www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Polisin iddiası kredi kestirdi
Yükseköğretim Kredi ve Yurtlar Kurumu (YURTKUR), yaklaşık 100 öğrencinin bursunu emniyetin gönderdiği “öğrencilerin yargılandığına dair” yazıya dayanarak kesti.

Böyle inat olur mu?
Tunceli’de heyelan bölgesinde yaşayan 6 aileden evlerinin boşaltılması istendi. Ancak ailelerin nereye yerleşeceklerine dair bir yer gösterilmedi.

Genelkurmay’ın suç duyuruları bitmiyor İnternet sitesi “sansursuz.com” yazarı Rahmi Yıldırım’ın “paşalar” konulu yazısı için suç duyurusunda bulunan Genelkurmay Başkanlığı, aylık “soL” dergisinin Şubat 2005 tarihli 223’üncü sayısında çıkan dört ayrı yazı aleyhine suç duyurusunda bulundu.

DERİN DEVLET -4-
   ‘Bizi sindirmek ırkçı dalganın
   araçlarından biri’

"AB ile birlikte kâğıt üzerinde de olsa demokrasi rüzgârı estirildi ve bu devleti rahatsız etti. Bütün bunlardan özellikle derin devlet rahatsız oldu..."


Polisin iddiası kredi kestirdi
Uğraş Vatandaş
İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün 148 öğrencinin “siyasi faaliyetlerinden dolayı İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde tutuksuz yargılandığı” iddiasını YURTKUR’a bildirmesinin ardından, yaklaşık 100 öğrencinin bursu kesildi. Konu ile ilgili soruşturma yürütmeyi gerekli görmeyen YURTKUR, öğrencilere mektup göndererek burslarının kesildiğini bildirdi. Bahsi geçen mahkemede ise 46 öğrenci tutuksuz yargılanıyor ve mahkeme henüz sonuçlanmadı. Bursları kesilen öğrenciler ise yanlışlığın düzeltilmesi için girişimlere başladı.
Ne oldu?
12 Kasım 2004 günü ülkücü öğrenciler İstanbul Edebiyat Fakültesi’nde öğrencilere satırlarla saldırdı.
Bu olayın ardından üniversitede devam eden gerginliği gerekçe gösteren çevik kuvvet, 13 Aralık günü gaz bombaları atarak üniversiteye girdi. 41 öğrenci gözaltına alındı. Öğrencilerin savcılığa çıkarıldıkları 14 Aralık’ta ise bu kez de İstanbul Sultanahmet Adliyesi önünde arkadaşlarına destek için bulunan 148 öğrenci gözaltına alındı. Savcılık kararıyla gözaltına alınanlardan 46 öğrenci tutuksuz yargılanmaya başladı. İstanbul Valiliği İl Emniyet Müdürlüğü 18.01.05 gün ve B 05.1.EMG. 4.34.00.12.13 sayılı bir yazı ile YURTKUR’a 148 öğrencinin yargılandığını bildirdi. Bunun üzerine YURTKUR, “sıyasi faaliyetle” tutuksuz olarak istanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılandıkları gerekçesiyle öğrencilerin burslarını kesti. Öğrenim Kredisi Yönetmeliğinin 11. Maddesinin (h). Katkı Yönetmeliğinin ise 6. Maddesinin (g) fıkrasına dayandırılan gerekçeli yazıda kurum, öğrencilerden kredi borçlarını Temmuz 2006’da ödemesini istedi.
‘Art niyetli karar’
Evlerine gelen mektuplarla durumdan haberdar olan öğrenciler, söz konusu davada yargılanmadıklarını ve emniyetin isteği üzerine burslarının kesildiğini ifade ettiler. Bahsi geçen mahkemede 46 öğrenci yargılanırken, emniyetin 148 öğrenci için yargılanıyor ifadesini kullanması tepki çekti. Öğrencilerin avukatı Olcay Yanar emniyetin art niyetli davrandığını belirtti. Gazetemize konuşan Yanar, kredilerin kesilmesinin hukuki olmadığını söyledi. Öğrencilerden bir kısmının savcılıkça serbest bırakıldığını, bir kısmı hakkında takipsizlik kararı verildiğini ve dava devam ettiği için herhangi bir mahkûmiyet kararının olmadığını hatırlatan Yanar, Anayasanın 38. maddesine göre “suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kimsenin suçlu sayılamayacağı” hükmünü anımsatarak öğrencilerin mağdur edildiğini söyledi. “Haklarında herhangi bir soruşturma yürütülmeyen, dava açılmayan veya dava açılmış olsa dahi haklarında kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı bulunmayan öğrencilerin kredilerinin kesilmesi hukuki değil siyasi bir karardır” diyen Yanar, YURTKUR’un emniyetin yazısı ile hiçbir araştırma yapmadan karar almasının, kararın siyasi olduğunun açık göstergesi olduğunu belirtti. YURTKUR’un soruşturma yürütmesi halinde, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan bahsi geçen 148 öğrenciye dair bilgi edinilebileceğine dikkat çeken Yanar, kredileri kesilen öğrencilerin savunmasının dahi alınmadığına vurgu yaptı. Yanar, kararın Anayasa ve kanunlara aykırı olduğunu söyledi.

