|
|

|
           

Her eleştiriye “acı, elem ve ıstırap duydum” diyerek dava açan Başbakan Tayyip Erdoğan’ın medyayla ilişkisi günden güne kötüye gidiyor. Kendisini en çok desteklediği bilinen, iki yıldır her gün köşesini AKP Hükümeti’nin başarılarını övmeye ayıran yazarlar, artık hükümeti eleştirmekten geri durmuyor.
|
Medya
........................................................................
Medya Servisi
|
Bu ıstırap dinmez
Her eleştiriye “acı, elem ve ıstırap duydum” diyerek dava açan Başbakan Tayyip Erdoğan’ın medyayla ilişkisi günden güne kötüye gidiyor. Kendisini en çok desteklediği bilinen, iki yıldır her gün köşesini AKP Hükümeti’nin başarılarını övmeye ayıran yazarlar, artık hükümeti eleştirmekten geri durmuyor. Yazarların eleştirme gerekçeleri de çeşitlilik gösteriyor. Hızlı Amerikancılar ABD ile yeterince işbirliği yapılmamasından yakınırken, Erdoğan’ın partide farklı seslere izin vermemesi, çok sayıda yolsuzluğun açığa çıkması, İslamcı tabanın taleplerini karşılamaması diğer eleştiri konularını oluşturuyor. Bir zamanlar kayıtsız şartsız destekledikleri Erdoğan’a geçen hafta köşelerinden eleştiri okları yönelten kimi yazarlardan örnekleri sayfamıza taşıdık.
DAHA FAZLA AMERİKANCILIK İSTİYORLAR
Ortalıkta ‘derin ve çok odaklı diplomasinin mimarı’ olarak tafrayla gezen bazı kişiler, Başbakan’ı ve Dışişleri’ni çok yanlış yerlere götürüyorlar. Geçen cumartesi yavaş yavaş ‘anti Amerikan-pro Arap’ bir dış politika izlenimi yaratıldığını yazmıştım. Başbakan’ın yakın çevresinden liberal düşünceleriyle bilinen iki kişi arayıp bu görüşüme tepki verdi. Onlara aynen şunu söyledim: ‘Sizin niyetiniz bu olmayabilir. Ama dışarıdan giderek böyle algılanmaya başlıyorsunuz.’
Bu politikanın mimarlarına şunu söylemek isterim. Kendileri bu gibi demeçler ve diplomasi ile Başbakan’ı uluslararası bir figür haline getirmeye çalışıyor olabilirler. Bunu başarabilirler. Ama emin olsunlar ki, bu imaj, olsa olsa Kaddafi’ninkine benzer bir imaj olabilir.
Ertuğrul Özkök, 22 Şubat, Hürriyet
Türkiye’deki ABD aleyhtarı havanın, ABD yönetiminin ilgisini çekmesinin en önemli nedeni hiç kuşku yok ki Başbakan ve yakın çevresinin verdiği bazı beyanatlar oldu.
“Araplardan daha çok Arapçı bir tutum” diye tanımlayabileceğimiz sözler ve davranışlardan söz ediyorum.
Öyle görünüyor ki Başbakan, daha önce ABD’nin Türkiye’ye biçtiği “Müslüman Arap ülkelerine rol modelliği” rolünü, fikrin sahiplerinden daha çok ciddiye almış.
Uluslararası politikadaki deneyim eksikliği ile bu rolü ciddiye almanın bir araya gelmesi, bugünkü sonucu yaratıyor.
Mehmet Y. Yılmaz, 22 Şubat, Milliyet
İlişkileri asıl bozan, Irak zemini idi. Amerika’nın Irak’ta politika değiştirmesi beklenemeyeceği gibi, şu dönemde böyle bir değişikliğe gitmesini gerektirecek hiçbir neden de yok. Dolayısıyla, Türk-Amerikan ilişkilerinde temelli bir düzelme, Türkiye’nin yeni bir Irak ve hatta giderek yeni bir Suriye politikasına yönelmesiyle mümkün olabilir.
(...) ABD-AB ilişkileri, daha doğrusu “Transatlantik çatlak” bir Bush Avrupa ziyareti ile çözülebilecek, üstesinden gelinebilecek bir şey olmadığı gibi, Türkiye-Amerikan ya da AB ilişkileri 8 dakikalık (net 4 dakika) ayaküstü görüşmelerle raya oturacak cinsten değil. Somut siyaset değişikliği gerek.
Cengiz Çandar, 24 Şubat, Tercüman
‘TABAN’IN TEPKİSİ
AKP’de erken yaşlanma sözkonusu. Bir kemik erimesine benzetebiliriz bunu.. “Gömlek değişikliği”nin ardından yeni gömleğin eski bedenlerde allerjiye sebep olduğu biliniyor.. Seçim öncesi vaadlerle seçim sonrası uygulamalar arasındaki farklılıklar, Erbakan’a yönelik eleştirilerin ardından aynı anlayışın yeniden partiye hakim olması da uzun zamandır tartışılan bir durumdu..
