www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Kürt sorunu için adım atın!
Demokratik Güçbirliği listesinden seçilen 56 belediye başkanı, bölge illerinde yaşanan hak ihlallerine dikkat çekerek, Kürt sorununun demokratik ve barışçıl çözümü için hükümeti adım atmaya çağırdı.

Uğur için Mardin’e çağrı
Güvenlik güçleri tarafından evleri önünde öldürülen 12 yaşındaki Uğur Kaymaz ve baba Ahmet Kaymaz’ın davası yarın başlıyor. Kaymaz Ailesi ve avukatları, herkesi Mardin’e çağırdı. İlk duruşmaya Türkiye ve yurtdışından çok sayıda kitle örgütünün katılması bekleniyor.

‘Barbaros Çocuk Köyü
   başarılı bir modeldir’

Mülkiyeliler Birliği İzmir Şubesi Yöneticisi Alime Mitap, Barbaros Çocuk Köyü’nün başarılı ve çağdaş bir model olduğunu belirtti.

Eğitim emekçileri eylemde
Eğitim Sen üyesi öğretmenler sendikalarının kapatılmak istenmesine karşı yurt çapında eyleme geçti. “Eğitim Sen’in güneşi karartılamaz” diyen eğitimciler, bugün de meşaleli yürüyüş gerçekleştirecek.


Kürt sorunu için adım atın!
Demokratik Güçbirliği listesinden seçilen 56 belediye başkanı, son günlerde Şırnak, Diyarbakır, Van, Mersin, Hakkari ve Kızıltepe’de yaşanan hak ihlallerine dikkat çekmek ve Kürt sorununun demokratik ve barışçıl çözümü için ortak açıklama yaptı. Belediye başkanları, devlet yetkililerini halkların ortak talepleri için adım atmaya çağırdı.
Basın toplantısında 56 belediye başkanı adına konuşan Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, son günlerde yaşanan insan hakları ihlallerinden duydukları kaygıları dile getirdi. Baydemir, kamuoyu ve hükümet yetkililerinin dikkatlerini çekmek amacıyla basın toplantısı düzenlediklerini söyledi.
Avrupa Birliği’ne uyum yasalarıyla birlikte sürecin demokratik yönde geliştiğini savunan Baydemir, halkta da “güzel günlerin geleceğine dair inancın büyüdüğünü” ifade etti.
Baydemir, şöyle devam etti; “Bizler, demokrasinin yerleşmesi adına yapılan bu değişiklikleri destekliyoruz. Bugün sorunun çözümünün her zamankinden daha olanaklı olduğuna inanıyoruz. Ancak, demokrasinin ve toplumsal barışın sağlanabilmesi için, gerek hükümetin ve gerekse kamu otoritelerinin, cumhuriyet tarihi ile yaşıt olan Kürt sorununun demokratik, katılımcı ve barışçıl çözümü konusunda beklenen iradeyi ortaya koymasını da bekliyoruz. Sosyal koşulları oluşmasına rağmen, çözümün ertelenmesi ve sorunun hâlâ yok sayılması, toplumu, telafisi olmayan ve geçmişte de yaşadığımız acılı günlere sürükleme riski ile karşı karşıya bırakmıştır.”
“Yine eski günlere mi dönüyoruz?” diye soran Baydemir, şöyle devam etti: “Kızıltepe’de 12 yaşındaki bir çocuğun ve babasının yaşamına kast edilmesi, Şemdinli, Van ve Şırnak’ta sivillere yönelik yaşam hakkı ihlalleri, Siirt’te cenazesini dini vecibelerini yerine getirerek gömme isteğine verilen yanıt, Diyarbakır başta olmak üzere pek çok kentte demokratik talep ve tepkilerini ortaya koyan halka yönelik sert müdahaleler ve daha 2 gün önce Mersin’de 19 yaşındaki Ümit Gönültaş’ın sokak ortasında yaşamına kast edilmesi, toplum olarak bu gidişattan endişe duymamızı ve bu gidişata karşı çıkmamızı gerektirmektedir.”
Barış için...
AB görüşmelerinin başlayacağı 3 Ekim’e az bir süre kaldığına işaret eden Baydemir, “Ülkemizin demokrasiden, demokratikleşmeden ve hoşgörüden uzaklaşmaması gerekir. Biz aşağıda imzası bulunan 56 belediye başkanı olarak, kamu otoritelerini ve tüm toplumsal dinamikleri, halklarımızın ortak talebi olan demokrasi, barış ve hoşgörü ortak paydalarında buluşmaya, bu konularda adım atmaya davet ediyoruz” diye konuştu.


