www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Rektörlük hukuk tanımıyor
Alternatif şenlik düzenledikleri için uzaklaştırma alan 65 Trakya Üniversitesi öğrencisi mahkemeye başvurdu. Öğrencileri haklı bulan mahkeme yürütmeyi durdurdu. Ancak rektörlük itiraz etti. Mahkeme rektörlüğün itirazını reddetti. Ama öğrenciler okula alınmıyor.

Sahte rakıdan 21 kişi öldü
İstanbul’da, dün sahte rakıdan zehirlenerek hastaneye kaldırılan üç kişinin daha hayatını kaybetmesiyle, il sağlık müdürlüğü rakamlarına göre ölü sayısı, 20’si İstanbul, 1’i Bursa’da olmak üzere 21’e yükseldi.

Rio Tinto Tunceli’de maden arıyor
Dünyanın dört bir yanında maden araştırmaları yaparken doğaya zarar veren Rio Tinto, Tunceli Ovacık’ta da maden arıyor.

ARAP’IN SICAK YÜZÜ: SURİYE -4-
   ‘Hükümetler geçici, halklar kalıcıdır’

Suriye ile Türkiye’nin ilişkileri, iki ülke arasındaki sorunlardan çok, her ülkenin kendi iç politikasının yansımalarından etkilenmiştir. Bir zamanlar Suriye, Türkiye için “kaçakçılık yolu” idi; sınırlar boyu mayın tarlalarında binlerce insan öldü, sakat kaldı...


Rektörlük hukuk tanımıyor
Ulaş Emre
Trakya Üniversitesi Rektörlüğü, 65 öğrenciye alternatif şenlik düzenledikleri gerekçesiyle 45 yıl okuldan uzaklaştırma cezası verdi. Öğrenciler haksız bir karar olduğu gerekçesiyle Edirne İdare Mahkemesi’ne başvurarak yürütmenin durdurulmasını istedi. Mahkeme, soruşturmacı olarak görevlendirilen öğretim görevlilerinin aynı zamanda disiplin kurulu toplantısına da katılarak oy kullandıklarını tespit ederek, yürütmeyi durdurma kararı verdi. Bölge İdare Mahkemesi’ne başvuran rektörlük karara itiraz etti. Mahkeme kararı bir kez daha değerlendirerek rektörlüğün itirazını kararın kaldırılmasını gerektirecek nitelikte bulmayarak reddetti. Ama hukuk tanımayan rektörlük, Disiplin Kurulu’nu toplayarak cezaların tamamlatılmasına karar verdi.
Trakya Üniversitesi’nde 17-23 Mayıs tarihleri arasında alternatif bahar şenliği düzenleyen öğrenciler, yasadışı pankart ve poster açtıkları gerekçesiyle 20 Mayıs’ta polis ve jandarmanın saldırısına uğramışlardı.
Mahkemeye çıkarılan 20 öğrenci tutuklanırken rektörlük toplam 107 öğrenciye soruşturma açmış 65 öğrenci 45 yıl okuldan uzaklaştırma cezası almıştı. Öğrenciler, haksız ve hukuksuz bir uygulama olduğu gerekçesiyle 13.10.2004 tarihinde Edirne İdare Mahkemesi’ne kararın iptali için başvurdular. Mahkeme itirazı değerlendirerek, “Trakya Üniversitesi Ayşekadın yerleşkesinde meydana gelen yasadışı öğrenci olayları ile ilgili olarak soruşturmacı olarak görevlendirilen Prof. Dr. Nizamettin Şenköylü, Prof. Dr. Mehmet İşçan, Prof. Dr. Sudi Apak’ın aynı zamanda disiplin kurulu toplantısına da katılarak oy kullandıkları anlaşılmaktadır. Bu durumda, soruşturmacının, disiplin kuruluna katılarak oy kullanması, bu disiplin kurulu tarafından verilen disiplin cezasını hukuken sakatlaması nedeniyle dava konusu işlem de hukuka uygun görülmemiştir” tespitinde bulundu. Ve dava konusu işleminin uygulanması halinde, telafisi güç ve imkânsız zararlar ortaya çıkacağı gerekçesiyle 31.12.2004 tarihinde yürütmeyi durdurma kararı verdi.
Disiplin kurulunda oy kullanmaması gerektiği belirtilen üç üyenin oylarının sonucu değiştirmeyeceğini öne süren rektörlük ise, Bölge İdare Mahkemesi’ne başvurarak yürütmeyi durdurma kararına itiraz etti.
Davadaki tüm belge ve dosyaları tekrar inceleyen Bölge İdare Mahkemesi, rektörlüğün itirazını kararın kaldırılmasını gerektirecek nitelikte bulmayarak 24.02.2005 tarihinde rektörlüğün itirazını reddetti. Yürütmeyi durdurma kararı verilmesine rağmen Trakya Üniversitesi Rektörlüğü 2 Şubat 2005 tarihinde Üniversite Disiplin Kurulu’nu toplayarak disiplin cezası alan öğrencilerin cezalarının geriye kalan kısmının tamamlatılmasına karar verdi. Bu kararı da öğrencilerin evlerine Dekan Prof. Dr. Mehmet İşçan imzasıyla gönderdi.
Mağdur ediliyoruz
Trakya Üniversitesi öğrencisi Hasan Çelik, yönetimin kendilerine eğitim ve öğretimi engellemek suçlaması ile soruşturma açtığını hatırlatarak, yargı kararını uygulamayan yönetimin kendilerinin eğitim ve öğretim hakkını engellediğine dikkat çekti.
Üniversitenin yargıya yaptığı kararın sonuçlanmasını beklemeden tekrar soruşturma açarak kendilerine yeniden aynı cezaları verdiğini aktaran Çelik, üniversitede kendilerine muhatap bulamadıklarını kaydetti.
Hâlâ 35 kişinin okula alınmadığını söyleyen Çelik, bir an önce mağduriyetlerinin giderilmesi gerektiğini ifade etti.


