www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Kadınız, eşitiz, haklarımız var!..
“Önce insanız. Sonra kadın ve erkeğiz. Tüm insanlar özgür, eşit ve onurlu olarak doğarlar. Başta anayasa olmak üzere tüm yasalardaki düzenlemeler ve haklar, kadın-erkek eşitliğine dayanmaktadır. Bu haklarımız vazgeçilmez, devredilmezdir.”

Bu bildiğim İSTANBUL
“Ben bu kadarını tanıyorum, bu benim bildiğim İstanbul ve insanları. Mesela bu filmde azınlık bir kahraman yok. Ya da İstanbul’a gelmis bir yabancı yok. Ya da çok sıradan bir tapu kadastro memuru yok. İstanbul çok büyük bir yer. Bir tek değil, beş değil yüzbinlerce İstanbul masalı var. Benim anlattıklarım sadece küçük bir kısmı.”

İstanbul’un güzel taraflarını tanıyorum
İstanbul’a her sene birkaç kez geliyorum, yabancı hissetmiyorum kendimi. Ancak Istanbul’un çok az tarafını tanıyorum. Ve herhalde sadece güzel taraflarını. Filmde hem İstanbul’un güzelliği yansıyor, hem de karanlık, şiddetli ve korkutucu tarafları.


Kadınız, eşitiz, haklarımız var!..
Sennur Sezer
“Önce insanız. Sonra kadın ve erkeğiz. Tüm insanlar özgür, eşit ve onurlu olarak doğarlar. Başta anayasa olmak üzere tüm yasalardaki düzenlemeler ve haklar, kadın-erkek eşitliğine dayanmaktadır. Bu haklarımız vazgeçilmez, devredilmezdir.”
Kayseri Barosu Kadın Hakları Komisyonu’nun 8 Mart 2005 için hazırladığı “Kadınız, eşitiz, haklarımız var!” adlı kitapçığın sunusu bu cümlelerle başlıyor. Kitapçık kadınları ve kamuoyunu hakları konusunda bilinçlendirmek amacıyla hazırlanmış.
Bilinçlenme için adım
Kayseri Barosu Kadın Hakları Komisyonu 29 Ekim 2004 tarihinde kurulmuş. Komisyon Av. Ayşegül Oskay Gürlek (sorumlu baro yönetim kurulu üyesi), Av. Behiye Köse (Başkan), Av. Serap Altuntaş (Bşk.Yardımcısı), Av. Hümeyra Esim (Gnl. Sekreter), Av. Dilek Akkaçaya (Gnl. Sekreter Yardımcısı), Av. Füsun Varol, Av. Ayten Tepecik, Av. Seher Doğaner, Av. Zuhal Turan, Av. Afet Adem Demirdelen, Av. Özgür Çalışkan, Av. Metin Ceylan, Av. İbrahim İlbasmış’tan oluşan komisyon temel amaçlarını: “Yasalarda kadın erkek eşitliğinin sağlanması ve eşit hakların uygulamaya yansıtılmasına destek olmak,” ve “Kamuoyunu ve kadınları hakları konusunda bilgilendirmek, nereye ve nasıl başvuruda bulunabilecekleri konusunda bilinçlendirmektir” cümleleriyle özetliyor.
Bu kitapçık bilinçlendirme çalışmalarının bir adımı. Kolay okunması için büyük puntolu harflerle, yalın bir dille hazırlanan kitapçıkta yer alan bazı konular şunlar:
Hukuki öneriler
Kadın toplumda ne tür şiddete maruz kalabilir, 4320 Sayılı Ailenin Korunması Hakkında Kanun, kadına yönelik şiddet, aile içi şiddete uğrayan kadının müracaat yolları, 4320 Sayılı Kanun’un getirdiği tedbirler, tedbirlere uyulmaması halinde yapılabilecekler, 4721 Sayılı yeni Türk Medeni Kanunu, evlilik yaşı, evlenme töreni, boşanma, maddi-manevi tazminat, yoksulluk nafakası, müşterek çocukların velayeti, evlilik birliği içersindeki hak ve sorumluluklar, yasal mal rejimi, evlat edinme, soy bağının hükümleri, velayet, aile mahkemeleri.
Miras Hukuku ve İş Kanunu
Ayrıca Miras Hukuku ve İş Kanunu’nun kadınlarca bilinmesi gereken maddeleriyle ilgili açıklamaları yer alıyor.
Bir örnek verelim:
“İşveren fesih bildiriminde sebep bildirmeksizin veya geçerli olmayan bir sebeple (cinsiyet, medeni hal, aile yükümlülükleri, hamilelik, doğum, doğum iznini kullanmak, cinsel taciz vb. gibi) kadın işçiyi çıkaracak olursa, kadın işçinin çalıştığı tüm sürenin kıdem ve ihbar tazminatını ve diğer tüm işçilik haklarını ödemek zorundadır. Eğer ödemez ise kadın işçi fesih bildiriminin tebliği tarihinden itibaren bir ay içinde dava açabilir ve işe iadesini isteyebilir.”
Kitapçıkta işe girişte SSK’ya verilecek işe giriş bildirgesi formu ve yoksulların mahkeme masraflarının karşılanması için “adli müzaharet” isteme koşulları, barodan adli yardım istemek için gerekli evrak listesi de yer alıyor. Bu tür kimi maddeler kitapçığı tüm aile için yararlı kılmış.
Aydınlanma için
Kayseri Barosu 2005 yılının 8 Mart etkinliğini “Yeni Türk Ceza Yasası’nda Kadına Yönelik Düzenlemeler ve Kadına Karşı Şiddet”e ayırmıştı. 9 Eylül Üniversitesi öğretim üyelerinden Doç. Dr. Mustafa Ruhan Erdem ve Selçuk Üniversitesi’nden Yrd. Doç. Dr. İbrahim Dülger’in yasa maddelerini karşılaştırarak yaptıkları sunumlar bir ders niteliği kazandırdı. Kayseri Barosu Kadın Hakları Komisyonu’ndan Av. İbrahim İlbasmış’ın yönettiği panel’in tek kadın konuşmacısı bendim. Panel kalabalık bir izleyici kitlesinin sorularıyla bir süre sonra bir bilgilenme toplantısı niteliği kazandı. Barolarımızın kadın ve insan hakları konusunda bu tür kitapçıklar yayımlaması, halkın anlayacağı dilde bilgilendirme toplantıları yapması sanırım ülkemizde belirli bir aydınlanmayı da sağlayacaktır.
sezer@evrensel.net


