www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Karar ‘demokrasi’ için
Tüzüğünde anadilde öğrenimi savunduğu için Eğitim Sen hakkında açılan kapatma davası bir kez daha reddedildi. Adliye önünde toplanan eğitim emekçileri, Ankara 2’nci İş Mahkemesi’nin, kararında direnmesini coşkuyla karşıladı.

13 kurşuna tutuklama yok
Mardin Kızıltepe’de 12 yaşındaki Uğur Kaymaz ve babası Ahmet Kaymaz’ı öldürmekle suçlanan 4 polisin yargılandığı davaya başlandı. Polislerin tutuklanma isteğini reddeden mahkeme, duruşmayı 16 Mayıs’a erteledi.

Hastalar ölüme terk
SSK hastanelerinin Sağlık Bakanlığı’na devriyle birlikte yaşanan belirsizlik ve karmaşa hastaların hayatını tehlikeye attı.

En azından üç dil bileceksin!
Kürtlere, Çerkezlere, Lazlara, ve bu toprakların başka halklardan sahiplerine, “bir dershanelik halk” muamelesi yapılmaya devam ediliyor.


Karar ‘demokrasi’ için
Tüzüğünün 2/b maddesinde “Bireylerin anadillerinde öğrenim görmesini ve kültürlerini geliştirmesini savunur” denildiği için Genelkurmay Başkanlığı’nın isteği doğrultusunda, Eğitim Sen hakkında açılan kapatma davası, Ankara 2’nci İş Mahkemesi’nin, “demokrasi ve ifade özgürlüğü dersi” niteliğindeki ilk kararında direnmesi ile bir kez daha reddedildi.
Ankara 2’nci İş Mahkemesi’nde dün yeniden görülen davada, Eğitim Sen Genel Başkanı Alaaddin Dinçer ve MYK yöneticileri, KESK Genel Başkanı Sami Evren ile KESK’e bağlı sendikaların genel başkanları hazır bulundu. Kitle örgütleri temsilcilerinin de izlediği davada, Eğitim Sen’e yurtdışından da destek geldi. Davayı Norveç Eğitim Sendikası’ndan Khaled Mustapha, İsveçli gazeteci Ulf Edlund, İsveç Eğitim Sendikası’ndan Ola Carnelud, Kuzey Kıbrıs KTÖS Başkanı Adnan Eraslan izledi.
Çok kısa süren dünkü duruşmada, Eğitim Sen avukatlarının sözcüsü Kazım Genç, duruşmada mahkemenin ilk kararında direnmesini talep etti. Hakim Kudret Kurt, Yargıtay’ın bozma ilamına uymadığını belirterek, ilk kararında direnerek, kapatma istemiyle açılan davanın reddine karar verdi. Ret kararının gerekçesi daha sonra açıklanacak.
Mahkemenin ilk kararında direnmesi üzerine savcının kararı temyiz etmesi gündeme gelebilecek. Savcı kararı 8 gün içinde temyiz ederse, dosya Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nda görüşülecek.

