|
|

|
           

Galatasaray Üniversitesi Öğretim Üyesi Sosyolog Hülya Tufan Tanrıöver’le ‘kaynana programları’nın etkilerini konuştuk.
|
Medya
..................................................................................
Elif Görgü
|
Medyayı terbiye etmek gerek
Medya neden bu tür yarışma programlarına ihtiyaç duydu?
Medya demeyelim de aslında genel olarak popüler kültüre baktığımızda, popüler kültür tanımı gereği olabildiğince geniş kitleye ulaşan ve kendisini üreten; sanayiye olabildiğince düşük maliyetle çok kâr sağlayan bir alandır. Türkiye’de sorunlar ‘ticari medya’nın devre girmesiyle başladı. Televizyon yayıncılığımız gibi çok yaratıcı olmadığından dolayı, mevcut olan formüller alınıp bilimsel kafa yormaksızın yapılıyor. Halkın beğeneceğinin kesin olduğu önceleri diziler ve kurmaca filmleri tercih ettiler, ki hâlâ da en fazla izlenen programlardır. Ama zamanla özellikle yurtdışında prim yapan ve bizim ‘tele gerçeklik’ dediğimiz reality programlarına kaymaya başladılar.
İzleyici kendisine yakın olan, kendi hayatında da görebildiği şeyleri izlemeyi seviyor. Bu bilimsel olarak saptanmış bir olgu. Bu programlar da ‘sıradan’ insanların ‘sıradan’ problemlerinin ekranda yaşandığı programlardır.
Yapımcılar neden evlilik programlarını tercih ettiler?
Türk insanı Nâzım Hikmet’in çok güzel söylediği gibi “doğar, eskere gider, evlenir ve ölür”. Evlenmek, herkesin sorunudur. Hal böyle olunca bu tarz bir şeyin insanların ilgisini çekeceği düşünüldü. Ancak ondan sonra iş çığrından çıktı. Yapımcı açısından bunlar görece az uğraştıran, düşük maliyetli yapımlar. Uyduruktan bir stüdyonun ya da bir evin içine tık insanları, dört tane kamera koy, iki tane sporsor bulup ona beş altın ötekine iki çeyiz takımı ver, iş bitti.
Bir anda bu programların değişik versiyonları ekranları doldurdu...
Türkiye’de televizyoncuların bir başka önemli özelliği de, bu terimi literatürde ben kullandım ilk kez, ticari televizyonlarda programların “klonlama” yöntemi ile yapılır. Öbür kanalın bir programı çok sevildiyse kopyanın da ötesinde programın aynısı yapılır, adının önüne sonuna bir şey eklenir. Programlar bu şekilde üremeye başladılar. İnsanların sevmesinin ikinci bir başka nedeni de şu; “her şey satılık” kültürünün getirdiği bir şey, ayrıca yoksulluk yani parasızlık. İnsanlar ekranda birilerinin paraya ulaşamasını bir özdeşim mekanizması ile “Ben de kazanabilirim” diyerek büyük bir heyecanla izliyorlar.
Bu programlar daha çok ev kadınları tarafından izleniyor.
Profesyonel ev kadını olanlar yani başka hiçbir iş yapmayanlar da Türkiye’de rekor düzeyde. Hal böyle olunca ev kadınların tek işleri ev ve evin uzantılar yani aile kurma, kızkardeşine koca bulma vb... Burada sosyolojik bir olgunun altını çizmek gerekiyor ki Türkiye’de sadece mekansal ve biçimsel olarak çekirdek aile, hepimiz geniş aile içinde yaşıyoruz. Telefon çalar, kaynanamız arar ve ailemiz anında genişler.
Sadece Türkiye’de değil dünyanın her yerinde ilgi çeken televizyon programları bir sohbet konusu ve sosyalleşme aracı oluyor. İzleme olayından da çıktı bir müdahale olayına geldi. Bu da son derece normal çünkü formatı siz tele gerçeklik olarak sunarsanız insanlar da ona katılmak isterler. Hatta o insaların bu katılımı tırnak içinde “sağlıklı” bir şey bile. Ev kadınları kendilerine alternatif kamusal alan açıyorlar.
TİCARETİN DE SINIRI VAR
RTÜK’ün bu programlara yasak getirmek istemesi tartışma yarattı. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Bu tür programların düzenlenmesi çok zor. Ama RTÜK bu konuda bir şey söylediğinde insanlar üzerine çullandılar. ‘Yasaklanmalı’ terimi yanlış olabilir. ‘Kardeşim bu ticaret sen karışamazsın’ denildi. O zaman rakı satmak da ticaret insanlar ölünce de karışmamak lazım. Ticaretin de boyutları var; etik kuralları var. İkincisi televizyon yayıncılığı herhangi bir ticaret değil, sattığınız defolu kazağın getireceği zarardan çok daha önemlidir zararları. Eğer bir ülkede düzenleme kurulu varsa bunun birinci görevi zaten bunlarla ilgilenmektir. İlgilenmek ille sansür anlamına gelmez. Ben hep bu örneği veriyorum, sansür olmasın o zaman, çok rica ediyorum yarın öğleden sonra bir pornografik film konsun. Bayılır insanlarımız, millet dükkanını kapatır seyreder. Ama yapabiliyorlar mı? Demek ki bazı şeyler sadece halk istiyor diye olmayabiliyor. Asıl kanalların kendi özdenetimlerine kalmış ama RTÜK’ün de yapabileceği bir kınama, kamuoyu nezdinde bir dikkat çekme varsa ben bunu yapmasından daha doğal bir şey göremiyorum, çünkü o zaman öyle bir kurul olmaz. Medyanın bir şekilde terbiye edilmesi gerekiyor ama nasıl olacağını bilemiyorum. Ancak şunu söyleyeyim Türkiye’de özellikle üniversitelerin araştırmasına ayrılan pay koşulları çok acıklı. Yurtdışında RTÜK gibi kurumlar uzmanlarla çalışıyorlar.
Ancak RTÜK dizi aralarında reklamların azaltılmasını bile sağlayamadı.
Ancak tabii orada çok makro dengeler var. Bu işin bir de ekonomi politiği var, sadece düşük maliyetle çok kâr getirmesi ile bitmiyor. Türkiye’nin genel medyasının bir ‘sahiplik’ yapısı, bir siyasetle ilişkisi, bir Türkiye’nin en üst düzeyde bunların dengeleri var. Reklamcılar nerede duruyor, kamu kurumları nerede duruyor, kamu kurumları niye reklamcılarla arayı çok açamıyor, niye medya kuruluşları ile arayı çok açamıyor gibi sorunlar var.
ŞİDDETE GELİNCE, DEVEYE SORMUŞLAR NEDEN BOYNUN EĞRİ...
Yarışmacıların da şiddeti her programda biraz daha tırmandırmaları; bileklerini kesme, kafasında bardak kırma gibi hareketleri hakında ne düşünüyorsunuz?
Dünya televizyonlarında en çok tartışılan konulardan bir gerçekle kurmacanın içiçe geçmesi. Bu tür programlarda her zaman işin içinde bir yapmacıklık, kurmaca oluyor. İlla bir yönetmen ‘şunu şöyle yapacaksın’ demek zorunda değil. Oraya katılan insanın amacı belli olduğu için ‘o amaca nasıl ulaşırım’ diyor ve olgunun tamamı yapay olduğundan her türlü yapaylıktan yararlanabiliyor.
|
|
|