www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Üniversiteler arası eşitsizlik var
Eğitim Sen’in yaptığı bir araştırma, Türkiye’de üniversiteler arasında ciddi eşitsizlikler olduğunu ortaya koydu.

Gaziosmanpaşa’da
   Emekçi Kadınlar Şöleni

Emekçi Kadınlar Şölenine hazırlanan Gaziosmanpaşa Kadın Derneği üyesi ev kadınları, yanlarında çocukları ile broşür dağıtarak, kadınlara dayanışma ve örgütlenmenin önemini anlatıyorlar.

Fırat’ın doğusundan batısına
“TİP içinde evvela kendimi kabul ettirdim. O zaman Kürtten bahsetmek hatta Fırat’ın doğusuna geçmek bile yasaktı. Arkadaşlarımızın fikirleri değişti.”

Komisyon üyeleri F tiplerini inceliyor
TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkan Yardımcısı ve AKP Adıyaman Milletvekili Faruk Ünsal, F tipi cezaevlerinde ortak alanların kullanımının artırılması gerektiğini söyledi.


Üniversiteler arası eşitsizlik var
Eğitim Sen’in “Sayılarla Yükseköğretim Gerçeği” adlı araştırmasına göre, Türkiye’de yüksek öğretim öğrencilerinin yüzde 34’ü Ankara, İstanbul ve İzmir’de bulunan 13 kamu üniversitesinde öğrenim görüyor. Yükseköğretim bütçesinin yarıya yakını da bu üniversitelere ayrılıyor.
Eğitim Sen Genel Başkanı Alaattin Dinçer, Sayılarla Yükseköğretim Gerçeği adlı araştırma sonuçlarını açıkladı. Araştırmaya göre, 2005 bütçesinden yükseköğrenime toplam 5 katrilyon 218 trilyon 468 milyar lira ayrıldı. Bu payın yarıdan fazlasının personel giderlerine, yaklaşık beşte birinin de yatırıma ayrılması öngörülüyor. Yükseköğrenim öğrencilerinin sayısı bindelik oranlarda değil, yüzdelik rakamlarla artarken, son 12 yılda yükseköğrenim bütçesinin toplam bütçe ve Gayri Safi Milli Hasıla içindeki payında sadece birkaç yılda bindelik artışlar yapıldığı görülüyor.
Metropol-taşra ayrımı
Devlet üniversiteleri arasında, bir öğretim üyesi/elemanı başına düşen öğrenci sayısında da ciddi farklılıklar var. Örneğin Ankara Üniversitesi’nde bir öğretim üyesine düşen öğrenci sayısı 27 iken, bu sayı Erzurum Atatürk Üniversitesi’nde 66’ya, Niğde Üniversitesi’nde 89’a, Kocaeli Üniversitesi’nde ise 101’e çıkıyor. Araştırma, üniversitelerde öğretimin önemli bir yükünün doçentlere yıkıldığını gösteriyor. Araştırmaya göre, kamu üniversitelerinde bir profesöre 122, bir yardımcı doçente 98, bir öğretim elemanına 28, bir doçente 251 öğrenci düşüyor. Vakıf üniversitelerinde de durum değişmiyor.
4 milyon genç boşta
Örgün yükseköğrenim öğrencilerinin yüzde 34’ünün okuduğu 13 devlet üniversitesinde, toplam öğretim üye ve elemanlarının yüzde 45’i görev yapıyor. Anadolu’da bulunan 40 devlet üniversitesinde öğrencilerin yüzde 66’sı okurken, öğretim üye ve elemanlarının yüzde 55’i bu üniversitelerde görev yapıyor.
Türkiye yükseköğrenim çağ nüfusu 5.5 milyon civarında. Yükseköğrenim çağ nüfusu olan 18-21 yaş grubunun okullaşma oranı 2002’de ancak yüzde 20’lere çıkabildi. Buna göre, yükseköğrenim çağında olan gençlerin yüzde 80’i yani 3 milyon 750 bin genç yükseköğrenim hakkından yararlanamıyor. Üniversiteye en çok öğrenciyi de Özel Fen Liseleri ve Fen Liseleri gönderiyor. Bu liselerde sınava başvuran öğrencilerin ortalama yüzde 75’i üniversitelere yerleştiriliyor. Bu oran Endüstri Teknik Meslek Liseleri’nde 0.33’e, Ticaret Meslek Liseleri’nde ise yüzde 0.27’ye kadar geriliyor.
AKP, 15 üniversite hesabında!
Eğitim Sen Genel Başkanı Alaaddin Dinçer dün düzenlediği basın toplantısında, üniversitelerde yaşanan sorunların temel sorumlusunun YÖK ve YÖK’ün varlığını onaylayan siyasal iktidarlar olduğunu söyledi. Dinçer, AKP Hükümeti’ni de işin özüyle ilgilenmek yerine 15 yeni “tabela üniversitesi” açmanın hesabını yapmakla suçladı. AKP’nin bu girişimini, üniversiteleri ideolojik-politik kuşatma altına alma hesaplarının bir parçası olarak değerlendiren Dinçer, yükseköğrenimin sorunlarının çözümüne yönelik ise şu önerilerde bulundu;
  • YÖK kaldırılmalı, bütçeden eğitime ve yükseköğretime ayrılan pay en az iki katına çıkarılmalı
  • Üniversite çalışanlarının tamamı Üniversite Personel Yasası kapsamına alınmalı, grevli-toplu sözleşmeli sendika hakkı tanınmalı,
  • Harç, ikinci öğretim ücreti ve hizmetlerin taşeronlaştırılması uygulamasına son verilmeli,
  • Üniversitelerdeki akademik ve idari personel açıkları tespit edilerek ihtiyaç karşılanmalı,
  • Asistanlık kurumu yeniden getirilmeli,
  • Üniversitenin tüm bileşenleri karar organlarına katılmalı.