Başa dön


Sahte rakıdan 21 kişi öldü
İstanbul’da, dün sahte rakıdan zehirlenerek hastaneye kaldırılan üç kişinin daha hayatını kaybetmesiyle, il sağlık müdürlüğü rakamlarına göre ölü sayısı, 20’si İstanbul, 1’i Bursa’da olmak üzere 21’e yükseldi.
İl sağlık müdürlüğünden verilen bilgiye göre, Samatya’daki İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde tedavisi süren Sezai Palavan, Kartal Devlet Hastanesi’nde yatan Ekrem Atıcı ve Özel Gaziosmanpaşa Hastanesi’nde bulunan Bayram Sırma, dün hayatlarını kaybetti. Bu kişilerin cesetleri, gerekli incelemelerin yapılması için Adli Tıp Kurumu’na kaldırıldı.
Resmi kayıtlarda, daha önceden de Tanju Kelkit, Selahattin Nilidar, Yaşar Gözümoğlu, Salih Eğriderili, Abbas Avcı, Cezmi Akkoyunlu, Recep Çulamoğlu, Rüştü Ceylan, Fikret Yılmaz, İsmail Köseoğlu, Ebru Yapağcı, Ali Gökten, Cumali Çetin, Semra Yüksel, Sami Alagöz, Fikret Şen, Mikail Akalp ve Orhan Caner ölü olarak yer alıyordu.
Sahte rakıdaki metil alkolden zehirlenmeleri üzerine İstanbul’da çeşitli hastanelere kaldırılanlardan 12 kişinin tedavisi ise hâlâ sürüyor. Öte yandan, yeni kapaklı Yeni Rakı’nın dağıtımına dün başlandı.


