www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Sütçüler kaymakamları
   böyle yetiştiriliyor

Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yayınlanan “Bu Yolda” isimli şiir kitabı, Ermeniler’e hakaret içeren dizelerle dolu.

Gerçekler belgelendi
Başbakan Tayyip Erdoğan’ın “fevkalade ağır, katlanılması ve tahammülü gayri kabil hakaretlerin” yer aldığını öne sürerek, gazetemizde yayımladığımız SEKA haberinden dolayı açtığı davaya karşılık Yazıişleri Müdürümüz Fatih Polat, yazılanların “gerçek” olduğunu ifade etti.

Öldürüp köprünün altına attılar
JİTEM davasıyla ilgili hazırlanan iddianamede; 3 kişinin yakın mesafeden kurşunla, 4 kişinin ise işkence yapıldıktan sonra boğularak öldürüldüklerine dikkat çekiliyor.

TOKİ yeşil alanları satıyor
Şehrin beton yığınından kaçarak doğayla iç içe bir çevrede yaşamak için Halkalı Toplu Konutlar’dan daire satın alanlar, TOKİ’nin ranta dayalı politikaları nedeniyle hayal kırıklığına uğradılar.


Sütçüler kaymakamları böyle yetiştiriliyor
Mehmet Özer
Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) tarafından yayımlanan “Bu Yolda” isimli şiir kitabı, Ermenilere, Ruslara, Almanlara ve diğer halklara yöneltilmiş hakaretlerle dolu.
Kafkaslar’a sahip olma arzusunun ve Ermeni düşmanlığının yoğun bir şekilde işlendiği kitabın MEB Yayımlar Dairesi Başkanlığı’nın izniyle, MEB Basımevi’nde basılması, durumun ciddiyetini artırıyor. Kitap, Orhan Pamuk’un kitapları için yakma kararı veren Isparta’nın Sütçüler Kaymakamı Mustafa Altınpınar’ın tutumunun yaygınlaştırmasına hizmet eder nitelikte hazırlanmış.
Edebiyat öğretmeni Yunus Zeyrek tarafından yazılan ve MEB Bilim ve Kültür Eserleri Dizisi kapsamında yayınlanan kitapta yer alan “Ermeni” başlıklı şiir, Türkiye’deki egemen tarih anlayışının ilköğretim çağlarından itibaren öğrencilere nasıl aşılandığını gözler önüne seriyor. Şiirde, Ermeniler insan olarak bile görülmezken, “çirkeften çirkefe dalan”, “Moskof’tan da alçak” diye tanımlanan Ermenilere karşı adeta “cihat” çağrısı yapılıyor. 1993 yılında Diyanet Dergisi’nde de yayımlanmış olan bu şiirin yanı sıra, kitapta bulunan diğer şiirler de ırkçı dizelerle dolu. Kitaptaki şiirlerin büyük bir kısmının daha önce Divan, Milli Kültür, Türk Edebiyatı, Türk’ün Sesi ve Diyanet gibi dergilerde yayınlanmış olması, söz konusu şiirlerdeki ifadelerin “denetim sırasında gözden kaçmış olma” olasılığını da ortadan kaldırıyor.
‘Hınzır Almanlar!’
1988-1994 yılları arasında Almanya’da öğretmenlik yapmış olan Zeyrek’in Almanya’dan ayrılmadan önce yazdığı şiir ise Almanya’da yaşayan Türklerle Almanları birbirine düşürmek için kaleme alınmış gibi. 1994 yılında Türk’ün Sesi dergisinde de yayınlanmış olan “Münih’ten Ayrılırken” başlıklı şiirde yer alan satırlar, kitaptaki hakaretlerin Ermenilerle sınırlı olmadığını gösteriyor; “Kibir sarayları dünyaya nazır / Şarabı birası zıkkımı hazır / Mide hınzır, kafa hınzır, kalp hınzır / Koyunu kuzuyu vurulmuş gördüm.”
Şair (!), bir yandan “Bir dönülmez seferde alp-erenler, /Gülmüyor vatan yaptığımız yerler /Hangi marşı çalmada mehter / -Neden sahralar sakin şimdi? /Sanki bu ordu Yavuz’un ordusu değil...” dizeleriyle orduyu göreve çağırıyor. Diğer yandan “Rus’tan almış ev yakmayı /Kardeşe kılıç çekmeyi” diyerek bazı Türklerde görülen “kötü özelliklerin” kaynağının da diğer milletler olduğunu iddia ediyor.