‘Eğitim Sen’in mücadelesi devam edecek’
Eğitim emekçileri, Eğitim Sen aleyhine açılan kapatma davasına karşı sendikalarına ve demokrasi mücadelesine sahip çıktıklarını bir kez daha ilan ettiler. Kapatma davasının görüldüğü Ankara Adliye Sarayı önünde toplanan eğitim emekçileri sık sık “Eğitim Sen kapatılamaz” sloganı atarak, kararlılıklarını gösterdiler.
Eğitim Sen üyesi yaklaşık 200 kişi ile yurtiçinden ve yurtdışından Eğitim Sen’e destek vermeye gelen Eğitim Sen dostları dün sabah saatlerinde Adliye Sarayı önünde toplandı. KESK’e bağlı sendikaların üye ve yöneticileri ile üniversite öğrencilerinin de aralarında bulunduğu grup, Eğitim Sen aleyhine açılan davanın görüleceği Adliye Sarayı önünde toplanarak davanın sonucunu beklediler. “Eğitim Sen kapatılamaz” yazılı pankart ve döviz taşıyan eğitim emekçileri, hakimin daha önce verdiği kararda direnmesini alkış ve sloganlarla karşıladılar.
Davanın sona ermesinin ardından Adliye Sarayı önünde bir açıklama yapan Eğitim Sen Genel Başkanı Alaaddin Dinçer, “Türkiye’de var olan 12 Eylül hukukuna ve yasalarına rağmen hakim, onları aşan çok önemli bir karar vermiştir” dedi. Kararın emek, özgürlük ve demokrasi mücadelesinde yeni bir sürecin başlangıcı olacağını belirten Dinçer, Eğitim Sen’in demokrasi mücadelesinin yükselerek devam edeceğini ifade etti.
Dinçer, AKP Hükümeti’nin demokrasi kahramanlığını ve havariliğini kimseye bırakmadığını, ancak Eğitim Sen aleyhine açılan dava karşısında suskunluğunu koruduğunu vurgulayarak, “Acaba dosyada Genelkurmay’ın imzasını gördükleri için mi susuyorlar?” diye konuştu.”Gün Eğitim Sen’e sahip çıkma, demokrasi mücadelesinde yürüme günüdür” diyen Dinçer, dünyanın dört bir yanından Eğitim Sen’e destek veren emekçilere teşekkür etti.
KESK Genel Başkanı Sami Evren ise, söz konusu kararla hukukun üstünlüğünün bir kez daha kanıtlandığını dile getirdi. Eğitim Sen’in davanın başından beri haklı olduğunu kaydeden Evren, Eğitim Sen tüzüğünde yer alan taleplerin insani amaçlı olduğuna dikkat çekti.


Başa dön


13 kurşuna tutuklama yok
Mardin’in Kızıltepe ilçesinde 12 yaşındaki Uğur Kaymaz ve babası Ahmet Kaymaz’ı öldürmekle suçlanan 4 polisin yargılandığı davaya, Mardin 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde başlandı. Sanık polislerin katılmadığı duruşmaya çok sayıda milletvekili, belediye başkanı, avukat, kitle örgütü temsilcisi izleyici olarak katıldı.
12 yaşındaki ilköğretim okulu öğrencisi Uğur Kaymaz ve babası Ahmet Kaymaz’ın 21 Kasım’da öldürülmesiyle ilgili davanın ilk duruşması, Mardin 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde başladı. Bölge barolarından yaklaşık 50 avukatın katıldığı duruşmada, avukatlar Tahır Elçi, Sezgin Tanrıkulu ve Yıldız İmrek Koluaçık, sanıklar gelmeden yargılamanın başlamaması gerektiğini belirterek, sanık polislerin celp yoluyla mahkemeye getirilmesini istediler.