    Başa dön


    Gaziosmanpaşa’da Emekçi Kadınlar Şöleni
    Elif Görgü
    Gazi Mahallesi kadınları bu sene 8 Mart’a yeni bir heyecanla hazırlanıyorlar. Gaziosmanpaşa Kadın Kültür ve Dayanışma Derneği tarafından 2 Mart Çarşamba günü saat: 13.00-17.00 arasında Küçükköy Eftelya Düğün Salonu’nda düzenlenecek Emekçi Kadınlar Şöleni heyecanı, tüm mahalle kadınlarını sarmış durumda.
    Dernekle tanışmadan önce belki sokağa bile çıkmayan kadınlar, bugün 8 Mart için çocuklarını yanlarına katmış, bir yandan elindeki şölen broşürlerini dağıtırken bir yandan ‘Emre yola çıkma çocuğum’ diye bağırıyor. Karşılaştığı kadınlara şölende bir araya gelerek bir kadın dayanışması yaratmanın öneminden bahsederken, biraz ileride afişini de asıp yeniden çocuğunun elini eline alıyor. Tüm hazırlıkları Gazili kadınlar tarafından yapılan şölenin sunucusu da, halk oyunları ekibi de, organizasyon sorumluları da onlar. Şölene Sabahat Akkiraz ve Gazi Mahallesi kadınlarının çok sevdiği Şair Sennur Sezer’in de katılacak olması çalışmalara ayrı bir neşe katıyor.
    Dernekle başlayan değişim
    Yaklaşık 2 yıl önce ‘Kadınların toplumsal hayata katılmasının önündeki engellerin kaldırılması ve bu doğrultuda kadınların mücadele etmesini sağlamak’ amacıyla yola çıkan Kadın Derneği, Gazi Mahallesi Muhtarlığı’nın hemen yanındaki bürosunda, 60’tan fazla üyesi ile faaliyet gösteriyor. Çalışmalara katılan kadınlar ise üye sayısının çok üstünde. Düne kadar kitap okunmaz ya da sadece macera romanlarına ilgi duyulurken, bugün Orhan Kemal’in Cemile’sinden Nazi İşgalinde Sovyet Kadınları, Afrodit Buhranında Kadın, Dokumacının Ölümü’ne kadar kadın sorunları ve mücadelesini anlatan kitaplar elden ele dolaşıyor.
    ‘Onur duyuyorum’
    Onlardan biri olan Gamze Polat dernekle yeni tanışıyor olmasına rağmen, 70 bilet satışı ile rekoru elinde tutuyor. Çocuğunun okullarında sürekli para toplanmasına karşı gelirken, derneğin eğitimin özelleştirilmesine ilişkin toplantısı onun için yeni bir yol açmış. 13 yaşında konfeksiyonlarda çalışmaya başlayan Polat, ilk defa 8 Mart mitingine gideceği için heyecanlı; “Çok şey değişti benim için. Kendimi aydınlanmış hissediyorum. Daha önce 8 Mart’ı biliyordum ancak yapılan mitinglere katılamıyordum. 8 Mart’a katılacak olmaktan onur duyuyorum, bütün o kadınların arasında olacağımı düşündükçe gözlerim doluyor. Bizim dernekteki kadınlar ev kadınları, ama sonuçta hepsi emekçi. Bu yüzden hep birlikte olmaya ve 2 Mart’ta düzenlediğimiz Emekçi Kadınlar Şenliği’ne herkesi çağırıyorum.”
