|
|

|
           

Geçtiğimiz pazar günü, hükümet sözcüsü Cemil Çiçek, “İstanbul başta olmak üzere büyükşehirlerde polis sayısında bir yetersizlik söz konusu olduğunu” ve “AB standartları açısından da” 35 bin yeni polise ihtiyaç duyulduğunu söyledi.
|
ÜÇÜNCÜ SAYFA
.............
Hakkı Özdal / hakkiozdal@evrenselbasim.com
|
Hükümetten hırsız-polis oyunu
Geçtiğimiz pazar günü, hükümet sözcüsü Cemil Çiçek, “İstanbul başta olmak üzere büyükşehirlerde polis sayısında bir yetersizlik söz konusu olduğunu” ve “AB standartları açısından da” 35 bin yeni polise ihtiyaç duyulduğunu söyledi. Çiçek, hükümetin bu konuda bir düzenleme hazırlığı içerisinde olduğunu ve bu 35 bin kişilik kadronun “üniversite mezunu işsizlerle” doldurulacağını da söylüyor. Çiçek’in açıklaması, o akşam yayınlanan TV bültenlerinde ve pazartesi günkü gazetelerde, “hükümetten kapkaç ve hırsızlığa karşı girişim” teması ile işlendi.
…
Burjuva yasaları, bu yasaların düzenlediği ceza kanunları vs. katı bir “mülkiyet korunması” temeline kurulmuştur. Sermaye birikiminin yol açtığı yoksulluk ve bu yoksulluğun, zenginlik karşısında oluşturduğu potansiyel tehdit; modern ceza yasalarının ve “güvenlik” anlayış ve örgütlenmelerinin kalkış noktasıdır. Polis teşkilatları da öyle. Bu, mülkiyete yönelmiş bir “adi” suçu kovuşturmak için de, mülkiyet biçiminin değiştirilmesine dönük talep ve eylemlerin “bastırılması” için de geçerli. 20’nci yüzyıl boyunca yaşananlar; burjuva ideal devletin, mülkiyetçi bir sınıf örgütü olarak kurumlaşmasına hizmet eden hukukun, “sosyal haklar”, “insan hakları” gibi kavramlarla esnetilmesini zorunlu kıldı. Polis örgütlerinin, bir zenginlik bekçiliği olarak değil de, “huzur, asayiş, güvenlik” gibi “her” kulağa hoş gelebilecek soyut ve göreceli kavramların tesisatçısı olarak görülmesi istendi. Toplumun tümüne eşit uzaklıkta olan; idari olarak da, toplumsal ve siyasal olarak da “merkezde” duran güvenlik örgütleri, bir yandan burjuva toplum yaşantısının kaçınılmaz olan asayiş sorunlarını seyreltmek, öbür yandan da temsil ettikleri merkezi otoritenin “tarafsız” olduğuna dair bir yanılsamayı güçlendirmekle yükümlü.
Asayişin ve güvenliğin, güvenlik örgütü ve onun teknik üstünlüğü, personel gücü vs. ile ilgili olmadığı; tüm bu örgütlerin, adaletsiz bir bölüşümü şiddet yoluyla sürdürme esasına dayalı devletin ihtiyaçları doğrultusunda şekillendiği çok açık. Böyleyken, Türkiye’nin yoksulluğuyla birlikte büyüyen hırsızlık, kapkaç vb. ‘suç’lara karşı “polisin güçlendirilmesi” tedbiri; kasıtlı ve zorunlu bir “yanlış anlama”nın çaresizlikler içindeki çaresi olarak görünüyor. Hırsızlık gibi suçlar için, derin bir eşitsizlik ve üretim dışı kalmış unsurların yığınsal artışı gibi açıklamalar yapamayacağına göre; “üniversite mezunlarını da istihdam ediyoruz işte” gibi popülist “çözümler” paketlemekten başka şansı yok, hükümetin. Hani utanmasalar, “35 bin potansiyel hırsızı polis yapıyoruz” da diyecekler.
…
Şimdi, bütün bu düzenlemelerin nasıl “sağlıklı” sonuçlar vereceğine ilişkin bir “yapıştırma” yapmak durumundayız. Hükümet sözcüsünün ‘yeni polisler alıp hırsızlık sorunlarını azaltacağız’ diye açıklama yaptığı gün, artık tesadüf müdür değil midir bilinmez, İstanbul Emniyet Müdürü’nün bir açıklaması yer aldı Hürriyet gazetesinin ekinde. İşte Cerrah’ın bu sözlerini, Çiçek’in çözümüne “yapıştıralım”.
Cerrah, “Neden suç artıyor” sorusuna şu yanıtı veriyor:
“Suç artışındaki en büyük neden, ‘susma hakkı’. Sanık ‘Susma hakkımı kullanıyorum’ dediği an, polisin yapabileceği bir şey yok. Baro’dan avukat tutmak zorundayız. Polis, yasa gereği 18 yaş altındaki çocukları sorgulayamıyor. Direkt savcılığa sevk ediyor. 2003’te Kadıköy’de 18 yaş altında 10 bin 526 kapkaççı çocuk yakaladık. Bin 41’i tutuklandı. 2004’te ise bin 189 kapkaççı çocuktan sadece 148’i tutuklandı.”
Polis müdürü, susma hakkı’nı, “barodan tutulan avukatı” sorun olarak görüyor. Küçük çocukların tutuklanmasını, 18 yaş altındaki çocukların polis tarafından “sorgulanmasını” talep ediyor.
|
|
|