Mahkeme heyeti; Adana, Van, Diyarbakır, Batman ve Mardin barolarının davaya müdahil; Ahmet Kaymaz’ın kardeşleri Reşat ve Murat Kaymaz’ın ise müşteki olma taleplerini de kabul etmedi.
Mahkeme heyeti, müşteki olmak isteyen Kaymaz kardeşlerin talebini “doğrudan zarar görmedikleri” gerekçesiyle reddetti. Kaymaz ailesini savunan avukatlardan Tahir Elçi, bu karara itiraz ederek, infaz olarak nitelendirdikleri olayda, Kaymaz kardeşlerin de çok büyük manevi zarar gördüklerini söyledi. Ancak mahkeme heyeti, Ahmet Kaymaz’ın annesi Emine ve eşi Makbule Kaymaz’ın müşteki olabileceği yönünde karar verdi. Anne Makbule Kaymaz ve Emine Kaymaz, kimlik bilgilerini Kürtçe tercüman aracılığıyla verdiler. Avukatlar, psikolojik durumları iyi olmadığı için Makbule Kaymaz ve Emine Kaymaz’ın ifade vermemesini istedi. Avukatların bu talebi, mahkeme tarafından kabul edildi.
Mahkemeye sanık polisler Seydi Ahmet T., Mehmet K., Yaşafettin A. ve Salih K.’ katılmadı. Sanık polislerin mahkemeye bir dilekçe ile başvurarak, can güvenlikleri olmadığı ve başka illere atandıklarından dolayı duruşmaya katılmak istemediklerini ve ifadelerinin talimatla alınmasını talep ettikleri öğrenildi.
Tanıklar dinlendi
Duruşmanın ikinci bölümünde, tanıklardan öğretmen Ahmet Tekin dinlendi. Öğretmen Tekin, evde otururken silah seslerini duyduğunu anlatarak şöyle devam etti; “Çıkıp olay yerine koştuğumda Uğur’u tanıdım. İlk gittiğimde Uğur’ların yanında silah yoktu. Ancak daha sonra savcıyla birlikte gittiğimde yanlarında silah gördüm.” Savcıyla birlikte gittiğinde, tıbbi yardım için müdahale etmek istediklerini belirten Tekin, ancak iki polis tarafından engellendiklerini kaydetti.
Tanık Ahmet Tekin’in dinlenmesinin ardından mahkeme heyeti avukatlara söz verdi. Avukat Tahir Elçi, savcılık iddianemesinin adam öldürme suçu işleyen polisleri koruyan ve kollayan bir mantıkla hazırlandığını ifade etti. Tutanakların sanıkların müdahalesiyle hazırlandığını, delil toplama işinin de suça karışan polisler tarafından yapıldığını vurgulayan Elçi, “Delil karartılmasının önüne geçilmemiştir” dedi. Avukat Elçi, sanıkların tutuklanarak, bir dahaki mahkemeye getirilmesini talep etti.
Duruşma sonunda kararı açıklayan mahkeme heyeti, polislerin tutuklanma istemi reddetti. Sanık polisler, bulundukları illerde talimatla ifade verecek. Sanık avukatların davanın il dışında görülmesi yönündeki isteği, bir yazıyla Adalet Bakanlığı’na iletildi. Dava, 16 Mayıs 2005 tarihine ertelendi.
Duruşma sonunda açıklama yapan Diyarbakır Barosu Başkanı Sezgin Tanrıkulu, İçişleri Bakanlığı’nın doğrudan davaya müdahale ederek şuç işlediğini söyledi.