Yönetmelik ne diyor?
Öğrencilerin kredilerinin kesilmesine gerekçe gösterilen Öğrenim Kredisi Yönetmeliğinin 11. Maddesinin (h). Katkı Yönetmeliğinin ise 6. Maddesinin (g) fıkrası şöyle, “Öğrenim görmekte olduğu öğretim kuramlarında, eklentilerinde, kalmakta olduğu yurtta, öğretim kurumu veya barındığı yurdun dışında, münferiden veya topluca her ne şekilde olur ise olsun anarşi ve terör olaylarına karışan, öğretim özgürlüğünü ihlal edici davranışlarda bulunan, bu fiillere eksik veya tam teşebbüste bulunan, üzerinde veya kendi kullanımına bırakılmış yerlerde ateşli silahlar, patlayıcı maddeler, bıçaklar vs. tüm kesici, delici, yakıcı, boğucu, ezici, parçalayıcı, eza ve cefa verici olarak salt saldırı ve savunmada kullanılmak üzere, özel nitelikte yapılmış olan her türlü suç aletlerinden birini veya birkaçını bulunduran öğrencilere kredi verilemez.”


Başa dön


Böyle inat olur mu?
Cem Emir
Tunceli’nin Pertek ilçesinde 6 aile, sokakta kalma korkusu ile karşı karşıya. Heyelan bölgesi ilan edilen Karagüney köyünde yaşayan Balkıs, Bal ve Kotan ailelerine ait evlerin önümüzdeki günlerde yıkılacağı bildirildi. Konut yardımı haklarını “zamanaşımı” nedeniyle kaybeden aileler, devletten yardım bekliyor.
Pertek’e bağlı Karagüney köyü, heyelan nedeniyle yaklaşık 20 yıl önce boşaltıldı. Boşaltılan köyün büyük bir bölümü yapılan konutlara yerleştirildi. Ancak 6 aile, “borçlanırız” kaygısıyla, evlerini boşaltıp, konutlara yerleşmedi. Jandarmanın evleri boşaltmaları için yaptığı tebliğ ile irkilen köylüler, şimdi kara kara ne yapacaklarını düşünüyorlar. Korku içinde evlerinin yıkılmasını bekleyen Balkıs, Bal ve Kotan aileleri, nereye gideceklerini bilmiyorlar.
Yıkılsın ama...
Heyelan bölgesinde yaşayanlardan biri de Karagüney Köyü Muhtarı Hüseyin Balkıs. Yıllar önce büyüklerinin yaptığı hata nedeniyle sokakta kalma korkusu yaşadıklarını anlatan Balkıs, Sivas’taki toprak kaymasından sonra valiliğe başvurarak yardım istedi. Ancak köylülere yardım yerine “evlerinizi boşaltın” yönünde tebliğ yapıldı. Dilekçenin ardından Bayındırlık Bakanlığı ve Kaymakamlığa başvurduklarını belirten Balkıs, bakan ve kaymakamın kendisine “Yapacak bir şey yok. Evlerinizi yıkacağız. Vicdanen belki size yardımcı olmaya çalışacağı. Onun dışında yapacak bir şey yok. Çadır ayarlayabilirsek veririz” dediklerini aktardı.