Başa dön


Gerçekler belgelendi
SEKA işçilerinin eylemlerinde attıkları sloganları yayımladığımız için Başbakan Tayyip Erdoğan tarafından gazetemize açılan dava nedeniyle dün söz konusu sloganların yer aldığı CD’ler kamuoyuna sunuldu. Gazatemiz Yazıişleri Müdürü Fatih Polat, “Yazdıklarımız sadece gerçektir” diyerek davanın basın özgürlüğüne yeni ve ciddi kısıtlamalar getirecek olan yeni Türk Ceza Kanunu’nun bir provası olduğuna dikkat çekti.
Tükiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Lokali’nde düzenlenen basın toplantısına gazetemiz imtiyaz sahibi Ahmet Sami Belek, Sorumlu Yazıişleri Müdürümüz İsmail Muzaffer Özkurt, Avukatımız Devrim Avcı ile Ülkede Özgür Gündem Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni İrfan Uçar ve Emeğin Partisi İstanbul İl Başkanı Kamil Tekin Sürek katıldı. Erdoğan’ın, gazetemizde 1 Şubat 2005 tarihinde yayımlanan “SEKA’lı AKP’ye lanet okuyor” başlıklı haberde “fevkalade ağır, katlanılması ve tahammülü gayri kabil hakaretlerin” yer aldığını öne sürerek, gazetemiz hakkında 15 bin YTL’lik tazminat davası açmıştı. SEKA işçilerinin, AKP ve Başbakan aleyhine attıkları sloganları haber yaptığımız için açılan bu davanın, 24 Mart 2005 günü Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi’nde görülen ilk duruşmasında hakim atılan sloganları kanıtlamamızı isteyerek duruşmayı 3 Mayıs 2005 tarihine ertelemişti.
Gerçek, gazeteciliğin ABC’sidir
Basına bir açıklama yapan Fatih Polat, “Biz SEKA işçilerinin AKP Hükümeti ve Başbakan aleyhine attıkları sloganlara sansür uygulamadığımız için yargılanıyoruz” diyerek daha önce de karikatüristimiz Sefer Selvi’nin çizdiği karikatür, Penguen dergisi ve Musa Kart’a açılan tazminat davalarını hatırlattı. SEKA davasının ilk duruşmasında hakimin gazetemiz avukatlarından sloganları belgelenmesini istediğini belirten Polat, “Biz gazeteciler bir haberi verirken, söz konusu haberin kişilerin aleyhine ve lehine olmasına değil gerçek olmasına bakarız. Yaptığımız budur ve dolayısıyla Sayın Başbakan’ın tahammül edemediği de gazeteciliğin ABC’sidir” şeklinde konuştu.
Görevimizi yaptık
Polat, konuşmasını şöyle sürdürdü, “Okuduğu bir şiir yüzünden ceza alan ve hapis yatan Erdoğan’ın, kendisine yönelik tepki ve eleştirilere karşı gösterdiği tahammülsüzlüğü kabul etmek mümkün değildir. Bu tahammülsüzlüğe teslim olamayız. Eylemleri sırasında “Bu şarkı burada bitti” diyerek Başbakan’a seslenen SEKA işçilerinin taleplerini, tepkilerini duyurmak isteyen bir başkasına tercüman olmak bizim asla kaçamayacağımız, kaçarsak gazetecilikten de kaçmış olacağımız görevimizdir” Polat’ın açıklamasının ardından SEKA işçilerinin sloganlarının yer aldığı eylemleri belgeleyen 4 dakikalık bir sinevizyon gösterimi yapıldı.