Başa dön


Uğur için Mardin’e çağrı
Ali Rıza Kılınç - Uğraş Vatandaş
Mardin’in Kızıltepe ilçesinde, güvenlik güçleri tarafından öldürülen 12 yaşındaki Uğur Kaymaz ve babası Ahmet Kaymaz’ın davası yarın başlıyor. Mardin 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek ilk duruşmaya, bölge barolarından avukatlar, siyasi partiler, kitle örgütleri, Avrupa Parlementosu milletvekilleri ve TBMM İnsan Hakları Komisyonu üyesi milletvekillerinin katılması bekleniyor. Kaymaz Ailesi ve ailenin avukatlar, davaya katılım çağrısı yaptı.
Kaymaz Ailesi’nin avukatı ve İHD Mardin Şube Başkanı Hüseyin Cangir, hazırlanan dosyanın tamamında polisleri aklamaya yönelik girişimlerin olduğuna dikkat çekerek, “Anladığımız kadarıyla dava sürüncemeye bırakılarak, unutturulmak isteniyor” dedi.
Davada, benzer faili meçhul olayları da tartışmaya açacaklarını ifade eden Cangir, sanıkların cezalandırılması ve karanlık bir dönemin yeniden tartışılmaya açılması açısından duruşmanın önemli olduğunu vurguladı.
Polis ifadeleri çelişkili
Dava dosyasında baba-oğul Kaymazların durumuna ilişkin verilerin olmadığını belirten Cangir, “Dosya sadece ve sadece sanıkların lehine deliller içeriyor. Dava dosyasının hiçbir yerinde Ahmet ve Uğur Kaymaz’ın ayağında terlikler olduğu, günlük kıyafetleriyle oldukları geçmemiştir. Kamyonlarına eşya taşıdığı söylenilmiyor” diye konuştu.
Polis ifadelerinin çelişkiler taşıdığını ancak bunların dikkate alınmadığını dile getiren Cangir, sanık polislerden S.A’nın ifadesindeki çelişkiye şöyle işaret etti; “S.A. ifadesinde kendisinin havaya ateş açtığını belirtmiş. Oysa otopsi sonucunda Ahmet Kaymaz’ın vücudundan çıkan kurşunlardan bir tanesi S.A’nın silahından çıktığı belirlenmiştir.”
Keşif talebi
Savcılığın iddianamesinde; Ahmet Kaymaz’ın üzerinden çıkan TUHAD-DER kartı ve Ahmet Kaymaz’ın kardeşi Reşat Kaymaz’ın çeşitli eylemlerde çekilen fotoğraflarının yer aldığını belirten Cangir, olaya ilişkin savcılığın hazırladığı şu iddialara da dikkat çekiyor; “İddiaya göre polisler, Ahmet Kaymaz’ın üzerinde dört adet dolu kaleşnikof şarjörü ve iki el bombası olan kemerine takılı kütüklük ele geçirmiş. Biz kütüklüğün adli tıp tarafından incelenmesini istedik. İstememizin sebebi, Kaymaz’ın kemerinde iki kurşun deliği olmasıdır. Kemere takılı olduğu iddia edilen kütüklük eğer Kaymaz’ın üzerinde ise kaçınılmaz olarak ya kurşun isabet etmiş olması, ya da kanlanmış olması gerekir.”
Cangir, davanın adil bir biçimde sürmesi için seri bir yargılama sürecinin başlaması ve sanıkların katılacağı bir keşifin yapılmasını talep edeceklerini kaydetti.
Bu arada Kızıltepe’de her pazar yapılan eylemin bugün de gerçekleştirileceği bildirildi.

