Asla vazgeçmiş de değiliz. Ama aptalca işler de yapmıyoruz. Ayaklarımız havada da değil.
Yalnızca kitaplardan tanıdığım bir ülkeydi Suriye. Günlük yaşamımızda kullanılan atasözlerine, deyimlere girecek kadar yakın; cumhuriyet tarihi boyunca yürütülen politikalar nedeniyle uzak bir ülke... Sınırdan girer girmez duydum insan sıcaklığını... Sivil kuruluşlar ya da kişiler olmamıza karşın, devletin tüm organlarıyla sevgiyle, sıcaklıkla kucaklayışını... Bu sıcaklık, gezi boyunca da duyumsattı kendini. Daha ilk gün, kaldığımız otelin salonunda gazetecilerin yoğun ilgisiyle karşılaştık. Programda olmamasına karşın, bir basın açıklaması yapıldı hemen. Doğu Konferansı Girişimi adına Mehmet Bekaroğlu’nun ve Türkiye Yazarlar Sendikası adına benim katıldığım basın toplantısında; barış isteğimizi, saldırganlığa karşı dayanışma duygularımızı, edebiyat ve öteki sanat dalları aracılığıyla yakınlaşma isteğimizi dile getirdik. Gazetecilerin yoğun sorularıyla karşılaştık. Sonra, basın toplantısını izleyen televizyon kanalları röportajlar yaptılar bizlerle. Kent gezisi sırasında gördük ki, eski Şam’daki birçok yapıda Osmanlı döneminin izleri var hâlâ. Hamidiye Çarşısı, Emevi Camisi ve çevresindeki cumbalı iki katlı yapılara bakarken, Eski İstanbul’da ya da bir Anadolu kentinde duyumsadım kendimi. Öğle yemeği sırasında, ülkemiz yazarlarının yapıtlarını Arapça’ya çeviren Cemal Durmuş, Arap Yazarlar Birliği’nden Nadia Khost ve yazar yayıncı Maryam Khairbaik ile tanıştırıldım. Sohbetimiz sırasında gördüm ki biz onları fazla tanımıyoruz, ama onlar bizi tanıyorlar. Nerden mi? Nazım Hikmet’in şiirlerinden, Orhan Kemal’in, Yaşar Kemal’in, Aziz Nesin’in, Yılmaz Güney’in romanlarından... Bu yazarlarımızın yapıtları çevrilmiş ve yayınlanmış. Tanınıyor ve sevilerek okunuyor Suriye halkı tarafından. Günümüz yazarlarından Orhan Pamuk’un kitapları da çevrilmiş Arapça’ya...
Onlar bizi edebiyat yapıtları aracılığıyla tanıyorlar. Biz onları fazla tanımıyoruz. Onca tarihsel, kültürel yakınlığa karşın. Çünkü, bildiğimiz nedenlerle duvarlar örülmüş halklarımızın arasına. Çünkü ülkemiz aydınları, Tanzimat’tan beri gözünü batıya dikmiş. Zengin ve çeşitli birikime sahip doğu kültürü küçümsenmiş. Şam gezisi işte bu yüzden beni çok heyecanlandırdı. Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın eşi Esma Esad’ın, heyetteki kadın yazarları ve gazetecileri konuk etmek istediği saat, bu toplantıyla çakıştığı için orada çok az kalabildik. Ama Esma Esad ile yarım saat olarak belirlenen görüşme bir saati aştı. Alçak gönüllü, sempatik ve içten davranışlarıyla hepimizin gönlünü kazanan Esma Esad’la uzun uzun söyleştik. Kendisine, halkların yakınlaşma yolunun kültürel işbirliğinden geçtiğini, Türkiye Yazarlar Sendikası olarak bu çabanın içinde olduğumuzu belirttim. İki ülke yazarlarının yapıtlarının çevrilip okunmasının, özellikle yeni yetişen kuşaklar için öneminden söz ettim. Esma Esad, bu konuda gelecek önerileri destekleyeceğini belirtti. Şam’daki en son etkinlikte Enformasyon Bakanı’yla bir buluşma gerçekleştirildi. Orada da çeşitli televizyon, radyo kanallarının ilgisiyle karşılaştık. Röportajlar yapıldı. Bu yoğun ilgi ve sıcaklığın nedenini konuşmalar sırasında geçen şu cümleye bağladım ben. “ABD’nin tehditleri karşısında Arap ülkelerinin suskun kalmasına karşın, Türkiyeli dostların bu destek ve dayanışması bizi çok sevindirdi.” Suriye’nin önemli yazarlarından Nadia Khost, iki gün boyunca yanımdan hiç ayrılmadı. Gelecek üzerine tasarılar yaptık; çeviri ve yayın olanaklarından söz ettik. En kısa zamanda, iki ülke yazar örgütlerini buluşturmak için sözleştik. Cilvegözü sınır kapısından çıkıp Suriye’yi geride bıraktığımızda, yeni dostlar kazanmış, öğrenmiş ve gelişmiş olarak duyumsadım kendimi. Bertold Brech’in şu dizeleriyse gezi boyunca ve oradan ayrılırken dönenip durdu dilimde: “Kendileri konuşsalar, halklar hemen dost olur.”