Başa dön


Öldürüp köprünün altına attılar
Şahin Bayar
Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı Mithat Özcan’ın, JİTEM davasıyla ilgili hazırladığı iddianamede işlenen cinayetler çarpıcı bir şekilde ortaya konuluyor. İddianamede yer alan bilgilere göre; Harbi Arman, Zana Zuğurli ve Lokman Zuğurli yakın mesafeden kafalarına kurşun sıkılarak; Şahabettin Latifeci, Ahmet Ceylan, Mehmet Sıddık Etyemez ve Abdülkadir Çelikbilek ise JİTEM merkezinde sorgulandıktan sonra boğularak öldürüldüler.
İddianamede; JİTEM tarafından infaz edilenlerin cesetleri; ya köprü altına, ya bir mezarlığa ya da yol üzerinde bir kayalığa atıldığı belirtiliyor. JİTEM elamanları, Abdulkadir Aygan, “Yeşil” kod adlı Mahmut Yıldırım, emekli Binbaşı Abdülkerim Kırca, Siirt Jandarma Komutanlığı’nda görevli Uzman Çavuş Uğur Yüksel, itirafçı Muhsin Gül, Fethi Çetin, Kemal Emlük ve eşi Saniye Emlük hakkında, ömür boyu hapis istemiyle hazırlanan iddianamede; cinayetlerin 1992-1994 arasında işlendiğine dikkat çekiliyor.
İddianemede, sanıklar için “çete üyesi” ifadesi kullanılırken; Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in elinden “övünç madalyası” alan emekli Binbaşı Abdülkerim Kırca, “eylemlere ilişkin talimatlar vermek” suretiyle, “çete yöneticisi” olmakla suçlanıyor.
Önce sorgu sonra ölüm
Cinayetlerin nasıl işlendiğine dair ayrıntılı bilgilerin yer aldığı iddianamede; sanıklardan Fethi Güneş, Abdülkadir Aygan ve “Yeşil” kod adlı Mahmut Yıldırım’ın, HEP Muş İl Örgütü üyesi Harbi Arman’ı, ‘...ifade vereceksin, gideceksin...’ bahanesiyle Diyarbakır JİTEM Merkezi’ne götürdükleri, sorgu sonunda ise ; Merkez Yaytaş köyü yolu üzerindeki Tüzik deresi köprüsü altına götürerek, burada Arman’ın kafasına iki adet mermi sıkarak öldürdükleri belirtiliyor. Eski itirafçı Muhsin Gül ve Saniye Emlük (Alataş), Zana Zuğurli ve amcasının oğlu Lokman Zuğurli’nin evini tespit ettikten sonra; Abdulkadir Aygan, Muhsin Gül ve Yüksel Uğur’un, Zana Zuğurli’yi evinden alarak, Merkez Erimli köyüne bağlı Kozan mezrasında elleri arkadan bağlanarak, başına iki adet kurşun sıkıldığı ifade ediliyor. Lokman Zuğurli’nin ise sağ şakak ve burun kökü civarından yakın atışla sıkılan iki adet mermi ile öldürüldüğü ve cesedinin ancak iki gün sonra bulunabildiğine dikkat çekiliyor.
JİTEM elamanlarının işlediği iddia edilen başka bir cinayet ise Servet Arslan ve Şahabettin Latifeci’nin ölümü. İddianamede; Abdulkadir Aygan ve Yüksel Uğur, Servet Arslan ile Şahabettin Latifeci’yi JİTEM merkezine götürerek, önce işkence yaptıkları ardından boğarak öldürdükleri dile getiriliyor. İddianamede cesetlerin Merkez Erimli köyü Kuşaklı mevkiinde köprü altına atıldığı belirtiliyor.
İple boğdular
İddianamede; Abdülkadir Aygan ve Yüksel Uğur’un birlikte işlediği öne sürülen bir cinayete daha yer veriliyor. İddianameye göre; Aygan ve Uğur’un, “PKK’ya yardım ve yataklık yaptıkları ve dağ kadrosunda olduklarına inandıkları” Ahmet Ceylan ve Mehmet Sıddık Etyemez’i alarak, JİTEM merkezine götürdükleri ve burada bilgi almak amacıyla işkence yaptıktan sonra, iple boğarak ikisini öldürdükleri kaydediliyor. Cesetlerin Merkez Yaytaş köyü Zarköy mezrası yakınlarında beyaz naylon çuvallar içinde kayalıklar arasına atıldıkları dile getiriliyor.
Abdulkadir Aygan, Kemal Emlük, Abdüllkerim Kırca ve Yüksel Uğur’un, “PKK’yi finanse ederek yardım ve yataklık yaptığına inandıkları” Abdülkadir Çelikbilek’i JİTEM merkezine götürerek, işkence yaptıkları ve elleri arkadan pardesü kemeriyle bağlı halde boğarak öldürdükleri belirtiliyor.