Geçimlerini köyden sağladıklarını anlatan Balkıs, “Elimizde avucumuzda yok tek geçimimiz burası. Bağımız, bahçemiz burada. Biz karşı durmuyoruz. Yıkılsın ama bize yer göstersinler. Malımın, canımın güvenliğini korumak için dilekçe verdim ama şimdi bizi dışarı atacaklar” diye konuştu.
Kaymakam: Kaynak yok
Konuyla ilgili görüştüğümüz Pertek Kaymakamı Harun Öksüz ise, köylülerin can ve mal güvenliği açısından bölgenin boşaltılması gerektiğini söyledi. Köyde yaşayan insanların zamanında haklarını kaybettiğini belirten Öksüz, köye giden memurların da taşlandığını ileri sürdü. Kaymakam Öksüz, “Biz de insanların mağdur olmasını istemiyoruz. Fakat onlara yardım edecek kaynağımız yok. Kızılay’dan çadır temin edebilirsek çadır yardımında bulunacağız. Amacımız mağdur etmek değil sorunu çözmektir” dedi.


Başa dön


Genelkurmay’ın suç duyuruları bitmiyor
Genelkurmay Başkanlığı, orduyla ilgili yazılar aleyhine suç duyurularını sürdürüyor. İnternet sitesi sansursuz.com yazarı Rahmi Yıldırım’ın “paşalar” konulu yazısı için suç duyurusunda bulunan Genelkurmay Başkanlığı, bu kez aylık “soL” dergisinin Şubat 2005 tarihli 223’üncü sayısında çıkan dört ayrı yazı aleyhine Adalet Bakanlığı’na suç duyurusunda bulundu.
Genelkurmay Başkanı adına Adli Müşavir Hakim Tuğgeneral Hıfzı Çubuklu imzasıyla Adalet Bakanlığı’na gönderilen gizli yazıda, dergide yer alan Cemil Kırımlı imzalı “ Manevranın Sonu” başlıklı yazı, Murat Papuç imzalı “Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Toplumsal Rolündeki Değişim” başlıklı yazı, Murat Papuç imzalı “NATO’cular İşlerini Sağlama Alıyorlar” başlıklı yazı ve Rahmi Yıldırım imzalı “İş Bilenin Kılıç Kuşananın” başlıklı yazı için gerekli işlemin yapılması istendi. Genelkurmay’ın suç duyurusu üzerine Adalet Bakanlığı, İstanbul Beyoğlu Cumhuriyet Savcılığı’nı soruşturmayı yürütmekle görevlendirdi. Beyoğlu Cumhuriyet Savcılığı da, derginin adresinin Kadıköy olması nedeniyle dosyayı Kadıköy Cumhuriyet Savcılığı’na iletti. Yazarların önümüzdeki günlerde adliyeye çağrılmaları bekleniyor. Savcılık sorgusunun ardından Adalet Bakanlığı’nın izin vermesi durumunda, yazarlar hakkında Türk Ceza Yasası’nın 159’uncu maddesine muhalefetten 6 aydan 3 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açılabilecek.