    Dört duvardan alanlara
    Dernek yöneticilerinden Satı Karatay bir Telekom işçisi eşi ve Telekom’un özelleştirilmesine karşı verilen mücadelenin içinde olmasından dolayı mücadeleye yabancı değil. Karatay, kadınlardaki değişimin yakın tanıklarından; “Bizimle tanışmadan önce evinden hiç çıkmamış kadınlar vardı. Öğlene kadar yatıyorlar, öğleden akşama kadar da ev işi yapıyorlardı. Dernekle birlikte ise Irak’ın işgaline karşı, NATO karşıtı eylemler örgütledik. Ev kadınları yaptı bütün bunları. Emeğin Partisi’nin düzenlediği ‘Diren Felluce Diren Filistin’ mitinginde kadınlar ilk defa bir mitinge katıldılar. Önce eşlerinden gizli gizli geldikleri için pankartın arkasına saklanıyorlardı, ancak artık korkuları kalmadı.” Telekom işçilerinin eşlerine de çağrısı var Karatay’ın, “2 Mart’taki şenliğimiz kadınların daha çok bir araya gelmesi için çok önemli. Gaziosmanpaşa’da oturan Telekom işçilerinin eşlerine sesleniyorum, biz mücadeleyi iyi biliriz. Buradaki kadınların bir araya gelmesinde en önde yer almamız gerekir. Bu yüzden Telekom işçilerini ve eşlerini de özellikle şenliğimize çağırıyorum.”
    ‘Hiç aklıma gelmezdi’
    “Daha önce hiç aklıma gelmezdi bir mitinge gideceğim. Aslında merak da ediyordum ama korkuyordum. Hem eşimden, hem başıma bir şey gelecek diye. Sonra dernekten arkadaşlarla tanıştım. Bir kere Şair Sennur Sezer gelmişti derneğe. Çok güzel şiirler okudu. Birçok yeni insan tanıdım burada. İlk başta çok korkuyordum ama artık korkum yok. Telekom’un özelleştirilmesine karşı yapılan etkinliklere gittim. Daha önce hiç düşünmezdim Telekom özelleştiriliyormuş diye” anlatıyor Satı Dal, dernekle kazandığı deneyimleri. O da 8 Mart’a ilk defa katılacağı için heyecanlı; “Kadın olduğumuz ve sesimizi 8 Mart’ta duyurabileceğimiz için katılmamızın önemli olduğunu düşünüyorum. Şenliğimiz için de çok heyecanlanıyorum. Özellikle kadınların yaptığı bir şey olması çok önemli.”


