar verdiği genç Afgan, “itaatsiz ve direngen” olarak nitelenen tutumundan dolayı her geçen gün daha fazla eziyet görüyordu.
    Birkaç gün sonra hücreye alınan Habibullah ne doktora götürüldü ve ne de bir başkası ile görüşmesine izin verildi. İşkenceler burada devam etti. İlkin bileklerinden tavana asılan Habibullah, sonra belinden tavana bağlandı. Kanı üzerinde kurudu. Günlerce hücresinde asılı kaldı ve son nefesini böyle verdi. Habibullah’ın ölümüne, geçirdiği ağır işkencelerin yanı sıra, yaralarından akan kanın ciğerlerini ve kalbini tıkaması neden olmuştu!
    Dilaver ve Habibullah’ın ölümü, müfettişler tarafından 2002 yılında hazırlanmış olan 2 bin sayfalık bir gizli soruşturma dosyasında yer aldı.
    (The Guardian)


    Başa dön


  • Hugo Chavez’den ABD’ye sert uyarı
    Venezüella Devlet Başkanı Hugo Chavez, 30 yıl önce 73 kişinin öldüğü Küba yolcu uçağının bombalanmasından sorumlu tutulan eski CIA ajanı Luis Posada Carilles’i ABD’den isteyerek, aksi takdirde bu ülkeyle ilişkilerini gözden geçireceklerini söyledi. Chavez, olağan haftalık konuşmasında, terörizmle suçlanan Küba kökenli CIA ajanı Luis Posada Carriles’le ilgili olarak, “Anlaşmaların öngördüğü süre zarfında bu kişiyi iade etmemeleri halinde, ABD ile ilişkilerimizi gözden geçireceğiz” dedi. Hugo Chavez, konuşmasında uluslararası terörizmi koruyan ve gizleyen bir hükümetle ilişkileri sürdürmenin çok zor olduğunu vurguladı. Chavez ve Küba lideri Fidel Castro, Posada davasının, ABD Başkanı Bush’un terörle mücadele konusunda “ciddi olup olmadığını” test edeceğini belirtmişlerdi. Posada, 1976 yılında bir Küba yolcu uçağının bombalanarak 73 kişinin ölümüne yol açılması eyleminden sorumlu tutuluyor. 1960’lı yıllarda Venezüella’da yaşayan Posada, 1976’daki terör eylemiyle bağlantılı olduğu gerekçesiyle bu ülkede hapsedildi. 1985 yılında CIA desteğiyle hapisten kaçan Posada, kısa süre önce ABD’ye geçmiş ve iltica başvurusu yapmıştı.
    Reformcu adaylar veto edildi
    İran Anayasayı Koruyucular Konseyi, gelecek ay yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimi için aday kaydı yaptıran reformcuların seçime katılmasını engelledi. Devlet televizyonunun haberine göre Konsey, kayıt yaptıran 1010 kişiden yalnızca 6’sının adaylığını onayladı. Adaylıkları onaylananların tümünün muhafazakâr kesimin temsilcileri olduğu dikkat çekti. 17 Haziran’da yapılacak seçimde adaylıkları onaylananlar arasında eski cumhurbaşkanı Haşimi Rafsancani de bulunuyor. Onay alan diğer adaylar ise eski polis şefi Muhammed Bagher Kalibaf, radyo-televizyon kurumu eski başkanı Ali Laricani, Tahran Belediye Başkanı Mahmut Ahmadinecat, eski parlamento başkanı Mehdi Kerrubi ve Devrim Muhafızları eski başkanı Muhsin Rezai. Adaylığı onaylanmayan en güçlü reformcu isim ise eski kültür bakanı Mustafa Moin. Moin, reformcuların partisi İslami İran Katılım Cephesi’nin adayı idi. Reform yanlıları, adaylarının veto edilmesinin yasadışı olduğunu savunarak, seçimleri boykot çağrısında bulundu. İslami Katılım Cephesi’nin yöneticilerinden Mustafa Taczade, bunun aslında bir darbe olduğunu söyleyerek, kurulacak hükümetin de bu darbenin meyvesi olacağını ekledi. Eski İçişleri Bakan Yardımcısı Taczade ise, seçimin boykot edilmesi gerektiğini söyledi.
    Moskova-Bakü işbirliği
    Rusya ve Azerbaycan içişleri bakanlıkları, “terörle mücadele” için ortak bir görev gücü oluşturdu. Konuyla ilgili anlaşma, cuma günü Rus Bakan Raşid Nurgaliyev ve Azeri Bakan Ramil Usubov tarafından imzalandı.

    Bize ulaşmak için;

    Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net