Başa dön


Hastalar ölüme terk
SSK hastanelerinin Sağlık Bakanlığı’na devriyle birlikte SSK’lılara, serbest eczanelerden ilaç alma hakkı tanındı. Ancak serbest eczanelerden ilaç almak, SSK’lılar için tam bir eziyete dönüştü. Hastanelerdeki yeni mevzuat uygulaması ise bu çileyi iki katına çıkardı. Sağlık Bakanlığı Okmeydanı Hastanesi’nde dün uygulanmaya başlayan yeni mevzuatın görevli personel de dahil olmak üzere kimse tarafından bilinmemesi, kanser hastalarını canından bezdirdi. Saatlerce evrak yaptırmak için koşuşturan kanser hastalarından dosya, kağıt ve fotokopi parası toplanırken, hastane görevlilerinden “henüz bilgisayarlı sisteme geçilmediği için karışıklık yaşandığı” açıklaması geldi.
Sağlık Bakanlığı’ndan gelen görevlilerin mevzuatı işler hale getirmesinden sonra ise bu kez hastaların kuyruk çilesi bitti, ilaç çilesi başladı. Sağlık Bakanlığı’ndan yapılan “SSK eczaneleri 15 Mart’a kadar açık olacak” açıklamasına rağmen Okmeydanı Hastanesi Onkoloji Bölümü Eczanesi’nin kapatılmasıyla kanser hastaları ortada kaldı. İlaçları son derece pahalı olan kanser hastaları, eczacıların, “Acaba devletten bu ilaçların parasını alabilecek miyim?” endişesiyle ilaç satmadıklarını söylediler.
Hasta yakını Nuryüzden Topçu, anlaşmalı eczanelerin hiçbirinin ilaç vermediğini belirterek, “Sabahtan beri eczane eczane dolaşıp ilaç arıyorum. İlaçlarımızın biri 2 milyar. Eczacılar da haklı. On kişiye ilaç satsalar devletten o parayı alabilecekler mi?” dedi. Topçu, ilaç alamayan hastaların “İlaç almamız gerek. Ölelim mi yani” sözlerine görevlilerin “ölürseniz ölün’ şeklinde karşılık verdiğini de söyledi. Kanser hastası Şevket Yüksel de, “Biz kanser hastasıyız. İlaç alamadığımız zaman kemoterapiye almıyorlar. 6 gündür ilaç alamadığım için kemoterapiye giremiyorum” dedi.
Uzun kuyruklar
Bolu’da da SSK’lılar devlet hastanesine dönüşen Bolu SSK Hastanesi’nde hasta kayıt işlemlerini yaptırabilmek için uzun kuyruklar oluşturdu. Adı Bolu Köroğlu Devlet Hastanesi olarak değiştirilen hastaneye muayene için gelen hastalar, hastanenin bilgisayar sistemi yeni uygulamaya hazır olmadığı için hasta kayıt işlemlerinin yapıldığı gişeler önünde uzun kuyruklar oluşturdu. Kayıt kuyruğunda 2 çocuğuyla bekleyen Fatma Akman, “1.5 yaşındaki oğlum hasta, 4 yaşındaki kızım evde yalnız kalmasın diye hastaneye birlikte geldik. 1 saattir kayıt sırası alabilmek için bekliyoruz” dedi. Hastalardan Ali Erdoğan ise kayıt için bekleyen hastalardan 80 YKr kayıt parası alındığını söyleyerek, “SSK’lılar devir işlemi öncesinde bu parayı ödemeden muayene olabiliyorlardı. Bu işlem haksızlık” diye konuştu. Kuyrukta bekleyen diğer hastalar da kayıt ücreti alınmasına tepki gösterdi.
SSK eczanesi kapatıldı
Bilgisayar altyapısı yenilendiğinden hasta kayıt işlemleri sırasında yoğunluk yaşandığını ifade eden Başhekim Dr. Erdal Kaya, “Hastanemizin eczanesinin SSK’lılara nisan ayına kadar hizmet vermesi söz konusu değil. SSK eczanesi kapatıldı. SSK’lılar Bolu’da bakanlıkla sözleşme imzalayan 67 eczaneden ilaçlarını alabilecekler” dedi.
Eskişehir Yunus Emre Devlet Hastanesi adını alan eski SSK Bölge Hastanesi’nde ise ilk gün, SSK’lılar, hasta kayıt işlemlerini yaptırabilmek için uzun kuyruklar oluşturdu. Hastaların oluşan uzun kuyruklara tepki göstermesi üzerine hastane yetkilileri hastalara şeker ikram ederek tepkileri yatıştırmaya çalıştı