Başa dön


Rio Tinto Tunceli’de maden arıyor
Cem Emir
Dünyanın gelişmemiş dört bir yanına uzanarak zengin maden yataklarını ele geçiren Rio Tinto, Tunceli’nin Ovacık ilçesinde maden arıyor. Yeni Anadolu Madencilik Şirketi (YAMAS) ile birlikte Ovacık’ın çeşitli bölgelerinde sondaj çalışmalarına başlayan Rio Tinto, olası bir tepkiye karşı halkı ikna toplantıları düzenliyor.
Ovacık Belediyesi Düğün Salonu’nda önceki gün düzenlenen “Halkı bilgilendirme” toplantısına Rio Tinto adına Mehtap Yurdakul, YAMAS adına ise Ahmet Aktürk katıldı. Maden arama çalışmalarında siyanür ya da başka bir kimyasal madde kullanmadıklarını öne süren Aktürk, Ovacık’ın maden sahası haline gelmesi durumunda daha çok işçi çalıştıracaklarını savundu.
‘Geriye enkaz kalacak’
Aktürk’ün ardından söz alan “Nehirler ve Toprak Hareketi” Sözcüsü Murat Polat ise “Kimyasal madde kullanmayacağız” yönündeki iddiaların aldatmaca niteliğinde olduğunu söyledi. Polat, “Sizin söyledikleriniz doğru değil, kullandığınız maddeler toprağa karışacaktır. Bölgenin geri kalmışlığından faydalanarak, işçi çalıştırmanın dışında hiçbir faydanız olmayacak geriye bir enkaz bırakıp gideceksiniz” sözleriyle tepki gösterdi. Türk Tabipler Birliği’nin 2001 yılında siyanürle yapılan maden arama tekniklerinin insan ve çevre sağlığı üzerindeki etkilerini araştıran ve Bergama’daki maden arama çalışmalarını yargı yoluyla iptale götüren rapordan örnekler veren Polat, “Hangi madeni ararsınız arayın ayrıştırmada kimyasal madde kullanmak zorundasınız. Ekolojik dengeyi bozacaktır. Biz bu çalışmaların durdurulmasını istiyoruz. Maden şirketlerinin bırakacağı atıklar toksitlenme yaparak toprakta ve sularda bırakacağı izler on yıllarca sürecektir. İnsan sağlığına ve doğaya etki edecektir” dedi.
Eleştiriye tahammül yok
Eleştiriler üzerine şirket yöneticileri Mehtap Yurdakul ve Ahmet Aktürk konuşmaları engellemeye çalıştılar. Bunun üzerine toplantıya katılanlar, “Rio Tinto nalot şero to- Rio Tinto, lanet olsun sana” sloganı atarak salonu terketti.