Başa dön


TOKİ yeşil alanları satıyor
Ulaş Emre
Ataşehir, Bahçeşehir ve Ataköy’deki yeşil alanları satışa çıkaran Toplu Konut İdaresi (TOKİ) şimdi de Halkalı Toplu Konutlar 3. Etap’taki yeşil alana konutlar yapmak için harekete geçti. Halkalı projesinde sessiz sedasız değişiklik yapan TOKİ, yeşil alana bina dikmek için İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden imar izni de aldı.
TOKİ, Halkalı Toplu Konutlar’ı, vaat ettiği sosyal tesisleri tamamlamadan 2001 yılında hak sahiplerine teslim etmişti.
Özellikle yeşil alanları ve sosyal donatıları için Etaplar’dan daire alan site sakinleri, TOKİ tarafından kandırıldıklarını düşünürken, 3. Etap Toplu Yapı yöneticileri, yasal yollardan haklarını söylediler.
Keyfi proje değişikliği
Kaynak yaratmak için Halkalı’daki arsalarını SOYAK gibi firmalara satan ve hastane olarak planlanan arsanın büyük bölümünü konut alanına çeviren TOKİ, şimdi de sitedeki yeşil alana göz dikti. Keyfi bir kararla yeşil alanın imara açıldığını belirten 3. Etap Toplu Yapı Yönetim Kurulu Başkan Vekili Mahmut Çiğdemal, “Toplu Konut İdaresi’nin bu yaklaşımı, doğayla uyumlu çağdaş kentler yaratma modeline, rant uğruna, ağır bir darbe indirmek olur. Burası sitemizin en büyük yeşil alanıdır. Aslında TOKİ evlerimizi teslim etmeden burasını ağaçlandırmakla yükümlüydü. Onların yapmadığını biz bu yıl başlattık. Site sakinlerimizin, içinde gezebileceği, ağaçların altında oturabileceği, çocukların oynayacağı ve sitemizin akciğeri olacak bir koruluk yaratma projemizi hayata geçirmek için, Küçükçekmece Belediyesi’nden de destek talebimiz oldu. Belediye Başkanımız Sayın Aziz Yeniay, Nevruz günü bu bölgeye ağaç dikimini bizzat başlatarak katkı sundu. Üç gün sonra burasının yeşil alan olmaktan çıkartıldığını öğrenmek, sitede büyük tepkiye yol açmıştır” dedi.
Başbakan Otyam’dan da tazminat kazandı
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Gazeteci-Yazar Fikret Otyam’dan, kişilik haklarını ihlal ettiği gerekçesiyle 5 milyar lira manevi tazminat kazandı. Ankara 13. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde görülen davanın karar duruşmasına Avukat Şahin, Türk Ceza Kanunu’nda (TCK) zina ile ilgili yapılması düşünülen, ancak geri çekilen düzenlemeler hakkındaki tartışmalar sırasında Otyam’ın Aydınlık dergisinde 26 Eylül 2004 tarihinde yazdığı dava konusu makaleyle ilgili görüşlerini içeren dilekçe sundu. Otyam’ın Avukatı Mehmet Cengiz, davacının Başbakan olduğunu ve attığı her adıma, söylediği her söze dikkat etmesi gerektiğini ifade etti. ‘’Başbakan eleştirilere katlanmalıdır’’ diyen Cengiz, eleştirilerde de kamu yararı bulunduğunu belirterek, davanın reddine karar verilmesini istedi.
‘Radyo Dünya susturulamaz’