Başa dön


Bu bildiğim İSTANBUL
Şenay Aydemir
Anlat İstanbul’un senaristi ve yönetmenlerinden Ümit Ünal
Öncelikle filmi beş yönetmen yönetiyor ve siz hem senaryo yazarı hem de yönetmen olarak bu filmde varsınız. Filmin senaryosu yazılırken beş yönetmenin çekeceği belli miydi? Yoksa bu proje daha sonra mı geliştirildi?
Filmi 1997-98’de ilk kez yazdığımda 5 yönetmen fikri yoktu. 2000 yılında da bir yapımcıyla yine tek başıma çekmek üzere çalıştım. Ama olmadı. Bu fikir geçen sene bana bir arkadaşım tarafından önerildi. Bana da filme yeni bir enerji katabileceği için ilginç göründü.
Böylesi bir çalışmanın zorlukları ve kolaylıkları neler oldu?
Birlikte hareket etmeyi ve egosunu bir kenara bırakmayı kabul eden, seçen ve seven
yönetmenleri bulmak zor oldu. Yönetmenler bulunduktan sonrası uzun bir ön çalışma ve çok zevkli bir yapım süreci oldu. Tabii ki küçük gerginlikler ve kırgınlıklar oldu ama işin genelinde çok çok anlaştık ve filmi ilk kez izlediğimiz sinema salonundan beşimiz de mutlu ayrıldık.
Özellikle bir önceki filminiz “Dokuz”da belirgin bir biçimde ortaya çıkan farklı ‘kurgu’lar burada da görülüyor. Bunlar dünya sinemasında sıkça görülse de Türkiye için yeni sayılabilir. Bu tarz, hikâye anlatımında ne gibi kolaylıklar-zorluklar yaratıyor.
Ben bir tarz belirleyerek yazmıyorum hikâyelerimi. Genellikle içimden gelen hikâyeler filmin tarzını ve şeklini belirliyor; ben tarz meselesini önde gelen ve filme bir kılıf gibi oturan bir şey olarak değil; hikâyenin kendisinden, yazar/yönetmenin iç dünyasından, alışkanlıklarından, saplantılarından doğan bir şey olarak görüyorum.
İstanbul ile ilgili son dönemde çekilen hemen bütün filmlerin ortak karakterleri, mafya, eşçinseller, fahişeler, uyuşturucu tacirleri, katiller ya da eğlence dünyasının en altındakiler oluyor. Buna son dönemde vazgeçilmezler haline gelen Kürt karakteri de eklemeliyiz. Bu sizin filminiz de de böyle; İstanbul denilince akla neden hep bu karakterler geliyor?
Ben mafyatik karakterler hariç, gördüğüm, bildiğim, tanıştığım ya da yakından gözlemlediğim insanları yazıyorum. Bu insanların çoğu bana yabancı değil, bir zamanlar gördüğüm, sevdiğim, nefret ettiğim, aşağıladığım ya da hayran olduğum insanlar. Başka yönetmen-senaryocuların bu insanları basmakalıp bir şekilde ele almaları beni ilgilendirmez, ben anlattığım insanlara insani bir boyut kattığımı sanıyorum.
Yine benzer şekilde; İstanbul’a ait hemen her hikâye Haliç, Beyoğlu, Kabataş üçgeninde geçiyor. Sizin filminiz de böyle: İstanbul’un başka yerlerinde anlatılacak hikâyeler yok mu?
Anlat İstanbul, Ahırkapı’dan Yeşilköy’e, Boğazdaki köşklerden, yeraltındaki metro