Başa dön


ARAP’IN SICAK YÜZÜ: SURİYE -4-
   ‘Hükümetler geçici, halklar kalıcıdır’
HAZIRLAYANLAR: Aydın Çubukçu, Sultan Özer
Aydın Çubukçu-Yazar
Suriye ile Türkiye’nin ilişkileri, iki ülke arasındaki sorunlardan çok, her ülkenin kendi iç politikasının yansımalarından etkilenmiştir. Bir zamanlar Suriye, Türkiye için “kaçakçılık yolu” idi; sınırlar boyu mayın tarlalarında binlerce insan öldü, sakat kaldı... Ekmeğini topraktan çıkarma olanağı bulamayan köylüler, komşudaki ucuz pazardan, canlı hayvan, çay, tütün, işporta malı eşyalar getirip üç kuruş kazanmak uğruna hayatlarını kararttılar.
Sonra aynı sınırları, Filistin’e gitmek, Siyonizm’e karşı savaşmak ve gerilla eğitimi almak için üniversiteli devrimci gençler kullanmaya başladı. 70’li yıllar boyunca, Filistin yine devrimcilerin sığınağı oldu. Filistin davası bir ucundan yozlaşmaya başladığında, Türkiye’de devrimci harekette de gerileme ve silahlı eylemlerde daralma başlamıştı. Aynı zamanlarda ortaya PKK çıktı. Sınır, bu kez Kürt gerillaların ve özellikle PKK Başkanı Abdullah Öcalan’ın adıyla anılan sorunların simgesi oldu. Suriye ve Türkiye arasındaki siyasi yumuşama da, Öcalan’ın komploya kurban gitmesiyle başladı.
Ne var ki, ABD’nin Ortadoğu planları içinde başlıca hedeflerinden biri olarak ilan ettiği Suriye’yle Türkiye tam bir işbirliği içine giremedi. Komşuluğun ve tarihi bağların sunduğu büyük olanaklar harcanmaya devam etti.
Halk ve devrimciler, Suriye ve Türkiye arasındaki mayınlı sınırı hiçbir zaman ciddiye almadılar ve iki ülkeyi iç içe geçmiş bir bütünlük olarak gördüler.
Bundan sonra da, her ülkenin kendi dış ilişkileri ve iç politikaları dolayısıyla, Suriye Türkiye ilişkileri zikzaklı bir yol izlemeye devam edecektir.
Ne var ki, Suriye Yazarlar Birliği Başkanı’nın dediği gibi, “Hükümetler geçici, halklar kalıcıdır.” Bölgenin en dinamik iki halkı, Suriye ve Türkiye halklarıdır. Eğitim ve sanayileşme düzeyi, bölgedeki diğer ülkelere kıyasla, Suriye ve Türkiye halkları açısından güçlü birliklerin oluşturulmasına olanak sağlayabilir. Tarihsel ve kültürel yakınlık, bu bakımdan önemli bir itici güç oluşturacaktır.
Özellikle Amerikan emperyalizminin bölgeye yönelik şiddet ve aşağılama dolu politikalarına karşı mücadele devam ettikçe, halklar arasındaki birlik duygusu derin ve anlamlı bir gelişme gösterecektir.
Doğu Konferansı ve Küresel BAK, birlikte gerçekleştirdikleri gezi sonucunda, farklı siyasal görüşlere sahip olan Türkiyeli aydınlar arasında bu konuda ciddi bir birlik bulunduğunu ortaya koydular. Son kamuoyu yoklamaları, halkımızın yüzde doksana yakın bir çoğunluğunun ABD’nin işgal ve tehdit politikalarından “nefret” ettiğini göstermektedir. Bu, hem bölge halklarının hem de kendi halkımızın geleceği bakımından değerlendirilmesi gereken son derece önemli bir hareket noktasıdır.
Suriye, geçtiğimiz günlerde Lübnan’daki askeri varlığını sona erdirerek, bölgede istismar edilebilecek herhangi bir davranışı olmadığını göstermek istedi. Bu hareket, beklentilerin aksine, Lübnan halkının sevinç gösterileriyle falan karşılanmadı. Lübnan halkı, Suriye ordusunu hiçbir zaman işgal gücü olarak görmemişti. İçeride Falanjist gericiliğine ve dışarıda da İsrail tehdidine karşı bir güvence olarak görülen Suriye ordusunun çekilişinin büyük gösterilerle protesto edilmesinin nedeni budur. Bununla birlikte, ABD ve İsrail, bölgedeki planlarından geri durmayacak, İsrail de kolay kolay Golan Tepeleri’ni Suriye’ye bırakmayacaktır.
Önümüzdeki günlerde, Türkiye ve Suriye arasında üst düzeyde temaslar devam edecek. Bu ilişkiler esnasında, Amerika’nın beklediği, Suriye’nin Türkiye aracılığıyla “hizaya getirilmesi”dir.
Bizim heyetimiz, Suriye’ye giderken, Amerikan AP ajansı, “Suriye ile Türkçe konuşulmalı” diyen bir yorum yayınlamıştı. Bundan kasıt, Suriye’nin tehdit edilmesi, sınırlarına asker yığılmasıydı. Suriye’de televizyondan, her iki halka karşı düşmanca saldırı anlamına gelen bu sözlere cevap verdim: “Hiçbir küstah, Suriye halkını tehdit etmek için benim halkımın dilini kullanamaz. Benim halkım, ezici bir çoğunlukla Amerika’dan nefret ediyor ve onun dilini kullananlar yalnızca bu öfkeyi anlatabilirler” demiştim. Aynı şey, Türkiye’nin yöneticileri için de geçerlidir. Bu halkın diliyle konuşanlar, Amerika’nın çıkarlarını dile getiremezler.