    Başa dön


    Fırat’ın doğusundan batısına
    Mukadder Ekrem
    Doğu ve Güneydoğu’da olağanüstü günler... Şeyh Sait devlete başkaldırmış ve Diyarbakır’ın Lice ilçesine karargâh kurmuştur. Lice’nin gençlerinden Kamil ise, Hani Kadısı’nın güzel kızına taliptir. Mahalleden silahlı arkadaşlarını yanına alarak kadı kızını kaçırır. Böylece Lice ve Hani’de yaşayan iki aile arasında önce bir ‘husumet’ ardından da barışla sonuçlanan akrabalık başlamıştır.
    Bu arada kanunlar değişmektedir, kadılık kaldırılmış ve yerine hukuk mezunları atanmıştır. İşsiz kalan eski kadı, Diyarbakır’da dilekçe yazmaya başlamış ve bu mesleği damadına da öğretmektedir...
    18 Şubat 1925 yılında Lice’de iki katlı bir evde, kadı kızı bir annenin ve ilkokul 3. sınıfa kadar okumuş daha sonra devletin değişik kademelerinde görevler almış bir babanın oğlu olarak dünyaya geldi Tarık Ziya Ekinci.
    Bir isyanın içinde dünyaya gelen, bir yenilginin ardından okula başlayan Ekinci, ilkokulu bitirdiğinde Şeyh Sait ve arkadaşları çoktan idam edilmiş, düşüncelere kilit vuran Takrir-i Sükûn ile aileleri birbirinden ayıran Mecbur-i İskân Yasası getirilmiştir.
    5 bin nufüslu Lice’nin önemli geçim kaynağı ticarettir. Kars’ın Digor ilçesine giden erkekler giysi ve kumaş alır, karşılığında ise yağ ve yün verirlerdi. İlkokulu bitiren her erkek çocuğu bekleyen işte bu ticaretti. 1937 yılında ilkokulu bitiren 15 kişi arasında yer alan Ekinci, ticarete atılacaktı ki okula devam etme şansını buldu. Diyarbakır’daki bir ortaokula Ermeni bir arkadaşı ile birlikte kayıt yaptırdı. Ermeni arkadaşı baskılardan dolayı okulu bırakmak zorunda kaldı, Ekinci ise ortaokuldan sonra liseyi de burada okudu.
    Yüksek okul ve atanma
    O yıllarda iki yüksekokul vardı. Bunlardan biri İstanbul Tıp Fakültesi, diğeri ise Ankara Yüksek Hukuk Mektebi’ydi. Ekinci, 1943 yılında Sağlık Bakanlığı’nın desteğiyle İstanbul Tıp Talebe Yurdu’na kaydoldu. Savaş yıllarıydı. Kıtlık ve açlık vardı. Ekinci’nin “olgunluk sınavı”ndan geçerek girdiği bu yurt daha sonra kapanacaktı.Tıp okulunu başarıyla bitiren Ekinci’nin ilk ataması Siverek’e yapıldı. Diyarbakır Belediyesi Baş Tabipliği’ne tayini çıkmıştı. Sonra kendi isteğiyle Lice’ye gitti. Ardından ihtisas yapmak üzere Fransa’ya gitti.
    “Hem dil hem ihtisas yapar dönerim” diye gittiği Fransa’da iki yıl kaldı ve Diyarbakır’a dönerek serbest çalışmaya başladı.
    Paris yılları
    Paris’te yaşamında önemli bir değişiklik oldu. Marksist fikirlere sahip kişilerle arkadaşlık kurdu ve Marksizmin temel kitaplarını okudu. Bu yıllar içinde “Değişik bir dünya görüşü sağladı. Artık politika benim yaşamım oldu” dese de Ekinci’nin siyasi fikirlerle tanışması Kürt aydınlanması için önemli bir konumda bulunan Şeyzade’deki Dicle Yurdu’nda oldu. Sürgündeki Kürt gençleri bu yurtta bir araya gelir; Kürt kültürü ve dilini kendi çabalarıyla yaymaya çalışırlardı. Öğrencilerin partiye girmelerinin yasak olduğu bu dönemde Ekinci de diğer Kürt gençleri gibi Dicle Talebe Yurdu’na gidip gelmektedir.