Başa dön


En azından üç dil bileceksin!
Mutlu Öztürk
Babil Kulesi hikâyesini hepimiz biliriz. Tevrat’ta anlatılır: Haddini aşan ölümlü Babilliler başı göğe değen görkemli bir kule yapmaya kalkınca, Tanrı tarafından birbirleriyle anlaşmalarını sağlayan araçtan, “ortak dilden” mahrum bırakılarak, birlikte çalışamaz hale getirilerek cezalandırılırlar. Kule bitmeyecek, Tanrı’nın tekliğine halel gelmeyecektir. Böylece daha yeni, Adem babamızın işlediği ilk günahla cennetin kucağından kovulmuş olan insan, şimdi de ortak dilin sunduğu iletişim cennetinden kovulmuş olur. O gün bugün, Havvakızı Ademoğlu dilde “birlik beraberlik” peşinde koşmayı sürdürecek, yazdığı ütopyalarda, kurduğu düş-ülkelerde (sözgelimi, bu arayışların modern zamanlardaki en ilginç örneklerinden olan Esperanto gibi yapay diller yaratarak) herkesin ortak bir dili konuşabilmesini düşleyecektir.
*
Özellikle buralarda yaşayan muhaliflerin çok haklı nedenlerle alerjisi olan o meşum birlik-beraberlik teriminin kullanılmasının, herhalde ilk elde en masum görüleceği alan, gerçekten de dildir. Oysa, bütün ütopyalar gibi, bu ütopyanın da kerrakesi, totaliter bir projeye dönüşünce, ortak dil/ortak diller yaratmak kaygısı diğer dillerin kökünü kazımak aculluğuna dönüşünce anlaşılacaktır. Bakın ne diyormuş 1789’un Fransız Devrimcileri: “Batıl inançlar Bretonca, cumhuriyete karşı kin Almanca, karşıdevrim İtalyanca, fanatizm Baskça konuşur. Kötülüğün ve yanlışın bu araçlarını kırmamıza izin verin. Yurttaşları milli dilin cahili bırakmak, bunları iktidarı kontrol edemeyecek bir halde bırakmak, vatana ihanettir. Özgür bir halkın dili tek ve herkes için aynı olmalıdır. Fransızca tüm Fransızların dili olmalıdır”. Bu gerekçeyle, son yüzyılın Anadolusunun da yakından tanıdığı uygulamalar, isim yasakları, mekânların adlarının değiştirilmesi, “resmi dil” dışındaki dillerin kamusal alandan kovulması, okullarda “öteki dilleri” konuşan çocukların türlü çeşitli şiddete maruz kalması meşrulaştırılacaktır. Hikâyenin ayrıntısı uzun ama özeti şu: Ulus-devlet, inşa edildiği her yerde, züccaciye dükkânına girmiş fil gibi, binyılların insanlık kültürünce özene bezene yaratılmış, sayısız insanın zihninden, düş gücünden, insani pratiğinden süzülüp modern zamanlara ulaşmış dilleri, “birlik-beraberlik” uğruna, ulusal pazar uğruna, (bazen de “eşitlik” gibi kutsal sözlerin ardına saklanarak) ezdi, parçaladı, yok etti. Çoğu zaman çıplak zorla, onun yetmediği yerde iktisadi zorla, ama esas olarak zorla… İnsanlığın vicdanlı çocukları, -şimdilerde de “küreselleşmenin” bambaşka ama aynı yere çıkan yollarla devam ettirdiği- bu sürecin adına, asimilasyon dediler, bunu bir insanlık suçu ilan ettiler ve güçleri yettiğince dilleri döndüğünce, karşı koymaya çalıştılar.