Bence bu çalışma amacına ulaşıyor
Mehmet Bekaroğlu - Doğu Konferansı Sözcüsü, Eski Parlamenter
Bir cümlelik amacımız vardı, her yerde açıkladık. Bir tehdit var, bu tehdit karşısında Suriye halkını kardeş, komşu, insan olarak destekliyoruz, yanınızdayız, dayanışma içindeyiz demeye gitmiştik. Biz tabi düşünen, okuyan insanlarız. Suriye tehdidinin, dünya genelindeki büyük bir tehdidin, güç uygarlığının, emperyalizmin, neo-liberal kuşatmanın bir parçası olduğunu da biliyoruz. Dolayısıyla bunu kıracak işbirliklerini nasıl sağlayabiliriz, oradaki aydınlarla nasıl diyaloglar geliştirebiliriz, ortak işler yapabiliriz, bunu araştırıyoruz. Bir örnek vereyim. Amerika Somali’yi işgal etti. Orada olan olayları sonra Hollywood film yaptı, şimdi de gösteriyorlar; Müslüman teröristler, Amerikalı kahramanlar... Bizim çocuklarımız da o filmi izlerken, kahramanlardan yana oluyor. Bir kültür, mağdur edilmiş sokakları yağmalanmış insanlar da terörist filan gösteriliyor. İran’da iyi sinema var, Türkiye’de iyi senaryo var, Suriye’de de öyle. Yani sinemacılar bir araya gelip ‘bu işin filmini biz çekemez miyiz’ diye sormalılar. Biz bunları sağlayabiliriz.
Kardeşlerimize gidip görev olarak, sizin yanınızdayız dedik. Bunun duyurulmasını istiyorduk. Türkiye kamuoyu, Suriye, Arap kamuoyu ve dünya bunu duydu. Bu anlamda başarılı, iyi, verimli bir gezi oldu. Öbür açıdan da daha önce başlamış olan diyaloglar geliştirdik, yeni insanlar tanıdık, yeni ufuklar açtık. O ortak çalışmalarda, projelerde, büyük konferansta oluşturulacak birimler açısından da bir adım oldu.
Konferansa ilişkin finans sorunu henüz çözülemediği için şu tarihte yapacağız diye ilan edemiyoruz.
Aramızda tartışıp, konuşuyoruz nasıl yapabiliriz diye. Ama yapacağız. En geç bu yılın sonunda, gittiğimiz ülkelerde tanıştığımız aydınlarla… Tabii ülkelerini bütünüyle temsil eden bir delegasyon oluşturmak şimdilik zor. Belki konferansın bir bölümü yine böyle bir platform gibi olacak. İnsanlar ilk defa bir araya geldiği için sorunlarını söyleyecek. Ama konferansı organize edenler, sadece Türkiyeliaydınlar değil. Konferansı düzenleme kurulunda Suriye, Mısır, İran ve Lübnanlı aydınlar olacak.
Onlarla beraber konferans programı yapıyoruz. Beş-altı komite, çalışma birimi tasarlanmış durumda, yazışmaları yapılıyor.
Bence bu çalışma amacına ulaşıyor. Dostlar bu işe ilgi ile bakıyor, seviniyorlar, bizi yüreklendiriyorlar. Düşmanlar da, Amerika ve onun Türkiye’deki uzantılarının da koydukları tepkiden anlıyoruzki, çok doğru iş yapıyoruz. Onlar da düşmanca saldırmaya başladılar. Kimse ile düşmanlık yaratmak gibi derdimiz yok. Ama doğru yaptığımızı test etmek için böyle bir şey gerekli demek ki. Amacına ulaştı bu iş. Artık kimsenin durduramayacağı şey.
Doğu Konferansı’nı feshetsek bile Türkiyeli, Suriyeli, Lübnanlı, İranlı edebiyatçılar Doğu Konferansı’nın kurulduğundan bu yana teşviklerimizle zaten üçüncü, dördüncü görüşmelerini yaptılar. Sinemacılar bir araya geliyorlar. Bu iş batıya tepki falan da değil. Bu güç uygarlığına karşı dünyanın her yerinde tepki var. Londra’da bir milyon insan yürümüştür. Bu insanlara da kement atacak, bağlantı kuracak bir çalışma. ‘Doğu’ya bakıyorlar, üçüncü dünyacı bunlar’ hayır her yerde ifade ettik. Otoriter rejimlere karşı tavrımızı koruyoruz. Hak ve özgürlük, demokrasi, temsil ile ilgili duyarlılıklarımızı da koruyoruz.
Asla vazgeçmiş de değiliz. Ama aptalca işler de yapmıyoruz. Ayaklarımız havada da değil.