Nihat Genç-Yazar-Şair
50 yıllık hayatımda ilk defa bu kadar yoğun hatta tarihi bir gün yaşadığımızı söylüyorum. Bir daha yaşar mıyız bilmiyorum. Yüzlerce medya kuruluşu önünde hem Suriyeliler, hem Türk aydınları, Suriyeli aydınlar ve halk ortakça kardeşlik diye, savaşa hayır diye bağırdı. Ve bunu çok içerden söylediler. Tarihsel bağlarını öne koydular. Yabancıların bizi mezhep milliyetçiliği, ırk milliyetçiliği yaparak bizi birbirine düşman yaptığı, artık bunlara aldanmayalım denilerek başka türlü bir tarih yazalım denilerek bütün aydınların bunu dile getirmesi şunu gösteriyor: Ortadoğu’ya bir fikir düştü. Ben düşen o yeni fikri gördüm. Doğu Konferansı ve buradaki arkadaşlara da bu fikri işaret etmek istiyorum. Biz salt Arap, Türk değiliz. Biz bu toprakların hep beraber, birlikte yaşayacak, adı ne olursa olsun birlikte ticaret yapacak, çoluk çocukları evlenecek insanlar olarak görüyoruz. Bence bu fikir düştü. Bütün sevincim de bu fikrin orada binlerce insan tarafından paylaşılması. Bunun çok çok devrimsel bir özelliği olduğunu düşünüyorum. Çünkü oradaki Baas ideolojisinin, İslamcı ideolojinin yorgunu, bizim gibi hayata değişik yerlerden bakan insanların yorgunluğundan sonra böyle can alıcı, dünyayı değiştirici bir fikrin düştüğünü düşünüyorum. Bu toprakların aydınları artık hayata başka türlü bakıyorlar. Batının saldırıları ve emperyalizm saldırıları karşısında daha başka türlü bir savunma istiyorlar bunu gördük. Bunu çok iyi gördüm ama.
Emira Albayrak-Yazar
Türkiye’de yaşayan Bosna-Hersek vatandaşıyım. Türkiye’de evliyim. Her şeyden önce, çok fazla fikrim yoktu. Balkanlardan geliyorum, benim için en doğu Türkiye idi. En doğu bildiğim yer Türkiye idi. Suriye’yi görmek gerçekten büyük bir zevkti. Ayrıca, insan kendi dini, kültürel kökleri görmek ister. Bir daha yaklaştık işte bu temel kültürümüze. Biz Osmanlı kültürünü aldık. Biraz da hüzünlü idim. Suriye büyük bir baskının altında. Biz savaşın ne olduğunu çok iyi biliyoruz. Dua ediyoruz böyle bir şey olmasın, o güzel şehre, o güzel halka.
Çok emniyette hissettim kendimi. Kötü suratlı hiç kimse görmedim. Korkutacak bir surat görmedim sokaklarda. Kendimi çok güvenli ve emniyette hissettim. Böyle kozmopolit şehirlerde bu pek mümkün olmuyor ama Şam’da nedense kendimi öyle özgür, güvenli, evimde gibi hissettim. Hatta evimden bile güvenli.
Hem şaşırdık, hem minnettar kaldık. Suriye-Türkiye arasında yaşanan gerginliklerin bu kadar kolay ortadan kalkacağını inanamıyor yani insan. Demekki siz bir adım atarsanız size bin adım geliyor. Buna inanıyorum ve onun için her zaman o ilk adımı atmayı tercih edeceğim.
-BİTTİ-
Başa dön