ÇAĞRIMIZ SAVAŞ İSTEMEYEN HERKESEDİR
Ahmet Kaymaz’ın kardeşi Reşat Kaymaz, Türkiye’nin geçmişiyle hesaplaşması açısından davanın önemli olduğunu belirtiyor; “Daha önce yapılan yargısız infazlar, faili meçhul cinayetler hep karanlıkta kaldılar. Türkiye açısından tarihi bir davadır, bir dönüm noktasıdır. Bir dönemin başlangıcı da olabilir. Bu da mahkeme sürecine bağlı bir şeydir. Eminim ki korkusuzca üzerine gidilse karanlık olarak ifade edilen uygulamalar aydınlatılabilir.”
Kaymaz şöyle devam etti; “Biz Kaymaz Ailesi olarak her ne kadar kin ve düşmanlığa karşıysak da duygusal olarak ister istemez öfke eğilimi taşıyoruz. Savcılığın sanıklar hakkında hazırladığı 2 ile 6 yıl arasında değişen ceza istemi bizim isteğimiz değildir. Ben eminim ki davanın sürecine bakıldığında kamuoyunun da beklentisi bu değildir. Ceza isteminin en azından 36 yıldan başlaması gerekirdi. Çünkü olayı yapan kişiler, biz yaptık biz öldürdük diyorlar. Buna rağmen siz hâlâ 6 yıla kadar ceza istiyorsunuz?”
“Hukuka olan inancım sarsıldı. Bunun en basit örneği de, sanık polislerin görevden alınıp tutuklanacaklarına, ödül olarak başka illere ve ilçelere atanmalarıdır. Kocaeli, Mersin ve İstanbul’a atanmışlardır sanık polisler. Bu bir ödüldür” diyen Kaymaz, davaya ilişkin bir de çağrıda bulunuyor; “Çağrım bütün demokrat insanlara, aydınlara, sivil toplum örgtütlerine, siyasi partilere, insanım diyen, yargısız infaza karşı olan, savaş istemeyen herkesedir. 21 Şubat’ta Mardin’de olsunlar, gerçekleri kendi gözleriyle görsünler...”

İNFAZDA NEREDEN NEREYE
  • 21 Kasım 2004’te Kaymaz Ailesi’nin evini saran güvenlik güçleri, ayaklarında terlikleriyle evlerinin önündeki kamyona giden 12 yaşındaki Uğur Kaymaz ve baba Ahmet Kaymaz’ı yaylım ateşine tuttular. Vücuduna 13 kurşun alan küçük Uğur ve Ahmet Kaymaz olay yerinde hayatlarını kaybetti. Mardin Valisi Temel Koçaklar, olayın ardından yaptığı açıklamada, “İki terörist ele geçirildi” dedi.
  • Olayın Meclis’e taşınması ve kamuoyundan gelen baskılar üzerine, infazda adı geçen dört polis açığa alındı. Kızıltepe Kaymakamı Engin Durmaz, görevinden alınarak Erzurum vali yardımcılığına atandı.
  • TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu’nun hazırladığı raporda, olayda herhangi bir çatışma izine rastlanmadığı ifade edildi. Raporda, “Baba ile oğulun Özel Tim ile karşılaşmasının ani olmadığı, çatışma izine rastlanmadığı, üzerlerinde de eyleme çıkacak kıyafet bulunmadığı” ifadelerine yer verildi.
  • TBMM’nin raporundan kısa bir süre sonra iddianameyi hazırlayan Mardin Cumhuriyet Savcılığı, 12 yaşındaki Uğur ve babası Ahmet Kaymaz’ı suçladı. İddianamede Uğur’un üzerinde bulunan kalaşnikoftan güvenlik güçlerine 8 kurşun sıkıldığı öne sürülürken; anne Makbule Kaymaz için de, “örgütün sair efradı olmak” suçundan dava açılmasını istendi.
  • Mardin Cumhuriyet Savcılığı, Kızıltepe davasıyla ilgili soruşturmanın gizli yürütülmesini kararlaştırdı. Avukatların itirazları kabul edilmedi.
  • Sanık polislerin tutuklu yargılanmasını talep eden avukatların isteği geri çevrildi. Sanıkların tutuksuz yargılanmasına karar verildi.
  • İçişleri Bakanlığı müfettişlerinin yürüttüğü idari soruşturmada, sanık polisler hakkındaki kararın adli soruşturmanın ardından verilmesini kararlaştırıldı. Müfettişler, sanık polislerin görevlerine dönüp, dönmeyecekleri hakkındaki kararı da İçişleri Bakanlığı’na bıraktı.
  • Meclis’te basın toplantısı düzenleyen TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu Başkanı Mehmet Elkatmış, Mardin Savcılığı’nın davayla ilgili hiçbir belgeyi kendilerine ulaştırmadığın söyledi. Elkatmış, “Bu tutumu esefle kınıyorum” dedi.
  • Kızıltepe davasında yargılanan dört sanık polis, görevlerine iade edildi.