    Tek partili iktidarının yaşandığ bu dönem aynı zamanda Kürt ileri gelenlerinin de sürgünde olduğu yıllardır. İşte sürgündeki bu Kürtlerin çocukları gelip İstanbul’da okumaktadırlar. Bunlar arasında Kürt işadamları da vardır; “Kürt ulusal demokrasi hareketinde önemli bir merhaledir bu. Mesela, Baskın Oran yazılarında derki ‘1938 Dersim İsyanı’ndan sonra Kürt mücadelesi sönmüştür 1958’e kadar.’ Bu doğru değil. Dicle Talebe Yurdu Hareketi varki bu 39’da kurulmuştur. Kürt gençleri orada Kürt sorununu tartışmış, görüşmüş; Kürt oyunlarını folklorunu tanıtmaya çalışmış, halkevinde örgütlenmişler...”
    Fransa’dan dönüş
    Ekinci 1943 yılında gittiği Fransa’dan 1945 yılında döndüğünde Türkiye 2. Paylaşım Savaşı’nın ağır koşullarını yaşamaktadır. O dönemin siyasi ortamına ilişkin olarak şunları anlatıyor; “Hiçbir siyasi etkinlik yok. Faşizm gemi azıya almış, Almanlar Avrupa’da çok geniş alanları işgal etmişler Balkanlar’a kadar gelmişler, Türkiye ha bugün ha yarın savaşa girecek, işgal edilme tehdidi ile karşı karşıya...”
    Çok partili dönem
    1945... Çok partili döneme geçiş yılları, İstanbul’daki Kürt gençleri arasındaki muhalefetin de yayıldığı yıllardır. Muhalefetteki Demokrat Parti’ye (DP) yönelen muhalif Kürt gençlerinin talepleri arasında Mecburi İskân ve Takrir-i Sükûn Yasası’nın kaldırılması da vardır.
    “45 ile 49 arasında DP’ye kanalize olduk. Gittiğimiz her yerde halka DP’yi anlatıyoruz. Ama bir korku bir dehşet var, kimse yaklaşmak istemiyor” diyen Ekinci, yine de bu partiyi kurmak için elinden geleni ardına koymayacak, DP’nin Diyarbakır’daki teşkilatını bizzat kendisi hayata geçirecektir; “1945 yılında Diyarbakırdayım. DP’den üç kişi gelip teşkilatı kuracak. O tarihte doktora sınavına hazırlanmaktayım. Dışarı çıkıyorum, sokakta insan yok. İki kişi oturmuş bir yerde ellerinde kitap. Beni görür görmez hemen ayağa kalktılar. Yakamda rozetim var. ‘Doktor bey uğurlar olsun’ falan. ‘Ben doktor değilim öğrenciyim. Ne oldu?’ dedim. ‘Biz buraya DP’yi kurmaya geldik ama kendi arkadaşlarımız dahi dışarı çıkıp bizi görmek istemiyorlar.’ Sokakta kalacaklar gece dönüş imkânı da yok. Onları eve götürdüm. Babamda evde yok. Ertesi gün 5 kişiyi bulup bunlarla parti kurduk. Ondan sonra bir nutuk çektirdik halka...”
    DP’den umut kesiliyor
    Büyük umutlar bağlanan DP’nin de tek parti iktidarı gibi olduğu kısa süre içinde anlaşılmıştır. DP yasama yürütme ve yargı erkini tek elde toplamış, muhalefete söz hakkı tanımamakta, hatta CHP lideri İsmet İnönü’nün konuşma metnini yanında taşıyanlara dahi cezalar verilmektedir; “Bu şartlar altında Kürt halkının haklarıyla Türkiye’nin demokratikleşmesi arasındaki bağlantıyı kavradığım için... duygusal olarak Halk Partiye karşı olmamız gerekirken ben Halk Parti’ye girdim.”