inşaatlarına çok çeşitli mekânlarda geçiyor. Daha ne olsun? Ama eğer mekân değil de insanların kısıtlılığından söz ederseniz, ben yine yukarıdaki cevabımı işaret ederim. Ben bu kadarını tanıyorum, bu benim bildiğim İstanbul ve insanları. Mesela bu filmde azınlık bir kahraman yok. Ya da İstanbul’a gelmiş bir yabancı yok. Ya da çok sıradan bir tapu kadastro memuru yok. İstanbul çok büyük bir yer. Bir tek değil, beş değil yüzbinlerce İstanbul masalı var. Benim anlattıklarım sadece küçük bir kısmı.
Yönetmen olarak yer aldığınız ilk filminiz “Dokuz”, daha çok oyunculuk performansına dayanıyordu. Bu film içinde benzer değerlendirmeler yapıldı ve İstanbul’un görsel olanaklarının yeterince değerlendirilemediği söylendi. Bu eleştirilere katılıyor musunuz?
Katılmıyorum. Joyce “Dublin bir gün yıkılsa, Ulysses sayesinde son tuğlasına kadar yeniden kurulabilir” mealinde bir şey demiş. Anlat İstanbul elbette bu kadar iddialı bir film değil. Olamaz. Ama bu film İstanbul’a duyduğum sonsuz sevginin ve nefret/kaçıs hislerinin bir toplamı. Bu filmde yer alan kimi mekânlar, sinemamızda
binlerce kere kullanılmasına rağmen hiç buradaki gibi görüntülenmedi. Hiçbir Türk sinemacı, İstanbul’un görüntülerini böyle değerlendirmedi. (Bkz: Haydarpaşa Garı, Eski Galata Köprüsü vb.)
“Anlat İstanbul”, klasik masalları İstanbul ahalisine uyarlıyor. Ancak, masalların sonu genelde ‘mutlu son’la biter. Oysa film; belki umutsuz değil ama mutsuz bir sonla bitiyor. Bir masal anlatıcısı olarak, gerçekten bugünün masallarının mutsuz bitmesi gerektiğini düşünüyor musunuz?
Anlat İstanbul mutsuz biten bir masal değil. İnsanların sinemadan mutsuz hislerle ayrıldığını sanmıyorum. Bazen karanlıktan bahsetmek de insanlara iyi gelebilir ve umut verebilir.
İyi bir filmin temel taşının iyi senaryo olduğu söylenir. Siz bir senaryo yazarı olarak Türkiye sinemasında senaryo yazarlığının ne düzeyde olduğu konusunda bilgi verir misiniz?
Türkiye’de az sayıda iyi senarist çıkıyor denir hep. Ben az sayıda yönetmen, yapımcı çıktığını düşünüyorum. Senaryo yazmak teknik bir iştir ve yaparak öğrenilir. Bu kadar az filmin yapıldığı bir ülkede az sayıda iyi senaryo ve senaristin çıkması son derece normal diye düşünüyorum.
Siz, senaryo yazarlığı konusunda eğitim veren projede de yer aldınız. Bu projeye ilginin düzeyi nasıl oldu?
13 Mart günü Sender Senaryo Atölyesi’nde ilk dersimi verdim. İlk izlenimim son derece katılımcı bir 70 kişiyle karşı karşıya olduğumdu. Çok ilgili, öğrenmek isteyen bir öğrenci grubu oluşmuş. Bundan sonraki 3 ayı keyifli geçireceğiz sanırım.