    YAŞAMLARI DA DEĞİŞTİ EVLERİ DE...
    Kızıltepe’de; her hafta sonu periyodik olarak gerçekleştirilen eylemlere katılan Kaymaz Ailesi, bir taraftan suçluların cezalandırılması için mücadele ediyor, diğer taraftan da iki kişinin hayatlarından çıkması nedeniyle içine düştükleri sıkıntılara göğüs germeye çalışıyor. Aile, yaşadığı acıları bir nebze de olsa unutabilmek için başka bir eve taşınmak zorunda kaldı.
    Uğur’un annesi Makbule Kaymaz, “Evin önünde, odalarda, kapı eşiklerinde hep onlar gözümün önünde, dışarıya adımımı atar atmaz, öldürüldükleri yer karşımda...” diyerek, çektiği acıyı artık taşıyamadığını anlatıyor.
    “Çocuklarım” diyor anne Makbule, geceleri odadan odaya geçerken korktuklarını ifade ediyor. Büyükanne Emine Kaymaz, “Onlar haksız ve sebepsiz yere öldürüldüler” diyerek herkesi duruşmaya beklediğini belirtiyor. Saçları tamamen ağarmaya yüz tutan anne Makbule’de peşi sıra dizdiği birkaç sözcük ile suçluların yargılanmasını istediğini söyleyebiliyor sadece.


    Başa dön


    ‘Barbaros Çocuk Köyü
         başarılı bir modeldir’
    Mülkiyeliler Birliği İzmir Şubesi Yöneticisi Alime Mitap, Barbaros Çocuk Köyü’nün başarılı ve çağdaş bir model olduğunu belirterek, “Yönetim yetersizlikleri ve istisnai bazı davranışlar gerekçe gösterilerek, bu kurumların yok edilmek istenmesi, Köy Enstitüleri, Halkevleri örneklerinde olduğu gibi ülkemize çok pahalıya mal olmaktadır” dedi.
    Mülkiyeliler Birliği, Tabip Odası, TMMOB, Türk Psikologlar Derneği ve İzmir Barosu tarafından dün düzenlenen ortak basın toplantısında, “tecavüz ve taciz” iddialarıyla gündeme gelen Urla Barbaros Çocuk Köyü ile ilgili gelişmeler değerlendirildi. Ortak açıklamayı yapan Alime Mitap, olayın kamuoyuna yansıtılmasında izlenen yol ve yöntemlerin, hukuksal ölçülerin dışına taştığını, benzeri kurumlara karşı linç kampanyasına dönüştürüldüğünü söyledi.
    Birçok basın ve yayın organının olay karşısındaki “yıpratıcı” yayınlarını da eleştiren Mitap, Barbaros Çocuk Köyü’ne destek verilmesi, burada zaten çeşitli sorunlar nedeniyle bulunan çocukların her zamankinden çok korunması çağrısında bulundu.
    Yıpratma kampanyası
    Açıklamanın ardından gazetecilerin sorularını yanıtlayan kitle örgütü temsilcileri, çocukların “seks köleleri” olarak teşhir edildiklerini hatırlatarak, “sistemdeki arızaların çocuklara mal edilmemesini, bir sorun varsa çözümüne yönelik işler yapılmasını” istediler. Psikolog Deniz Özer Eryılmaz “Korunmaya muhtaç devlete emanet edilmiş çocukların özenle korunması gerektiğini düşünüyoruz” dedi.
    Toplantıya İzmir Barosu adına katılan Bülent Güvenç Alan, Barbaros Köyü bahane edilerek tüm yurtlar ve çocuk evlerine yönelik bir yıpratma kampanyası uygulandığını düşündüklerini ifade etti.
    Gençlik Evleri açılmalıydı
    Tabib Odası Temsilcisi Yasemin Öz ise çocukların ev ortamında büyümesinin önemine dikkat çekerek, “Orada anneleri var, kardeşleri var. Çocuk Köyü, çocukların topluma kazandırılması için önemli bir projeydi” diye konuştu. Ancak projenin “Gençlik Evi” ayağının eksik olduğunu, Bakan Güldal Akşit’in bu konuda söz vermesine rağmen, bu eksiğin tamamlanmadığını bildirdi.


