|
|

|
           

Geçtiğimiz hafta, “Beyaz Atlı Prens”, “Sahte Gelin” gibi televizyon programları ile bu programlarının içeriğinin “geleneksel” toplum değerleriyle arasındaki karşıtlığa dikkat çekmiştik.
|
ÜÇÜNCÜ SAYFA
.................................................................
Hakkı Özdal
|
Gelin sahte, aile sahte, ahlâk sahte...
Geçtiğimiz hafta, “Beyaz Atlı Prens”, “Sahte Gelin” gibi televizyon programları ile bu programlarının içeriğinin “geleneksel” toplum değerleriyle arasındaki karşıtlığa dikkat çekmiştik. Bu, açıkça görülen bir durum. “Türk toplum ve aile yapısı” diye başlayagelen o kravatlı konuşmaların ve bu kapsamdaki bütün dalkavuklukların işaret ettiği genel ahlâk, kapalı bir toplum yapısının ilişki ve davranış biçimlerini tarif eder. Kesin olarak erkek egemenliğine dayalı; insan ilişkilerinin ve özellikle karşı cinsler arasındaki ilişkilerin -yalnızca aile bireyleri ve yakın çevrenin değil- tüm toplumun denetim ve yargısına açık olduğu; dinsel inançlar, töre, gelenek gibi genellemelerin birer “ideal kalıp” olarak tüm ilişki biçimlerine uyarlandığı bir yapı. Bu kalıpların, genellemelerin ve otomat davranışların dışına çıkmak, toplumun da dışına çıkmak olarak, ahlâksızlık olarak algılanır. Başta kadınlar olmak üzere, toplumun neredeyse tüm kesimleri, çocuklardan yaşlılara kadar her yaş grubundan insan bu “değerlerin” dayattığı zorlamalara, baskılara, kimi zaman da -töre cinayetleri, “namus” cinayetleri vs.’de olduğu gibi- infazlara maruz kalırlar. Bu duruma, bir yaşam biçimiyle değil, ussal olarak karşı çıkmak bile, genel ahlâk yapısının boğucu ve öte yandan ikiyüzlü yanını sorgulamak bile, kişiyi “düşkün”, “hafif”, “ahlâksız” gibi sıfatlarla karşı karşıya bırakabilir.
İşte sözü geçen programlar böyle bir ülkede yayınlanıyor. Buradan iki ayrı sonuç çıkarılabilir: Üstelik biri ya da öteki değil, her ikisi birden...
1. Bu “değerler”, aslında ilişkilerin ve toplumun sadece yüzeyinde geçerli olan, gerçekte sanıldığı kadar hükmü olmayan bir takım maskelerdir.
Gerçekten de öyle. Cinsel istismarın, bu konuda en fazla “duyarlı” görünen, yasakçı, katı ahlâkçı ve zorlamacı kurallarıyla bu alana karanlık zindanlar ören dini cemaatler içinde neredeyse bir “racon” haline gelmiş olması kanıttır. Herhangi bir şeyin, hak ettiğinin çok ötesinde hastalıklı bir ilgiyle tekrar ediliyor olması, bu ısrarın arkasında bir “çıkarın” gizlenmekte olduğunu gösterir.
2. Toplumun moral yapısını oluşturan ve herkesçe benimsendiği varsayılan düsturlar etkilerini yitirmektedir ve geleneksel olduğu kabul edilen değerler çözülmektedir.
İşte o televizyon programları da bu ikinci önermeyi haklı çıkarır gibi görünüyor. Kanal D’de yayınlanan “Sahte Gelin” programı, bir başka “evlilik programına” katılan bir gencin, ailesini tanımadığı bir kızla evlenmeye ikna etmesi üzerine kurulu. Oyunculardan oluşan “kız tarafı”, iki ailenin program kapsamında “tanışması” için düzenlenen akşam yemeğinde birbirine giriyor ve müstakbel gelinin karmaşık geçmişi ortaya dökülüyor. Programın amacı da zaten, bu kabul edilemez gerçeklere rağmen, sahte damatın ailesini, o kızla evlenmek konusunda ikna etmesi. Kızın barlarda şarkıcılık yaptığı, sayısız ilişki yaşadığı ve bunların birinden bir çocuk dünyaya getirdiği, “meçhul” yollarla çok para kazandığı gibi bir dolu “korkunç gerçek”, sahte gelinin sahte babası, sahte üvey annesi, kuzeni ve kardeşi arasında geçen sahte bir kavgayla ortaya dökülüyor. Gerçek aile, ödüllü bir evlilik yarışmasının setinde bulunduğunu düşündüğünden, bütün olanları kaydeden kameraları yadırgamadan bu sahte kavgayı şaşkınlıkla izliyor. Durum gerçekte son derece dramatik. Yapımcılar, sahte gelin karakterini o kadar sıradışı hale getirmişler ki, “Türk toplum ve aile yapısının” bırakın bu izdivacı desteklemesini, tartışmalara tanık olmayı sürdürmesini bile beklemezsiniz. Ama “büyük ödül”, gerçek ailenin tahammül sınırlarını o kadar genişletmiş ki, gerçek baba, gerçek annenin huzursuzluğunu “sen karışma” buyruğuyla yatıştırıyor. Zaten bir süre sonra gerçek anne de kendini oyuna kaptırıyor ve tartışmanın bitmesi sorunun çözülerek evlilik anlaşmasının yapılması için, sözcüğün gerçek anlamıyla ter döküyor. Sadece açığa çıkarılan sahte yaşamöyküsü değil, bu gelin ve ailesinin tartışma biçimleri, seçtikleri kavga sözcükleri ve birbirlerine ithamları da, ortalama değerler açısından yenir yutulur cinsten değil. Ama işte, “büyük ödül”, etrafında nice aileler kurulan ve yıkılan, cinayetler işlenen, kan dökülen o yüce değerlerden, basılıp şişirilmiş o ‘ahlâk’tan daha geçerli gibi görünüyor.
|
|
|