www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Film değil sinema dergisi
Her hafta yeni filmlerin seyirci karşısına çıktığı Türkiye’de, sinema bir sektör olarak gelişirken, tanıtım ile eleştiri de birbirine karışıyor.

KARTAL SANAT TİYATROSU
   YIKILDI!

Kartal Sanat Tiyatrosu’nda geçen hafta gerçekleştirilen “boşaltma”nın ardından, yıkım önceki gün başladı. Verdiği bütün hukuk mücadelesine ve mülki amirliklere yaptığı başvurulara rağmen sonuç alamayan tiyatro, sonunda Kartal’da yersiz bırakıldı.

Grup Yorum 20 yaşında!
Grup Yorum üyeleri dün Atatürk Kültür Merkezi önünde söyledikleri türkülerle kuruluşlarının 20. yılını kutladılar.


Film değil sinema dergisi
Derya Erdemir
Her hafta yeni filmlerin seyirci karşısına çıktığı Türkiye’de, sinema bir sektör olarak gelişirken, tanıtım ile eleştiri de birbirine karışıyor. Sinema Dostları Derneği, “Sekans” adlı sinema dergisini, “bir sinema dergisi” oluşturmak ve yeni bir okur kitlesi yaratmak hedefiyle yayınlamaya başladı.
“Türkiye’de hatırı sayılır bir sinema izleyicisinin bulunduğu ama sinema üzerine okuma yapılmadığı” düşüncesinden hareketle yayınlanan iki aylık dergi Sekans’ta vizyondaki filmlerden, sanatsal etkinliklere ve akademik tartışmalara kadar pek çok konuya yer veriliyor. Derginin Yayın Koordinatörü Ece Özdemir ile Sekans’ın yayın çizgisi ve amaçları üzerine görüştük.
Neden “Sekans” adını seçtiniz?
Adını doğrudan sinematografik bir kavram veya tanımla ilişkilendirmek istedik. Dünyanın her yerinde bilinen bir isim olsun dedik. Tasarım açısından esprili olanaklar sunuyordu. Sinema dergiciliği yayınında bir sekans olma isteğimizle de örtüşüyordu.
Sinema Dostları Derneği hangi amaçla Sekans’ı çıkartıyor?
Sekans, Sinema Dostları Derneği (SDD) ve Kül Yayıncılık işbirliği ile yayınlanıyor. Dünya geneline bakıldığında, sinema izleyicisi ile sinema dergisi okuyucusu arasında büyük bir sayısal uçurum var. Ancak, bu hiçbir ülkede Türkiye’deki boyutlarda değildir. Derneğimiz üç yıldan beri sinemayla bir şekilde ilgilenen herkese bol sorulu bir anket uyguladı. Buradaki sorulardan biri sinema dergilerinin ne sıklıkla okunduğu üzerineydi. Gördük ki gösterime giren her üç filmden birini seyreden, televizyonda sinema kuşaklarını kaçırmayan bu kitlenin beşte dördünün sinema dergileriyle arası yok. Dahası çıkanlar arasında okunacak bir dergi olmadığı yanıtı ağır basıyor.
Üç milyon seyircisi olan yerli yapımların olduğu, yıllık toplam biletin 25 milyonu aştığı ve yerli yapımların ilk onda başa oynadığı bir ülke için, salt bu alanla ilişkili olarak çıkan dergilerin okurdan uzak kalması ilginç görünüyor. Üstelik bunlar salonlarla sınırlı istatistikler. Seyirci çok daha fazla. Genel seyirci sayısının çok küçük bir kısmının salonlara gittiği de bilinen bir gerçek. Biz, sorunu yayıncılık anlayışında görüyoruz ve bu beşte dörtlük potansiyel okurla paylaşacaklarımız olduğuna inanıyoruz. Sekans, işte bu nedenle var.
Diğer sinema dergilerinden farkınız ne olacak?