‘Kendileri konuşsalar, halklar hemen dost olur’
Gülsüm Cengiz-Yazar,Şair
Yalnızca kitaplardan tanıdığım bir ülkeydi Suriye. Günlük yaşamımızda kullanılan atasözlerine, deyimlere girecek kadar yakın; cumhuriyet tarihi boyunca yürütülen politikalar nedeniyle uzak bir ülke... Sınırdan girer girmez duydum insan sıcaklığını... Sivil kuruluşlar ya da kişiler olmamıza karşın, devletin tüm organlarıyla sevgiyle, sıcaklıkla kucaklayışını... Bu sıcaklık, gezi boyunca da duyumsattı kendini. Daha ilk gün, kaldığımız otelin salonunda gazetecilerin yoğun ilgisiyle karşılaştık. Programda olmamasına karşın, bir basın açıklaması yapıldı hemen. Doğu Konferansı Girişimi adına Mehmet Bekaroğlu’nun ve Türkiye Yazarlar Sendikası adına benim katıldığım basın toplantısında; barış isteğimizi, saldırganlığa karşı dayanışma duygularımızı, edebiyat ve öteki sanat dalları aracılığıyla yakınlaşma isteğimizi dile getirdik. Gazetecilerin yoğun sorularıyla karşılaştık. Sonra, basın toplantısını izleyen televizyon kanalları röportajlar yaptılar bizlerle. Kent gezisi sırasında gördük ki, eski Şam’daki birçok yapıda Osmanlı döneminin izleri var hâlâ. Hamidiye Çarşısı, Emevi Camisi ve çevresindeki cumbalı iki katlı yapılara bakarken, Eski İstanbul’da ya da bir Anadolu kentinde duyumsadım kendimi. Öğle yemeği sırasında, ülkemiz yazarlarının yapıtlarını Arapça’ya çeviren Cemal Durmuş, Arap Yazarlar Birliği’nden Nadia Khost ve yazar yayıncı Maryam Khairbaik ile tanıştırıldım. Sohbetimiz sırasında gördüm ki biz onları fazla tanımıyoruz, ama onlar bizi tanıyorlar. Nerden mi? Nazım Hikmet’in şiirlerinden, Orhan Kemal’in, Yaşar Kemal’in, Aziz Nesin’in, Yılmaz Güney’in romanlarından... Bu yazarlarımızın yapıtları çevrilmiş ve yayınlanmış. Tanınıyor ve sevilerek okunuyor Suriye halkı tarafından. Günümüz yazarlarından Orhan Pamuk’un kitapları da çevrilmiş Arapça’ya...
Onlar bizi edebiyat yapıtları aracılığıyla tanıyorlar. Biz onları fazla tanımıyoruz. Onca tarihsel, kültürel yakınlığa karşın. Çünkü, bildiğimiz nedenlerle duvarlar örülmüş halklarımızın arasına. Çünkü ülkemiz aydınları, Tanzimat’tan beri gözünü batıya dikmiş. Zengin ve çeşitli birikime sahip doğu kültürü küçümsenmiş. Şam gezisi işte bu yüzden beni çok heyecanlandırdı. Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın eşi Esma Esad’ın, heyetteki kadın yazarları ve gazetecileri konuk etmek istediği saat, bu toplantıyla çakıştığı için orada çok az kalabildik. Ama Esma Esad ile yarım saat olarak belirlenen görüşme bir saati aştı. Alçak gönüllü, sempatik ve içten davranışlarıyla hepimizin gönlünü kazanan Esma Esad’la uzun uzun söyleştik. Kendisine, halkların yakınlaşma yolunun kültürel işbirliğinden geçtiğini, Türkiye Yazarlar Sendikası olarak bu çabanın içinde olduğumuzu belirttim. İki ülke yazarlarının yapıtlarının çevrilip okunmasının, özellikle yeni yetişen kuşaklar için öneminden söz ettim. Esma Esad, bu konuda gelecek önerileri destekleyeceğini belirtti. Şam’daki en son etkinlikte Enformasyon Bakanı’yla bir buluşma gerçekleştirildi. Orada da çeşitli televizyon, radyo kanallarının ilgisiyle karşılaştık. Röportajlar yapıldı. Bu yoğun ilgi ve sıcaklığın nedenini konuşmalar sırasında geçen şu cümleye bağladım ben. “ABD’nin tehditleri karşısında Arap ülkelerinin suskun kalmasına karşın, Türkiyeli dostların bu destek ve dayanışması bizi çok sevindirdi.” Suriye’nin önemli yazarlarından Nadia Khost, iki gün boyunca yanımdan hiç ayrılmadı. Gelecek üzerine tasarılar yaptık; çeviri ve yayın olanaklarından söz ettik. En kısa zamanda, iki ülke yazar örgütlerini buluşturmak için sözleştik. Cilvegözü sınır kapısından çıkıp Suriye’yi geride bıraktığımızda, yeni dostlar kazanmış, öğrenmiş ve gelişmiş olarak duyumsadım kendimi. Bertold Brech’in şu dizeleriyse gezi boyunca ve oradan ayrılırken dönenip durdu dilimde: “Kendileri konuşsalar, halklar hemen dost olur.”