    Başa dön


    Eğitim emekçileri eylemde
    Eğitim Sen üyesi eğitim emekçileri, yurt çapında gerçekleştirdikleri eylemlerle sendikalarını kapattırmayacaklarını bildirdiler. Eğitim Sen’liler sendikalarına açılan kapatma davasına karşı bugün yapacakları meşaleli yürüyüşlerin ardından sendika binalarında nöbet tutacak.
    İstanbul’da Taksim Gezi Parkı’nda oturma eylemi gerçekleştiren eğitimciler, “Anadil bölmez bütünleştirir”, “Zafer direnen emekçinin olacak”, “Yaşasın halkların kardeşliği”, “SEKA işçisi yalnız değildir” sloganları attı. Kapatma davasının “bilime, insanlığa ve demokrasiye” açıldığını söyleyen KESK Genel Başkanı Sami Evren, “İnsan hakları, her insanın anadilinde eğitim almaya hakkı olduğunu öngörür. Bu hakkı yok sayabileceklerini sanıyorlarsa yanılıyorlar. Bu dava siyasi bir davadır” diye konuştu. Evren anadilde eğitim hakkının mahkemece güvence altına alınmasını istedi.
  • SSK İlaç Fabrikası’nın önemi daha da arttı
    Petrol-İş Genel Başkanı Mustafa Öztaşkın, ilaç sektöründe büyük yolsuzlukların yapıldığı ve fahiş fiyatlarla pazarlama yapıldığı bir dönemde SSK İlaç Fabrikası’nın kapatılmasının, piyasayı denetimsiz bırakacağı uyarısında bulundu. Öztaşkın, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Türkiye’deki en ucuz ilaç üreticisi konumundaki fabrikanın ürettiği 20 çeşit ilacın, diğer firmaların ürünlerinden yüzde 20 ile yüzde 646 arasında değişen oranlarda ucuz olduğunu söyledi. SSK’nın sağlık harcamaları içinde en büyük kalemi ilacın oluşturduğunu, 2004 yılında bu rakamın 2.4 katrilyon liraya ulaştığını dile getiren Öztaşkın, şöyle konuştu: “İlaç fabrikasının önemi burada ortaya çıkıyor. Bakanlığın yaptığı hesaplamaya göre, fabrikanın üretimi, ilaç harcamasının yüzde 3’ünü karşılıyor. Gerçek katkının ise yüzde 10 civarında olduğu tahmin ediliyor. Çünkü, diğer firmalarda ilaç fiyatlarını fabrikaya göre belirlemek durumunda kalıyor. Fabrika bu özelliğiyle piyasada denetim ve düzenleyici rol üstleniyor.” Fabrikanın yıllardır kapatılma tehlikesiyle karşı karşıya kaldığını anlatan Öztaşkın, şunları kaydetti: “Özel sektör ve kimi politikacıların fabrikanın kapatılmasına ilişkin istekleri oldu. Sağlık Bakanlığı müfettişleri de buna yönelik raporlar hazırladı. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ve SSK ise ilaç giderlerine katkısı dolayısıyla fabrikanın yaşatılmasını sağladı. Fabrikanın kapasitesinin artırılmasına ilişkin bazı girişimler de oldu, ancak çeşitli engellemeler nedeniyle bunlar gerçekleştirilemedi.” Öztaşkın, SSK hastanelerinin Sağlık Bakanlığı’na devrinin ardından sadece hammadde stokları tüketilene kadar fabrikadan alım yapılacağına dönük açıklamalar olduğunu dile getirerek, ilaçlar serbest eczanelerden alınacağı için fabrikanın ürünlerinden alım yapılmayacağını ifade etti. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ve SSK’nın fabrikaya ilişkin tutumunun ortada oluğunu dile getiren Mustafa Öztaşkın, “Ancak inisiyatif hastanelerin devri ve ilaç alımının dışarıdan karşılanması nedeniyle Sağlık Bakanlığı’na geçmiş durumda” dedi. Öztaşkın, fabrikanın daha iyi fiziksel imkân ve teknik ekipmanlarla, ilaç sayısını artırıp, serum üretimine de başlayarak faaliyetini sürdürmesini istediklerini kaydetti. Konuya ilişkin soruları yanıtlayan SSK İlaç Fabrikası Müdür Yardımcısı Metin Özatalay ise, SSK hastanelerinin devrinin ardından, ilaç fabrikasının geleceğine ilişkin henüz kendilerine bildirilmiş resmi bir karar bulunmadığını söyledi.