    CHP kongresine gidip konuşma yapan ve İsmet Paşa’nın ilgisini çekerek yanına çağırdığı genç de Ekinci’den başkası değildir.
    1960 darbesi
    Ve 1960 darbesi Türkiye’de yeni bir dönemin başlangıcı olur. Sosyalist fikirlerin konuşulması ve yaygınlaşmasına olanak veren bir ortam vardır. 61 Anayasası kabul edilmiştir. YÖN dergisi, Sosyalist Kültür Derneği, Türkiye İşçi Partisi (TİP) gibi dernek ve partiler kurulmuştur; “Bizim CHP’de savunduğumuz bildiri dağıttığımız o talepler 61 Anayasas’ına konmuş. Çift Meclis, kuvvetler ayrılığı ilkesi, toprak reformu olanakları, sendikal haklar ve örgütlenme hakları... TİP, Anayasa Mahkemesi’ne 141, 142’inci maddelerin kaldırılması için dava açıyor. Ve ben birkaç arkadaşı topluyorum, İstanbul’a M.Ali Aybar’a mektup yazıyorum. Biz burada TİP’i kuracağız, bize yetki ver. Onlar da düşünüyorlar yahu bunlar kim? Toprak ağalarının hakim olduğu bir yer çünkü. O güne kadar Komünizm, Marksizm ve Sosyalizm adına mücadele yürütenler Samsun’dadır, İzmir’dedir. Kısmen de Ankara’da ve Adana’dadır. Ve büyük ölçüde İstanbul’da. Hep birbirini tanırlar TİP kurulunca da yönetimde bunlar var. Şimdi Diyarbakır’da böyle bir ses çıkıyor. Tabi tereddüt içersindeler. Aybar yetki verelim diyor.”
    TİP, Diyarbakır’da
    1961’de; 12 sendikacının kurduğu TİP’in Diyarbakır’daki ayağı ise Aybar’dan mektup aldıktan sonra Ekinci tarafından oluşturulur. Ve TİP’in ilk kongresine Diyarbakır’dan 4 delege katılır; “TİP içinde evvela kendimi kabul ettirdim. O zaman Kürtten bahsetmek hatta Fırat’ın doğusuna geçmek bile yasaktı. Arkadaşlarımızın fikirleri değişti...”
    Ağalık sisteminin gerici etkisine rağmen TİP Diyarbakır’da örgütleniyor, Şayak ve TEKEL fabrikalarındaki işçiler arasında etkisi artıyor; aydınlar ve cumhuriyetçi mollalar dahi TİP’e geliyorlardı. Diyarbakır’da örgütlenmesini tamamlayan TİP, 1965’te seçimlere katıldı ve Ekinci bu partiden milletvekili seçildi; “Diyarbakır’da seçilmemdeki en önemli faktör benim Liceli olmam ve Lice halkının bana karşı olan sempatisiydi. Yabancıya oy vereceğimize kendi kendimize oy verelim diyorlardı. Diğer bütün partilerin toplamından daha çok oy verdiler. Diyarbakır içinden ve diğer kasaba ve ilçelerden de oy çıktı.”
    4 yıl sonra yapılan seçimlerde ise İstanbul’dan sadece Aybar seçilecek ancak bir yandan da parti içi muhalefet başlayacaktır. Ekinci ise “İşçi sınıfı diktatörlüğünü reddeden ve burjuva sınıfının parti kurması” fikrini savunan Aybar’dan yana tavrını koydu; “Benim de yer almamın sebebi Kürtler açısından genişletilmiş bir demokrasi sürecinin yaşanmasına olan görüşümdü.”
    Ekinci, kapatılıncaya kadar TİP’in içinde yer aldı. Çok sayıda kitaba imza atan Ekinci, halen çeşitli dergilerde makale yazıyor...