Başa dön


DERİN DEVLET -4-
   ‘Bizi sindirmek ırkçı dalganın
   araçlarından biri’
HAZIRLAYANLAR: Fadime Alkan, Serpil Savumlu, Fatih Polat
İnsan Hakları Derneği (İHD) Genel Başkan Yardımcısı Kiraz Biçici:
- TİT tarafından aldığınız tehdidi nasıl değerlendiriyorsunuz?
TİT tarafından aldığımız tehdide şaşırmadık. Bunlar yaşandı yaşanacaktır da.
Aldığımız tehdit ciddi bir tehdit. Bana gelen tehdit doğrudan benim mektup adresime gelmedi. Bundan önce kongrelerin birinde arkadaşlar benim adresimi yanlış yazmışlar. Ve bu adresten sadece Dernekler Masası’nın haberi var. Ve bana TİT tarafından gönderilen mektup aynı yanlışlıkla geliyor. Ben uzun süredir bu caddede oturduğum ve tanındığım için mektubu getiren kişi bana ulaştırıyor. Derin devletin köklerinin nerelerde olduğuna işaret etmek için, bu duruma özellikle dikkat çekmek istiyorum. İnsan hakları derneğinin telefonlarının dinlendiğini biz biliyoruz. Telefonla özel pikniklerimizi birbirimize söylediğimiz zaman bile pikniğe giderken bizi uğurluyorlar. Yani derin devlet denilen şeyin eli kolu çok uzun.
Buna karşı çözüm belli. Türkiye’deki demokratik sürecin sağlıklı işlemesi, demokrası güçlerinin demokrasiye sahip çıkması ve birlikte yürümesiyle mümkün. Mesala 1 Mayıs iyiydi çoşkuluydu ama herkes kendi havasındaydı. İnsanın kendi bireysel kaygılarından uzaklaşarak birlikte mücadele etmesi gerekir.
Bize bu dönemde tehditler gelmesi son derece anlaşır bir şey. Çünkü son günlerde yükseltilen milliyetçi, ırkçı, şovenist dalganın asıl kaynağı devlet. Özellikle Genel Kurmay Başkanlığı’nın yaptığı ‘sözde vatandaşlar’ açıklaması demokrasi güçlerini tehdit eden bir açıklama. Aynı zamanda bölen bir açıklama. Devlet önceden bunun hazırlığını ciddi bir şekilde yaptı. Bu nedenle ellerinde çok fazla malzeme var.
-Ne malzemesi var?
Birincisi Kürt meselesi. Avrupa Birliği süreci nedeniyle inkâr ve imha politikaları bir dönem yavaşlatılmıştı.
Özellikle ABD’nin Irak’ı işgali, Türkiye halkı tarafından ciddi bir tepki ile karşılandı. Buna bağlı olarak da Türkiye’de ABD’ye karşı yüzde 88’lere varan bir tepki gelişti.
Amerika bu nedenle Türkiye’deki işbirlikçilerini ciddi bir şekilde hırpaladı. Böyle bir durumun önüne geçilmesi gerekiyordu. Türkiye Cumhuriyeti’ndeki derin devlet hepimizin bilincinde.
Dolayısıyla bazen sahnede bazen biraz daha geride, ama ihtiyaç olduğu zaman üzerine düşeni yapıyor! AB ile birlikte kâğıt üzerinde de olsa demokrasi rüzgârı estirildi ve bu devleti rahatsız etti. Tabii bu olumlu hava sadece AB’nin sunduğu reçetelerle değil, yıllarca yürütülen bir mücadelenin birikimi idi. Bütün bunlardan özellikle derin devlet rahatsız oldu. Eskisi gibi bölme yönetme operasyonuna girdi. Bugün yükseltilen ırkçı milliyetçi dalganın araçlarından bir tanesidir bizim gibi insanları sindirmek.
Mücadeleci insanları caydırmak istiyorlar ve bizim şahsımızda Kürt sorununa sahip çıkanlar hedefe konularak, Kürtler sahipsiz bırakılmak isteniyor. Biz de bunun bir parçası olarak tehdit aldık.

İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi Başkanı Eren Keskin:
‘Sistem zora girince, provokasyonlar yapılıyor’
- TİT’ten aldığınız tehdit hakkında ne düşünüyorsunuz?
Ben 1990’lı yılların başında da yine Türk İntikam Tugayı (TİT) imzalı bu tür bir tehdit almıştım. Bu tehditlerin ardından faili meçhul cinayetler, kontrgerilla cinayetleri dediğimiz cinayetler yaşanmıştı. O yüzden TİT imzalı mektupları şahsen ben ciddiye alıyorum. Zaten telefonlarla tehdit alıyordum. Yine TİT imzalı ölüm tehdidi alan bir mektup aldım. Mektup’ta Akın Birdal kadar şanslı olamayacağımız yönünde tehditler vardı. TİT mensubu olduğunu söyleyen bu insanlar Akın Birdal’ı da öldürmek istemişlerdi. Türkiye’de derin devlet şöyle tartışılıyor. Sanki Türkiye’de bilinmeyen bir yapı var, bu yapı kötülükler yapıyor. Ben derin devlet denilen şeyin gerçekten devletin kendisi olduğunu ve tamamiyle Özel Harp Dairesine bağlı olduğunu düşünüyorum. Türkiye’de sistem zora girdiği zaman provokasyonlar yapılıyor. Bunun da böyle bir dönem olduğunu düşünüyorum. Çünkü özellikle AB süreciyle birlikte Türkiye’de Kürt sorunu, Ermeni, Kıbrıs meselesi gibi... Birden bire bayrak provokasyonu oldu ve arkasından da halk sokağa döküldü. Ben bu linç olaylarının tamamen örgütlü olduğunu düşünüyorum. Böyle bir dönem başlattılar ve o dönemin bir aracı olarak da bize bu tehdit mektupları gelmeye başladı.
Genel Kurmay Başkanı yine aynı dönemlere denk gelen bir zamanda tüm demokratik kurumları tehdit eden bir açıklama yaptı. Ve iç göçün yarattığı sorunlardan ve çözümlerden söz etti. İç göç onların pek beklemedikleri oranda yükseldi. Doğal olarak da göçün yarattığı sorunlar var. Ama bu sorunlar savaşa neden olan politikaların değiştirilmesi ile ortadan kaldırılması mümkünken yeni bir iç düşman yarattılar. Genel Kurmay’ın bu açıklamalarından sonra sanki tersine bir göç amaçlanıyormuş gibi geldi bana. Önceden kontragerilla cinayetleri Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı illerde işleniyordu, ama şimdi sanki büyükşehirlerde de yaşanacakmış gibi geliyor. Sanıyorum böyle bir şey var ve bunun ilk hedefi biziz. Bence ciddiye alınmalı. Hükümetin burda çok da fazla bir rolünün olduğunu düşünmüyorum açıkçası. Hükümeti de tehdit eden açıklamalar yapıyorlar. Türkiye’de sivilleşme sürecinin mutlaka başlaması gerekiyor. Yasama, yürütme, yargı ve büyük medya kesinlikle militarizme bağlı. Genel olarak Genel Kurmay Türkiye’nin kilit konularının tartışılmasını istemiyor. Biraz tartışma ortamı doğduğu zaman da bundan büyük bir rahatsızlık duyuyorlar. Bütün provokasyonların nedenlerinin bu olduğunu düşünüyorum.
-Bu tehdidi aldıktan sonra neler hissettiniz?
Diyarbakır’da 1994’te İstanbul’daki şubemizde de 2001 yılında silahlı saldırı yaşadık.
Alıştığımız bir şey, ama tabii ki tedirgin oluyoruz, insani bir şey bu. Hepimiz birbirimizin başına bir şey geldi mi diye kontrol ediyoruz. Çok haksız bir şey bu. 2005 yılına gelmişiz ve ölüm korkusuyla yaşıyoruz. Biz insan hakları savunucuları olarak Türkiye’de birçok kesimin konuşmadığı şeyleri konuşuyoruz, tartışıyoruz ve bu onları çok rahatsız ediyor.