Erdoğan’ın gözü hep dışarıda oldu. Yakın çevresi onu parti tabanından ve grubundan uzaklaştırdı ve yalnızlaştırdı.. Hâlâ da bunun farkında değil sanırım.. Katı disiplin, birçok milletvekilini küstürdü.. Aslında Türkiye’nin geleceği konusunda bir türlü karar veremedi. Elbette bu kolay bir karar olmayacaktı. ABD, AB ve İsrail arasında sıkışıp kaldı.. Herkese çok fazla taahhütte bulunuldu, herkese mavi boncuk dağıtıldı, ama bunların pek azı yerine gitirildi..
Abdurrahman Dilipak, 22 Şubat, Vakit
Bugüne kadar Avrupa Birliği ile ilişkileri sıkı tutmak ve takvim almak için bu seyahatler belki gerekliydi. Ama artık, başbakan biraz daha fazla Ankara’da kalmalı. Üstelik, “dar kadroculuk” yaptığı iddialarını haklı bulmasa dahi, dinlemeli, çevresine yönelik bazı eleştiriler varsa, meselâ başbakana ulaşmak hemen hemen hiç mümkün olmuyorsa, buradaki sorumluları tesbit etmeye çalışmalı.
A. Nazlı Ilıcak, 20 Şubat, Tercüman
DEĞİŞİM İSTEYENLER
AK Parti iktidarının ve Tayyip Erdoğan’ın Batı’da “Yükselen Değer” olarak kalabilmeleri, kendi içlerindeki “Değişim”i sürdürebilmelerine, daha liberalleşmelerine bağlı.
Daha açık koyalım mı meseleyi. Şii politikacı-din adamı Sistani, ılımlı İslam ve muhafazakâr demokrat Tayyip Erdoğan’dan daha değerli şu anda Amerika için.
(...) Başbakanlarından başka kimseye danışmayan danışmanların bu gerçekleri izleyip, patronlarına duyurmalarında sayısız yararlar olduğunu düşünüyorum. Yani AK Parti’nin “Altını Tutamaması” ve muhafazakârlığa kayması, ciddi sorunlar yaratabilir.
Mehmet Barlas, 26 Şubat, Sabah
Hükümetin “ev sahibi” bakanları var... Bir de “konuk” bakanları... Kararlar alınırken, AKP kök hücresinden olan “ev sahibi...
Bakanların” ağır bastıkları izlenimi var. “Kök hücreleri” uyum sağlamayan, “ithal” bakanların sesleri hafif kalıyor.
Şu son “sağlık kaosu” da böyle bir “hiyerarşi” nedenine dayalı olabilir. “Konuk bakanlardan” Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat Başesgioğlu, “SSK hastanelerinin Sağlık Bakanlığı’na devri” için de istekli görünmemişti. Onun “gerekli altyapının hazır olmadığı yolundaki kaygıları” siyaset kulislerinde dolaşıyordu. Ancak, önünde sonunda nihayet bir konuktu. İç hükümete sesi ulaşamadı. “Ev sahiplerinden...” Sağlık Bakanı’nın dediği oldu...
Oldu da sonucu?.. İşte, gazete sayfalarında, televizyon ekranlarında her şey tabak gibi ortada. Tevil götürür tarafı olmayan büyük bir acemilik ve başarısızlık.
Güneri Cıvaoğlu, 24 Şubat, Milliyet
ALTAYLI BİLE İSYAN ETTİ!
AKP içindeki dostlarımızın yakınmaları kulağıma geliyor: ‘Fatih Bey bizi severdi ama şimdilerde çok kötü bindiriyor. Ne yaptık?’ Ben kimseyi kara kaşı, kara gözü için sevmem, beğenmem. Doğrudur, AKP’nin çok takdir ettiğim yönü vardı. Bir kısmı hâlâ var. Ama ben ‘doğruları’ sever, ‘doğruları’ takdir ederim. Bana sitem edenler, önce bir dönüp kendi partilerine baksınlar. Bugünkü AKP ile 1 yıl, hatta 6 ay önceki AKP acaba aynı parti mi? Gidişattan kendileri memnun mu? Yapılması gerekenler yapılıyor mu? Allah aşkına söylesinler, bir ülke ‘medya ile inatlaşarak’ yönetilir mi? Medya istiyor diye doğruyu yapmamak, medya istemiyor diye yanlışı yapmak iş mi? Türkiye’nin umudu haline gelmiş bir partinin ‘sıradanlaşmasına’ göz yummak vatanseverlik mi? Hırsızlara göz yummak, parti içinde barınmalarına izin vermek partinin o çok iddialı adıyla bağdaşıyor mu? Ya tutarsız dış politika hamlelerine, ikincisi düşünülmeden atılan birinci adımlara ne demeli! Doğrudur, ben AKP’yi beğenirdim. Pek çok politikalarına destek vermekten ‘küfür yeme pahasına’ çekinmedim. Ama ortalıkta ‘destek verecek bir politika’ olması şartıyla... (...) Ben Tayyip Erdoğan’ı ‘cesareti ve gözü karalığı’ nedeniyle çok severdim. Ama koltuk onu da değiştirdi galiba.
Fatih Altaylı, 21 Şubat, Hürriyet
Başa dön
|
|
|