    Kerbela anmasında ABD kınandı
    İmam Hüseyin ile 72 arkadaşının Kerbela Çölü’nde öldürülmelerinin yıldönümü dolayısıyla, Halkalı’daki Aşura Meydanı’nda anma töreni düzenlendi. ‘’Türkiye Caferileri lideri’’ Selahattin Özgündüz, törende yaptığı konuşmada, dernek kurmak için gerekli başvurularda bulunduklarını ve ‘’Caferi-Der’’in yakın zamanda faaliyetlerine başlayacağını söyledi. Konuşmasında ‘’ABD’nin Suriye ve İran’a karşı tutumuna’’ da tepki gösteren Özgündüz, ‘’Bu saldırgan tutum İsrail’den başka kime hizmet etmektedir? ABD bu iki ülkeye saldırırsa, en büyük zararı ülkemiz görür’’ diye konuştu. Törende daha sonra Zeynebiye Gençlik Tiyatrosu’nun ‘’Mazlumun Dini Sorulmaz’’ adlı oyunu, Aşura Meydanı’nda sergilendi. Hilal Mahmudoğlu Hasanov ile Kasım Alcan’ın yönetmenliğini yaptığı ve 350 metrekarelik doğal kum sahnede sergilenen oyunda, Hazreti Hüseyin’in Kerbela’da şehit edilişi canlandırıldı. Oyunu izleyen Guinness (Dünya Rekorlar Kitabı) Türkiye FahriTemsilcisi Prof. Dr. Orhan Kural, 840 oyuncunun rol aldığı gösterinin’’Dinsel bir tiyatroda en fazla oyuncunun sahnede yer alması’’kategorisinde rekora aday olduğunu bildirdi. Kerbela katliamının 1325’inci yıldönümü nedeniyle Ankara’da düzenlenen Aşure Töreni’nde konuşan Dünya Ehlibeyt Vakfı Genel Başkanı Fermani Altun, “Alevi-Sünni ayrımı yok. 17’nci yüzyıldan sonra Osmanlı’yı bölmek için hazırlanan bir tuzak” iddiasında bulundu. Törene katılan Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik ve Milli Savunma Bakanı’nın da “seyit” olduğunu belirten Altun, AKP hükümetinin çalışmalarını takdirle karşıladıklarını ifade etti. Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, “Alevilik ile ilgili bölümün Alevilerce yazılmasını” kabul etmeyeceklerini söyledi. Ayrılıklar üzerinden Türkiye’yi bölmek isteyenlerin olduğunu, misyonerlik faaliyetlerinin hızla yaygınlaştığı belirten Çelik, bu konularda dış güçlerin suçlanması yerine, özeleştiri yapılması ihtiyacı olduğunu söyledi. Halkı koyun sürüsüne, yöneticileri ise çobana benzeten Çelik, “Çoban koyunlara sahip çıkmıyor, kurtlar gelip koyunları yiyor. Çoban da kalkıp ‘kahrolsun kurtlar’ diye bağırıyor. Bu ancak ahmaklıkla olur” dedi. Törende söz alan Saadet Partisi Genel Başkanı Recai Kutan’ın konuşması Rıza Mumcu adlı bir dinleyicinin “Sapkın Aleviler diyen siz değil miydiniz” şeklindeki protestosuyla kesilirken, Kutan konuşmasını protestonun ardından bitirmek zorunda kaldı. Törende BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu da bir konuşma yaptı.
    Yolunu beklerken kaza haberini aldı
