|
|

|
           

Size Anne Diyebilir miyim? denen “yarışma” programı sona erdi. Programın en önemli ve en sık tekrar edilen kalıplarından biriyle söylersek, “Türk halkının oylarıyla”, “birinci anne” ve “birinci gelin” belirlendi...
|
ÜÇÜNCÜ SAYFA
...................................................................
Hakkı Özdal
|
Semra Hanım’dan Müjgan Hanım’a, annelik kriterleri
Size Anne Diyebilir miyim? denen “yarışma” programı sona erdi. Programın en önemli ve en sık tekrar edilen kalıplarından biriyle söylersek, “Türk halkının oylarıyla”, “birinci anne” ve “birinci gelin” belirlendi. Tuhaf bir oyun bu. İnsanların, hiçbir özel yetenek ve donanımının değil, türlü hallerinin oylandığı; eğer gerçekten sonuçlar üzerinde etkisi olan bir oylama varsa, bunun, o yarışan insanların bıraktığı izlenimlerin değerlendirilmesinden ibaret olduğu bir “ya kısmet” oyunu. Cumartesi gecesi “birinci anne” seçilen Müjgan Hanım, bu açıdan dikkat çekici bir sonuç aldı denebilir. İlgisiz ve sorumsuz bir koca tarafından genç yaşta terk edilen; 4 erkek çocuğunun ikisini evlendirebilen ve kalan ikisiyle büyük geçim sıkıntıları yaşayarak Giresun’a bir ters göç gerçekleştiren; burada ticaret vb. denemelerle yaşamını sürdürmeye çalışan ve başarısızlığa uğrayan; bu kalan iki oğlu için bir “son şans” ümidiyle ama kendisinin ifadesiyle isteksizce yarışmaya katılan; geleneksel, hatta bazı durumlarda muhafazakar davranışlar gösteren bir kadındı Müjgan. Yüzünde yer etmiş büyük bir kederle sık sık ağladı; etrafındaki, kendisinden genç olan herkese mütevazı öğütler dağıttı; haksızlığa uğradığını düşündüğü durumlarda bile, yüksek sesli ve yakınmacı bir ağlamadan öte direnç göstermedi ve “oylarını esirgemeyen Türk halkının gönlünü kazandı”. En önemli rakibi, daha önceki haftaların gedikli birincisi Belma’ydı. Politik, diplomatik davranan, sözlerini sakınmayan ve sözlerinin yol açacağı sonuçlardan da sakınmayan, bakımlı, eşinin ve oğlunun üstünde doğal bir otorite sağlamış olan bir kadındı Belma Hanım da. Neredeyse tüm yarışmacılar gibi alt-orta sınıflardan gelmişlerdi, yarışmanın vaat ettiği ödülleri ve/ya da buradan elde edilecek bir şöhretin olanaklarını kazanmaya çalışıyorlardı. Bir önceki yarışmanın galibi, sonradan geçici bir fenomen haline bile getirilen “Semra”, bütün o muhafazakar, “geleneksel Türk aile tipi” promosyonlarına rağmen, magazin programları sunmuş, eski hafifmeşreplerin şimdi birer emeklilik ikramiyesi gibi edindikleri sabah programlarında boy göstermiş, kollarının tümünü ve o kırışık boynunu açıkta bırakan modern elbiseler ve makyajlarla fotoğraflar çektirmiş, mangalda kül bırakmayan kinciliğine rağmen, eski kocasıyla yeniden evlenebilme ihtimalinin bile bir başka yarışmanın sermayesi olarak kullanılmasına tamamen duygusal olarak (!) izin vermişti. Şöhretini büyük oranda kaybetti ve unutulmanın o sarsıcı yolculuğuna çıktı bile.
İkinci yarışmanın süperanne’si Müjganhanımsa, hani yarışma bitse de unutulsak duygusu verecek şekilde davrandığı için zaten, çok kurcalanamayacak gibi görünüyor. Şimdi bu birinciliğin gerçekten de sms oylarıyla belirlendiğini düşünelim. Oylamaya katılanlar (bunların çoğu ev kadınları ve genç kızlar olmalı) Müjganhanımın temsil ettiği o sessiz, dirençsiz, haksızlığa ve hayal kırıklığına uğramaktan yorgun düşmüş, kötü kaderinin ve büyük şanssızlığının ömür boyu yanından ayrılmayacağını düşünen, karamsar; ama bütün bunlara rağmen vakur, namuslu, ömrünü çocuklarına adayan, içeri ya da dışarı doğru sürekli ağlayan kadını birinci seçtiler. Bu kadın, ilköğretim kitaplarındaki aile tariflerinden basmakalıp Türk filmlerine kadar pek çok toplum kanalından akan bir standarttır. Geleneğin, dinin ve ahlak kurallarının önerdiği, beğendiği bir atalete sahiptir.
|
|
|