**
“Dil Devrimi” başlığıyla yayınlanan kitabında rahmetli Tuğrul Şavkay ve, (Füsun Üstel’in danışmanlığında hazırladığı) “Türkiye’de Ulusçuluk ve Dil Politikaları” başlıklı nedense değeri pek fark edilmemiş olan kitabında da Hüseyin Sadoğlu, sürecin Türk ulus devleti açısından nasıl geliştiğine yeterince ışık tuttular. Madalyonun öteki yüzünü ise, mesela Gülçiçek Günel Tekin’in çalışmalarından izleyebiliyoruz. Sıdıka Avar, “Dağ Çiçekleri” anı-kitabında, Kürt kızlarını nasıl “devşirdiklerini” anlatırken, sürecin “kadife eldiven” boyutunu gösterdi bize; bir Eğitim Sen aktivisti olan Gülçiçek abla ise, çeşitli anadillerin sonradan öğretmen olan çocuklarından ne insani bedeller pahasına anadillerinden koparıldıklarının öykülerini derliyor.
Bu arada, öte tarafta, Bakan Çelik, ‘Kültürlerarası Diyalogda Eğitimin Önemi’ konulu panelin açılışında konuşuyor; Talim Terbiye Kurulu Başkanı Prof. Dr. Ziya Selçuk, aynı toplantıda, “Ülke içinde yer alan farklı kültürlerin ulusal kültürün zenginleşmesinde önemli bir rol oynadığını” bildiriyor; Milli Eğitim Bakanlığı’nın daha 2001’de düzenlediği sempozyumda Diller Yılı kutlanırken “Bulgaristan’da Türk Dilinin Anadil veya Yabancı Dil Olarak Öğretilmesi; Moldova-Gagauz Yeri Özerk Bölgesi’nde Gagauz Türkçesi ile Eğitimde Karşılaşılan Sorunlar; Balkanlarda Türk Dili Öğretimi-Yunanistan Örneği, Belçika’daki Türk Çocuklarına Anadil Eğitimi” konu ediliyor; ama halen, Kürtlere, Çerkezlere, Lazlara, ve bu toprakların başka halklardan sahiplerine, “bir dershanelik halk” muamelesi yapılmaya devam ediliyor. Bunun sorumluları, kendilerini de, temsil ettikleri kurum neyse onu da, rezil ediyorlar. Trajikomik oluyorlar. Komik oluyorlar.
***
Ne demişti Bedri Rahmi:
    En azından üç dil bileceksin
    En azından üç dilde
    Ana avrat dümdüz gideceksin
    En azından üç dil bileceksin
    En azından üç dilde düşünüp
    rüya göreceksin
    En azından üç dil
    Birisi ana dilin
    Elin ayağın kadar senin
    Ana sütü gibi tatlı
    Ana sütü gibi bedava
    Nenniler, masallar, küfürler de caba
    Ötekiler yedi kat yabancı
    Her kelime arslan ağzında
    Her kelimeyi bir bir 
	dişinle tırnağınla
    Kök sökercesine söküp çıkartacaksın
    Her kelimede bir tuğla boyu yükselecek
    Her kelimede bir kat daha artacaksın
    En azından üç dil bileceksin
    En azından üç dilde
    Canımın içi demesini
    Kırmızı gülün alı var demesini
    Nerden ince ise ordan kopsun demesini
    Atın ölümü arpadan olsun demesini
    Keçiyi yardan uçuran
    bir tutam ottur demesini
    İnsanın insanı sömürmesi
    Rezilliğin dik alası demesini
    Ne demesi be
    Gümbür gümbür 
    gümbürdemesini becereceksin
    En azından üç dil bileceksin
    En azından üç dilde
    Ana avrat dümdüz gideceksin
    En azından üç dil
    Çünkü sen ne tarih ne coğrafya
    Ne şu ne busun
    Oğlum Mernus
    Sen otobüsü kaçırmış 
    bir milletin çocuğusun.
    “21 Şubat Dünya Anadili Günümüz 
	kutlu olsun.”