Ümit Ünal (1965)
İzmir 9 Eylül Üniversitesi, GSF Sinema-TV Bölümü mezunu. Okul sırasında çeşitli kısa filmler yaptı. Bunlar kısa film yarışmalarında ödüller aldı. 1990’dan beri çeşitli reklam ajanslarında reklam yazarı ve kreatif direktör olarak çalıştı. Son iki yıldır serbest reklam yönetmenliği yapıyor.
Yönettiği filmler
Anlat İstanbul (2004)
Biz Size Aşık Olduk (2003) - [TV dizisi]
9 (Dokuz) (2002)
Senaryosunu yazdığı filmler
Anlat İstanbul (2004)
9 (Dokuz) (2002)
Amerikalı (1993)
Yaz Yağmuru (1993)
Tatlı Betüş (1993) - [TV dizisi]
Berlin in Berlin (1992)
Arkadaşım Şeytan (1988)
Hayallerim, Aşkım ve Sen (1987)
Milyarder (1986)
Teyzem (1986)


Başa dön


İstanbul’un güzel taraflarını tanıyorum
Ulaş Emre
“Anlat İstanbul” un Kırmızı Başlıklı Kızı olarak çıktı bu kez karşımıza İdil Üner. Almanya’da doğup büyüyen, 12 yıldır profesyonel oyunculuk yapan Üner’i Fatih Akın’ın “Temmuz’da” ve “Duvara Karşı” filmlerinden hatırlayabilirsiniz. Bundan beş sene öncesinde İstanbullu bir yapımcının kendisine o zaman ki adıyla‚ “İstanbul Masalları”nın senaryosunu verdiğini ve Meleğin rolünü teklif ettiğini söylüyor. Ama daha sonra yapımcıdan ses çıkmamış ta ki Ümit Ünal’ın kendisini bulana kadar. Film, Üner’in yani Melek’in hapishaneden çıkmasıyla başlıyor...
Kaç yıldır Almanya’da yaşıyorsunuz? Oyunculuğa nasıl başladınız?
Almanya’da doğup büyüdüm ve orada yaşıyorum. Okulda gençlik tiyatro grubuna katıldım, sonra Berlin Türk Tiyatrosu TIYATROM’daki gençlik atölyesine katıldım, daha sonra TIYATROM’un kadrolu oyuncusu olup 1992’ de Güzel Sanatlar Akademisi’nde 4 sene oyunculuk okudum.
“Anlat İstanbul”un kadrosuna nasıl dahil oldunuz?
Bundan beş sene önce İstanbullu bir yapımcı bana o zaman ki adıyla‚ “İstanbul Masalları” olan “Anlat, İstanbul”un senaryosunu verdi ve Meleğin rolünü teklif etti. Senaryoyu su içer gibi okudum, çok beğendim. Yani okuduğum en güzel senaryolardan bir tanesiydi. Ancak yapımcıdan bir daha ses çıkmadı, üzülmüştüm doğrusu. Geçen sene senaryo beni yine buldu. Ümit Ünal beni bir filmde izleyip, uygun bulmuştu. Berlin Türk Film Günleri’nde Berlin’e gelmişti ve tesadüfen annemlerle tanışmış, ben Berlin’de değildim o zaman, anneme benim için senaryoyu vermiş. Elime geçtiğinde bu bana bir yerden tanıdık geliyor dedim ve o beş sene evvel okuduğum senaryo olduğunu fark ettim ve çok sevindim. Bu arada yapımcı da değişmişti ve para bulunmuştu.
Melek’in Almancı olması Kırmızı Başlıklı Kız’ı oynamanızda ki en büyük etken diyebilir miyiz? Masalı okumuş muydunuz?
Bu rol bana teklif edildi, benim tercihim değildi. Melek Almancı olduğu için en doğrusu bir Almancıyı oynatmak olur diye düşündüğünü zannediyorum Ümit Ünal’ın. Şaka bir yana oyunculuğumu ve yurtdışında yaşamamı, dolayısıyla Türkçeyi aksanla konuşmamı uygun buldu herhalde Melek karakteri için. Onun dışında, evet Kırmızı Başlıklı Kız’ın masalını ben de okurdum çocukken, fakat çok etkileyici değildi benim için. Ancak kurtun karnını kesip o kocaman ve ağır taşları nerden bulup nasıl kurtun midesine doldurduğuna hep kafa yormuşumdur çocukken.
Yurtdışında yaşayan biri olarak “Anlat İstanbul’ size ne anlatıyor?
İstanbul’a her sene birkaç kez geliyorum, yabancı hissetmiyorum kendimi. Ancak Istanbul’un çok az tarafını tanıyorum. Ve herhalde sadece güzel taraflarını. Filmde hem İstanbul’un güzelliği yansıyor, hem de karanlık, şiddetli ve korkutucu tarafları. Doğrusu yeraltı dünyasıyla, para peşinde olan bir üvey anneyle işim olmasını istemem. Ancak biraz masalımsı bir tarzda hikâyeler anlatıldığı için biraz İstanbul’a karşı olan romantik duygularıma da değiniyor.