Nihat Genç-Yazar-Şair
50 yıllık hayatımda ilk defa bu kadar yoğun hatta tarihi bir gün yaşadığımızı söylüyorum. Bir daha yaşar mıyız bilmiyorum. Yüzlerce medya kuruluşu önünde hem Suriyeliler, hem Türk aydınları, Suriyeli aydınlar ve halk ortakça kardeşlik diye, savaşa hayır diye bağırdı. Ve bunu çok içerden söylediler. Tarihsel bağlarını öne koydular. Yabancıların bizi mezhep milliyetçiliği, ırk milliyetçiliği yaparak bizi birbirine düşman yaptığı, artık bunlara aldanmayalım denilerek başka türlü bir tarih yazalım denilerek bütün aydınların bunu dile getirmesi şunu gösteriyor: Ortadoğu’ya bir fikir düştü. Ben düşen o yeni fikri gördüm. Doğu Konferansı ve buradaki arkadaşlara da bu fikri işaret etmek istiyorum. Biz salt Arap, Türk değiliz. Biz bu toprakların hep beraber, birlikte yaşayacak, adı ne olursa olsun birlikte ticaret yapacak, çoluk çocukları evlenecek insanlar olarak görüyoruz. Bence bu fikir düştü. Bütün sevincim de bu fikrin orada binlerce insan tarafından paylaşılması. Bunun çok çok devrimsel bir özelliği olduğunu düşünüyorum. Çünkü oradaki Baas ideolojisinin, İslamcı ideolojinin yorgunu, bizim gibi hayata değişik yerlerden bakan insanların yorgunluğundan sonra böyle can alıcı, dünyayı değiştirici bir fikrin düştüğünü düşünüyorum. Bu toprakların aydınları artık hayata başka türlü bakıyorlar. Batının saldırıları ve emperyalizm saldırıları karşısında daha başka türlü bir savunma istiyorlar bunu gördük. Bunu çok iyi gördüm ama.

Emira Albayrak-Yazar
Türkiye’de yaşayan Bosna-Hersek vatandaşıyım. Türkiye’de evliyim. Her şeyden önce, çok fazla fikrim yoktu. Balkanlardan geliyorum, benim için en doğu Türkiye idi. En doğu bildiğim yer Türkiye idi. Suriye’yi görmek gerçekten büyük bir zevkti. Ayrıca, insan kendi dini, kültürel kökleri görmek ister. Bir daha yaklaştık işte bu temel kültürümüze. Biz Osmanlı kültürünü aldık. Biraz da hüzünlü idim. Suriye büyük bir baskının altında. Biz savaşın ne olduğunu çok iyi biliyoruz. Dua ediyoruz böyle bir şey olmasın, o güzel şehre, o güzel halka.
Çok emniyette hissettim kendimi. Kötü suratlı hiç kimse görmedim. Korkutacak bir surat görmedim sokaklarda. Kendimi çok güvenli ve emniyette hissettim. Böyle kozmopolit şehirlerde bu pek mümkün olmuyor ama Şam’da nedense kendimi öyle özgür, güvenli, evimde gibi hissettim. Hatta evimden bile güvenli.
Hem şaşırdık, hem minnettar kaldık. Suriye-Türkiye arasında yaşanan gerginliklerin bu kadar kolay ortadan kalkacağını inanamıyor yani insan. Demekki siz bir adım atarsanız size bin adım geliyor. Buna inanıyorum ve onun için her zaman o ilk adımı atmayı tercih edeceğim.
-BİTTİ-