    Başa dön


    Komisyon üyeleri F tiplerini inceliyor
    TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkan Yardımcısı ve AKP Adıyaman Milletvekili Faruk Ünsal, F tipi cezaevlerinde ortak alanların kullanımının artırılması gerektiğini söyledi. Komisyon üyeleri, bazı F tipi cezaevlerinde incelemelerde bulunuyor. Tekirdağ ve Kocaeli F tipi cezaevlerinde inceleme yapan milletvekilleri, önümüzdeki hafta da Adana’ya gidecek.
    Tekirdağ’a gittiler
  • SSK ilaç fabrikası kapatılmamalı
    Sağlık İş Genel Başkanı Mustafa Başoğlu, SSK hastanelerinin Sağlık Bakanlığı’na devri sonrasında SSK İlaç Fabrikası’nın kapatılmaması gerektiğini ifade etti. İlaç fabrikasının SSK’ya 36.6 trilyon lira tasarruf sağladığına dikkat çeken Başoğlu, fabrikanın kapatılması durumunda bu paranın büyük ilaç tekellerinin kasasına akacağını vurguladı. Sağlık İş Genel Merkezi’nde dün düzenlediği basın toplantısında konuşan Başoğlu, SSK İlaç Fabrikası’nda 22 çeşit ilaç üretildiğini ve bu ilaçların yüzde 50 oranında daha ucuz olduğunu söyledi. “İlaç fabrikası kapatılırsa hem çalışanlar işsiz kalacak hem de ilaç piyasası tekellerin eline bırakılacak” diyen Başoğlu, gerekirse fabrikanın Türk-İş tarafından kurulacak bir şirket tarafından işletilebileceğini dile getirdi. Başoğlu, personel ve bina yatırımı yapılmadan hastanelerde oluşan kuyrukların ortadan kaldırılabileceğini kaydederek, “80 kuruşluk tedavi katkı payı tamamen kaldırılmalıdır” dedi.
    ‘Geleceğimiz özelleştiriliyor’
    ‘Liselinin Sesi’ dergisi okurları, işsizlik ve yoksulluğa karşı basın açıklaması yaptı. Dün Galatasaray Lisesi önünde “Gelecek gençliğin ellerindedir” yazılı pankart açan okurlar adına açıklama yapan Evrim Opuz, her alanda geleceğin özelleştirildiğini belirtti. Opuz, “Bu yüzden özelleştirilmek istenen SEKA, TEKEL ve Deniz İşletmeleri emekçileri geleceklerine sahip çıkmak için direniyorlar” dedi. Her yıl sonunda yeni okulların kapısından yeni işsiz kitlelerin sokağa atıldığını belirten Opuz, parasız, anadilde eğitim için, işsizlik ve yoksulluğa karşı liselileri ve üniversitelileri mücadele saflarına çağırdı.
    Yeni TCK’ya sert eleştiriler
    Yargıtay eski Başkanı Sami Selçuk, yeni Türk Ceza Kanunu’nun (TCK), bilimsel incelemelerden geçtikten sonra uygulanmaya başlanması ve yürürlüğe girme tarihinin ertelenmesi gerektiğini söyledi. Ankara Barosu tarafından önceki gün düzenlenen “Yeni Türk Ceza Kanunu’nun değerlendirilmesi” başlıklı paneli yöneten Selçuk, TCK’da yer alan aksaklıklara dikkat çekti. Birinci maddede amacın eksik tanımlandığını, amaçla birlikte konunun da tanımlandığını dile getiren Selçuk, kavramların yanlış kullanıldığını, dilin de oldukça kötü olduğunu söyledi. Selçuk ayrıca, hiçbir ülkede ceza yasasının Türkiye’deki kadar kısa sürede yürürlüğe girmediğini ifade etti.
    Sinan köylülerinin davası
    Diyarbakır’ın Bismil ilçesine bağlı Sinan köyünde, topraklarının ağanın adamları tarafından sürülmek istenmesine tepki gösterdikleri için tutuklanan 4 köylünün davası yarın başlıyor. “Mala zarar verme”, “Memura mukavemet” ve “Suça teşvik etme” gibi iddialarla tutuklanan Yılmaz Duru, Abdullah Sıcaküzül, Bilal Karaer ve Mahmut Yeşil adlı köylülerin avukatı Rıdvan Eroğlu, köylülerin jandarmaya herhangi bir mukavette bulunmadığını ve bunun kamera görüntüleriyle sabit olduğunu söyledi.

    Bize ulaşmak için;

    Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net