İHD İstanbul Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi Şaban Dayanan:
Dernekler Masası’na verdiğimiz adreslere geldi
-İnsan hakları savunucuları her zaman tehditler almışlardır ve saldırıların da hedefi olmuşlardır?
Resmi görüş dışındaki görüşlere karşı bir tahammülsüzlük var. Bazen bu, mahkemelerle ortaya çıkmıştır bazen de kontrgerilla ile ortaya çıkmıştır. İHD’de her zaman resmi görüşün dışında kaldı ve doğru bildiği insan hakları adına her türlü çalışmayı sürdürdü. Sistem tarafından dönemsel olarak gerilimler tırmandırıldı. Şemdin Sakık’ın yakalanması döneminde bazı basın organlarının da desteği ile de Akın Birdal hedef gösterildi ve sonunda Birdal, suikasta maruz kaldı.
Bayrak olayına denk gelen bir süreçte bu tür tehditlerin beklentisi içindeydik. O nedenle de bayrak provakasyonu ve ardından da TİT tarafından aldığımız tehdit bizim için süpriz olmadı. İnsan hakları savunucularının hedef gösterilmesi bizler açısından bildik bir senaryo.
Burada şu noktaya dikkat çekmek istiyorum; gelen tehdit mektupları yanlışlıkla resmi kurumlara verdiğimiz adresle aynı adres. Mesala Dernekler Masası’na verdiğimiz adreslerde ufak tefek yanlışlıklar yapmışız ve aynı yanlışlıkları içeren adreslerle geldi bu mektuplar. Mektubu getirenler bizi tanıdıkları için bir şekilde TİT’in mektupları elimize ulaştı.
Aynı zamanda mektupta yazan tehditlerin son zamanlarda dillendirilen söylemlerle bire bir aynı olması bizler açısından aslında bu tehditlerin kaynağını da gösteriyor. Devlet içerisinde güç odakları var. Bunlar ne yazık ki ortadan kaldırılamıyor. Hükümetin iyi niyeti de bunları ortadan kaldırmaya yetmiyor. Kendileri derin devlet tarafından korunuyor. Zeki Genç adlı kişi 2001 yılında derneğimize silahlı saldırıda bulundu. Ancak Genç’in yanlışlıkla salınması bizim kafamızdaki soru işaretlerinden bir tanesi. Türkiye’de güç odakları dağıtılmadıkça demokrasi olmaz. İnsan hakları mücadelesi yürütmek riskli bir iş. Bunu biz de onlar da biliyor. Yıldırmaya çalışıyorlar ama yılmayacağız.
Bitti