Başa dön


Bakan Çiçek telefon dinlemeyi savundu
Kolluk kuvvetlerinin 2004 yılında mahkeme kararıyla 22 bin 938 telefonu dinlemesi kamuoyunda tepkilere neden olurken, Adalet Bakanı Çiçek, bu uygulamanın bütün dünyada olduğunu öne sürerek, “Gözden kaçırılmaması gereken husus, dinlemelerin mahkeme kararına uygun olup olmadığıdır” dedi. AB’ye Uyum Sürecinde Çocuk Adaleti Sisteminin Yeniden Yapılandırılması Konferansı’nın açılış törenine katılan Çiçek, bir gazetecinin, telefon dinlemeyle ilgili yaptığı açıklamaları anımsatması üzerine, bütün dünyada teknik delillerin sanığa ulaşmada en önemli araç olduğunu savundu. Dinleme kararlarının genellikle vatandaşın müracaatına bağlı olduğunu öne süren Çiçek, şöyle konuştu: “1 Nisan’da yürürlüğe girecek Ceza Muhakemesi Kanunu’nda da her türlü delile ulaşmayı büyük ölçüde hakim kararına, acele hallerde de büyük ölçüde savcının bu noktadaki inisiyatifine bırakır. Savcının dahi bu imkânı kullandıktan sonra, tekrar mahkemeye müracaat edip bunu yargı kararına dönüştürmesi gerekir. Bu sebeple soru önergesine verdiğim cevapta usulüne uygun verilmiş mahkeme kararları sonucu ortaya çıkan dinlemelerdir. Hak ve hukuk açısından endişe edilecek bir durum yoktur.”
Meşaleli eylemler her yerde
Eğitim Sen’in kapatılmak istenmesine karşı önceki gün Antalya’da yapılan meşaleli eyleme polis saldırdı. Kale kapısındaki Attalos heykelinin önünde toplanan Eğitim Sen üyeleri şube binasına doğru yürüyüşe geçtikleri sırada polis tarafından çembere alındı. Ardından 200 kişilik gruba coplarla saldıran polis 20’ye yakın kişiyi gözaltına aldı. Polis, gözaltına aldığı göstericileri polis minübüsünün içinde de dövmeye devam etti. Polisin saldırısına hedef olan Eğitim Sen yöneticisi Akman Şimşek’in burnu kırıldı. Kitle, polisin saldırısından sonra da dağılmayarak oturma eylemine başladı. Eylemde yaralanan 16 kişiye 1 ila 15 gün arası işgörmez raporu verildi. Gözaltındakiler gece yarısı serbest bırakıldı. Tarsus’ta yapılmak istenen meşale eyleme de polis müdahale etti. Eğitim Sen Tarsus Şube Başkanı Cuma Erçe basın metnini okurken sivil polisler “Savcının emri var, açıklamayı yapamazsınız” diyerek engellemeye çalıştı. Bu arada polis telefonundan Tarsus’ta görevli ismini öğrenemediğimiz bir savcı, Cuma Erçey’i arayarak eyleme devam etmeleri durumunda gözaltına alınacaklarını söyledi. Eyleme devam edilince Erçe’yi gözaltına almaya çalışan polisleri eğitimciler engelledi. Malatya’da eğitim emekçileri önceki gün akşam saatlerinde ise, meşalelerle sendika binasından Soykan Parkı önüne yürüyerek basın açıklaması yapmak istediler. Ancak sendika üyelerinin bu isteği mahkeme kararı gerekçe gösterilerek engellendi. Bunun üzerine yürüyüş meşalesiz olarak gerçekleştirildi. Eyleme, SES, BTS, Tek Gıda-İş ve EMEP’de destek verdi. Adana’da eğitim emekçileri yaptıkları yürüyüşün ardından geceyi şube binasında geçirdiler. Davanın reddedilmesinin ardından dün de eylem yapan eğitimcilere siyasi partiler, sendikalar ve kitle örgütleri destek verdi. Sendika binası önünden İnönü Parkı’na kadar yürüyen, eğitim emekçileri “Direne direne kazandık”, “Yaşasın halkların kardeşliği”, “Anadilde eğitim engellenemez” sloganları atıldı. Denizli’de Delikliçınar Meydanı’nda toplanan Eğitim Sen üyeleri sendikalarının kapatılmak istenmesine karşı eylem yaptı. Sendika binasından meydana kadar meşalelerle yürüyen eğitimciler halktan da destek aldı.
Yasadışı uygulamalar diz boyu
Antalya Serbest Bölgede çalışan işçileri köleliğe mahkûm etmek için her türlü yöntemin kullanıldığını gözler önüne seren haberimiz ses getirdi. Serbest Bölgede tekstil fabrikası bulunan Kala Dış Ticaret Limited Şirketi’nde günde 12 saat çalışan işçilere mesai ücreti ödenmiyor ve bordroların üst tarafı kapatılıp imza attırılıyordu. Bordrosunu görmek isteyen işçiler ise, “Maaş bordrosu isteyen kapı dışarı edilir” yanıtını alıyordu. O zaman görüştüğümüz işyeri yetkilileri ise “biz maaş bordrosu veriyoruz. İşçiler ailelerine vermiyor, ailelerinden parayı saklamak için yırtıyorlar” iddiasında bulunmuştu. Haberimizin yayımlanmasının ardından işyeri hakkında Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Antalya Bölge Müdürlüğü inceleme başlatmış iş müfettişleri hazırladıkları raporda herhangi bir yasadışılığın olmadığını belirtmişti. Raporda “asgari ücretin altında herhangi bir ödeme yapılmadığını, ücretin yasal asgari ücret olduğunu ve düzenli ücret tediye bordrosunu ve ücret hesap pusulasının işçi tarafından imzalandığı, maaşları geç ödemenin söz konusu olmadığı” ibareleri yer alıyordu. Bunun üzerine işçiler, haberin kupürünü Başbakanlık’a göndererek “Evrensel yalan mı yazıyor” diye Başbakanlık’a sordular. Ardından, tekrar işyerinde inceleme yapılması emri verildi. Çalışma Bakanlığı iş müfettişlerince işyerinde tekrar bir denetim yapıldı.
Öğrenci affı nihayet Genel Kurul’a geliyor
Üniversiteden 29 Haziran 2000 tarihinden itibaren ilişiği kesilenlere ek sınav hakkı tanıyan öğrenci affı yarın Meclis Genel Kurulu’nda görüşülecek. Öğrenci affı, 29 haziran 2000 tarihinden sonra her ne sebeple olursa olsun üniversiteden ilişiği kesilenleri kapsıyor. Yaklaşık 677 bin öğrenciyi ilgilendiren yasa teklifi, lisans öğrencilerine bir öğretim yılı devam ve üç sınav hakkı getiriyor. Yüksek lisans öğrencilerini de kapsayan düzenleme, tez hazırlama süresi ve iki sınav hakkı sağlıyor.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net