    Aliağa PETKİM’de taşeron bir firmaya bağlı olarak çalışırken iş kazası geçiren Mustafa Pala, halen komada. Ailesinin hastane kapısındaki endişeli bekleyişi sürüyor. PETKİM’in Etilen Fabrikası’nda önceki gün meydana gelen kazada Pala, “dram” adı verilen azot tankının içine düşerek zehirlenmişti. Önce Aliağa Devlet Hastanesi’ne ardından Tepecik SSK’ya kaldırılan Pala’nın hayati tehlikesi sürüyor. Yoğun bakımda tutulan ve bilinci kapalı olan Pala, suni solunum cihazıyla soluk alabiliyor. Evli ve iki çocuklu olan Pala, henüz 36 yaşında. Eşi Tülay Pala, hastane kapısında iyi haber bekliyor. Doktorların kendisine “Allah gençliğine, çoluk çocuğuna bağışlasın” deyip durduğunu belirten Pala, bu sözleri duymanın kendisini çok üzdüğünü söyledi. Eşinin daha önce 12 yıl Opel’de çalıştığını anlatan Tülay Pala, “Oradan atılınca bir market açtık. Yürümedi, kapattık. İşsiz kaldı, en sonunda bu işi buldu. Burada da bu kaza başımıza geldi. Şimdi biz ne yapacağız? Doktorlar kalp atışlarının normale döndüğünü söylüyorlar. Ama beyninde neler olduğunu, komadan çıkıp çıkmayacağını bilmiyorlar” dedi. Çiğli’de birlikte çalıştığı birkaç arkadaşıyla kiraladıkları bir evde kalan Mustafa Pala, Torbalı’da oturuyor. Eşi, yanlarına ancak üç haftada bir gelebilen Pala’nın yolunu gözlerken kaza haberini almış: “Balkondaydım, erken gelebilir diye yoluna bakıyordum. Komşudan telefona çağırdılar. ‘Meğer kaza olmuş’ Pala ile birlikte PETKİM’de faaliyet gösteren Konut Isı adlı taşeron firmada çalışan ve aynı evde kalan arkadaşı Nüfel Hatunoğlu ise Pala’nın 72 günlük işçi olduğunu söyledi. Hatunoğlu, “Kaza geçirdiği yer kapıya yakın bir yer. Hemen ambulansa alıp oksijen verdiler. Eğer kaza içeride olmuş olsaydı, ambulansa getirilmesi 10-15 dakikayı bulurdu ve kesin orada ölürdü” diye konuştu.
    Melih Gökçek’e sokak protestosu
    Ankaram Platformu üyeleri, sendikalaştıkları için işten atılan EGO işçileri ile beraber yaptıkları eylemde, Melih Gökçek’in işçilerin sendikalı olma hakkını, Ankaralıların ulaşım özgürlüğünü, kentlilerin katılım ve söz hakkını gasp ettiğine dikkat çektiler. Yüksel Caddesi’nde her cumartesi eylem yapan Ankaram Platformu üyelerine seslenen Taylan Ulaş Evcimen, EGO’da yaşanan gelişmelerin, Ankaram Platformu’nun mücadelesinin ne kadar haklı olduğunu ortaya çıkardığına vurgu yaptı. Evcimen, EGO’da işten atmaların ardından, zaten çok kötü durumda olan toplu taşıma sisteminin işlemez hale geldiğini, otobüs kuyruklarının, bekleme sürelerinin ve otobüslerdeki kalabalıklığın dayanılmaz boyutlara ulaştığını dile getirdi. Toplu ulaşım hizmeti verdiğini iddia eden Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin bir de “zarar ettiğini” söyleyerek, ulaşım ücretlerine keyfi zam yaptığına dikkat çeken Evcimen, “Böylesi bir mantıkla çalıştırılan EGO’nun bir de zarar ettiğini iddia etmek nasıl açıklanabilir? Bu, ancak EGO yoluyla elde edilen kaynakların nerelere harcandığını bilmemiz ile mümkündür. Belediye başkanı maalesef ne bilimi, ne insan haklarını, ne Ankaralıları ciddiye almamaktadır” dedi. Evcimen, EGO’da işten çıkarılan işçilerin kadrolu olarak tekrar işe alınmalarını istedi.

    Bize ulaşmak için;

    Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net