Radyo Dünya’nın yayınının RTÜK tarafından 4 Nisan’dan itibaren bir ay süreyle durdurulması tepkiyle karşılaşndı. İnönü Parkı’nda bir araya gelen Radyo Dünya çalışanları, dinleyicileri, EMEP, DEHAP, SDP, İHD yöneticileri ile gazetemiz Evrensel ve DİHA temsilcileri kapatılma kararına tepki gösterdi. ‘Radyo Dünya susturulamaz, radyomuz değil RTÜK kapatılsın” sloganlarının atıldığı eylemde, kapatma kararının geri alınması istendi. RTÜK’ün yayınlara müdahalesini konu alan bir skeç gösterisinin de sunulduğu eylemde, Radyo Dünya çalışanları ağızlarını siyah bantla kapatarak kapatma kararını kınadı. Eylemde konuşan Radyo Dünya Genel Yayın Yönetmeni Fatih Demir, “Radyo Dünya halka mal olmuş bir kurumdur. Türkiye’de yaşayan tüm halkların kültürel değerlerini yansıtmaya çalışan Türk, Kürt, Arap, Laz ve bütün dünya halklarının özgür sesidir Radyo Dünya. Buna karşın RTÜK tartışmalı ve çağdışı bir kurumdur. RTÜK’ün kararını kınıyoruz. İç hukuk yollarından bir sonuç alamazsak uluslararası tüm hukuk mercilerine başvuruda bulunacağız. Adaletsiz, taraflı, subjektif ve siyasal bir kurum olan RTÜK’e karşı da demokratik mücadelemizi sürdüreceğiz” dedi.
TGC’den iddialara cevap
Basında, Türk Ceza Yasası’na (TCK) karşı gazeteci örgütlerinin ortak hareket etmesini Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin (TGC) engellediği yönünde yer alan iddialara TGC’den cevap geldi. TGC’den yapılan açıklamada Türk Ceza Yasası’nın basın yayın yoluyla işlenen fiiller konusundaki değişiklik çalışmalarına ilişkin kimi yorumlar değerlendirildi. TGC’nin hiçbir basın kuruluşunu rakip olarak görmediği için, ayrıcalıklı bir uygulama isteğinde de bulunmadığının belirtildiği açıklamada şu ifadelere yer verildi: “Basın Kartı Komisyonu ile Basın Yasası’nın görüşüldüğü Türkiye Büyük Millet Meclisi Adalet Komisyonu toplantılarına da diğer kuruluşlarla aynı masada katılarak görevini yerine getirmiştir. TGC Yönetim Kurulu Sayın Başbakan’la 24 Mayıs 2004 günü görüşmüş, o tarihten sonra da randevu talebinde bulunmamıştır. Sayın Adalet Bakanı ile de son görüşme kendilerinin telefonla yaptıkları davet üzerine 29 Mart 2005 günü gerçekleştirilmiştir. TGC yönetimi, çalışma grubunun eşgüdümünü sağlayacak olan Adalet Bakanlığı’na şart koşmayacak kadar saygılı ve sorumluluğunun bilincindedir.”
Ayşe Yeşil toprağa verildi
Belediye-İş İstanbul 2 No’lu Şube’de sekreterlik yapan Ayşe Yeşil toprağa verildi. Geçtiğimiz pazar günü geçirdiği ani bir rahatsızlık nedeniyle yaşamını yitiren Yeşil için dün Belediye-İş İstanbul Şubeleri Binası önünde cenaze töreni düzenlendi. Cenaze törenine Türk-İş, DİSK, KESK’e bağlı sendikaların temsilcileri, işçiler, Yeşil’in yakınları ve dostları katıldı. Belediye-İş 2 No’lu Şube Başkanı Hasan Gülüm, törende yaptığı konuşmada, Yeşil’in 13 yıldır emek mücadelesine elinden geldiği kadar katkı sunmaya çalıştığını ifade etti. Burada yapılan törenin ardından Yenibosna Cemevine götürülen Yeşil, daha sonra Altınşehir Mezarlığı’nda toprağa verildi.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net