Sinemanın eğlence ayağı için üretilen filmler dışında kalanlara kör rolü oynayan, lütfedici bir yaklaşımla ötekilerin “öteki” olduğunu daha derinden hissetmelerini sağlayan vizyon dergilerinden biri değiliz. Sinemayı akademik bir kavanoza kapatmak veya ideolojik bir yastık olarak kullanmak derdinde de değiliz. Şimdilik kısık çıkmakla birlikte, sinemanın bir sevgi işi olduğunu yeniden hatırlatma çabasında olan sesin bir parçası olmak derdindeyiz.
Klasik-modern, teorik-pratik, popüler-sanatsal gibi yapay paradoksal söylemlere de inanmıyoruz. Kısaca film dergisi değil sinema dergisiyiz. İçeriğe gelince farklarımız var, ama siz bunu bölüm başlıklarımız anlamında değil, yaklaşım ve nitelik farkı olarak algılayın. Zaman zaman kesişen popüler ve kitle kültürlerinin ne olduğundan çok onların nasıl çözümlendiğine kafa yorarsak, aynı konuyu işlemiş olabiliriz belki ama farklı sonuçlara varacağımız kesin görünüyor.
Sinemanın eleştirisi mi yoksa tanıtımı mı?
Her ikisi de. Ama eleştiri tanıtımdan önce geliyor. Burada bölüm başlıklarımıza yaklaşımımız ve belirlediğimiz öncelikler rol oynuyor.
Sinema arkeolojisi isimli bölümünüzünü içeriği nedir acaba?
Sinemanın geçmişini eşelemek... Çok geniş bir alan. Yayınlar, sinemacılar, günlükler, biyo-filmografiler, kitaplar, filmler... Dün neler oldu? Yıllardır bunun peşinden koştuğumuz için ne denli zevkli bir alanı kazı alanına çevirdiğimizi biliyoruz. Sinema tarihinde öylesine güzel unutulmuşlar, öylesine çarpıcı ayrıntılar var ki, onların peşinde koşuyoruz. Kendimizi yeniden bulmak gibi bir şey.
Dosya konularınızın daha çok toplumsal bir içerik taşıması bilinçli bir tercih mi?
Dosya konuları çok çeşitli olacak. Sansür, festivaller, yasalar, sinema coğrafyaları, akımlar gibi doğrudan sinemayla olduğu gibi, kaldı ki bunlar bir koşulda sosyal, ekonomik ve politik ortamla ilintili, sinemayla dolaylı olan dosya konuları da var. Bazıları hazırlık aşamasında. Toplumcu bakış ya da sizin deyiminizle içerik, bizim tercihimize bırakılamayacak kadar gerçek, zorunlu ve yaşayan bir olgu. Filmler bireyin mikro bakışına ve hazzına yönelirler, sinema ise toplumun makro bakışıyla ve toplumsal yapısıyla ilişkilidir. Kol kola yürürler ama bir yandan da çatışmaktan ve birbirlerini beslemekten de geri kalmazlar.
Sekans’ın kadrosu kimlerden oluşuyor?
Derneğin bundan önce yayınlanan ve “Kinorama” adını taşıyan bir broşürü vardı. Neler yapabileceğimizi test ettik. Değerlendirmeler olumlu sonuç verince dergiye yöneldik. Dernek dışından gelen yüreklendirmeler de buna eklenince çabamızı hızlandırdık. Açmış olduğumuz temel sinema eğitimi ve film eleştirisi seminerlerinden gelen ve çeşitli yayın organlarında yazan arkadaşlarla Sekans çatısı altında toplandık. Derken Kül Yayıncılık devreye girdi ve Sekans bir inanç ve hoşgörü yumağı içinde doğdu.
İlk sayının içeriği, ağırlıklı olarak, içlerinde akademik ortamdan veya serbest yazarlıktan gelenlerin de olduğu derneğimiz üyesi yazarların çabalarıyla meydana geldi. Önümüzdeki sayıdan başlayarak bu oranı yarı yarıya eşitleyeceğiz.