Prodüksiyonuyla, oyuncu kadrosuyla tam bir Türk filmi ve sizin için bir ilk sanırım. Almanya ve Türkiye’de ne gibi farklar var bu konuda?
Çekimler benim için son derece keyifli, ciddi ve verimli geçti. Birlikte çalıştığım oyuncu arkadaşlarım çok iyi oyuncular, işi gereken ciddiyetle ve profesyonellikle yaptılar. Kimse kendini görmedi, herkes hikâyeyi, içeriğini, ruhunu ön planda tuttu. Çok iyi bir paylaşım içinde çalıştık. Ömür Atay benim çok eski bir arkadaşım. Onun benim oynayacağım bölümü yöneteceğini duyunca çok sevindim, bilmiyordum. O bana gayet net ne istediğini anlatabildi, ben ona sahne içinde birkaç olanak sundum, o seçti. Fark anlamında da Almanya’da daha planlı çalışılıyor, daha düzenli. Fakat bu planlılık o kadar koyu uygulanıyor ki, ondan adım uzaklaşmak mümküm değil. Herkes sadece kendi alanında uğraşır, kendi dairesinden çıkmaz. Türkiye’de, öyle yaşadım çalışma sırasında, plan çok esnek, fakat birçok şey mümkün, yani problem çözmekte büyük yaratıcılık var.
12 yıldır profesyonel oyunculuk yapıyorsunuz. Almanya’da bir Türk oyuncu olarak çalışmanın zorlukları, olumlu ve olumsuz yanları oldu mu?
Tabii ki ilk başta, yani filmde çalışmaya başladığım zaman dar görüşlülükle karşı karşıyaydım. Yani gelen teklifler genelde Türk ya da yabancı rollerdi. Bu beni tabii ki tatmin etmedi. Rollerin yabancı olması değil, hikâyelerin klişelerle dolu olması, yüzeysel olmaları beni rahatsız etti. Ön yargıları desteklemek istemedim. Ayrıca oyunculuk okumuştum, yani Shakespeare, Schiller, Lorca vs. dünya tiyatro edebiyatından eserleri irdeledim, üzerine çalıştım, yani her şey oynayabilirdim. O yüzden birçok teklifi geri çevirdim, ancak senaryo beni gerçekten ilgilendirdiği anda, beni zorlayabileceğini düsündüğüm anda, oyunculuğumu ilerletip tatmin edeceğini düşündüğüm anda kabul ettim. Ve şimdi öyle bir yerdeyim, beni oyuncu olarak ciddiye alıyorlar.
Fatih Akın’ın filmleriyle tanıdık sizi. Akın ile çalışmayı sürdürecek misiniz?
Muhakkak.
Sesiniz oldukça güzel. Değerlendirmeyi düşünüyor musunuz?
Bazı projeler düşünülüyor. Ancak bence daha çok ilerlemem lazım bu konuda. Müziği çok seviyorum, şarkı söylemeyi de. Bu alanda pop kariyeri yapmak aklımın ucundan geçmiyor. Bir kulüpte ya da bir Jazz bar da söylemek var hayalimde. Ama dediğim gibi daha gidilecek yol var. Zaman da biraz az.
Önümüzdeki döneme ilişkin bir projeniz var mı?
Şimdi yeni bir projeye hazırlanıyorum. Almanca bir piyesi Türkçe’ye çevireceğim bir tiyatrocu arkadaşımla (onun Türkçesi çok iyi). Ondan sonra da TIYATROMDA sahneleyeceğim. Hayalim o oyunu İstanbul’da da sahnelemek. Ayrıca yeni bir film hikâyesi üzerine çalışıyorum. Belki bir Alman TV filminde oynayacağım yakında.


Başa dön


CRR’de Aşık Veysel anması
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Sosyal İşleri Daire Başkanlığı halk ozanlarımızdan Aşık Veysel’i anmak için bir gece düzenliyor. Yarın yapılacak anma gecesi, İstanbul Cemal Reşit Rey (CRR) Konser Salonu’nda gerçekleştirilecek. Aşık Veysel için bir de özel bir kitapçık hazırlayan Büyükşehir Belediyesi, kitapçıkta ozanın yaşamını ve sanatını tanıtıyor. Geçirdiği bir kaza yüzünden gözlerini kaybeden Aşık Veysel 21 Mart 1973 yılında vefat etmişti.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net