Başa dön


‘Bölücü tilki’ dünya gündeminde
Çevre ve Orman Bakanlığı’nın bazı hayvan türü isimlerini değiştirmesi dünya basınında da yer buldu. BBC konuya ilişkin hazırladığı haberde olayı “bölücü hayvan operasyonu” olarak duyurdu. Birkaç gün önce; bilimsel yöntemlere uygun olarak yapılan isimlendirmelerde “Kürdistan” ve “Ermenistan” kelimelerinin geçmesi nedeni ile Çevre ve Orman Bakanlığı isimleri yeniden düzenlemişti. Bakanlığın bu ‘operasyon’ kapsamında kızıl tilki, yabani koyun ve karaca türlerine verilen Latince isimleri değiştirdiğinin belirtildiği haberde, Türkiye’nin komşusu Ermenistan ile ilişkilerinin iyi olmadığı ve Ermenistan’ı tanımadığı da hatırlatıldı. Haberde bakanlığın isimleri değiştirme gerekçesine de yer verildi: Türkiye’nin bütünlüğünün tehdit edilmesi. Haberde bakanın “Ne yazık ki Türkiye’de art niyetli olarak belirlenmiş başka isimler de var. Bu tür isimlendirmeler Türkiye’nin bütünlüğünü bozmak niyetiyle yapılmaktadır” sözüne de yer verilerek Türkiye’de yaşanan Kürt sorunu ve Ermeni soykırımı iddiaları hatırlatıldı. BBC operasyonla değiştirlen isimleri de yayınladı: Vulpes Vulpes Kurdistanica olarak isimlendirilen kızıl tilkinin ismi Vulpes Vulpes; Ovis Armeniana olarak isimlendirilen yabani koyun Ovis Orientalis Anatolicus ve Capreolus Capreolus Armenus olarak isimlendirilen karaca ise Capreolus Cuprelus Capreolus oldu.
Yokuş mahkemeye meydan okudu
Başbakanlık İnsan Hakları Danışma Kurulu’nun (BİHDK) “Azınlıklar ve Kültürel Haklar Raporu”nun basına sunulduğu toplantıda, raporu, BİHDK Başkanı İbrahim Kaboğlu’nun elinden alarak kameraların önünde yırtan ve kurul üyelerine hakaretler yağdıran Kamu Sen Genel Sekreteri Fahrettin Yokuş, Azınlık Hakları Komisyonu Başkanı Baskın Oran ve Kaboğlu’nun hakkında açtığı davaya katılmadı. Avukatının şehir dışında olduğunu söylediği Yokuş, aynı saatlerde düzenlediği basın toplantısı ile yeni TCK’ya ateş püskürdü. Ankara 2’nci Asliye Ceza Mahkemesi’nde dün görülmeye başlanan davada, BİHDK Azınlık Hakları ve Kültürel Haklar Komisyonu eski Başkanı Prof. Dr. Baskın Oran ve BİHDK eski Başkanı Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu hazır bulundu. Oran ve Kaboğlu’nun avukatlığını Ankara Barosu Başkanı Vedat Ahsen Coşar, Yücel Sayman, Kazım Genç ve Bahri Belen’in de aralarında bulunduğu kalabalık bir topluluk üstlenirken, davayı kitle örgütleri temsilcileri, sendikacılar ve sanatçılar da izledi.
Türkiye bugün beyaza bürünecek
Kar yağışı ve soğuk hava bugünden itibaren tüm Türkiye’de etkisini daha da artıracak. Hava sıcaklığında 10 dereceye varan düşüşler olacak. Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü’nden verilen bilgiye göre, bugünden itibaren İç Anadolu Bölgesi’nde yağışlar kara dönecek. 2-3 derece olan sıcaklıklar önümüzdeki günlerde sıfırın altına inecek. Bölgede kar yağışı 3 gün boyunca devam edecek. Karadeniz Bölgesi’nde de karla karışık yağmur ve kar yağışları görülecek. Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde kar yağışı etkisini artıracak. Özellikle Doğu Anadolu’daki kar yağışının uzun süre etkisini sürdürmesi bekleniyor. Bu arada, Erzurum şehir merkezinde ilk ve orta dereceli okullar yoğun kar yağışı nedeniyle bir gün süre ile tatil edildi.
Prof. Mutlu toprağa verildi
Ankara Üniversitesi (AÜ) İletişim Fakültesi eski dekanlarından Prof. Dr. Erol Mutlu dün toprağa verildi. Prof. Dr. Mutlu için ilk tören AÜ İletişim Fakültesi’nde düzenlendi. Törene, Prof. Dr. Mutlu’nun iki kızı ve oğlu, yakınları, AÜ Rektörü Prof. Dr. Nusret Aras, AÜ İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ahmet Tolungüç, Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Korkmaz Alemdar, Anadolu Ajansı Genel Müdürü Hilmi Bengi, çok sayıda akademisyen ve öğrencileri katıldı. Prof. Dr. Mutlu’nun cenazesi, törenin ardından Kocatepe Camii’ne götürülürken, Erol Mutlu anısına hazırlanan hatıra defteri de imzaya açıldı. Prof. Dr. Mutlu, öğle namazının ardından kılınan cenaze namazından sonra Karşıyaka Mezarlığı’nda toprağa verildi.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net