Başa dön


KARTAL SANAT TİYATROSU
   YIKILDI!
Turgay Keser
Kartal Sanat Tiyatrosu’nda geçen hafta gerçekleştirilen “boşaltma”nın ardından, yıkım önceki gün başladı. Verdiği bütün hukuk mücadelesine ve mülki amirliklere yaptığı başvurulara rağmen sonuç alamayan tiyatro, sonunda Kartal’da yersiz bırakıldı
Hukuksal olarak da mücadelelerini sürdüreceklerini belirten Kartal Sanat Tiyatrosu Genel Sanat Yönetmeni Nihat Nadi Ülger, “Bizi yersiz koyanların peşini bırakmayacağız. Yaptıkları işin hukukla bağdaşmadığını göstereceğiz onlara” dedi. Yıkımın gerçekleştirildiği okul binası önünde beklemeyi sürdüren Kartal Sanat Tiyatrosu oyuncu ve yöneticileri, 2001 yılından beri oyunlar sahneye koydukları tiyatronun yıkılışını üzgün gözlerle izlediler.
Tiyatromuz haklı
Tiyatronun içinde bulunduğu okul binasının 1999 Marmara depreminde hasar gördüğü gerekçesiyle yıkım kararının alındığını belirten Ülger, binanın var olduğu iddia edilen bu hasara rağmen, yıllarca okul olarak kullanılmasının ne manaya geldiğini yetkililere sormak istediğini belirtti. Ülger, “Biz daha içindeyken vinçlerle gelip tepemize bindiler, oyunlar oynanırken elektriği, suyu kestiler, hangi güvenlik sorunu böyle yaklaşmayı gerektirir?” dedi.
Belediyede, valilikte, kaymakamlıkta pek çok girişimde bulunduklarını da belirten Ülger, “Sonuçta bize Kartal’da tiyatro yapacağımız bir yer göstermedikleri gibi, bir sürü masraf ederek sezona hazırlandığınmız tiyatromuzu da yok ettiler. Emeğimiz, çalışmalarımız mahvoldu” dedi.
Dayanışma sürüyor
Kartal’da kendileriyle dayanışma içinde olan insanların azımsanmayacak sayıda olduğunu da söyleyen Ülger, bazı küçük atölyelerde oyun provaları ve derslerin devam ettiğini vurguladı. Küçük de olsa bir sahne kurduklarını ifade eden Ülger, “Bunlar Kartal Sanat Tiyatrosu’nu yıldırmayacak, onların yakasını bırakmayacağımız gibi Kartal’da tiyatro yapmaya devam edeceğiz. Çünkü burada tiyatro sadece bir bina sorunu değil, biz insanların kafasına, yüreğine bu tiyatro tohumunu ektik ve bu yeşerip gelişecek. Onlar sanmasınlar ki artık burada tiyatro bitmiştir” dedi.
Semaver’de yeni oyun: Süleyman ve Öbürsüler
Semaver Kumpanya, Ayşenil Şamlıoğlu’nun rejisi ve Can Atilla’nın müzikleri ile Çevre Tiyatrosu’nda müzikli, danslı bir komedi sahneliyor. Oyunun hareket düzenini Cihan Yöntem, müzik direktörlüğünü Çiğdem Erken, dekor tasarımını Hakan Dündar, kostüm tasarımını Funda Çebi yapıyor. Mart Ayı sonunda seyirci karşısına çıkacak olan “Süleyman ve Öbürsüler”i, Yavuz Pekman, Max Frisch’in “Biedermann ve Kundakçılar”ından esinlenerek yazdı. “Süleyman ve Öbürsüler” ademoğlunun yaşamdan hiç ders almayan yanına işaret ediyor; toplumsal ve bireysel sorumsuzluğunu, kayıtsızlığını, aymazlığını acı bir alayla anlatıyor.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net