Başa dön


Binlerce kişi Ankara’da başörtüsüne özgürlük istedi
Çeşitli dernek, sendika ve kitle örgütünün oluşturduğu İnanç Platformu’nun çağrısıyla Ankara’da toplanan binlerce kişi “İnanca saygı, başörtüsüne özgürlük” mitinginde başörtüsü yasağının son bulmasını istedi. 10 bini aşkın kişinin katıldığı mitingte, AKP’ye “başörtüsü sorununa” sahip çıkma çağrısı yapılırken, ABD’nin Ortadoğu’daki işgalci politikaları da kınandı. Mazlum-Der, Hak-İş, Memur-Sen, Kamu-Sen’e bağlı bazı sendikalar, Milli Gençlik Vakfı, Adaleti Savunanlar Derneği gibi kitle örgütlerine üye binlerce kişi dün Ankara Sıhhiye Meydanı’nda buluştu. Mitinge, özellikle Kürt illerinden yoğun katılım gözlendi. Üniversite öğrencileri de ellerine kelepçe takarak ve çuval geçirerek, YÖK’ün başörtüsü yasağını protesto ettiler. Kürsüden yapılan anonslarda, sadece başörtüsü ile ilgili slogan atılmasına özen gösterilirken, AKPli milletvekillerinin mitinge katılmaması kınandı.
KPSS için son başvuru günü çarşamba
Kamu Personel Seçme Sınavı’nın (KPSS) 11 Mayıs’ta başlayan başvuru süresi, 18 Mayıs Çarşamba günü sona erecek. Sınava, A grubu kadrolara girmek isteyenler ile öğretmen adayları başvurabilecek. A grubu kadrolar; Başbakanlık, bakanlıklar, bunların müsteşarlık, başkanlık ve bağımsız genel müdürlük düzeyindeki bağlı ve ilgili kuruluşları ile bağlı ortaklıklarındaki özel yarışma sınavına tabi tutulmak suretiyle girilen ve belirli bir yetiştirme programı sonrası yeterlik sınavına tabi tutulan mesleklere ilişkin kadrolar ile özel idareleri ve belediyelerin teftiş kurullarına ilişkin kadroları içeriyor. A grubu ve öğretmenlik kadrolarına yönelik yapıldığı için KPSS’ye sadece lisans mezunları girebilecek. ÖSYM’nin açtığı başvuru bürolarına gelen adaylar kılavuz, başvuru evrakını, 4 YTL karşılığında alabilecekler. Adaylar, kılavuzdaki kurallara uygun olarak doldurdukları başvurma belgesi ile sınav ücretinin yatırıldığını gösterir banka dekontunu, 18 Mayıs’a kadar aldıkları yerlere teslim edecekler. Sınavın 2 Temmuz Cumartesi günü yapılacak sabah oturumuna girecek adaylar 35 YTL, bu oturuma ek olarak diğer oturumlardan en az birine girecek adaylar da toplam 45 YTL sınav ücreti ödeyecekler.
‘Eğitimde Şiddete Hayır’ kampanyası
Eğitim Sen Diyarbakır Şubesi tarafından, “Eğitimde Şiddete Hayır” kampanyası başlatıldı. Eğitim Sen Diyarbakır Şubesi Hukuk Sekreteri Abdullah Karahan, Belediye Konukevi önünde bir grup sendika üyesiyle birlikte yaptığı açıklamada, kampanyayla; şiddet olgusuna dikkat çekmeyi hedeflediklerini söyledi. Toplumsal şiddetin kendilerini kaygılandırmaya başladığını, şiddetin toplumun bütün damarlarını sardığını belirten Karahan, şöyle konuştu: “Aile içi şiddetten, gözaltılarda işkenceye varıncaya kadar şiddetin yoğun bir biçimde uygulandığı yakın bir geçmişin tanıklarıyız. Şiddet olgusunu sorgulamak sorumluluğunu, eğitim emekçileri olarak kendimizden başlatarak tüm toplumun dikkatini buraya çekmeyi hedefliyoruz. Bu temelde eğitimde şiddetin önüne geçmeyi öngördüğümüz bir kampanya başlatıyoruz.” Kampanya çerçevesinde, afiş, pankart, ve broşürler hazırladıklarını ifade eden Karahan, okullarda da konuyla ilgili seminerler düzenleneceğini kaydetti.
Hakkâri’de ‘yol’ eylemi
Hakkâri’de mazot yüklü kamyonların Hakkâri-Van karayolunda uzun kuyruklar oluşturarak trafik kazalarına neden olduğunu belirten şoförler, karayolunu trafiğe kapatmak istediler. Şoförlerle kitle örgütü üyeleri İran ve Irak’tan mazot taşımacılığı yapılan kamyonların Hakkâri-Van karayolunda oluşturduğu kuyrukların ölümlü trafik kazalarına neden olduğu gerekçesiyle Biçer Mahallesi, Tekser mevkiinde protesto eylemi yaptı. Yolu trafiğe kapatmak isteyen vatandaşlara, polis engel oldu. Şoförler ve Otomobilciler Odası Başkanı Arif Koparan, burada yaptığı açıklamada, 1938 yılında yapılan Hakkâri-Van karayolunun artık ihtiyaca cevap veremediğini, vatandaşların bu yolda seyahat etmekten korktuğunu ifade etti. Koparan, “Karayolunda insanlar hayatını kaybederken valilikler ve karayolları il müdürlükleri hiçbir önlem almıyor” diye konuştu.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net